İlkokul İkinci Sınıfa Arapça Dersi Konulması Üzerinde Düşünceler

Anımsanacağı üzere, 8 Nisan 2010 tarihinde Bakanlar Kurulu, “Örgün eğitim kurumlarında Arapça eğitim ve öğretim yapılmasını” kararlaştırmıştı. Bu kararın alınmasından yaklaşık 17 ay sonra da, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu, 26 Eylül 2011 günü “İlköğretim Arapça (4-8. Sınıflar) Dersi Öğretim Programı” nı kabul etmiştir. Kurul, kabul edilen bu kararın, 2012-2013 öğretim yılından itibaren ilköğretimin 4 ve 5 inci, 2013-2014 öğretim yılından itibaren 6, 7 ve 8 inci sınıflarda uygulanmasına karar vermiştir. Bu gelişmeler üzerine bu sitede, “İlköğretim Dördüncü Sınıfta Başlayacak Arapça Eğitimi Üzerinde Düşünceler” başlıklı yazımı 7 Haziran 2012 günü yayınlamıştım. www.hikmetulugbay.com/?p=292 adresinden erişilebilecek bu yazıda bu uygulamanın öğrenciler ve eğitim sisteminde üzerinde yaratacağı olumsuzlukları ayrıntısı ile işlemiştim. Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’nun, bu kez, 21 Ekim 2015 günü aldığı bir kararla Arapça dersinin ilkokul 2 nci sınıftan başlamasını ve uygulamaya 2016-2017 ders yılında geçilmesini kararlaştırdığını öğreniyoruz[1]. Böylece Arapça dersi ilkokulun 2 inci sınıfından ortaokulun 8 inci sınıfına kadar yedi yıl okutulmaya başlanacaktır. Arapça derslerinin seçmeli olduğu ileri sürülmektedir. Bu dersin gerçekten seçmeli bir ders olarak uygulanıp uygulanmayacağına birazdan değineceğim. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı “İlkokul 2, 3 ve 4. sınıflar Arapça Dersi Öğretim Programı”nda bu dersin amaçları arasında şu gerekçelere de yer verildiği belirtilmektedir; “22 ülkede yaklaşık 350 milyon nüfusun anadil olarak konuştuğu Arapça, BM’nin kabul ettiği altı resmi dilden biridir. İslam ülkelerinde dini açıdan da önemli olan Arapçanın öğrenilmesi için başta tarihi ve kültürel sebepler vardır. Arapça konuşan coğrafyanın jeopolitik ve stratejik önemi nedeniyle gün geçtikçe önem kazanması, Arapçanın dini sebeplerin yanı sıra ekonomik, turistik, siyasi ve ticari sebeplerle de öğrenilmesini zorunlu kılmaktadır.[2]” Bu gerekçe 2010 yılında alınan karar için de küçük bir farkla aynen kullanılmıştı. Yalnız 2010 yılına ilişkin olarak Gazi Üniversitesi akademisyenleri tarafından yazılan rapor ki, bu Millî Eğitim Bakanlığı’nın kararına gerekçe olarak kullanılmış bu metinde “Arapça 26 yılın resmi dili[3]” olarak belirtilmişken, Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün yukarıda değinilen raporunda Arapçayı anadil olarak kullanan ülke sayısı 22 ye inmiş görünmektedir. Bu bilgi dahi Arapça dersine yönelik çalışmaların, bilimsellikten ve dikkatten uzak olarak, Millî Eğitim Bakanlığında ne denli yüzeysel yapıldığını göstermeye yeter. 2010 yılı kararının dayanağı gerekçelere ilişkin değerlendirmelerimi yukarıda bağlantısını verdiğim yazıda tüm boyutları ile değerlendirmiş ve gerçekçi bulmadığımı veriler eşliğinde açıklamıştım. O yazıda açıkladığım bilgiler ve görüşler Arapça öğretiminin ilkokul 2 nci sınıfa indirilmesi için de çok daha güçlü olarak geçerlidir. Ayrıca, üzerinde durulması gereken bir konu da, bu ders için istemin ve program hazırlığının Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nden gelmiş olmasıdır. İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün acaba bu konuda görüşü alınmış mıdır, en azından basına yansıyan bilgilere göre belli değildir. İlköğretim Genel Müdürlüğü, o çağ çocuklarının pedagojik olarak taşıyabileceği konuları ve işlenişini bilmek durumunda olan bir idare olduğunu varsayarsak öneri neden onlardan gelmemiştir? Bu kez söz konusu yazımda yer alan bilgilere ek olarak Arapça öğreniminin ilkokul 2 nci sınıftan başlatılmasının çocukların öğrenimi üzerinde yapacağı büyük hasarlar üzerinde kısaca durmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim, Arapça öğretiminin ilkokul 2 nci sınıftan başlatılması, bana göre, toplumumuzun Araplaştırılması için Osmanlı Devleti döneminden beri süren gelen faaliyetlerde yeni bir vites büyütme aşamasıdır. Bu sürecin Osmanlı Devletinde başlayışı konusunda Osman Ergin’in “Türk Maarif Tarihi” isimli eserinden bir alıntı yapmak istiyorum. Kitabın önsözünde okullara ilişkin bilgilerin beş devrede açıklanacağı belirtilmiş ve ilk devre için şu ifadeye yer verilmiştir; “Birinci kısım: Araplaşma ve iskolâstik tedris devridir. İstanbul’un fethi tarihi olan 753-1453’den başlar 1918 senesi sonuna kadar 465 sene sürer. Bu devir milli değil daha ziyade dinidir. Hele Türkçeye hiç kıymet verilmemiş, Türkün öz dili mekteplere ve medreselere asla sokulmamıştır.[4]” Bu konuda daha ayrıntılı bilgiler gerek Osman Ergin’in eserinden ve gerek diğer eğitim uzmanı yazarların görüşleri alıntılar olarak yukarıda bağlantısı verilen yazımda bulunmaktadır. Dileyen okur o yazı ve kaynaklarına göz atabilir. Arapça dersine ilişkin kararda seçmeli olduğu belirtilse bile bu uygulamada seçilmesi zorunlu ders konumuna gelecektir. Zira, her hangi bir seçmeli dersin her sınıf düzeyinde açılabilmesi için o sınıftan en az 10 öğrenci ve velisinin istekte bulunması gerekmektedir. Büyük kentlerin dışındaki ailelerin özellikle de muhafazakâr olarak tanımlanan ailelerin çocuklarına resim, müzik ve yabancı dil gibi alanlardan seçmeli ders alma konusunda pek de istekli olmayacakları açıktır. Kaldı ki böyle bir istekte bulunacak aile ve çocuk üzerinde arkadaş ve mahalle baskısının görülme olasılığı da yüksektir. Diğer taraftan, bütün okullarda müzik, resim ve yabancı dil öğretmeni olduğunu da sanmıyorum. Özellikle bu alanlarda öğretmenin bulunmadığı okullarda Arapça, Kur’an’ı Kerim ve Hz. Muhammet’in yaşam öyküsü dersleri seçilmesi zorunlu ders konumunda olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı öğretmen açıkları verisi de bu konularda aydınlatıcı olmaktan uzaktır. Zira, Bakanlık herhangi bir dersin haftada verildiği saat düzeyini azalttığında öğretmen açığı da azalır. Ders saatlerini arttırdığında ise öğretmen açığı büyür. Aynı şekilde bir ders zorunlu dersler arasına alındığında öğretmen gereksinimi ve dolayısı ile açığı artarken, o ders seçmeli ders konumuna indirgendiğinde aniden öğretmen fazlası ile de karşılaşılabilir. Diğer taraftan, bir konuda ders saatinin arttırılması aynı anda öğretmen yetiştiren fakültelerin o dalda öğretmen yetiştirme kontenjanlarına yansımadığı için o dalda öğretmen açığı veya fazlası uzun süre devam edebilir. Bu genel saptamaları yaptıktan sonra alınan bu kararın öğrencilerin eğitimine nasıl yansıyacağını kısaca incelemeye başlayabiliriz. Kısaca dedim, çünkü kapsamlı görüşler yukarıda bağlantısı verilen yazımda yer almaktadır. Okurların kendi yaşamalarından, çocuklarının öğrenim sürecinden de yakından bildiği üzere, çocuklar günümüz ABC’si ile okuma ve yazmayı ilkokul birinci sınıfta öğreniyorlar. Anadilinde okuma yazmayı yeni öğrenmiş bir çocuğun yaz tatilinden dönüp ikinci sınıfa başladığında, anadilindeki okuma ve yazma becerisini geliştirmeyi sürdüreceği sırada, karşısında harfleri ve yazılımı tümüyle farklı bir dil çıkarılacaktır (bugün bu Arapçadır. Eğer Arapça yerine kaligrafisi yine farklı olan Çince, Japonca, Sanskeritçe, Taylanca dil öğrenimi ilkokul 2 nci sınıfta öğretilmeye başlanacak olsa idi de aynı sorunlar yaşanacaktı). Çocuk iki kaligrafi ile hemen her hafta birkaç kez karşılaşacak ve haklı olarak ciddi boyutta bocalayabilecektir. Öğrencinin Arapça dersinde başarılı olmaması, ailesi ve çevresi tarafından Kur’an dilini öğrenemiyor diye eleştirilecek ve belki de baskı altına alınacaktır. Üstelik, okul öncesinde, Kur’an kurslarına devam etmiş çocuklar bu derse hızla uyum sağlarken, bu kurslara devam etmemiş çocukların uyum sağlamada zorlanması ve öğrenme yavaşlığı yaşaması psikolojik sorunlara da yol açabilecektir. Bu sürecin en tehlikeli boyutu çocuğun öğrenme bozukluğu yaşamasına ve belki de okuldan ve eğitimden soğumasına yol açabilecektir. İlkokul ikinci sınıfta çocuğun iki farklı kaligrafi ile karşılaşacak olmasının pedagojik ve psikolojik sorunları konusunda pedagogların ve çocuk psikologlarının bu konuda henüz seslerini çıkarmamaları ise anlaşılabilir bir durum değildir. Bana göre, ilkokul 2 nci sınıfa Arapça dersinin konulması, eğitim uzmanlarının uzun yıllarını verdikleri büyük emek harcadıkları çalışmalar sonucunda oluşturdukları Cumhuriyet eğitim politikasının ve programlarının ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir yaklaşımın ara duraklarından birisidir. İzleyen adımın Arapça dersinin kısa süre sonra ilkokul birinci sınıfa indirilmesi ve bir süre sonra da Latin ABC’si ile eğitime son verilip, eğitim dilinin Arap harflerine dönüştürülmesi olduğu konusunda ciddi endişe duymaktayım. Endişe ile izlediğim bu sürecin belirli aşamasında, karma eğitime son verilerek, kız ve erkek çocukların okullarının ayrılmasının da söz konusu olacağını düşünüyorum. Belki bununla da yetinilmeyerek kız çocuklarının ilkokul sonrasına açık öğretime yönlendirilmesi de gündeme getirilebilecektir. Bu arada, lâik eğitimden uzaklaşmanın da giderek ivme kazandığını söylemek kehanet olmayacaktır. Öğretilen bilgilerin kalitesindeki gerilemeden söz etmeye bile gerek görmüyorum. Örgün öğretime devam eden öğrenci sayısında esasen görülmeye başlanan öğrenci azalması eğilimini Millî Eğitim Bakanlığı İstatistikleri Örgün Eğitim 2014-2015 yayınından da gözlemek olasıdır. Anılan yayından aldığım bilgiler Tablo 1 de yer almaktadır.

Tablo 1

2012-13 Eğitim yılı ile 2014-2015 Eğitim yılı ilkokul ve ortaokul örgün eğitim verileri

Eğitim Yılı/Eğitim kademesi Toplam

Öğrenci

Erkek

Öğrenci

Kız

Öğrenci

2012/13 İlkokul 5,593,910 2,862,730 2,731,180
2014/15 5,434,150 2,781,411 2,652,822
Değişim -159,760 -81,319 -78,358
2012/13 Ortaokul 5,566,986 2,815,534 2,751,452
2014/15 5,278,107 2,670,118 2,607,989
Değişim -288,879 -145,416 -143,463

Kaynak: MEB İstatistikleri Örgün Eğitim 2014-2015 Tablo 1.8 Tablo 1 den de görüldüğü üzere, iki eğitim yılı arasında ilkokula devam eden öğrenci sayısı yaklaşık 160 bin azalırken, bu sayı ortaokul düzeyinde yaklaşık 289 bine sıçramıştır. Diğer bir deyişle 8 yıllık ilköğretimde toplam öğrenci azalması (159,760 + 288,879=) 448,639 dur. 2012 yılında sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitime son verilmesinin bedelini eğitimden uzak kalan yarım milyon çocuğumuz ödemiştir. Yarım milyondan fazla olarak belirtmemin nedeni 2012 yılından itibaren her yıl azalan öğrencilerin toplam sayısının yarım milyonun çok üzerine çıkacağı açıktır. Bu boyuttaki azalma yıldan yıla yer alan küçük demografik değişimlerle açıklanamaz. Her iki okul düzeyinde öğrenci azalması endişe verici boyutta iken, ortaokul düzeyinde endişe boyutu daha da yükselmektedir. Arapça eğitimin seçmeli de olsa ilkokul 2 inci sınıfa indirilmesinin ilkokul ve ortaokulda başlayan bu düşüş eğilimini izleyen yıllarda nasıl etkileyeceğini bekleyip göreceğiz. Ancak bedeli ülkemizin çocuklarının ödemeye devam edeceği kesindir. Arapça öğrenimin ilkokul ikinci sınıfa kadar indirilmesinin gerisinde, Kur’an’ın Arapça yazılması nedeni ile bu dilin kutsallaştırılma çabalarının da önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin dünyaca ünlü ilahiyatçılarından Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk “Allah ile aldatmanın Arapçacılık ayağı” başlığı ile yayınladığı yazısından kısa bir alıntı yapmak istiyorum: “Allah ile aldatmanın bu ayağı, Arap dilini kutsal ilan etmek için dini kullanma şeklinde yürütülen bir zulümdür. Arap dili âdeta ‘Allah’ın dili’ ilan edilip onsuz ibadet yapılamayacağı dayatması dinleştirilmiştir. Üstelik dinde otorite bilinen birçok fakîh, özellikle İmamı Âzam aksini söylemesine rağmen.[5]” Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün “Anadilde İbadet Meselesi (Çiğnenen Bir Kitlesel Hakkın Savunulması)” başlığı ile yayınlanan kitabı bu konuda zengin bilgiler içermektedir[6]. Aynı konuda yazılmış diğer bir eser ise Cemal Kutay’ın “Türkçe İbadet” kısa başlıklı kitabıdır[7]. Aynı konularda okunmasını yararlı gördüğüm diğer bir eser ise Cengiz Özakıncı’nın “Dünden Bugüne Türklerde DİL ve DİN, Kur’an’ı Doğru Anlamak” başlıklı eseridir[8]. Millî Eğitim Bakanlığının, ulusal eğitimin omurgasını lâik yapıdan dinsel temelli bir yapıya çevirme girişimleri konusunda endişelerini yoğun olarak dile getirenler, sadece lâik eğitimin toplumsal huzur ve barışın güvencesi olduğuna ve ayrıca ekonomik olarak gelişip kalkınmanın da temeli olduğuna inan kesimler değil, din konusunda birikimi yüksek yazarlar arasında da bu endişeyi taşıyanlar vardır. Bu yazarlardan İhsan Eliaçık, “Bu İslâm kültürüyle yetişen genç üç gömlek sonra İŞİD’çidir” gözleminde bulunmuştur[9]. Benzeri değerlendirmelerini de bir başka söyleşisinde dile getirmiştir[10]. Eliaçık’ın düşüncelerini açıkladığı iki yazıyı da yukarıda değindiğim diğer yazı ve kitapların yanında okurların dikkatine sunmak isterim. Arapça dersinin ilkokul 2 nci sınıftan başlatılma kararı, ülke eğitiminde esasen başlamış bulunan olumsuzlukları daha da hızlandıracağı konusunda esasen var olan endişelerimi pekiştirmiştir. Şimdiye kadar uygulamaya konulan kararlara ilişkin görüşlerimi öğrenmek isteyenler bu sitede daha önce yayınladığım aşağıdaki yazılarıma da göz atabilirler.

  • İlköğretim Dördüncü Sınıfta Başlayacak Arapça Eğitim ve Öğretim Üzerine Düşünceler

www.hikmetulugbay.com/?p=292

  • 4+4+4 Eğitim Modeli Ne Getirecek Ne Götürecek?

www.hikmetulugbay.com/?p=276

  • Zorunlu Osmanlıca Dersi Üzerine Düşünceler

www.hikmetulugbay.com/?p=592   Hikmet Uluğbay       [1] Atalay Figen, “İlkokul 2’ye Arapça”, Cumhuriyet Gazetesi online 23 Ekim 2015 ve “Seçmeli Arapça Dersi Olumlu Karşılandı”, Yeni Akit online 25 Ekim 2015. [2] Atalay, y.a.g. haber. [3] Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu “İlköğretim Arapça Dersi Öğretim Programı (4-8 Sınıflar)” Ankara 2011 sayfa 1. [4] Ergin Osman, “Türk Maarif Tarihi”, Cilt 1-2, Eser Matbaası İstanbul 1977, sayfa XII. [5] Öztürk Yaşar Nuri Prof. Dr., “Allah ile aldatmanın Arapçacılık ayağı” Yurt Gazetesi 17 Mart 2013. [6] Öztürk Yaşar Nuri Prof. Dr., “Anadilde İbadet Meselesi (Çiğnenen Bir Kitlesel Hakkın Savunulması)” Yeni Boyut İstanbul 2002. [7] Kutay Cemal, “Atatürk’ün beraberinde götürdüğü hasret: Türkçe İbadet Anadilimizle kulluk hakkı”, Show Kitapları Ocak 1998 Yedinci Baskı. [8] Özakıncı Cengiz, “Dünden Bugüne Türklerde DİL ve DİN, Kur’an’ı Doğru Anlamak” Otopsi Yayınları. [9] Eliaçık İhsan, “Bu İslam kültürüyle yetişen genç 3 gömlek sonra IŞİD’cidir” Radikal com.tr 10/01/2015. [10] Elçi Halit’İn röportajı, “Okullar IŞİD’ci yetiştiriyor” Siyasihaber.org’dan alıntı yapan İhsan Eliaçık’ın kendi sitesi.

1 Response to “İlkokul İkinci Sınıfa Arapça Dersi Konulması Üzerinde Düşünceler”


Leave a Reply

You must login to post a comment.