Doğum Kontrolü Yapmayan Müslüman Ülkeleri ve Aileleri Ne Bekliyor?

Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, TÜRGEV’in yirminci kuruluş yıldönümü toplantısında yaptığı konuşmada “… Zürriyetimizi artıracağız diyorum. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz. Rabbim ne diyorsa, sevgili peygamberim ne diyorsa biz o yolda gideceğiz. Birinci derecede görev annededir[1]” görüşünü dile getirdiği yazılı ve görsel basında yer almıştır. Cumhurbaşkanı’nın daha önce de, Kayseri’de katıldığı bir düğünde 5 çocuk önerisinde bulunduğu basına yansımıştı[2]. Başbakanlığı döneminde ise, Bosna Hersek’i ziyaret ettiğinde Saray Bosna Üniversite’sinde yaptığı konuşmada da konuk olduğu ülkeye 5 çocuk uyarısında bulunmuştu[3]. Cumhurbaşkanı politikaya girdiğinden bu yana, topluma çok çocuk sahibi olma konusunda birçok kez uyarıda bulunmuştur. Ben, yurttaşlarımızın ve Müslüman ülke halklarının böyle bir öneriye ve uyarıya gereksinimleri olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, biraz sonra veriler eşliğinde de açıklayacağım üzere, şimdiye kadar en yüksek düzeyde nüfus artışını sağlaya geldiler. Müslüman ülkelerin, çok çocuk sahibi olmak yerine, ana-çocuk sağlığına ve nitelikli lâik eğitime ağırlık vermelerinin ulusal çıkarları, ulusal güvenlikleri, ülkelerin ve halklarının gönenci açısından daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncelerimi okurlara bazı veriler eşliğinde açıklamak amacıyla bu yazıyı hazırladım. Türkiye’nin nüfusu 1927 yılında 13,648,270 iken, 2015 yılı sonunda 78,741,053 e yükselmiştir. 87 yılda ülkede yaşayan nüfus 4.8 kat artmıştır. Buna yurt dışına göç etmiş ve orada artmaya devam eden yurttaşlarımızın sayısı dahil değildir. Türkiye bu nüfusu ile dünya ülkeleri arasında 18 inci sırada bulunmaktadır. TÜİK’in geleceğe yönelik hesaplamalarına göre, nüfus 2023 yılında 84.2 milyonu aşacak ve 2050 yılında da 93.4 milyonun üzerine çıkarak tavan yapacaktır. Görüldüğü üzere, Türkiye’nin de nüfus artışı yönünden endişe edeceği bir durum yoktur. Sanal ortamda yer alan “Nüfusa göre İslam Konferansı Örgütü üye ülkeler sıralaması” başlıklı bilgiye göre, üye 57 Müslüman ülkenin nüfusu 1,468,119,824 kişidir. Bu sayı dünya nüfusunun yüzde 21.5 na eşittir[4]. Bu 57 ülkeden nüfusu yüksek olan ve önde gelenlerinin 1978-2012 dönemindeki 34 yılda başta nüfus artışları olmak üzere bazı göstergelerde ortaya koydukları çabaları tablolar eşliğinde okurlarla paylaşmak istiyorum. Tablo 1 de anılan dönemde seçilen ülkelerin nüfus artışları ile günün ABD doları cinsinden kişi başına düşen Gayrı Safi Milli Hasılaları karşılaştırılmaktadır. Bu bilgilerin karşılaştırmaya dayalı anlamlı bir sonuç verebilmesi için de Güney Kore’ye ilişkin aynı verileri tablolara koymakta fayda görüyorum. Tablo 1 den de görüleceği üzere, Müslüman ülkelerin yavaş nüfus artışı gibi bir sorunu yaşamamışlar, nüfusu dünyada en hızla artan ülkelerin ön sıralarında yer almışlardır. Tablo 1 dikkatle incelendiğinde incelenen 34 yıllık dönemde, Güney Kore’nin nüfusu sadece yüzde 36.6 oranında artmasına karşın kişi başına milli geliri 21 kat artmıştır. Güney Kore’nin kişi başına milli gelirindeki bu düzeydeki artış (dünyadaki tüm ülkeler için ayrı ayrı hesaplama yapmadığım için bu deyimi kullanacağım) sanırım bu dönemdeki en yüksek artıştır. Bu sonuç, Güney Koreli ailelerin gönencinde çok büyük bir artış sağlamış ve ülke barış ve huzuruna da önemli katkıda bulunmuştur.

Tablo 1 İslam Konferansı’na Üye Ülkelerden bazılarının 1978-2012 döneminde nüfus artışları ve kişi başına GSYİH değerleri (cari dolar değeri üzerinden) 2015 IMF uzman tahminleridir
  Ülkeler Nüfus 1978 milyon Nüfus 2012 milyon   Artış Yüzde   1978 K.B. GSYİH $   2012 K.B. GSYİH $   Artış Yüzde 2015 K.B GSYİH $
G. Kore 36.6 50.0 36.6 1,160 24,454 2,108 27,195.2
Endonezya 136.0 248.0 82.4 360 3,700 1,028 3,362.4
Pakistan 77.3 177.4 129.5 230 1,260 448 1,450
Bangladeş 84.7 155.3 83.4 90 858 853 1,286.9
Nijerya 80.6 168.2 108.7 560 2,739 389 2,742.9
Mısır 39.9 85.7 114.8 390 3,226 727 3,740.2
Türkiye 43.1 74.1 71.9 1,200 10,646 787 9,437.4
İran 35.8 76.2 112.8 2,160 7,710 257 4,877.1
Sudan 17.4 37.7 116.7 320 1,662 419 2,175.4
Fas 18.9 33.0 74.6 670 2,031 203 3,078.6
Cezayir 17.6 37.4 112.5 1,260 5,583 343 4,318.1
Afganistan 14.6 29.7 103.4 240 690 188 600.0
Uganda 12.4 35.4 185.5 280 656 134 620.2
S. Arabistan 8.2 29.5 259.8 7,690 24,883 224 20,612.6
Irak 12.2 32.8 168.9 1,860 6,649 257 4,819.5
Malezya 13.3 29.0 118.0 1,090 10,834 894 9,556.8
Yemen (*) 7.4 24.9 236.5 495 1,289 160 1,302.9
Mozambik 9.9 25.7 159.6 140 564 303 534.9
Suriye (**) 8.1 21.4 164.2 930 2,807 202 v.y.
Fildişi Sahili 7.8 21.1 170.5 840 1,281 53 1,314.7
Tunus 6.0 10.8 80.0 950 4,187 341 3,922.7
Libya 2.7 6.3 133.3 6,910 13,035 89 6,058.7

(*) Yemen, 1978 yılında Güney ve Kuzey Yemen olarak iki ayrı devlete bölünmüş olduğu ve iki devlet daha sonra birleştiği için 1978 yılı için kişi başına GSYİH iki devletin GSYİH ve nüfusları göz önüne alınarak yazar tarafın hesaplanmıştır. (**) Suriye’nin 2012 yılı için kişi başına GSYİH verileri kaynakta yer alan belgelerde yer almadığı için IMF veri tabanında yer alan son veri olan 2010 yılı kullanılmıştır. Kaynak: World Development Report 1980, World Bank, World Development Indicators 2015, World Bank. Buna karşın, Tablo 1 de yer alan Müslüman ülkeler içinde aynı dönemde en düşük nüfus artışı yüzde 71.9 la Türkiye’de gerçekleşmiştir. Buna rağmen Türkiye’de kişi başına milli gelirini, Güney Kore’nin üçte biri kadar, 7.9 kata yakın artırabilmiştir. Bana göre, Türkiye, 2003 yılından bu yana yüksek faiz politikası ile büyük ölçekli sıcak para çektiği için TL/dolar kuru gerçekçi olmaktan uzak kalmıştır. TL dolar karşısında gerçekçi değerini koruyabilmiş olsa idi, kişi başına düşen dolar cinsinden milli gelir değeri çok daha düşük düzeyde olacaktı. Bu konuyu tartışmaya burada girmeyeceğim. Bu konuda bilgi edinmek isteyenler, bu sitede daha önce yayınlamış olduğum “Ekonomi Bu Noktaya Nasıl Getirildi?” başlıklı yazıma www.hikmetulugbay.com/?p=625 bağlantısından erişebilir. TL’nin dolar karşısında değer yitirmesinin kişi başına milli geliri nasıl etkilediği de Tablo 1 in son sütununda görülmektedir. Tablo 1 de en dikkat çekici veriler Suudi Arabistan, Yemen, Fildişi Sahili ve Libya’ya aittir. Bu dört ülkenin nüfus artışları kişi başına milli gelir artışlarından daha yüksektir. Bu durum özellikle Yemen, Fildişi Sahili ve Libya bakımından büyük farkla böyledir. Tablo 1 de yer alan ülkeleri teker teker incelemeyeceğim. Onu okurlara bırakıyorum. Ancak tabloda yer alan ülkelerden özellikle petrol ve doğal gaz üretenlerin toplam GSYİH rakamları 1978-2012 döneminde petrol fiyatlarının anılan dönemde ham petrol fiyatlarının 12.79 dolardan 109.45 dolara çıkması ile çok ciddi boyutta arttığını, bunun da kişi başına düşen GSYİH rakamlarını yükselten temel olgu olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Ham petrol fiyatlarının uzunca bir süredir 50 dolar dolayında olmasının İran, Suudi Arabistan, Cezayir, Irak ve Libya’nın kişi başına milli gelirlerini nasıl etkilediği Tablo 1 in son sütunundan görülebilir. Tablo 1 incelenirken, 34 yıllık dönemde, doların satın alma gücünün düştüğünü de hatırda tutmak gerekir. O nedenle, ülkelerin nüfus artış oranları gerçek artışı gösterirken, kişi başına düşen milli gelir artışları reel artış olmayıp, dolardaki enflasyon etkisini de içeren yapay bir artışı göstermektedir. Kısaca kişi başına milli gelir gerçek artışları Tablo 1 de yer alan oranlardan daha düşük olduğunu hatırda tutmak gerekir. Bu bilgiler de göz önünde tutulmak kaydı ile şu husus çok dikkat çekicidir. Güney Kore’nin 1978 yılındaki kişi başına milli geliri Türkiye’nin gerisinde iken 2012 yılında bu ülkenin kişi başına milli geliri Türkiye’den yüzde 130 yüksek düzeye çıkmıştır. İki ülkenin kişi başına milli gelirleri arasında farkın bu boyutta açılmasında iki neden çok önemlidir. İlki ekonomik yapı ve ekonomik büyüme farklılıkları, ikincisi ise 34 yılda Türkiye’nin nüfus artışının Güney Kore’nin 2 katı olmasıdır. Yüksek nüfus artışının kişi başına geliri ve dolayısı ile gönenci nasıl etkileyeceğini kısaca gördükten sonra, şimdi de aynı ülkelerin orta öğretim çağındaki nüfusun ortaöğretim kurumlarına kayıt oranlarının nasıl değiştiğini ve işgücüne katılım oranlarının ne boyutta kaldığına göz atalım. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir.

Tablo 2 İslam Konferansı’na Üye Ülkelerden bazılarının 1978-2012 döneminde ortaöğretim kurumlarına kayıtlı öğrenci oranları ve işgücüne katılım oranları % olarak
    Ülkeler 1978 yılı Ortaöğretime Kayıtlı çağ Nüfus oranı % 2008-2014 dönemi Ortaöğretime Kayıtlı çağ nüfus Oranı % 2013 15 üzerinin İşgücüne Katılım Oranı % 2013 15 üzeri Kadınların İşgücüne Katılım Oranı % 2013 yılı 1000 Canlı Doğumda 5 yaş Altı ölüm
Güney Kore 88 97 61.0 50.1 3.7
Endonezya 21 83 67.7 51.4 29.3
Pakistan 17 38 54.4 24.6 85.5
Bangladeş 23 54 70.8 57.2 41.1
Nijerya v.y. 44 56.1 48.2 117.4
Mısır 46 86 49.1 23.7 21.8
Türkiye 43 86 49.4 29.4 19.2
İran 48 86 45.1 16.6 16.8
Sudan 13 41 53.5 31.3 76.6
Fas 17 69 50.5 26.5 30.4
Cezayir 25 98 43.9 15.2 25.2
Afganistan 7 54 47.9 15.8 97.3
Uganda 7 27 77.5 75.8 66.4
S. Arabistan 19 116 54.9 20.3 15.5
Irak 44 53 42.3 14.9 34.0
Malezya 43 71 59.4 44.4 8.5
Yemen v.y. 49 48.8 25.4 51.3
Mozambik v.y. 26 84.2 85.5 87.2
Suriye 51 48 43.6 13.5 14.6
Fildişi Sahili 17 39 67.3 52.4 100.0
Tunus 22 91 47.6 25.1 15.2
Libya 70 104 53.0 30.0 14.5

Kaynak: World Development Report 1980, World Bank, World Development Indicators 2015, World Bank ve Human Development Report 2015. Tablo 1 ve 2 de yer alan veriler, doğum kontrolü yapmayan Müslüman aileleri nelerin beklediğini somut bir biçimde ortaya koymaktadır. 1) Uganda ve Mozambik besleyip, eğitebileceğinden fazla nüfusa sahip olduğu için 2013 yılında kadın ve erkek nüfus 7-70 e çalışmasına rağmen açlık sınırı dışına çıkamamıştır. 2) Kadınların üretken beceri kazanacak eğitim görmelerine izin vermeyen ve işgücüne katılmalarını kısıtlayan bu ülkeler, dünya ekonomik gelişme yarışında tek bacak ve tek kolla koşarak yarış içinde kalabilecekleri yanılgısından kendilerini kurtaramamışlardır. 3) Afganistan, Fildişi Sahili, Nijerya ve Pakistan’da 2013 yılında canlı doğan her 10 çocuktan birisi beş yaşına gelmeden ölmektedir. 4) Doğacak çocuklara üretken mesleki beceri kazandıracak eğitim ve sanayi yatırımlarını yapmadan çok çocuk sahibi olmayı özendiren ülkeler ile, çocuklarını sağlıklı besleyip, nitelikli eğitim ve iş olanağı verebilecek şekilde nüfus artışı politikası izleyen ülkeler arasındaki gelir ve gönenç farkı süratle açılmaya devam etmiştir. 5) 1974 yılından itibaren petrol fiyatlarının artmasının verdiği rahatlıkla nüfusunu arttıra gelen ve petrolden elde ettikleri gelirleri sanayileşme ve mesleki beceri kazandıran lâik eğitime yatırım yapmadan tüketime harcayan Nijerya, Cezayir ve Suudi Arabistan gibi ülkeler ham petrol fiyatlarının 50 dolar düzeyine inmesi üzerine ciddi şekilde fakirleşmeye başlamışlardır. 6) Lâik ve üretken beceri kazandıracak eğitim programları izlemek yerine din temeline dayanan eğitim programları izleyen ülkeler dünyada oynanan oyunları öngörüp anlayamadıkları için sahip oldukları doğal kaynak zenginliklerinin yağmalanması ve Arap Baharı gibi iç savaş oyunları tuzaklarına düşmekten kurtulamamışlardır. 7) Büyük Ortadoğu Projesinin petrol, doğal gaz ve bunların pazara sunum yollarını denetleme ile su ve verimli tarım arazilerini kontrol altına alma olduğunu anlayacak eğitim ve araştırma olanaklarını zamanında geliştiremedikleri için Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yer alan ülkeler doğal kaynakları ve verimli tarım arazileri üzerindeki kontrollerini kaybetmeye başlamışlardır. 8) İslam ülkeleri İran-Irak savaşından başlayarak kendi aralarında neden savaştıklarını ve bu savaşlar nedeni ile yitirdikleri ulusal servetlerini iş olanağı yaratacak yatırımlar ile insanlarına üretken beceri kazandıracak yatırımlara kaydırmış olsalardı, bugün nerede olacaklarını incelemişler midir? 9) İran-Irak savaşından bu yana silah tacirlerine kaptırdıkları paraların hacminin alternatif kullanım alanlarını hiç düşünmüşler midir? Soruları ve yanıt aramayı burada durduruyorum. Her iki Tabloda sınırlı sayıda veri incelenmiştir. Bunlar dahi çok çocuğun ailelere gönenç getirmek yerine fakirlik, yoksulluk ve cehaletten başka bir şey getirmediğini açıkça ortaya koymaya yetmektedir. Ancak, çok çocuk söylemlerinin geçmişte yoğunlaştığı 2008 yılında kaleme alıp bu sitede yayınladığım ve www.hikmetuluğbay.com/?p=66 adresinden erişilebilecek olan “Çoğalın Çoğalabildiğiniz Kadar=Fakirleşin Fakirleşebildiğiniz Kadar” başlıklı yazımda, başka veriler de kullanarak çok daha ayrıntılı analizlere yer vermiştim. Konu hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlar anılan yazıya da göz atabilirler. Bu noktada insanın aklına İslâm toplumlarının hızlı nüfus artışı ile dünyada bir süper güç olma arayışları mı yatıyor sorusu geliyor. Gelişmiş ülkeler bu konular üzerinde de uzun süreden beri düşünce ürettikleri için bu konuda da öngörülerde bulunmuşlardır. Bu konuda yapılmış bir çalışmadaki verileri okurlarla paylaşmak isterim. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.

Tablo 3 İnançlar itibariyle dünya nüfusunda yer alan ve beklenen gelişmeler (milyon kişi yaklaşık olarak)
  İnançlar   1970   2010   2050 1970-2050 Artış %
Hıristiyan 1,230 2,170 2,920 137.4
Müslüman 570 1,600 2,760 384.2
Din bağlılığı olmayan 710 1,130 1,230 73.2
Hindu 460 1,030 1,380 200.0
Budist 230 490 490 113.0
Diğer İnançlar 490 460 510 4.1

Kaynak: Brian Grim, “How religious will the World be in 2050”, World Economic Forum, 22 October 2015, belirttiği kaynaklar; World Religion Data Base 1970, Pew Research Center’s Future of World Religions in 2010 and 2050. Tablo 3 çok çocuk sahibi olma yaklaşımı içinde olan Müslüman ülkelerin toplam nüfusunun 2050 den sonra birinci sıraya yükseleceğini göstermektedir. Bu konuma gelecek olan Müslüman ülkeler dünya ekonomisi içinde de bir güç haline gelebilecekler mi? Tablo 1 ve 2 deki veriler yanında başka veriler de böyle bir beklentiyi destekler bir görünüm vermemektedir. Kaldı ki bugün İslam ülkelerinin zenginlik kaynağının temelini oluşturan petrol ve doğal gaz kaynaklarının 2050 li yıllardan önce üretim tavanı yaparak gerilemeye başlayacağını gösteren teknik veriler uzun süreden beri yayınlanmaktadır. İslam ülkeleri halen bilim ve teknolojide önder konumda olmadıkları gibi 2050 ve sonrasında da bu konuda iddia sahibi olabileceklerini ima eden veriler bile mevcut değildir. Bu durumda, İslam ülkeleri lâik eğitime, araştırma ve geliştirmeye gereken önemi verip, Batı ülkelerini geride bırakacak şekilde ileri teknolojik düzeyde üretim yapacak aşamaya erişmek için gereken kaynakları ayırmadıkları insanlarını eğitmedikleri sürece 2050 sonrasında dünyada en fazla nüfusa sahip olmalarının, ucuz emek pazarı olmaktan öte bir anlamı olmayacaktır. Nüfus artışını özendiren politikalar önerenlere, öncelikle, dünyadaki sanayi ve hizmet üretiminde robotların 1980 lerden beri aldıkları rolü ve gelişme boyutlarını ve geleceğe yönelik projelerine göz atmalarını öneririm. Artık dünya niteliksiz işgücüne gereksinim duymadığı bir aşamaya gelmiştir. Gelişmiş ülkeler, savaşlarını bile robotlar ve robot kullanan nitelikli eğitim almış askerlerle yapma hazırlığı içindedir. Ancak, bu yola başvurmadan önce de, çıkar çatışması içinde oldukları coğrafyalardaki çıkarlarını korumak için, aynı inanç içinde olan insanların inanç farklılıkları ile etnik farklılıklarından yararlanarak iç savaşlarla amaçlarına ulaşmaya çalışmakta ve geniş ölçüde başarılı olmaktadırlar. Nüfus artış politikalarına yoğunlaşıp, bu arada tohumlarını geliştirmek için ulusal program oluşturmayan ve özgün tohumları için koruma ve geliştirme bankaları kurmayan ülkeler, dünyaya gelecek kuşaklarını doyurabilmek ve tarımsal üretimlerini sürdürebilmek için yabancı tohum şirketlerine ve bu tohumların özel gübrelerine ne denli bağımlı konuma geldiklerini ve bu bağımlılıklarının sonucunda ülkelerini ve gelecek kuşaklarını nasıl bir tehlikenin beklediğini araştırmalarında büyük fayda vardır. Bu bağlamda William Engdahl’in “Ölüm Tohumları” isimli kitabını dikkatle okumalarını öneririm. Aynı yazarın henüz dilimize çevrilmemiş “Target China” başlıklı kitabını da incelemelerinde büyük fayda olduğunu da belirtmek isterim. Bu kitap tarımda dışa bağımlılığın yanında, aşıda, özellikle de çocuklara uygulanan aşılarda dışa bağımlılığın nüfus kalitesi için ortaya koyduğu tehlikeler konusunda son derece uyarıcı ve uyandırıcı bilgilere yer vermektedir. Bunlara ek olarak da, dünya güç kavgasına ilişkin izlenen politikalara giriş kitabı niteliğindeki Zbigniew Brzezinski “Büyük Satranç Tahtası”nı öneririm. Bu kitap dünya hakimiyeti için ABD’nin izlemesi gereken politikaları irdeleyen ve günümüzde başta Ortadoğu olmak üzere dünyada yaşanmakta olan olayları ve gelişmeleri anlamak için temel bilgileri vermektedir. Giderek kıtlaşan enerji ve mineral kaynakların bulunduğu coğrafyaları denetlemek için büyük güçler arasında verilmekte olan örtülü ve açık savaşlar ve bu savaşlar için kullanılan araçlar konusunu anlayabilmek ve bu bağlamda Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemizin bulunduğu coğrafyaya neden uygulandığını çözebilmek için de Michael T. Klare’in “Resource Wars” ve onu tamamlar nitelikteki “The Race for What’s Left-The Global Scramble for The World’s Last Resources” isimli kitaplarının mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu arada, ülkemizde giderek vurgulanmaya başlanan Yeni Osmanlı yaklaşımlarının olası maliyetlerini anlayabilmek için de, Cengiz Özakıncı’nın “Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı” isimli kitabını mutlaka okumalarını öneririm. Türkiye, önceliklerini, çok çocuklu aile yapısına, dinsel temelli devlete, lâik ve çağdaş eğitimden uzaklaşmaya ve hukuk yapısı ve kurumlarının niteliğini bağımsız ve lâik yapıdan uzaklaştırma yönünde belirlerse, geleceğin dünyasında bugün bulunduğu noktadan çok daha gerilere düşeceğini tahmin ediyorum. Ancak Türkiye, sağlıklı besleyebileceği kadar çocuk sahibi olmayı seçer ve çocuklarına, bilimsel gelişmelere ve teknolojik gelişmelere önderlik eden ülkelerin çocuklarını eğittiği gibi lâik ve nitelikli eğitim programları uygulamaya başlarsa, hukukun üstünlüğü ilkesine döner ve yargının yürütme erkinden bağımsızlığını yeniden yaşama geçirirse ve Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yeniden ve içtenlikle uygulamaya dönerse, geleceğin dünyasında saygın ve gönenç içinde huzurlu ve barış içinde seçkin ve gıpta edilen bir ülke konumu elde edeceğine inanıyorum. Hikmet Uluğbay     [1] “Erdoğan’a göre Müslüman aile doğum kontrolü yapmaz”, Cumhuriyet Gazetesi online 30 Mayıs 2016 ve aynı tarihli Yurt Gazetesi online. [2] Milliyet Gazetesi online 24 Ocak 2016. [3] Haber Türk online 15 Eylül 2012. [4] Major World Religions population pie chart statisitics.

0 Responses to “Doğum Kontrolü Yapmayan Müslüman Ülkeleri ve Aileleri Ne Bekliyor?”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.