Petrol Üretimi ve Fiyatları ile Rus Ruleti Oynamak

Amerikalı gazeteci Thomas L. Friedman, “Petropolitiğin İlk Yasası” başlığı ile, 2006 yılı ortalarında yayınladığı makalesine şu cümle ile başlamıştır: “İran’ın Cumhurbaşkan’ı Soykırım’ı inkâr etmekte, Hugo Chavez Batılı Liderlere cehenneme gidin demekte, Vladimir Putin ise fırsatı ele geçirmiş. Neden? Hepsi de, petrol fiyatları ile özgürlüğe giden yolun daima ters yönde ilişkisi olduğunu biliyorlar. Bu, Petropolitiğin İlk Yasası ve yaşadığımız çağı anlatacak temel önermedir[1].” Bu söylemler dile getirildiği 2006 yılında yıllık ortalama olarak ham petrol fiyatları 61 dolar düzeyinde idi ve 2012 yılındaki yıllık ortalama 109 dolar düzeyi hayal bile edilmiyordu.

Petrol üretimi ve fiyatları, düşse de artsa da, mutlaka bazı ülkelere ciddi boyutta ekonomik zarar veren stratejik bir silah olagelmiştir. Bu silahı tek başına kullanabilme yeteneğine sahip başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan ve Rusya gibi sadece birkaç ülke vardır. Bu silah şimdiye kadar birkaç kez kullanıldı. Ancak, bunlardan hiç biri, bugün sergilenmekte olan, “Rus Ruleti” şeklini almamıştı. Benim izleyebildiğim kadarı ile bu rulet, ilk kez bazı ülkeleri ekonomik açıdan geçici değil kalıcı yıkıma uğratmak amacı ile oynanmaktadır. Ruletin oynandığı tek mermili silahı masaya, 2014 yılının ikinci yarısında, kaya petrol üretimi dahil günde 13,973,000 varil petrol üreten[2] ABD’nin bıraktığını söylemek, yanlış bir söylem olmayacaktır, aksine, ABD’nın hakkını teslim etmek olacaktır. Ruleti oynamada en aktif ülkeler olmaya, günlük 11,624,000 varil petrol üretimi ile Suudi Arabistan gönüllü olmuş ve günlük üretimi 10,853,000 varil olan Rusya ise oynamak zorunda kalmış görünmektedir[3]. Oyun başladıktan sonra, Suudi Arabistan ve Rusya’dan hangisi vaz geçip üretimini kısarak fiyatların yükselmesinin yolunu açmaya yeltense, diğeri büyük kazanç elde eden ülke olacağı için rulet oynanması zorunlu hale de gelmiş görünüyor. Bu yazı, silah patladığında namludan çıkan tek bir mermi ile hangi ülkelerin ciddi biçimde yaralanacağını ve hangilerinin ise ölümcül yara alacağını veriler eşliğinde öngörmeye çalışmayacak, zira oyun bütün hızı ile sürmekte, o nedenle bu yazıda iki yıla yaklaşan oyunun ulaştığı aşamada ara hasar tesbiti yapmayı deneyecektir. Yazıyı okumayı bitirdiğiniz de görüleceği üzere şimdiden birden fazla ağır yaralı ortaya çıkmış durumdadır.

Petrol üretiminin arttırılması sonucunda fiyatlar düştüğünde, petrol ve doğal gaz üreten ülkelere, üretimin kısılması sonucu fiyat arttığında da, tüketen ülkelere düşüş veya artış boyutuna göre ciddi şekilde yaralar açabiliyor veya nadiren de olsa ölümcül bir darbe vurabiliyor. Petrol fiyatları hızla arttığında petrol ve doğal gazda yoğun dışa bağımlılığı olan ülkelerin büyüme oranları olduğu kadar, enflasyon, dışticaret ve dolayısı ile cari işlemler dengeleri ciddi bir biçimde olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor. Tersine petrol fiyatlarında hızlı düşüş yaşadığında petrol ve doğal gaz büyük üreticilerinin dış ticaret ve cari işlemler dengesi olumsuz etkilendiği gibi bütçelerinin büyük ölçüde açık vermesi de tetiklenebiliyor ve sonuçta ekonomik küçülme de gerçekleşiyor.

ABD’nin Suudi Arabistan’ı da yanına alarak 2014 yılı sonlarında, petrol üretimini arttırıp fiyatların hızla düşmesini sağlayıp ciddi gelir kaybına yol açarak öncelikle cezalandırmak istediği ülkeler Rusya ve İran’dır. Rusya’nın bu şekilde cezalandırılmak istenmesinin birden fazla nedeni vardır. Rusya Çin ile birlikte Şangay Örgütü’nü kurarak ABD’nin dünya hegemonyası olma projesine ciddi bir risk yaratmıştı. Örgüt kurulduğundan bu yana, örgüt içinde liderlik amaçlı çekişme ve çatışmalara neden olmak yerine, Rus-Çin ekonomik ve politik yaklaşmasına çok önemli katkılar bulunmaya başladı. Mayıs 2014 de Rus Devlet Başkanı Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jingping ile 400 milyar dolar maliyetli Doğu Rusya Doğal Gaz Boru Hattı projesine ilişkin anlaşmayı imzalamıştır. Bu proje ile Çin’e 2018 yılından başlayarak yıllık 38 milyar metre küp doğal gaz verilecektir. Aynı anlaşma ile 2. Ve 3 ncü boru hatlarının da inşası ile yıllık doğal gaz sunumunu 100 milyar metre küpe çıkarılması da öngörülmüştür[4]. Bu proje, 2035 dolaylarında GSYİH büyüklüğünde ABD ekonomisini geride bırakacağı öngörülen Çin’in ekonomik büyümesine güç katabileceği gibi, Çin’i enerji kaynakları tedarikinde ABD’nın denetimindeki Hint Okyanusu güzergâhına daha az bağımlı konuma da taşıyacaktır. Rusya’nın ABD’ni rahatsız eden diğer uygulamalarına değinmeden önce önemli bir bilgiyi anımsatmak isterim. 1977-1981 döneminde ABD Başkanı olan Jimmy Carter’ın, Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski, 1997 yılında yazdığı ve dilimize “Büyük Satranç Tahtası” olarak çevrilen kitabında, ABD’nin dünyadaki egemen güç olma konumunun koruyup sürdürebilmesi için izlemesi gereken stratejileri incelemiştir. Kitabında, ABD’nin Sovyetler Birliği gibi yeni bir gücün oluşmasına izin vermemesi gerektiğinin altını çizen Brzezinski, Rusya ve Çin’in yakınlaşıp biraraya gelmesini çok büyük bir risk olarak belirtmiştir. Şangay örgütü kurulduğu günden beri güçlenmeye devam etmektedir. Bu bağlamda Rusya, biraz önce de kısmen de değinildiği üzere, Çin’in petrol ve doğal gaz açığını karşılamak için büyük ölçekli boru hatları projesini yaşama geçirmiştir. Diğer taraftan, Rusya, çeşitli ülkelerle yaptığı doğal gaz satış anlaşmalarında ruble ve gaz satılan ülke parası ile ödeme seçenekleri uygulamasına da yer vermeye başlamıştir. Buna ek olarak Rusya, Çin ile ekonomik işbirliğini birkaç trilyon dolarlık yatırım hacmi ile destekleyecek projeleri de devreye sokmaya kademeli olarak başlamıştır. Bu bağlamda Moskova-Kazan-Çin hızlı tren projesi yanında ikinci bir hızlı tren projesi ile ilgili olarak da Amur nehri üzerinde köprü inşaatına başlamıştır[5]. Bu büyük projelerin finansmanı için Brics’e üye ülkelerin sermaye katkısında bulundukları, “Yeni Kalkınma Bankası” da 2015 yılında kurulmuştur. Yine 2015 yılında Asya ülkelerindeki altyapı açığını gidermek amacıyla yapılacak 7 trilyon dolara ulaşan projeleri finanse etmek üzere, Brics üyesi ülkelerin de katkıda bulunacakları “Asya Uluslararası Altyapı Bankası” oluşturulmuştur[6]. Putin, Haziran 2016 sonlarında, Pekin’de Xi Jingping ile yaptığı görüşmelerde Rusya-Çin ilişkilerini “stratejik işbirliği” olarak tanımlamanın artık yeterli bir ifade olmayacağını, doğru tanımlamanın “kapsamlı ortaklık ve stratejik birlikte çalışma” olduğuna işaret etmiştir[7]. Şangay Örgütü’ne Hindistan, Pakistan ve İran’ın da tam üye olması durumunda, ortaya çıkacak ekonomik güç ve askeri işbirliği boyutu, ABD’nin küresel hegemonya politikalarına ciddi bir tehdit oluşturabilecektir.

Ayrıca Rusya ve Çin, döviz rezervlerinde bulunan dolarlarla son yıllarda dünya piyasalarında hissedilir boyutta altın almaya da başlamışlardır[8]. Rusya ve Çin gibi ülkelerin rezervlerindeki dolarla altın almaya başlaması, ABD dolarının uluslararası rezerv para olma konumuna yönelik ciddi bir saldırı olarak algılanmaktadır. Rusya’nın ABD küresel hesaplarını ve stratejisini olumsuz yönde etkileyen diğer yaklaşımı ise, ABD ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’da kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmek istedikleri politik yapılanmaya karşı çıkmasıdır. Rusya, Ukrayna’da Batı’nın uygulamak istediği yapılanmaya politik olarak karşı çıkmanın ötesinde, bu ülkedeki gelişmelere doğrudan karışmakta duraksamamıştır da. Bu bağlamda, Doğu Ukrayna’daki gelişmeleri desteklerken, Kırım’daki ayrılıkçı harekete doğrudan destek de vermiştir. Brzezinki’nin anılan kitabında Ukrayna’ya ayırdığı bölümden bir cümleyi buraya alıntılamak isterim; “Avrasya satranç tahtasında yeni ve önemli bir alan olan Ukrayna, jeopolitik bir eksendir. Çünkü bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi ile, Rusya’nın yapısal dönüşümünün sağlanabilmesine yardımcı olmakta, böylece Rusya’nın (Sovyetler Birliği gibi) Avrasya İmparatorluğu olması durdurulmaktadır.[9]” Bu ifadeden de görüldüğü üzere, Rusya’nın “Avrasya İmparatorluğu” kurması ABD tarafından büyük bir risk olarak görülmektedir. Ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki gelişmeleri bilgili ve bilinçli olarak izleyebilmek ve ülke çıkarlarına uygun dış politika izleyebilmek için Brzezinski’nin anılan kitabını da mutlaka okunması gerekenler arasında görüyorum. Bütün bunlara ek olarak Rusya İran’a uygulanan ekonomik ambargoya sıcak bakmamış ve Suriye’de dış etkilerle başlatılan iç savaşta İran ile birlikte önce Esat rejimine aktif olarak destek vermiş ve daha sonra da fiilen askeri varlığı ile Esad’ın yanında yer almıştır. Bu saydıklarım ABD-Rusya ilişkilerinde rahatsızlık yaratan ana başlıklardır. Bunun yanında daha birçok başlık eklenebilir. Rusya’nın bütün bu uygulamalara girişebilmesinde petrol ve doğal gaz gelirlerinin önemli rolü olduğu açıktır. Dolayısı ile petrol ve doğal gaz fiyatlarının büyük ölçekte düşürülmesi ile Rusya bir anlamda hizaya getirilmek istenmektedir. Amaca ulaşılabilecek midir izleyip göreceğiz.

Şahlık rejiminin devrilmesi ile başlayan rejim değişikliği ile ABD-İran ilişkileri ciddi biçimde bozulmaya başlamış ve zamanla ilişkiler çok daha gerginleşmiştir. ABD İran’a yönelik olarak ekonomik yaptırımlar uygulama yanında, bu ülkeye yönelik teknoloji ihracatına da ambargo koymuştur. Teknoloji ihracatına konulan ambargo petrol ve doğal gaz aramaları için gerekli araç ve gereçler yanında kuyu verimliliklerini yükseltecek teknik ve teknolojileri de kapsamıştır. İran’ın, Şah döneminde başlayan nükleer enerji yatırımlarını, yeni rejim döneminde özellikle son yıllarda hızlandırması ve uranyum zenginleştirme sürecine girmesi ile birlikte ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların dozu da artmaya ve katılaşmaya başlamıştır. Diğer taraftan, İran’ın İsrail’i açıktan tehdit eden politikalar izlemesi de ABD’de rahatsızlıkları arttırmıştır. ABD önderliğinde başlatılan Suriye’de rejim değişikliği projesine İran başından karşı çıkmış ve Suriye Devleti yanında yerini almıştır. Ayrıca, İran bu yaptırımların uygulandığı dönemde petrol ve doğal gaz ihracat bedellerini ABD doları dışında avro ve ulusal paralarla yapmaya başlaması da ABD dolarına yönelik bir saldırı olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan İran’ın Çin ile enerji yatırımları konusunda yaptığı işbirliği anlaşmaları da ABD’nin küresel enerji pazarlarını denetleme politikasına ters düşmüştür. ABD ile ilişkileri bozulan İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye önem vermiştir.

Rusya ve İran’ın izledikleri bu politikalardan caydırmak ve hatta tümüyle vaz geçirmek üzere petrol ve doğal gaz gelirlerinde ciddi kayıplara yol açacak olan petrol üretimlerini arttırma ve fiyatları hızla düşürme projesi veya benim Rus Ruleti olarak tanımlamak istediğim politika 2014 yılı sonlarında ABD ve Suudi Arabistan tarafından uygulamaya konulmuştur. Bu projenin uygulanmasının Rusya ve İran ile birlikte başka kimleri de nasıl etkileyeceğini görmeye başlamadan önce, şimdi kısaca geçmişte petrol fiyat silahını veya doları altınla değiştirme adımını atan ülkelerin nasıl cezalandırılmaya çalışıldıklarını kısaca anımsamak incelenen konuyu daha derinlikli anlama ve görme olanağı verecektir diye düşünüyorum.

Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki Yom Kippur veya 6 gün savaşları sürerken petrol üreten Arap ülkeleri, 16 Ekim 1973 günü ham petrol fiyatlarını yüzde 70 oranında arttırarak ve üretim miktarlarını da her ay yüzde 5 oranında düşürme kararını alarak bu silahı ilk kez kullanmışlardı. O günden beri, bazı ülke grupları birkaç kez petrol üretim düzeylerini ve dolayısı ile fiyatlarını silah olarak kullanma girişimlerinde bulunmuşlardır. 16 Ekim 1973 günü yer alan bu ilk olay tarihte “Birinci Petrol Şoku” olarak yerini almıştır. Bu olayların ayrıntısına girecek değilim, sadece, günümüzde yaşanmakta olan Rus Ruleti’nin daha iyi anlaşılabilmesi için geçmişte yer alan bazı kilit olayları, kararları ve sonuçlarını anımsatmakla yetineceğim. Ancak bu konulara geçmeden önce anımsanması gereken bir başka boyut olarak doların dünya ticaretindeki temel para olma konumunu zayıflatmaya yönelik girişimlere de kısaca değinmek istiyorum. Zira halen sürmekte olan Rus Ruleti’nin geri planında bu boyutun da önemli bir yeri vardır.

1929 Ekonomik Krizinden ciddi şekilde etkilenen ülkelerin başında, ekonomisinin göreceli büyüklüğü nedeniyle, ABD yer almaktaydı. Bu krizin insanları yaygın olarak varlıklarını altına çevirmesine neden olabileceği endişesi ile, ABD, 1879 yılından beri uygulamakta olduğu “altın standardı”na, 5 Haziran 1933 günü son vermiştir[10].

Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da hızla tırmanan gerginlik ve savaş tamtamlarının çalınması ile birlikte, Almanya yandaşı olmayan birçok Avrupa Devletleri Merkez Bankalarındaki altın rezervlerini olası savaştan korumak amacıyla ABD’ne göndermişlerdir. Avrupa Devletlerinin altın rezervlerini ABD’ne göndermeleri, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra da devam etmiş, hatta hızlanmıştır. Hitler Almanyasına altınlarını kaptırmamak düşüncesi ile alınan bu güvenlik önlemleri sonucunda, II. Dünya Savaşı bittiğinde, dünya altın rezervlerinin yüzde 80’i ABD’nin Merkez Bankası kasalarında saklanmaktaydı[11]. II. Dünya Savaşı sonrasında IMF ve Dünya Bankası kurulurken ABD, dünya ekonomik üretiminin yüzde 40 ını tek başına yapmaktaydı. Bu nedenle de, Bretton Woods sistemi ile, altın-dolar standardına dayanan sabit kur sistemi kabul edilmiştir. Buna göre 1 ounce (31.10 gram) altının değeri 35 ABD doları olarak sabitlenmişti. Bu düzenleme ile ABD doları, bir yandan uluslararası ticaretin akışkanlığını sağlayan en önemli ödeme aracı olurken, ödemeler dengesi fazlası veren ülkeler için de döviz rezervlerini oluşturdukları temel para birimi olmaya başlamıştı.

Dünya Savaşı sonrasında, başta Fransa, İngiltere ve Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri ABD’nin de desteği ile süratle savaş tahribatını ortadan kaldıracak şekilde yeniden sanayileşmeye ve ekonomik büyümelerini hızlandırmaya başladılar. 1950 li yıllarda Batı Avrupa ülkeleri ekonomik büyüme hızlarını yüzde 7 ye kadar yükselttiler. Bu gelişme hızları ABD’nin ekonomik büyümesinin çok üzerinde seyrediyordu[12]. Bu çerçevede bir yandan Fransız ekonomisi de gelişme gösterirken, diğer yandan koalisyonlarla yönetilen Fransa, Hindiçini Savaşındaki başarısızlıklar ve Cezayir sorunları nedeniyle siyasi istikrarsızlık sarmalına da girmişti. Bu siyasi kriz sonucunda, Fransa’da Dördüncü Cumhuriyet’i sona erdiren bir şekilde, Cezayir’deki ordunun da baskısı sonucunda, 1958 yılında II. Dünya Savaşı’nın ulusal kahramanı General Charles de Gaulle, Anayasa’da yapılan değişikliklerle olağanüstü yetkilerle donanmış olarak Başbakanlık görevine getirildi. Aynı yıl yeni Anayasa halkoylamasında yüzde 79.2 ile kabul edildi ve Ocak 1959 da de Gaulle Cumhurbaşkanı adayı oldu ve Parlamento’da yüzde 78 oy alarak Cumhurbaşkanı seçildi[13]. Uygulanan ekonomik program çerçevesinde ekonomisi hızla düzelen Fransa, dış borçlarını ödedikten sonra, 1965 yılında, Merkez Bankası’nda biriken dolar rezervlerini ABD’den resmi kur üzerinden altına çevirmesini istedi. Fransa’nın bu istemi, Bretton Woods Antlaşması ile kurulan sistemin kurallarına uygundu ve karşılandı. Bu yıllarda, Fransa ve Almanya ekonomilerindeki süratli iyileşmeye ayak uygduramayan ve ekonomisi giderek sorunlu duruma gelen İngiltere 1967 yılında sterlingin değerini düşürmek zorunda kaldı ve böylece Bretton Woods sisteminin zincirinin temel halkalarından birisi kırılmış oldu. Fransa’nın başlatmış olduğu dolarlarını altınla değiştirme istemi diğer ülkelere de sıçramaya başladığı için ABD Merkez Bankası üzerinde baskılar çok ciddi boyutlara ulaştı. Bu süreçte Almanya’ya DM’ın değerini yükseltme için yapılan baskılar karşısında bu ülke Mayıs 1971 de Bretton Woods sistemini terketti. Üç ay içinde dolar, DM karşısında yüzde 7.5 değer kaybetti[14]. Benzeri baskılar Japonya’ya da yenin değerini yükseltme şeklinde yapıldı ve Japonya bu isteklere uymak zorunda kaldı. 5 Ağustos 1971 de ABD Kongresi doların değerinin düşürülmesini öneren bir rapor açıkladı. 9 Ağustos 1971 de dolar Avrupa paraları karşısında hızla değer kaybetmeye başladı. Bu dönemde İsviçre de Bretton Woods sisteminde ayrıldığını açıkladı. Bütün bu gelişmeler ABD’nin de sistemden ayrılması ile sonuçlandı ve böylece 1971 yılında doların altınla bağları son kez koparılmış oldu.

William Blum, dilimize “Umudu Öldürmek” olarak çevrilebilecek kitabında, “1958 ile 1960 lı yılların ortasına değin Charles de Gaulle’ün yaşamına kasdeden 30 kadar ciddi boyutlu öldürme girişimi olduğunu yazmıştır. Bu sayıya, planlama aşamasını geçememiş suikast hazırlıkları dahil değildir” gözleminde de bulunmuştur[15].

Dünya Savaşı sonrasında, 1949 yılında, ABD Suudi Arabistan petrollerini Doğu Akdeniz’e taşıyacak çok önemli bir projeyi yaşama geçirmek için girişimde bulunmuştu. Buna göre, Suudi Arabistan petrollerini Lübnan ve Suriye limanlarına taşıyacak Trans-Arabian Boru Hattı inşasına başlanacaktı. Ancak, Suriye Devlet Başkanı Şükrü El Kuvvetli projeyi onaylamadı. Bunun üzerine yapılan bir darbe ile Kuvvetli görevden alındı ve yerine Hüsnü El Zaim getirildi. Zaim Parlomento’yu kapattıktan sonra Boru Hattı Projesi’ni derhal onayladı, ancak henüz dört buçuk ayını tamamlamadan yeni bir darbe ile görevinden düşürüldü[16]. Suriye bir süre peşpeşe darbelerle yaşadı ise de 1955 seçimlerinde yeniden seçilen Kuvvetli, yaşadığı darbede ABD’nin rolü olduğu düşüncesi ile Sovyet yanlısı politikalar izlemeye başladı. Trans-Arabian Boru Hattı da yaşama geçirilemedi.

1957 yılında ABD’de, CIA’in Ortadoğu’da Ürdün, Suriye, İran, Irak ve Mısır’da yaptığı darbe girişimlerini incelemek üzere bir Araştırma Komitesi kurulmuş ve “Bruce-Lovett” raporunu düzenlemişti[17].

1950 lerin başlarında diğer önemli bir darbe de, İran’da Başbakan Muhammed Musaddık’In petrolleri millileştirme kararı üzerine yaşanmıştır. Musaddık’ın iktidardan düşürülmesinde İngiliz ve ABD istihbarat örgütlerinin, İran petrollerini ele geçirmiş çok uluslu petrol şirketlerinin ve uluslararası finans kuruluşlarının çok önemli rol oynadığı çeşitli kitap ve makalelerde işlenmiştir[18].

14 Temmuz 1958 günü Irak’ta Kraliyet rejimine son veren bir darbe yapılmıştır. Darbe liderine karşı bir öldürme girişiminde bulunulmuştur. Ortadoğu’da II Dünya Savaşı sonrasında yer alan darbe girişimleri konusunda Robert F. Kennedy Jr.’ın dipnotlarda yer alan makalesi zengin ve ayrıntılı bilgiler içermektedir, okunmasını öneririm.

De Gaulle’ün 1965 te yaptığı hamle sonucunda, 1971 de ABD doları altın bağının kopmasına neden olan diğer önemli unsur ise, Vietnam Savaşı’nın ABD’nin ekonomik bünyesini ciddi olarak zorlamaya başlamasıdır. Vietnam Savaşı, ABD bütçe açıkları giderek büyütmüş ve ABD Hazine’sinın borçlanma gereksinimini ve ivmesini yükseltmiştir. ABD Hazinesi’ni, dolardan kaçış ve borçlanma kıskacı arasında sıkışma girdabından kurtaran fırsat ise 1973 yılında karşısına çıkmış veya çıkarılmıştır.

Ekim 1973 de Mısır ile İsrail arasında tarihe “Altı Gün Savaşı” olarak geçen savaş başladığında, Alman Başbakanı Willy Brandt’ın ABD Büyükelçisine bu çatışmada tarafsız kalmak istediklerini, bu nedenle de Almanya’daki ABD askeri üstlerinden malzeme gönderilmemesini talep ettiği, ancak ABD’nin bu isteği sert bir şekilde reddettiği belirtilmektedir[19]. 1973 de Arap ülkelerince, Mısır’a destek vermek amacıyla bir yandan petrol üretimini kısılarak petrol fiyatlarının sürekli artması sağlanırken, diğer yandan da İsrail’i destekleyen Batı ülkelerine petrol satış ambargosu da uygulanmaya başlamıştı. İran Şahı, Arap ülkelerince izlenen bu politikalara açıktan ve güçlü destek vermekteydi. Petrol fiyatlarındaki artışın başlatıldığı günden başlayarak yüzde 400 oranına doğru gittiği bu süreçte, bazı kaynaklarda, Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın, Petrol Bakanı Zeki Yamani’yi Tahran’a gönderdiği ve İran’ın bu aşırı fiyat artışlarını neden bu denli istekli olarak desteklediğini Şah’a sordurduğu, Şah’ın da bunun nedeni öğrenilmek isteniyorsa, sorunun kendisine değil, ABD Dışişleri Bakanı Henri Kissinger’e yönetilmesini önerdiği ileri sürülmüştür[20]. Bir önceki son notta yer alan Engdahl’in makalesine göre, 8 Haziran 1974 ABD ile Suudi Arabistan arasında bir anlaşma imzalanmış ve buna göre de Suudi Arabistan, artan petrol fiyatları nedeni ile ortaya çıkacak kaynak fazlasını en az bir yıl vadeli ABD Hazine Tahvillerine yatırmayı kabul etmiştir. Aynı Anlaşma ile ABD Suudi Arabistan’a geniş kapsamlı silah satışı yapmayı da kabul etmiştir. ABD Hazine Bakanı William Simon ve yardımcısı Gerry Prasky’nin yürüttüğü ileri sürülen bu görüşmeler sırasında Suudi Arabistan’ın, ABD’den satın alacağı Hazine kağıtlarına ilişkin bilginin gizli tutulmasını da istediği belirtilmektedir[21]. Böylece “petrodolar”ların ABD ve Dünya ekonomisi bünyesinde dolaşım sistemi devreye sokulmuştur. Böylece ABD’de yaşanmakta olan kriz, fırsata çevrilmiştir. 1975 yılında Suudi Arabistan’ın önderliğinde OPEC üyelerinin petrolü sadece ABD doları ile satma kararı alması da ABD dolarını güçlendiren çok büyük bir destek olmuştur. Bu düzenleme, 1971 de ABD’de yaşanan krizin yaralarına merhem olma yanında, dünyada giderek artan petrol taleplerinin ABD dolarına sürekli büyüyen talep yaratmasını da garanti altına almıştır. (1975 yılında dünya ham petrol üretimi günde 52.8 milyon varil iken 2015 yılında 80.0 milyon varile çıktığı[22] göz önüne alındığında, bu sistem ile, ABD doları dünya ticaretinde çok önemli ve stratejik bir yeri olan enerji kaynaklarının fiyatlanacağı ve ödemelerinin yapılacağı tek para konumu kazandırmış ve ABD Hazinesi’ne çok büyük bir borçlanma özgürlüğü yaratılmıştır. Bu noktada resmi tamamlayacak diğer bir bilgi ise 1970 yılında ABD’de petrol üretimi tavan yapmış ve izleyen yıllarda düşmeye başlamış ve o tarihe kadar net petrol ihracatçısı olan ABD, net petrol ithalatçısı konumuna geçmiştir. Dolayısı ile ABD, sadece giderek artacak petrol dışalımlarını kendi ulusal parası ile ödeme avantajını elde etmekle kalmamış, aynı zamanda, petrol dış alımına bağımlı ülkelerin sürekli ve kesintisiz dolar talep ederek, doların uluslararası piyasalardaki değerinin istikrarlı bir seviyede kalmasını da güven altına almıştır.

ABD dolarının 1995 den günümüze uluslararası ticaretteki ve kur politikalarındaki yerine göz atmak, bu paranın ABD’nin ekonomisi ve dış politika etkinliği açısından yaşamsal önemine ışık tutucu olacaktır. UNCTAD’ın 2013 yılı verilerine göre dünya mal ticaretinin hacmi 18.5 trilyon dolar boyutunda olup bunun petrol, doğal gaz, kömür boyutu 2 trilyon dolardan fazlası ve petrol ürünleri ise 1 trilyon dolardan fazlası olmak üzere 3 trilyon doların üzerindeki bir hacim enerji ile ilgili ticareti oluşturmaktadır[23]. Buna göre dünya mal ticaretinin, sadece enerji boyutu ile, (3/18.5=) yüzde 16.2 den fazlası doğrudan ve dolaylı olarak dolar üzerinden işlem gördüğü anlaşılmaktadır. Aslında ABD dolarının dünya ticaretindeki ağırlığı çok daha fazladır. ABD dolarının dünya ekonomisindeki önemini anlamaya yarayacak diğer bir bilgi seti ise geleneksel döviz piyasalarındaki işlem hacmi içinde çeşitli dövizlerin payındaki değişmelerdir. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.

Tablo 1

Geleneksel Döviz Piyasalarındaki işlem hacmi

(200 temelinde yüzde olarak)

Döviz Cinsi 1995 2004 2010
ABD doları 83.3 88.7 84.9
Avro 53.7 36.9 39.1
Yen 24.1 20.2 19.0
Diğer sanayileşmiş ülkeler 24.2 38.6 37.9
Gelişmekte olan ülkeler 8.5 15.4 19.1
Toplam 200.0 200.0 200.0
İşlem hacmi

Milyar dolar

 

1,150

 

1,970

 

3,981

Kaynak: Goldberg Linda, “The International Role of the Dollar: Does It Matter If This Changes?”, Federal Rezerv Bank of N.Y. Staff Reports, Staff Report No. 522, October 2011 Table 2 dan seçilmiştir.

Önemli Uyarı: 1995 yılı için verilen Avro değeri, henüz o yılda avroya geçilmediği için avro ya dahil ülkelerin ulusal paralarının (DM, Fransız Frangı, İtalyan Lireti ve diğerleri) birarada piyasadaki payını göstermektedir.

Döviz piyasalarında karşılıklı iki paranın değişimi yapıldığı için Tablo 1 de yer alan değerler (100+100=) 200 ün içindeki payı göstermektedir. Bu nedenle örneğin 2010 yılı doların piyasa işlemlerindeki payı 200 de 84.9 dur, diğer oranları da bu şekilde okumak gerekmektedir. Tablo 1 den de açıkça görüldüğü üzere dünya döviz piyasalarında egemen konumdaki iki para dolar ve avrodur. Tablo 1 den görüldüğü üzere, doların payı avronun payının iki katından fazladır. Doların piyasa payı 1995-2010 arasında kayda değer bir değişme göstermemiştir. Piyasadaki işlem hacmi 1,150 milyar dolardan 3,981 milyar dolara çıktığı için işlem gören dolar değerinde de önemli artış görülmüştür.

ABD dolarının dünya ekonomisindeki konumunu gösteren diğer bir bilgi seti de ülkelerin, kur politikaları çerçevesinde, paralarını dolarla ilişkilendirme boyutudur. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir. Tablo 2 den de görüldüğü üzere kur politikalarını bir şekilde dolarla bağımlı konumda tutan ülke sayısı dünyadaki ülkelerin yarıdan fazlasıdır. Burada hemen belirtmek gerekir ki, kur politikalarının dolarla ilişkilendirilmesi çoğu kez ülkelerin özgür seçimi ile değil, ekonomik sorunları ve ödemeler dengesi sıkıntıları nedeni ile IMF desteğine gereksinim duydukları için, IMF tarafından dikte edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Tablo 2

Ülkelerin kur politikaları ile dolar ilişkisi

Kur düzeni 1995 2000 2005 2010
Dolarlaştırılmış veya para kurulu uygulayan ülke sayısı  

9

 

8

 

7

 

8

Doları parasına çıpa (peg) yapan ülkeler  

82

 

85

 

90

 

90

Paralarını doları referans alarak denetimli dalgalanmaya bırakan ülkeler  

 

6

 

 

8

 

 

6

 

 

9

Kaynak: Goldberg Linda, “The International Role of the Dollar: Does It Matter If This Changes?”, Federal Rezerv Bank of N.Y. Staff Reports, Staff Report No. 522, October 2011 Table 1.

Petrodolar sisteminin yaratmış olduğu ortam sonucunda, 2001 yılında ABD Hazine borçlarının GSYİH’ya oranı yüzde 55 düzeyinde iken, bu oranın 2015 yılında yüzde 111’e tırmandığı belirtilmektedir[24]. Bu süratlı tırmanış ile 2015 yılı sonunda ABD Hazine borcunun 18,922.26 milyar dolara çıkmasında Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de uygulanan terörle savaş adı verilen programları çerçevesinde askeri harcamaların süratle artmasının da önemli rolü olmuştur. Bütün bu savaşlar terör ile ilgili olduğu kadar, petrol ve doğal gaz alanlarını (diğer stratejik maden ve minerallerin bulunduğu coğrafyaları) ve ulaşım yollarını denetleme ile de yakından ilgili olduğu genel kabul gören bir düşüncedir.

Bu noktada, ilerideki sayfalarda yapacağım değerlendirmeler çerçevesinde değineceğim için, 18.6 trilyon dolar boyutuna ulaşmış bulunan ABD Hazine borç kağıtlarının hangi boyutta yabancı ülkeler tarafından satın alındığına da kısaca göz atmakta fayda görüyorum. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.

Tablo 3 den de gözlemleneceği üzere, 2015 yılı sonu itibariyle, ABD Hazinesi’nin borç kağıtlarının 6,165.8 milyar dolarlık bölümü, diğer bir deyişle (6,165.8/18,922.2=) yüzde 32.59 luk boyutu yabancı devletler ve şahışların elinde bulunmaktadır. Çin, Tayvan ve Hong-Kong, bu borcun 1,625.0 milyar dolarını veya (1,625.0/18,922.2=) yüzde 8.59 unu elinde bulundurmaktadır. Çin grubu ile birlikte Japonya ise bu borcun 2,747.5 milyar dolarını veya yüzde 14.52 ini karşılamış durumdadır. Tablo 3 den de görüldüğü üzere, ABD Hazine borç kağıtlarını en büyük boyutta satın alan ülkeler Çin, Japonya, Karayip Bankaları, Petrol İhraç eden ülkeler, Brezilya, İsviçre, İngiltere, Hong-Kong ve Tayvan’dır. Tablonun son sütununda yer alan değişim verilerine dikkatle bakıldığında Japonya, Belçika ve Rusya’nın son dönemde ABD Hazine kağıtlarından küçümsenmeyecek bölümü elden çıkardıkları görülmektedir. Rusya’nın 69.4 milyar dolar değerindeki borç kağıtlarını elden çıkarmasında Ukrayna ve Suriye konusundaki ABD-Rusya görüş ayrılıklarının büyümesi yanında, düşen petrol fiyatlarının neden olduğu nakit açtığını karşılamasının rol oynadığı söylenebilir. Belçika’nın 213.7 milyar dolarlık ABD Hazine kağıdını elden çıkarması konusunda yabancı basında yer alan bilgi ilgi çeker niteliktedir. “Zero Hedge” internet sitesinde yer alan bir yazıya göre, 2015 yılında “Çin, Belçika aracılığı ile üç ay içerisinde 143 milyar dolarlık ABD Hazine borç kağıdı satmıştır.[25]” Aynı yazıda şöyle bir iddiaya yer verilmiştir; “Çin’in Hazine kağıtları varlıklarına bakarken, bu verilere ‘Belçika’ Hazine kağıtlarını da eklemelidir. Bu (Belçika) kağıtları çerçevesinde, Çin anonim olarak (kimliğini gizleyerek) 2013 sonlarından beri Euroclear kanalı ile yoğun alımlarda bulunmuştur.[26]” Dileyen okur daha ayrıntılı bilgilere bu konudaki dipnotta yer alan yazıdan ulaşabilir. Çin’in Belçika kanalı dışında da küçümsenmeyecek boyutta ABD Hazine kağıdını elden çıkardığı anlaşılmaktadır.

Tablo 3

ABD Hazine Borç Kağıtlarını alan ülkeler

(yıl sonu itibariyle milyar dolar olarak)

Ülkeler 2012 2014 2015 Değişim
Çin 1,220.4 1,244.3 1,246.1 25.7
Japonya 1,111.2 1,230.9 1,122.5 -108.4
Karayip Bank. (α) 268.3 272.4 351.6 83.3
Brezilya 253.3 256.5 254.8 1.5
Petrol İhr. Ülke.(β) 262.0 290.8 292.5 30.5
Belçika 138.8 335.4 121.7 -213.7
Tayvan 195.4 174.4 178.7 -16.7
İsviçre 195.4 190.1 231.9 36.5
İngiltere 132.6 188.9 218.3 85.7
Hong-Kong 141.9 172.6 200.2 58.3
Rusya 161.5 86.0 92.1 -69.4
Almanya 63.2 72.7 74.7 11.5
Hindistan 59.5 83.0 116.8 57.3
Türkiye 57.6 77.0 64.6 -12.4
Toplam 5,573.8 6,156.0 6,165.8 592.0

Kaynak: Major Foreign Holders of Treasury Securities, Department of the Treasury/Federal Reserve Board’un ayrıntılı bilgiler içeren Tablosundan seçilen ülkelerdir.

α Karayip Bankaları; Bonaire, St. Eustatius ve Saba, Bahamalar, Bermuda, Cayman adaları ile Curacao, Sint Maarten, Panama ve British Virgin Islands’ı kapsamaktadır.

β Petrol İhtaç eden Ülkeler; Ekvator, Venezuela, Endonezya, Bahreyn, İran, Iraq, Kuveyt; Umman, Katar, Suudi Arabistan, BAE, Cezayir, Gabon, Libya ve nijerya’yı içermektedir.

Petrol üretim ve fiyatları ile Rus ruleti oynama konusunu incelemeye başlamadan önce mutlaka anımsamak gereken diğer bazı olaylar serisine de kısaca göz atmakta fayda görüyorum.

Daha sonra ABD Başkan Yardımcılığı görevine de gelen Dick Cheney, 1999 yılında Halliburton Petrol Şirketi Başkanı iken Londra Petrol Enstitüsü’nde yaptığı bir konuşmada, “… 2010 yılında günde 50 milyon varil boyutunda ek petrole gereksinim olacaktır. Bu boyuttaki petrol nereden karşılanacaktır? Devletler ve ulusal petrol şirketleri dünya petrollerinin yüzde 90 ından fazlasını kontrol altında tutmaktadır. Petrol, temel olarak Hükümet işidir. Dünyada birçok bölge önemli petrol fırsatları sunmaktadır, ancak Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine en düşük üretim maliyeti ile sahip olması nedeniyle ödülün bulunduğu yerdir, şirketler bu bölgeye daha fazla erişmek için istek duymalarına karşın buna olanak verecek gelişmeler çok yavaş ilerlemektedir[27].” Bu konuşmanın içeriği değerlendirilirken, elbette yapıldığı dönemde, kaya gazı ve kaya petrolü üretimi konusunda ABD ve diğer ülkelerin sahip olduğu potansiyel konusunda bilgi ve beklentiler henüz başlangıç aşamasında olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, kaya gazı ve petrolü potansiyeli geniş ölçüde kullanılmaya başlanmış olmasına rağmen, Cheney’in vurguladığı Ortadoğu petrollerinin boyutu ve birim üretim maliyetlerinin düşüklüğü bu bölgenin çekiciliğini korumasına neden olmaktadır. Kaldı ki, kaya gazı ve petrolü üretiminin çevre kirliliği maliyeti de çok ciddi boyuttadır.

2000 li yılların başında ABD Enerji Bilgileri İdaresi (EIA), Irak’ın 112 milyar varillik petrol rezervlerinin, dünya rezervleri içinde, Suudi Arabistan’dan sonra ikinci sırada yer aldığını ve hatta Irak petrol rezervlerinin 220 milyar varil bile olabileceği olasılığına dikkat çekmiştir[28]. Mayıs 2001 de ABD Başkan Yardımcısı görevinde bulunan Dick Cheney’in Başkanlığını yaptığı Ulusal Enerji Politikası Oluşturma Grubu’nun hazırladığı raporda, ABD petrol üretimi gelecek 20 yıl içinde yüzde 12 boyutunda azalacağı ve bunun sonucunda da, 1985 yılında ABD tükettiği ham petrolün üçte biri dışarıdan ithal ederken, 2020 yılında bu oranın üçte iki boyutuna çıkacağına da vurgu yapılmıştır[29]. Ayrıca, Cheney’in anılan söylemini sadece ABD iç tüketimi açısından söylemediği açıktır. Zira Ortadoğu petrollerini denetlemek tüm dünyadaki ekonomik etkinlikleri de kontrol altında tutmak gücü vermektedir.

Irak’ın petrol potansiyelinden bahsetmişken bu potansiyele yönelik uluslararası çekişmelere de kısaca değinmek uygun olacaktır. Rus, Çin ve Fransız şirketleri 1990 lı yılların özellikle ikinci yarısında Birleşmiş Milletler yaptırımları kalktıktan sonra Irak’ta yeni petrol sahalarının işletilmesini elde etmek veya o tarihlerde faaliyette olanların verimliliğini yükseltmek amacıyla ayrıcalık elde etme arayışını yoğunlaştırmışlardı. Rusya’nın Lukoil şirketi 1997 yılında, Batı Kurna bölgesindeki 15 milyar varillik petrol rezervini yeniden işletmeye almak için sözleşme imzalamıştı. Çin petrol şirketi CNPC Kuzey Rumaila havzası için sözleşme imzalamışken, Fransız TotalFinaElf şirketi de 20-30 milyar varil rezervi olduğu düşünülen Mecnun havzası için görüşmeler yapmaktaydı[30]. Saddam Hüseyin yönetimi BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan üç ülkenin bu girişimlerini de, olasıdır ki, BM yaptırımlarını kaldırmada önemli destek sağlayacakları beklentisi ile sıcak karşılamıştı. Ancak ABD ve İngiltere yaptırımların kaldırılmaması için direnince, yaptırımlar yürürlükte kalmıştır. Bazı Rus şirketleri, yaptırımların kalkmasını bekleyerek, imzaladıkları sözleşmelerin uygulanmasında ayak sürüyünce Irak bu şirketlerin sözleşmelerini iptal etmiştir[31].

Kasım 2000 tarihinde, petrol satış gelirleri Birleşmiş Milletler “Petrol-Gıda Düzenlemesi” denetiminde olmasına rağmen, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, petrol dışsatımı yaptığı ülkelerden ödemelerini, ABD doları ile değil, avroyla yapmalarını talep etmiştir[32]. ABD ve koalisyon ortaklarının Irak’ı işgal etmesinden önce, Irak’ın petrol dış satımının yüzde 40 ı Rus şirketleri tarafından yapılmaktaydı[33]. ABD, Irak’ı işgal etmek için BM den karar çıkarmak istediğinde Saddam Hüseyin’in Rusya ve Çin’e verdiği petrol ayrıcalıklarını tanımayacağını açıkladığı için Rusya ve Çin BM’den karar çıkmasını engellemişlerdir. 16 Şubat 2003 tarihinde İngiliz Observer gazetesinde yayınlanan bir makaleye göre, Irak’ın Ekim 2000 ayında rezervlerindeki dolarları avro ile değiştirme sürecinde büyük kazanç elde ettiği belirtilmiştir. Buna göre, Irak dolarlarını avro ile değiştirmek için yoğun olarak piyasaya sürdüğünde 1 avro 0.82 dolar değerinde iken, Irak işlemlerini tamamladığında avro’nun değerinin 1.08 dolara çıktığı belirtilmektedir[34].

ABD’nin Mart 2003 de Irak’ı işgal etmesine yol açan nedenlerin başında, Irak’ın Rus ve Çin şirketlerine petrol ayrıcalığı vermesi yanında, petrol satışlarını dolar yerine avro ile yapmasının da önemli rolü olduğu ileri sürülmektedir.

1998 yılında Venezuela Devlet Başkanı olarak seçilen, Hugo Chavez izlediği politikalar ile ABD dolarının uluslararası ticaretin temel değişim aracı olmasına ve uyguladığı ticaret amborgolarına ciddi darbe vurmuştur. 2001 yılında Venezuela’nın Rusya Büyükelçisi petrol dışsatımını avro ile yapacaklarını açıklamıştır. Bu açıklamadan yaklaşık bir yıl sonra Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’e yönelik başarısız bir darbe girişimi de yer almıştı[35]. Chavez 2005 yılında, Çin’e petrol dışsatımını artırmak amacıyla, Kolombiya ile Venezuela petrolünü Pasifik Okyanusu’na taşıyacak bir boru hatları inşatını görüşmeye başlamıştı[36].

Küba’ya petrolü düşük fiyattan satma yanında bedelinin Venezuela’ya tibbi ve diğer hizmetler sunularak ödenmesini kabul etmesi de Küba’yı petrol için dolar bulma zorundan kurtarmıştır. Bu düzenleme ile bir yandan ABD’nin Küba’ya yönelik ambargosu delinirken, diğer yandan da ödemeleri mal ve hizmet değişimine bağlaması da dolaylı olarak doları iki ülke dış ticaretinden dışlamıştır[37]. Chavez, Irak, İran, Libya ve Küba gibi ABD’nin terörü destekleyen ülkeler listesinde yer alan ülkeleri ziyaret etmiş ve ticari ve politik ilişkiler geliştirmiştir. Chavez, daha önce ABD şirketlerinin denetiminde olan altın madenciliğini, elektrik ve telekomünikasyon şirketlerini ulusallaştırmıştır[38]. 2006 yılında Venezuela, İran ile birlikte Venezuela’nın Orinoco bölgesinde ortak petrol arama ve üretme çalışmaları başlatmıştı[39]. ABD, geçmişte Venezuela’ya satmış olduğu savaş uçaklarının yedek parçalarını satmayacağını açıklamıştı. Ayrıca ABD, Venezuela’nın İspanya’dan ABD teknolojisi ile üretilmiş 12 nakliye uçağı ile deniz denetim ve gözetim askeri uçak alımlarına da izin vermediği gibi İsrail’in Venezuela’nın sahip olduğu F-16 savaş uçaklarını geliştirmesine de onay vermemişti[40]. Bu gelişmelerin yer aldığı dönemde, Venezuela Rusya’dan 100,000 adet kalaşnikov saldırı tüfekleri satın almıştır[41]. Venezuela, 2006 yılında, Orinoco bölgesinde tar benzeri yataklardan petrol üretmek için yatırım yapmış yabancı şirketlerin hisselerinin çoğunluğunu Venezuela Devlet Petrol Şirketi’ne satmalarını istemiş ve bunu sağlamıştır[42].

Anımsanacağı üzere, İran’ın nükleer enerji üretimi için uygulamaya başladığı projenin silah üretiminde de kullanılacağı endişesi üzerine Birleşmiş Milletler Kararları ile uygulanan yaptırımlar nedeni ile petrol satışlarından elde ettiği gelirleri de denetim altına alınmıştı. İran ve ABD arasında perde gerisinde yürütülen görüşmeler sonucunda 2016 yılı başında iki ülke nükleer enerji konusunda bir uzlaşıya ulaşmışlardır. Bunun sonucu olarak ABD İran’a uygulanan ambargonun hafifletilmesini kabul etmişti. Ancak, İran’ın dondurulan mali varlıklarının tamamı serbest bırakılmamıştır. Zira, ABD Kongresi, İran’ın dondurulan varlıklarının, İran’a yüklenen bazı terörist olaylarında zarar görenlerin tazminat taleplerini karşılamada kullanılmasına olanak veren bir yasa çıkarmıştı. Nisan 2016 da ABD Anayasa Mahkemesi, İran’a yüklenen terör suçlamalarından zarar görenlere ve ailelerine yaklaşık 2 milyar dolar ödenmesine karar vermiştir[43]. Bu bilgilerin yer aldığı yazıda, İran’a yüklenen bu terör eyleminin İsrail istihbarat örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddiası yer almaktadır[44].

Ambargo ve yaptırımların sürdüğü dönemde İran, petrol bedellerinin dolar dışı ödeme araçları ile yapılması yolunda birçok ülke ile ikili düzenlemeler içine girmişti. Bu bağlamda, Satınalma Gücü Paritesine göre GSYİH büyüklüğünde ABD ve Çin’den sonra dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumuna gelmiş olan Hindistan, 2011 yılı ortalarında İran ile yaptığı anlaşma ile bu ülkeden yapacağı petrol dışalımına ait ödemelerinin yüzde 45 ini ulusal parası rupee ile, geri kalan yüzde 55 ini de avro ile ödeme konusunda anlaşmışlardı[45]. Hindistan’ın 2013 yılında günde 3,272,000 varil ham petrol dışalımı yaptığı gözönüne alınırsa, bu düzenleme ile Hindistan’ın ham petrol alımlarını giderek İran’a kaydırması sonucu ABD dolarına yönelik talebi ne denli düşüreceği açıkça görülür. 2016 yılında Hindistan’ın İrandan aldığı ham petrol miktarı günde 500,000 varil dolayına yükselmiştir.

İran Merkez Bankası’nın 2015 yılı sonuna doğru yaptığı ileri sürülen bir açıklamaya göre, İran, bazı ülkelerle dışticaret ilişkilerinde Çin yuanı, avro, Türk Lirası, Rus rublesi ve Güney Kore won’unu kullanmakta olduğuna yer verilmiştir. Aynı açıklamaya göre, Rusya ile yapılmakta olan görüşmeler ile ortak bir banka hesabı oluşturularak iki ülke arasındaki ticaretin ulusal paralarla ödenme mekanizması kurulması üzerinde çalışıldığı belirtilmiştir[46].

2016 yılı başında, uygulanan ambargo ve yaptırımların hafifletilmesi sonrasında, İran’ın Hindistan’dan ve diğer ülkelerden birikmiş onlarca milyar dolar tutarındaki alacaklarını avro olarak ödemesini talep ettiği ve petrol satışlarını avro karşılığı yapacağını açıklamıştır[47]. Aynı kaynakta İran Ulusal Petrol Şirketi’nin Reuters’a yaptığı açıklamaya göre, son dönemde Fransız petrol ve doğal gaz şirketi Total, İspanyol rafineri şirketleri Cepsa ve Litasco, Rus Lukoil ile yapılan sözleşmeler de avro üzerinden yapılmıştır. İran’ın petrolü ve doğal gazı avro üzerinde satma kararlılığının ABD ve AB yaptırımlarının tümden kaldırılma sürecini nasıl etkileyeceği zaman içerisinde görülecektir.

Libya da uzun süreden beri petrolü dolar dışında bir para birimi ile satma arzusundaydı. Afrika ülkeleri arasında ekonomik işbirliğini geliştirmek için arayışlar içinde idi. Bu bağlamda Afrika ülkeleri arasındaki ödemeleri altın standardına bağlayan bir düzenleme için Libya Merkez Bankası tarafından Altın Dinar dolaşıma sunulmuştu[48]. Libya Merkez Bankası 143.8 ton altın rezervine ve buna yakın miktarda da gümüş rezervine sahip bulunuyordu. 2004 yılında Afrika Ülkeleri Parlamentosu, 2023 yılında Afrika Ekonomik Birliği’nde tek altın paraya geçecek bir plan kabul etti. Petrol üreten Afrika ülkeleri petrol ve doğal gaz bedellerinin altınla ödenmesi için hazırlık yapmaya başlamışlardı[49]. Bu uygulama da petro-dolları sistemine önemli bir darbe vurabilecekti.

Kaddafi, Libya’yı tarım ürünlerinde de dışa bağımlılıktan kurtarmak üzere, çöldeki büyük hacimli fosil su rezervlerini kentsel gereksinim yanında tarımsal sulamada kullanmak üzere yapay nehirler ağı da kurmaya başlamıştı. 33 milyar dolar maliyetli bu dev proje dış borçlanmaya gidilmeksizin Libya Devlet Bankası kaynakları ile finanse edilmekteydi.

ABD, Çin’in giderek artan Afrika ticareti ve yatırımlarından ciddi şekilde rahatsızlık duymaktaydı. Bu nedenle de geçmişte ABD’nin Merkez Komutanlığa görev alanında bulunan Afrika Kıtası için bağımsız ve Afrika’da yerleşik Afrika Komutanlığı kurma kararını 2008 yılında almış ve Genel Karargâh’ın konuşlanacağı ülke için arayışlara başlamıştı.

Kaddafi, Afrika Komutanı General William Ward ile yaptığı görüşmeler sırasında, ABD’nin Afrika’daki enerji kaynaklarının hemen yanında askeri üs kurmasını eleştirmiş, bu durumun terörist etkinlikleri arttırabileceğine değinmiş ve Çin’in Afrika’da yumuşak bir yaklaşım izlemesi nedeni ile kalıcı olabileceğini belirtmiştir[50]. Kaddafi aynı görüşmede Cibuti’deki ABD askeri üssünün varlığını da eleştirmiştir. Libya’ya ilişkin wikileaks belgelerinde Libya’nın yabancı petrol şirketleri ile ilişkilerinin zaman zaman ciddi sorunlu boyutlara vardığı bu bağlamda üretim paylaşım anlaşmalarında Devlet payını yükseltme girişimleri olduğundan da bahsedilmektedir. Devlet payını yükseltmeye yönelik taleplerin zaman zaman millileştirme tehditleri ile de desteklendiği ileri sürülmektedir.

Bu özet bilgilerden de görüldüğü ve Libya’ya ilişkin wikileaks belgelerinin incelenmesinden de görüleceği üzere, ABD’nin Afrika’daki çıkarları açısından Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin ciddi sıkıntı yaratmasından endişe edilmekteydi. Arap Baharı Libya’yı ziyaret ettiğinde Kaddafi kanlı bir şekilde öldürülmüş ve o günden bugüne Libya’da Irak’ta olduğu gibi yeniden dengeler kurulamamıştır.

Rus Enerji Bakanlığı’nın 2016 yılı sonlarına doğru, ruble üzerinden petrol dışsatımı için, Rus petrolü bençmarkı oluşturacağını açıkladığı belirtilmektedir[51]. Bu düzenleme de yürürlüğe girdiğinde Rus petrolü ruble ile satılmaya başlayacağı için, petrodolar sistemine ciddi darbe vuran bir adım olacaktır. Rusya’nın 2013 yılında günde 10.5 milyon varil petrol üreterek Suudia Arabistan’ın az farkla önüne geçtiği ve ayrıca Rusya’da doğal gaz kullanımının petrolden daha yoğun olması nedeni ile ürettiği petrolün önemli bölümünü dışsatıma sunabileceği gözönüne alındığında Rus bençmarkının oluşturulmasının önemi çok daha iyi anlaşılır[52]. Başlangıç bölümünde de değinildiği üzere 2014 yılında Suudi Arabistan günlük petrol üretiminde yeniden Rusya’nın önüne geçmiştir. Rus petrolünün en büyük alıcısı günlük 3.5 milyon varil ile Avrupa’dır. Avrupa’nın petrol satın aldığı öndegelen diğer ülkeler ise, Suudi Arabistan 890,000 varil/gün, Nijerya 810,000 varil gün, Kazakistan 580,000 varil/gün ve Libya 560,000 varil/gündür. Bu diğer önemli satıcıların toplamı 2,8 milyon varil/gün olarak Rusya’nın çok gerisinde kalmaktadır[53]. Diğer taraftan Avrupa’nın Kuzey Denizi’ndeki petrol üretimi de hızla düşmektedir. Avrupa’nın doğalgazda da Rusya’ya büyük ölçüde bağımlı olduğu ve yukarıdaki bilgiler birlikte gözönüne alındığında, Avrupa’nın Rus bençmarkına karşı direnebilmekte sıkıntı çekeceği görülmektedir. ABD süratle artmakta olan kaya petrolü üretimini geniş ölçüde Avrupa pazarlarına sunmayı programlamıştı. Ancak uzun süredir düşük düzeyde seyreden ham petrol fiyatları ABD kaya petrolü üretimini de olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır.

Buraya kadar sunulan özet tarihi bilgiler, ABD dolarını ve ABD çıkarlarını hedef alan girişimlerde bulunan ülke liderleri ile ülkelerinin yaşamsal nitelikte çok ciddi sıkıntılarla karşılaştığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu bilgiler ışığında şimdi petrol üretim ve fiyatları ile oynanan Rus Ruletinin neden ve hangi amaçlarla sahneye konulduğunu ve olası sonuçlarını incelemeye başlayabiliriz.

Dünyanın ilk on ham petrol üreticisi ülkenin 2012-2015 döneminde günlük petrol üretimlerindeki gelişme Tablo 4 de yer almaktadır.

Tablo 4

Ham Petrol ve Kaya Petrolü Üretiminde İlk 10 Ülkenin

2012-2015 günlük üretimleri

(milyon varil)

Ülkeler 2012 2013 2014 2015 +,-   milyon varil
ABD 10.0 11.1 12.7 13.7 3.7
S. Arabistan 11.8 11.6 11.5 11.9 0.1
Rusya 10.6 10.8 10.8 11.0 0.4
Çin 4.4 4.5 4.5 4.6 0.2
Kanada 3.8 4.0 4.3 4.4 0.6
B.A.E. 3.4 3.4 3.5 3.5 0.1
İran 3.5 3.2 3.4 3.4 -0.1
Irak 3.0 3.1 3.4 4.0 1.0
Meksika 2.9 2.9 2.8 2.7 -0.2
Kuveyt 2.8 2.8 2.8 2.7 -0.1
Toplam 56.2 57.4 59.7 61.9 5.7

Kaynak: CNN Money

Tablo 4 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, 2012-2015 döneminde ham ve kaya petrolü üretiminde dünyanın en çok üretim yapan on ülkesinde net üretim artışı 5.7 milyon varil boyutundadır. Bu artışın 3.7 milyon varili ABD ve 1.0 milyon varili de Irak üretimindeki artıştan kaynaklanmıştır. Bu boyutta üretim artışının yer aldığı dönemde, bu üretim artışını dengeleyecek boyutta ekonomik büyüme yer almış mıdır buna bakmak gerekir. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir.

Tablo 5 den de görüldüğü üzere, 2012-2015 döneminde Dünya büyüme oranı artmamış dalgalı bir biçimde olsa da gerilemiştir. Gelişmiş ülkeler büyüme oranı artmışken, Gelişen ekonomiler ve kalkınan ekonomilerde ise büyüme oranları kayda değer bir düşüş yer almıştır. ABD büyüme oranı 2013 yılında önemli ölçüde gerilemişken izleyen yıllarda 2012 yılı düzeyine geri dönmüştür. Avrupa Birliği ülkeleri ise ekonomik küçülmeden kayda değer bir hızla artışa dönüşmüştür. Çin ekonomik büyümesi ise 2014 ve 2015 de gerileme sergilemiştir. Bu bilgiler çerçevesinde Dünya ekonomik büyümesinin toplamda gerileme gösterdiğinden enerji talebinde bu dönemde gerileme olduğunu belirtebiliriz. Gelişmiş ülkelerdeki ekonomik büyüme, beraberinde yakıt ekonomisindeki iyileşme ile birlikte değerlendirildiğinde enerji talebinde artışa dönüşmediğini ileri sürebiliriz.

Tablo 5

2012-2015 döneminde Dünya Ekomisindeki

Büyüme oranları % olarak

Ülkeler 2012 2013 2014 2015 (*)
Dünya 3.463 3.278 3.411 3.090
Gelişmiş Ülkeler 1.203 1.157 1.831 1.879
ABD 2.224 1.489 2.428 2.426
AB -0.398 0.279 1.445 1.986
Çin 7.700 7.700 7.300 6.900
Rusya -3.507 1.279 0.747 -3.746
İran -6.609 -1.912 4.343 0.032
Suudi Arabistan 5.384 2.670 3.636 3.353
Türkiye 2.1 4.2 3.0 4.0
Gelişen Ekonomiler ve kalınan ülkeler  

5.270

 

4.914

 

4.598

 

3.983

Kaynak: IMF Veri tabanı. (*) IMF uzman tahminleri. Türkiye verileri TÜİK veri tabanından alınmıştır.

Böyle bir ortamda dünya petrol üretiminin 2012-2015 döneminde günlük petrol üretiminin 5.7 milyon varil artmasının ham petrol fiyatlarını nasıl etkilediği de Tablo 6 dan görülebilir.

2012-2015 döneminde ham petrol fiyatları 109 dolardan 50 dolar düzeyine düşerek yüzde 54 dolayında gerileme göstermiştir. Bu petrol ve doğal gaz ihraç eden ülkeler için çok büyük ekonomik kayıplara yol açmıştır. 2016 yılında da ham petrol fiyatları düşmeye devam ederse bazı ülkelerde ortaya çıkacak ekonomik faturaların siyasi faturalara dönüşmesi de gündeme gelebilecektir.

Tablo 6

2012-2016 döneminde ham petrol fiyatlarının yıllık ortalamalarının izlediği seyir

(varil/ABD doları)

Yıl Varil/ABD doları
2012 109.45
2013 105.87
2014 96.29
2015 49.49
2016 Mayıs sonuna kadar 34.19

Kaynak: Statista/ The Statistics Portal

Tablo 6 daki gelişmelerin bazı ülkelerin cari işlemler dengelerini nasıl etkilediği Tablo 7 de yer almaktadır. Cari işlemler dengesindeki gelişmeler birçok unsur tarafından etkilenmektedir. Bu unsurların arasında petrol ve doğal gaz fiyatları ve miktarları da etkili olmaktadır. Bu iki maddenin üretim miktarları ve fiyatlarındaki gelişmeler, özellikle bu iki maddenin büyük ihracatçısı konumunda olan ülkeler bakımından önemli etkileri olmaktadır. Tablo 7 nin 2016 verileri IMF teknisyenlerinin tahminleridir. Bu teknisyenler de bu tahminleri yaparken mevcut verilerden hareket etmektedirler.

Tablo 7

Çeşitli ülkelerin 2012-2015 döneminde cari işlemler dengelerindeki gelişmeler

(milyar dolar)

Ülkeler 2012 2013 2014 2015
ABD -449.7 -376.8 -389.5 -484.1
Çin 215.4 148.2 219.7 293.2
Rusya 71.3 34.1 59.5 65.8
S. Arabistan 164.8 135.4 73.8 -41.5
Katar 62.0 60.5 49.7 9.1
Libya 23.8 8.9 -12.4 -16.7
İran 23.4 26.5 15.9 1.4
Nijerya 20.4 20.1 1.3 -11.9
Irak 14.5 3.2 -1.7 -10.8
Venezuela 2.6 4.6 3.6 -18.2
Türkiye -48.0 -63.6 -43.6 -32.2

Kaynak: IMF World Economic Outlook Data Base April 2016.

ABD cari işlemler açığının 2012 nin altına inmesinde kaya gazı ve kaya petrolü üretiminin hem ithalat azaltıcı hem de ihracat geliri yaratmasının önemli katkısı olduğu yadsınamaz. Ancak 2015 de kaya gazı ve petrolü üretim düşüşlerinin aynı şekilde küçük bir etki yaptığını söylemek yanlış olmaz. Rusya’nın cari işlemler dengesi, Ukrayna krizi nedeni ile uygulanan yaptırımlar nedeni ile, 2013 yılında ciddi bir gerileme yaşamış olmasına karşın izleyen yıllarda petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen hissedilir iyileşme göstermiştir. Dolayısı ile petrol fiyatlarını düşürerek Rusya’yı ekonomik olarak cezalandırma projesinin beklenen sonucu en azından beklenen ölçüde yaratmamış görünmektedir. Buna karşın, İran üzerinde hem yaptırımların hem de petrol fiyatlarının ciddi etkisi olduğu görülmektedir. Ancak bu durumda, yaptırımlar nedeni ile İran petrol üretiminin düşük düzeyde kalmasının etkisi de göz ardı edilmemelidir. İran, yaptırımların belirli ölçüde kalkması üzerine petrol üretimini arttırarak gelirlerini yükseltmeyi amaçladığını da açıklamış bulunmaktadır. İran’ın 2016 yılından itibaren petrol üretimini arttırma kararı, petrol fiyatlarında yükselme başlayabileceği umutlarını da bir başka bahara ertelemiş görünmektedir.

Tablo 7 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, ekonomileri petrol ve doğal gaz üretimine büyük ölçekte bağlı olan Suudi Arabistan, Katar, Libya, İran, Irak, Nijerya ve Venezuela gibi ülkelerin cari işlemler dengeleri petrol fiyatlarındaki sert düşüş nedeniyle büyük sarsıntı geçirmiştir. 2016 yılında, petrol fiyatları 2015 düzeyinde kalsa bile bu ülkeler ciddi ekonomik sıkıntı içine düşeceklerdir. Petrol fiyatları düşürülmeye devam ederse, bu ülkelerde ekonomik sıkıntılar politik sıkıntılara hatta iç çatışmalara dönüşebilecektir. Çünkü bu devletlerin vatandaşları, büyük petrol gelirine dayalı olarak devletlerinden yüksek düzeyde mali destekler almaktaydı. Bu mali desteklerin azalması veya tümden kalkması şiddetli politik tepkileri tetikleyebilir.

Tablo 7 den görüldüğü üzere, Türkiye de düşen enerji fiyatları nedeni ile cari işlemler dengesinde hissedilir bir iyileşme yaşamıştır. Düşen enerji fiyatlarına rağmen, Türkiye’de tüketime sunulan benzin ve doğal gaz fiyatlarında indirime gidilmemesi de haklı olarak yoğun eleştirilere konu olagelmektedir.

Petrol fiyatları ile oynanmaya başlanan Rus Ruleti süreci henüz tamamlanmamış görünüyor. Ancak buna rağmen bir ara hasar tesbiti yapmaya yetecek kadar bilgi oluşmuştur. Bu bilgiler ışığında, hedef alınan ve hedef dışı ülkeler bazında kısa ve geçici bir ara hasar tesbiti yapabiliriz.

Rusya

Tablo 5 ve 7 birlikte değerlendirildiğinde petrol fiyatlarının ABD ve Suudi Arabistan liderliğinde düşürülmüş olması Rusya’nın ekonomik büyümesinde ciddi bir gerilemeye yol açtığı görülmektedir. Gerek ekonomik büyümedeki düşüşün ve gerek petrol fiyatlarının düşürülmesinin birlikte, Rusya’nın cari işlemler dengesi üzerindeki etkisi sınırlı kalmıştır. Cari işlemler dengesinde sınırlı kalışı etkileyen unsurlar arasında Türkiye’den yapılan ithalatın kısıtlanması, Türkiye’ye turist gönderilmemesi ve Ukrayna’daki çatışmalar nedeni ile gerek bu ülke ve gerek Avrupa ülkeleri ile ticaretin etkilenmesi akla gelmektedir.

Rus ekonomisi ödediği bu bedellere karşılık, Çin ile ekonomik ilişkilerinde uzun vadeli kalıcı kazanımlar sağlamış görünmektedir. Diğer taraftan, Rusya ödediği bu ekonomik bedele rağmen, o koşullar altında bile ABD’nin AB ile birlikte gerek Ukrayna’da ve gerek Suriye’de sergilediği politikalara karşı ulusal çıkarlarını koruma kararlılığını başarı ile sergilediği söylenebilir. Ayrıca, bu koşulların yaşandığı ortamda Türkiye tarafında sınır ihlali nedeni ile düşürülen savaş uçağı krizini de etkin bir biçimde yönetmiş ve Türkiye’ye yönelik yaptırım bile uygulayabilmiştir. Son haftalarda, Rusya Suriye’ye bir uçak gemisi göndererek bu cephede varlığını daha da güçlü sergilemeye başlamıştır.

Internette arama motorlarında yaptığım gezintide, çeşitli sitelerde, Rusya’nın döviz rezervi 2014 yılı başlarında 500 milyar dolayında iken, Mayıs 2016 da 390 milyar dolar düzeyine indiği tahminleri yer almaktadır. Bu düşüşte sahneye konulan Rus Ruleti’nin etkisinin büyük olduğu yadsınamaz.

Üstelik bu süreçte, Rusya’nın ABD Hazine kağıtlarına yatırılmış fonları Ağustos 2015 ayında 66.5 milyar dolar iken, Ocak 2016 ayında 96.9 milyara çıkarak 30.4 milyar dolar artmışken, Nisan 2016 ayına kadar 14.4 milyar dolar azalarak 82.5 milyar dolara inmiştir. Bu veriler de Rus ekonomisinin bu süreçte çok sıkışık duruma düşmediğinin göstergesi olarak kabul edilebilir.

Dolayısı ile Rusya’nın ara dönem hasar durumunun en ağır şekilde uluslararası rezervlerdeki azalma ve büyüme oranlarında görüldüğü söylenebilir diye düşünüyorum.

İran

Tablo 5, İran’ın petrol ihracatında kısıtlama olmasına ve petrol gelirlerini tahsil edebilmekte zorlanmasına rağmen, 2012-2014 döneminde ekonomik büyümesini, eksi 6.6 düzeyinden 2014 de artı 4.3 düzeyine çıkarabildiği görülmektedir. Buna karşın IMF’nın 2015 büyüme tahmini yüzde 0 düzeyine yakındır. Büyümedeki bu düşüş çok geniş ölçüde petrol ve dolayısı ile doğal gaz fiyatlarının düşürülmesinden kaynakladığını söylemek yanlış olmaz. Tablo 7 İran’ın cari işlemler dengesinde de hasarın büyük ölçekte olduğunu göstermektedir. Ancak 2015 sonuna doğru ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını hafifletmesi ile birlikte, İran’ın petrol ve doğal gaz ihracatından kaynaklanan geçmiş yıllara ait büyük ölçekli alacaklarını tahsil etmeye başlaması 2016 da ekonomik büyümeyi canlandırıcı bir etki yaratabilir. Kaldı ki, İran hafifileyen yaptırımlar nedeni ile 2016 yılında petrol ve doğal gaz üretimini arttırarak ihracat gelirlerini dolayısı ile de cari işlemler dengesini iyileştirmeye başlayabilir. Sahnelenen Rus Ruleti’nin İran ekonomisi üzerinde de henüz yıkıcı olmasa bile küçümsenmeyecek bir hasar yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan’ın “Rus Ruleti”ne istekle katılmasındaki en önemli unsur, bu politikanın Rusya’nın yanında Suudi Arabistan’ın Bölgedeki siyasi nüfuz ve inanç bakımından da en büyük rakibi olan İran’a da diz çöktürecek olması idi sanırım. Buna ek olarak, Suudi Arabistan, izlenecek bu politikanın, yan ürününün, kaya petrolü üretimine vuracağı darbe ile ABD’ni yeniden petrolde kendisine bağımlı konuma getireceğini de düşünmüş olmalıdır. Tablo 5 de, Suudi Arabistan’ın büyüme hızında özellikle 2014-2015 yıllarında önemli bir düşüş olmadığı gözlemlenmektedir. Ancak bu noktada 2015 yılı verisinin IMF uzman tahmini olduğunu hatırda tutmak gerekir. Buna karşın, Tablo 7 den de görüldüğü üzere, ülkenin cari işlemler dengesi 2012 deki artı 164.8 milyar dolar düzeyinden 2015 de eksi 41.5 milyar dolara düşmesi de beklenmektedir. Bu gelişme gerçekleşirse, cari işlemler dengesinin (164.8+41.5=) 205 milyar dolar boyutunda yön değiştirmesine dönüşecektir. Eylül 2014 ayında Suudi Arabistan’ın resmi döviz rezervlerinin 750.0 milyar dolayında olduğu tahmin ediliyordu[54]. IMF’nin veri tabanında bu ülkenin resmi rezervlerinin Mart 2016 itibariyle 587.1 milyar dolara düştüğü bilgisi yer almaktadır. Bu durumda, Suudi Arabistan, “Rus Ruleti”ne katıldığından bu yana düşen petrol fiyatları nedeni ile kaybettiği petrol gelirleri sonucunda, cari işlemler dengesinde ciddi sorunlarla karşılaşırken, bu sorunu aşabilmek ve ekonomik büyümeyi sürdürebilmek, belki daha doğru bir ifade ile azalan petrol gelirleri ile ülke içinde oluşabilecek olumsuz gelişmeleri önleyebilmek için resmi rezervlerini (750.0-587.1=) 162.9 milyar dolar boyutunda eritmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. Suudi Arabistan içinde bulunduğu bu mali ortamda, Yemen’e doğal kaynaklarını denetleme yanında kendi inanç yapısını o ülkeye ihraç etmeyi de içeren ve iki yılı aşan savaşın maliyetini de taşımak zorunda kalmaktadır. Bu arada, Suudi Arabistan’ın içine düştüğü mali sıkıntıyı aşabilmek için ülke petrol tekelini elinde bulunduran ve varlık değeri 2 trilyon dolar olarak tahmin edilen Aramco şirketinin yüzde 5 hissesini satışa çıkarma hazırlığında olduğu da haberler arasında yer almaktadır[55]. Suudi Arabistan iki yıla yaklaşan bu mali sıkışıklık nedeni ile ülkesinde ihale almış yerli ve yabancı şirketlere hak edişlerini ödemekte de ciddi sıkıntı yaşamakta olduğu söylenmektedir.

Bu gelişmelerin yer alırken, ABD Kongresi, Başkan Obama’nın Nisan 2016 da Suudi Arabistan’a yapacağı resmi ziyeretin hemen öncesinde, “Terörizmi Destekleyenlere Karşı Adalet” (Justice Against Sponsors of Terrorism Act) yasa tasarısını görüşmeye başlamıştı. Bu yasanın çıkması durumunda 11 Eylül terrörist saldırılarında yaşamını kaybedenlerin ailelerinin Suudi Arabistan’a tazminat davaları açabilmesinin önü açılacaktı[56]. Bu yasanın konuşulmakta olduğu günlerde bir ABD gazetesinde, Kongre’nin 2002 yılında yaptığı soruşturma sonucu düzenlenen raporun bazı Suudi Arabistan yetkililerini suçlayan 28 sayfalık bölümünün yayınlanmadığına ilişkin haber çıkmıştır[57]. 17 Mayıs 2016 günü anılan yasa Senato’da onaylandı ve görüşülmek üzere Temsilciler Meclisi’ne gönderildi. Yasa’nın Senato’da görüşülmesi sırasında Suudi Arabistan yetkililerinin ABD İdaresini, tasarının geçmesi halinde ellerindeki toplam değeri 750 milyar dolar olan ABD Hazine Kağıtları ile diğer mali varlıklara, el konulmasını önlemek amacıyla, satacaklarını bildirdikleri basında yer almıştır.[58] ABD basınında bu konular tartışılmaya ve haber yapılmaya devam ederken, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerde artan gerginlik yaşanırken, ABD Hazinesi aylık olarak muntazam olarak yayınladığı “Hazine Kağıtlarını Elinde Bulunduran Önde Gelen Yabancı Ülkeler” (Major Foreign Holders of Treasury Securities) başlıklı verilerini Mayıs 2016 yayınladı. Bu yayınla birlikte, Suudi Arabistan’ın elinde bulunan Hazine Kağıtlarının yaklaşık 113 milyar dolar olduğu görüldü[59]. Bu verilerin açıklanması ile birlikte Suudi Arabistan’ın Nisan 2015 de elinde 105.3 milyar dolarlık Hazine kağıdı bulunurken, bu miktarın Ocak 2016 da 123.6 milyar dolara çıktığı ve Nisan 2016 itibariyle de 113.0 milyar dolara gerilediği de anlaşıldı[60]. Bundan önce ABD Hazine Bakanlığı’nın her ay muntazam açıkladığı yabancı ülkelerin elindeki Hazine Borç Kağıtları ile ilgili verilerde, Suudi Arabistan’ın yanında diğer birçok petrol üreten ülkelerin elinde bulunan miktarlar “Petrol İhracatçıları” başlığı altında tek rakam olarak verilmekteydi. Nisan 2016 ayı sonunda yayınlanan verilerde bu kalem kaldırılmış ve her bir ülke tek tek yazılmıştır.

Suudi Arabistan’ın içine düştüğü mali sıkıntının aynı zamanda iç siyasi istikrarı da etkilemeye başladığı ileri sürülmektedir. Buna göre, 2014 yılında yeni kralın tahta çıkışı ve onu izleyen dönemde aldığı kararların Suud ailesi içinde bazı rahatsızlıklar yarattığı uzun süredir Batı basınında haber olagelmektedir[61].

Veliaht Prens Muhammed bin Salman, “petrol bağımlısıyız” söylemini dile getirdiği ve ülkeyi bu bağımlılıktan kurtarmak için cesur bir ekonomik reform planı gerekliliğine işaret ettiği ileri sürülmektedir. “Suudi Vizyonu 2030” reçetesi çerçevesinde Hükümetçe kabul edilen “Ulusal Değişim Programı” göre, ülkenin petrol dışı gelirlerini 2020 yılına kadar üç kat artırarak 141 milyara çıkarmayı ve bu bağlamda da 450,000 kişiye yeni iş yaratmanın hedeflendiği belirtilmektedir[62]. Ancak düşen petrol gelirleri, önemli kaynak gerektiren Yemen savaşının giderleri, iç ve dış güvenlik için büyük ölçekte silah alımları, Suriye’deki muhaliflerin finansmanı gibi giderler gözönüne alındığında bu reform programınına öngörülen boyutta başlatılabilmesi zor görünmektedir.

Bu arada, petrol fiyatlarının yüksek olduğu dönemde hızla artan nüfus, ülkedeki demografik yapıyı hızla değiştirmiştir. Buna göre, 2011 yılında Woodrow Wilson Bilim İnsanları Uluslararası Merkezi’nin (Woodrow Wilson International Center for Scholars) 2011 yılında yaptığı bir incelemeye göre, 29 milyon nüfusun yüzde 67 si 30 yaş altında iken 14 yaş ve altı nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 37 olduğu belirtilmektedir[63]. Bu verilerin anlamı 2021 yılına kadar işgücüne 1.9 milyon kişinin katılmasıdır. ABD Merkezi haber Alma Örgütü (CIA) World Factbook belgesinde, 16-29 yaş arası nüfusun yüzde 29 unun işsiz ve özel sektörün talep edebileceği eğitim ve teknik becerilerden yoksun olduğu da ileri sürülmektedir[64].

Azalan petrol gelirleri, ülkede halk kitleleri için uygulanan sosyal yardım programlarında ciddi kısıntıya yol açmaya başlar ise toplumsal huzursuzlukların hızla artmasından endişe edilebilir.

Bu endişelerin hüküm sürdüğü ortamda, Medine ve Katif’te iki cami yakında ve ayrıca ABD’nin Cidde Konsolosluğu önünde intihar bombacıların bombalar patlaması da düşündürücü bir gelişme olmuştur[65]. CIA Başkanı Brennan’ın bu camilere yönelik saldırılarda “İslami Devlet”in izi olduğunu ve “militan grubun sadece ABD ve Avrupa için değil, aynı şekilde Suudi Arabistan’ın içinde de çok çok ciddi tehdit oluşturduğunu söylediği” belirtilmektedir[66]. Aynı yazıda, Brennan’ın “Suudi Arabistan gibi bir nesil (veya daha fazlası bir süre önce) çok geleneksel bir ortamda ortaya çıkan bir ülkeyi değiştirmek için çevirebileceğiniz elektrik anahtarı gibi bir araç yoktur. Modernliğin tüm araç ve süslerine sahipler, ancak ortam, kültür, toplumsal ve inançsal gelenekler henüz 21 inci yüzyıl dünyasına adapte olamamıştır. Suudilerin yapmaya çalıştıkları şeylerden biri de budur” dediği kaydedilmektedir[67].

Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında, petrol fiyatları ile oynanan “Rus Ruleti”nde en büyük kaybı, sadece Suudi Arabistan’ın döviz rezervlerinde eriyen 162.9 milyar dolar ve cari işlemler dengesinin 164.8 milyar fazladan 41.5 milyar dolar düzeyinde açığa düşmesi nedeni ile 206.3 milyar dolar kaynak kaybı birlikte düşünüldüğünde bu ülkenin üstlendiği mali kaybın çok büyük ölçekli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Suudi Arabistan yetkilileri çeşitli platformlarda, petrol üretimini kısarak fiyatların yükselmesi yönünde adım atmayacaklarını belirtmeyi sürdürmektedirler. Ancak, Rusya, İran ve Suudi Arabistan’a yönelik olarak buraya kadar derlenen bilgiler çerçevesinde, petrol üretimini kısarak fiyatların yükselmesi yönününde ilk adımı atmaya en yakın adayın Suudi Arabistan olabileceği görünmektedir.

A.B.D.

Petrol fiyatları ile “Rus Ruleti” oynamayı sahneye koyan ve rejisörlüğünü de üstlenen A.B.D.nin, bu süreçte bazı bedeller ödeme yanında, bazı kazançlar da sağlamış olduğu söylenebilir. Tablo 5 den de görüldüğü üzere, 2013 yılında yaklaşık yüzde 1.5 düzeyinde olan büyüme oranı 2014 yılında 2.4 düzeyine çıkmış ve IMF’nin tahminlerine göre 2015 de de aynı düzeyi koruması beklenmektedir. ABD büyüme hızını olumlu yönde etkileyen önde gelen unsur elbette enerji fiyatlarının düşmesidir. Bu konuya biraz sonra tekrar değineceğim. Tablo 7 ise ABD’nin cari işlemler açığının 2013 yılındaki 376.8 milyar dolar düzeyinden 2015 te 484.1 milyar dolara çıkması beklenmektedir. Diğer bir deyişle (484.1-376.8=) 107.3 milyar dolar artarak daha da kötüleşmesi beklenmektedir. Cari işlemler açığının büyümesini etkileyen unsurlardan ilki, büyüme oranlarındaki artış ise diğer biri de ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin (EIA) verilerine göre, 2015 in ilk çeyreğinden itibaren ABD’nin ham petrol ithalatının yavaşça artmaya başlamasıdır. Ham petrol ithalatının yeniden artmaya başlamışındaki en önemli etken kaya ve shale petrolü üretimi ile kaya gazı üretiminin düşmeye başlamasıdır. Zira 50-60 dolar arasındaki ham petrol fiyatının, bazı farklı görüşler varsa da, kaya ve shale petrol üretiminin kâra geçiş aralığı olduğu ileri sürülmektedir. Ancak ABD’deki bazı kaya ve shale petrolü üretim havzalarında kâra geçiş düzeyinin 30 dolar hatta 22.52 dolar düzeyine kadar indiğini belirtenler de vardır[68]. Bu bilgiler gerçeği yansıtıyorsa, Suudi Arabistan’ın ABD kaya ve shale petrolü üretim sahalarını geniş ölçüde devre dışı bırakma beklentilerinin de yanlış bir temele dayandığı anlaşılır.

Bunun ötesinde sahnelenen “Rus Ruleti”nin ABD’ne en olumsuz yansımasının Rusya-Çin ekonomik ve politik yakınlaşması ve iki ülke arasında artan enerji ticareti ve buna ilişkin altyapı yatırımlarının boyutu olmuştur.

Petrol fiyatlarını düşürme ve düşük düzeyde kalmasını sağlama stratejisinin ABD ekonomisi üzerinde yaptığı olumlu etkileri ise şöylece özetlemek olasıdır.

ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, “Rus Ruleti” sahneye konulmadan önce 31 Mart 2014 tarihinde 3.7854 litre (bir gallon) normal benzinin (regular conventional retail gasoline) fiyatı 3.521 dolar iken, iniş süreci dalgalı bir seyir izlese de, 4 Temmuz 2016 günü 2.205 dolara gerilemiştir. Bu yaklaşık yüzde ([3.521-2.205]/3.521=) 37.38 düşüş demektir. Petrol ve ona bağımlı olarak doğal gaz ve kömür fiyatlarının da düşmesi ABD’de genel olarak enerji fiyatlarının düşmesini beraberinde getirmiştir. Bu ise bir yandan sanayi üretiminde maliyetlerin, dolayısı ile kâr marjlarının artmasına yol açmıştır. Diğer taraftan sürekli düşme eğilimi gösteren benzin ve dizel fiyatları da başta spor taşıt araçları (SUV) olmak üzere motorlu taşıt satışlarının artmasına yol açmıştır. Bu bir yandan yerli otomotiv sanayinin üretimini diğer yandan da motorlu taşıt ithalatının artmasını teşvik etmiştir. Bunun yanında Ukrayna ve Suriye’de süren iç savaşlar yanında Suudi Arabistan-Yemen savaşı da ABD silah sanayiine yönelik talep büyümesine yol açmıştır.

Bütün bunlara ek olarak, “Rus Ruleti”, ABD’nin izlediği petrol ve doğal gaz üretim alanları ile ulaşım yollarını denetleme politikası bakımından yan gelişmeler de sağlamıştır. Tablo 5 ve 7 den de görüldüğü üzere Cezayir, Libya, Venezuela, Irak ve Nijerya gibi önemli petrol üreticisi ülkelerin ekonomik büyümeleri küçülmeye döndüğü gibi cari işlemler dengeleri de büyük hasar görmüştür. Ham petrol fiyatları düşük düzeylerde kalmaya devam ettiği taktirde bu ülkelerde ciddi iç politik çalkantılar beklemek bir kehanet olmayacaktır. Benzeri durumun diğer petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerde de yer aldığı bir tahmin olarak söylenebilir. Bu arada internet sitelerinde, ABD Enerji Bilgi İdaresi’nce açıklanan bir senaryoya göre, ham petrol fiyatlarının 2020 yılına kadar 50-60 dolar bandına dönmeyeceği ve 2040 dan önce de 85 dolar düzeyine çıkmayacağının ileri sürüldüğü belirtilmektedir[69]. Bu senaryonun gerçekçi olup olmadığını 2016 yılı içinde gözlemeye başlayabiliriz diye düşünüyorum.

Yukarıda Tablo 3 çerçevesinde başta Çin ve Rusya olmak üzere bazı ülkelerin “Rus Ruleti”nin sergilendiği dönemde ellerindeki ABD borç kağıtlarını çıkardıklarına da değinmiştim. Bu noktayı da açıkta bırakmamak için Temmuz 2014 ayında yabancı ülkelerin elinde bulunan ABD Hazine kağıtlarının değeri 6,002.6 milyar dolar iken, Nisan 2016 da bu rakam 6,238.5 e yükselmiştir. Diğer bir deyişle, bazı ülkeler ellerindeki ABD Hazine kağıtlarını zaman zaman nakit gereksinimleri ve politik nedenlerle çıkarsalar bile ya başka ülkeler bu kağıtları satın almakta ya da aynı ülkeler bir süre sonra yeniden satın almaya başlamaktadırlar. ABD’nin Hazine kağıtları ile diğer dolarla işlem gören varlıklar konusundaki geçmiş piyasa oluşumlarını bilmesi ve bu piyasaları gerektiğinde “reeskont faizleri” ile yönlendirebilme gücü nedeniyle, Suudi Arabistan’ın dolar cinsinden varlıklarını nakde çevirebileceği yönündeki restini duraksamadan gördüğünü sergilemek için bu ülkenin elinde bulunan Hazine kağıtlarına ilişkin verileri derhal açıklamıştır. Tablo 1 ve 2 den de anımsanacağı üzere doların dünya ticaretindeki ve ulusal paraların uluslararası piyasa değerlerini belirleme gücü halen dahi geniş ölçüde ABD Merkez Bankası’nın elinde bulunmaktadır. Dünya piyasalarının FED’in faiz açıklamlarını nasıl izlediği ve açıklandığında da nasıl etkilendikleri gözler önündedir. Ancak bunun yanında Çin’in altın Yuan çalışmaları içinde olduğuna da sıkça değinilmektedir[70]. Bu gelişme Rusya’nın petrolde kendi benchmark’ını işletmesi ve İran’ın petrol ve doğal gazı avro ile satma kararlılığı ile birlikte düşünüldüğünde, ismi resmen konulmasa bile ABD dolarını tahtından indirme, savaşı demesek bile, girişimlerinin giderek yoğunlaşacağı anlaşılmaktadır.

Şu an itibariyle, ABD ekonomisinin genel dengesine bakıldığında, “Rus Ruleti” oyununun olumlu etki yarattığı rahatlıkla söylenebilir. Dolayısı ile “Rus Ruleti”ni sahneye koyan ABD, ara bilanço sonuçlarına göre en kazançlı ülke konumunda görünmektedir. Bu durum kalıcı mıdır sorusunun yanıtı belki 2016 yılı sonuna doğru netlik kazanmaya başlayabilir.

“Rus Ruleti”nden hiçbir bedel ödemeden ekonomik ve politik açıdan büyük kazanç sağlayan tek ülke ise Çin ve Güney Kore gibi ülkeler olmuştur. Başta ham petrol olmak üzere gerileyen enerji fiyatları başta Çin ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye büyük avantaj sağlamıştır.

Rus Ruleti’nin Çin’e büyük ekonomik ve enerji avantajları sağlamış olması, ABD için önceden öngörülebilen bir yan maliyet getirmiştir. Ancak, ABD-Çin ilişkileri sorunsuz değildir. ABD Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823 günü Kongre’ye sunduğu Doktrin’den beri arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ülkeleri ile Çin arasında büyük ölçekli ekonomik işbirliği ve politik yakınlaşmadan ABD mutlu değildir. Aynı şekilde hem enerji kaynakları açısından hem de stratejik maden ve mineraller açısından büyük zenginliğe sahip Afrika Kıtası’na Çin’in sizması, büyük mali yardımlarda bulunmasından ve siyasi ilişkiler geliştirmesinden de memnun değildir. Güney Doğu Asya ülkeleri ile ve bu arada Myanmar ile Çin yakınlaşmasına da sıcak bakmamaktadır. Ayrıca, Çin’in son yıllarda büyük ölçekte altın satın alıp ulusal parası yuanı dolara alternatif yapma çalışmalarını da ABD’nin kabul edebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Çin Denizi’ndeki komşuları ile Çin arasındaki ihtilaflarda taraf olmakta ve ayrıca, Çin’in bu denizde yapay bir ada inşa edip silahlandırmasına da karşı çıkmaktadır.

2016 yılında ham petrol fiyatlarının hangi yönde değişmeye başlayacağına ilişkin tartışmalar da başlamıştır. Bu bağlamda, biraz önce ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin açıkladığı senaryo ileri sürüldüğü gibi, ham petrol fiyatlarının mevcut düzeyler dolayında gezineceğini belirten görüşler olduğu gibi, düşmeye devam edeceğini savunanlar kadar, fiyatların yükselişe geçeceğini ileri sürenler de vardır. Hangi görüşün haklı olduğu tartışmasına girmek yerine, gelecekte ham petrol fiyatlarının yükselebileceği düzeyi artık OPEC üyesi ülkelerin değil, ABD nin belirleyeceğini belirtmenin daha gerçekçi bir düşünce olduğu ifade etmek isterim. Bu görüşe ulaşmamı etkileyen unsurları da şöylece sıralayabilirim.

  1. OPEC’te siyasi kararlılığı sağlayan Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi ve Hugo Chavez gibi liderler sahneden uzaklaştırılmışlardır. Buna ek olarak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler çok gerginleşmiş durumdadır. Bu nedenle OPEC’te sürdürülebilecek bir karar alma gücü büyük bir erozyana uğramıştır.
  2. İran yıllardır, uygulanan yaptırımlar nedeni ile uğradığı gelir kayıplarını telafi edebilmek için süratle ham petrol üretimini arttırma kararındadır.
  3. Irak ve Kuzey Irak Yerel Yönetiminin, düşen ham petrol fiyatlarının neden olduğu kaynak kaybını üretim artırarak düzeltmek isteyeceklerini beklemek yanlış olmaz.
  4. İsrail ve Güney Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgelerindeki doğal gaz ve petrol üretiminin birkaç yıl içinde dünya pazarlarına sunumunun başlaması beklenmektedir. Bu sunum potansiyeli de ham petrol fiyat artış beklentilerini baskı altında tutabilecektir.
  5. ABD-Rusya politik geriliminin dozu giderek artmaktadır. Warşova’da 8-9 Temmuz 2016 tarihinde toplanan NATO Konseyi’nin 139 maddelik Bildirisi’nde Rusya’nın İttifak için bir tehdit oluşturduğuna birçok kez değinilmiştir. O nedenle, ABD Rusya’nın ekonomik gücünü zayıflatmak için ham petrol fiyatlarının olabildiğince düşük düzeyde kalmasını tercih edecektir. Kaldı ki, düşük ham petrol fiyatlarının ABD’nin Venezuela, Cezayir, Sudan ve Irak gibi ülkelerde izlediği politikalar bakımından da avantaj sağlamaktadır.
  6. Şu anda Rusya-ABD ve Çin-ABD arasında adı açık seçik konmasa bile yeni bir soğuk savaş dönemi yaşanmaya başlamıştır demek, yanlış bir söylem olmayacaktır.

Bu nedenlerle, ABD’nin orta vadede ham petrol fiyatlarının ülkesindeki kaya ve shale petrol kâra geçiş fiyatlarının çok üzerine çıkmasına iç ve dış politik nedenlerle sıcak bakmayacağı söylenebilir.

Bir buçuk yılı aşkın süredir sahnelenen “Rus Ruleti”nin özet ara bilançosu genel hatları ile yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi olduğunu düşünüyorum. Nihai bilançonun nasıl oluşacağını bekleyip hep birlikte göreceğiz.

Hikmet Uluğbay

[1] Friedman Thomas L., “The First Law of Petropolitics”, Foreign Policy May/June 2006.

[2] Wikipedia, “Daily oil production” maddesi.

[3] Wikipedia, y.a.g.m.

[4] Engdahl F. William, “Eurasia: China and Russia is Where it’s Happining”, journal-neo.org 25.5.2016.

[5] Engdahl F. William, “Transformational Project in Eurasia Land Space”, 21 June 2016.

[6] Engdahl, y.a.g.m.

[7] Escobar Pepe, ”Russia-China Strategic Partnership: on the road to United Eurasia”, Global Research July 2, 2016.

[8] Engdahl F. William, “Why are Russia and China Buying Gold, Tons of it?” Journal-neo.org. 30.3.2016.

[9] Brzezinski Zbigniew, “Büyük Satranç Tahtası” İnkılâp Kitabevi 2005 sayfa 71-72.

[10] “FDR takes United States off gold standard-June 5, 1933”, www.history.com.

[11] Sharma Sohan, Sue Tracy & Surinder Kumar, “The Invasion of Iraq: Dollar vs Euro”, Zmagazine, February 2004.

[12] Engdahl, F. William, “A Century of War-Anglo-American Oil Politics and The New World Order.”, Pluto Press, 2004, sayfa 106.

[13] Wikipedia, de Gaulle maddesi.

[14] Wikipedia, Nixon Shock maddesi.

[15] Blum William, “Killing Hope-U.S. Military and C.I.A. Interventions since World War II” Thr Updated Edition, Common Courage Press Monroe, Maine 2004, sayfa 151-2

[16] Kennedy Jr. Robert F., “Why the Arabs Don’t Want Us in Syria”, Politico Magazine February 22, 2016.

[17] Kennedy Jr. R. F., y.a.g.m.

[18] “CIA’in 1953’teki İran darbesinde rol oynadığı belgelendi”, BBC-Türkçe 20 Ağustos 2013.

[19] Engdahl F. William, “Washington Again Underestimated the Iranian Mind”, 10.02.2016.

[20] Engdahl, y.a.g.m.

[21] Wong Andrea and Ms Andrea Wong, “The Untold Story Behind Saudi Arabia’s 41 Year U.S. DEbt Secret”, Time Inc. Bloomberg May 31, 2016.

[22] “World Crude oil production” e.i.agov, Table 11-1b.

[23] UNCTAD, “Key Statistics and Trends in International Trade 2014” sayfa 7.

[24] Engdahl F. W., “Russia Breaking Wall St. Oil Price Monopoly” 0.9.01.2016 journal-neo.org.

[25] Durden Tyler, “China Dumps Record $ 143 Billion In US Treasurys In Three Months Via Belgium”, Zero Hedge 07/17/2015.

[26] Durden, y.a.g.y.

[27] Aleklett Kjell, “Dick Cheney, Peak Oil and the Final Count Down” Uppsala University Sweden, May 12, 2004.

[28] Renner Michael, “Post-Saddam Iraq: Linchpin of a New Oil Order”, Foreign Policy in Focus January 1, 2003.

[29] Y.a.g.m. de alıntı yapılan “National Energy Policy Development Group, Reliable, Affordable, and Environmentally Sound Energy for America’s Future (Washington: U.S. Government Printing Office, May 2001), pp. x and 1-13.” Rapor.

[30] Renner, Y.a.g.m.

[31] Renner, Y.a.g.m.

[32] Guzman Timothy Alexander, “De-Dollarization Accelerates: Iran-Russia ‘New Trade Agreements’ to Drop US Dollar” Global Research December 26, 2015. William Engdahl, “Washington Again Underestimates the Iranian Mind”, 10.02.2016.

[33] Tavernise Sabrina, “Treats and Responses: Moscow’s Pocketbook; Oil Prize,Past and Present, Ties Russia to Iraq”, The New York Times October 17, 2002.

[34] İslam Faisal, “Iraq nets handsome profit by dumping dollar for Euro”, The Observer 16 February 3003.

[35] Guzman T.A., “De-Dolarization …”

[36] Tisdall Simon, “Chavez the Bush baiter” The Guardian November 25, 2005.

[37] Blum William, “US coup against Hugo Chavez of Venezuela 2002”

[38] Whitney Mike, “Why Did Washington Hate Hugo Chavez?”, July 30, 2013 Counterpunch.

[39] Bolivar Cuidad, “Iran, Venezuela Begin Joint Drilling” CBC News September 18, 2006.

[40] McLean Renwick, “U.S. Bars Spain’s Sale of Planes to ‘Antidemocratic’ Venezuela, The New York Times January 14, 2006. Sanchez Marcela, “The Petty Politics of Venezuela’s Arms Purcaheses The Wasington Post January 20, 2006.

[41] Sancez M., bir önceki dipnottaki yazı.

[42] “Caracas Pursues Control Of Oil”, Los Angeles Times April 25, 2006.

[43] Lendman Stephen, “US Hostility Toward Iran Persists. Billions of Dollars of Iranian Assets Remain Frozen”

Global Research, July 14, 2016.

[44] Lendman, y.a.g.m.

[45] Simha Rakesh Krishan, “Currency Dictatorship. The Struggle to End US Dollar Hegemony”, Global Research, January 17, 2016.

[46] Guzman T. A., “De-Dollarization …”

[47] Guzman T.A., “Currency War Escalation: Iran Wants Eoros Instead of US Dollars for Oil Payments”, Global Research February 07, 2016.

[48] Brown Ellen, “Money, Power and Oil, Exposing the Libyan Agenda: A Closer Look at Hillary’s Emails”, The Web of Debt Blog 13 March 2016

[49] Brown E., y.a.g.m.

[50] Wikileaks belgeleri arasında yayınlanan P261454Z MAY 09 simgeli belge.

[51] Engdahl F.W., “Russia Breaking Wall St. Oil Price Monopoly”, 09.01.2016 journal-neo.org.

[52] Engdahl, “Russia Breaking …”

[53] Engdahl, “Russia Breaking …”

[54] Martin Will, “We just got another massive signof how badly Saudi Arabia is suffering from oil price crush”, Business Insider U.K. Feb. 29, 2016.

[55] Newman Rick, “The Saudis may know something about oil the rest of us don’t”, Yahoo News/Finance.

[56] “State Sponsors of Terrorism: US Planned and Carried out 9/11 Attacks, but Blames Other Countries for Them Out” Strategic Culture Foundation, Middle East Media Research Institute, 25.05.2016.

[57] Y.a.g.m. ve Roberts Paul Craig, “)/11 Disinformation: Saudi Arabia Attacked America” Global Research May 27, 2016.

[58] Mazzetti Mark, “Senate Passes Bill Exposing Saudi Arabia to 9/11 Legal Claims” The New York Times May 17, 2016 ve Jay Syrmopoulos, “Saudi Arabia Threatens to Crash the Dollar if Congress Exposes Their Role in 9/11 Attacks”, Global Research May, 13, 2016.

[59] Matishak Martin, “Saudi Arabia holds $117 billion of the US government’s debt” The FiscalTimes May 16, 2016.

[60] “Major Foreign Holders of Treasury Securities” April 2016, U.S. Treasury Department.

[61] Escobar Pepe, “The Implosion of the House of Saud”, Global Research April 15, 2016.

[62] Cooper Andrew Scott, “Saudi Arabia’s First Step is admitting it has an oil problem”, Foreign Policy June 7, 2016

[63] Glum Julia, “Saudi Arabia’^s Youth Unemployment Problem Among King Salman’s Many New Challenges After Abdullah’s death”, Newsweek 23.01.2015,

[64] Glum, a.g.m.

[65] “Saudi Arabia: Explosions near Medina and Qatif mosques”, Al Jazeera 4.7.2016 ve “Suicide Bomb Blasts Outside U.S. Consulate in Saudi Arabia” The World Post 7.4.2016.

[66] Syeed Nafeesa, “CIA Chief Says Saudi Arabia Must Adapt Society to 21st Century”, Bloomberg July 14, 2016.

[67] Syeed N., y.a.g.y.

[68] “Why U.S. Shale Is Not Capitulating Yet”, ZeroHedge – Feb 04, 2016.

[69] “How Low Oil Prices Are Transforming Global Politics In Startling Ways”, By Tom Dispatch – Jan 12, 2016.

[70] Engdahl, F.W., “China Quietly Prepares Golden Alternative to Dollar System”, 18 May 2016 ve Peter Koenig “The Collapse of the Western Fiat Monetary System may have Begun. China, Russia and the Reemergence of Gold-Backed Currencies”, Global Research, April 21, 2016.

 

0 Responses to “Petrol Üretimi ve Fiyatları ile Rus Ruleti Oynamak”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.