Cari İşlemler Açıkları II

21 Mart 2007 tarihinde “Cari İşlemler Açıkları” başlıklı yazımın yayımlanmasından bu yana 11 ayı aşkın süre geçti ve 2007 yılında cari işlemler açığı daha da büyümüş olarak açıklandı. Cari işlemler ve dış ticaret açıklarının büyümeye devam etmesinin ortaya çıkaracağı sorunlar konusunda, hâlâ güncelliğini koruyan bilgi ve değerlendirmeler “Cari İşlemler Açıkları” başlıklı yazıda yer aldığı için burada tekrarlamaya gerek görmüyorum.
2002-2007 dönemi cari işlemler açıklarını da kapsayan bilgiler Tablo 1 de yer almaktadır.
                                            Tablo 1
           2002-2007 dönemi Ödemeler Dengesine ait bazı veriler
                      (aksi belirtilmedikçe milyon dolar olarak)
                      2002      2003       2004       2005       2006       2007
Cari İşl. açığı   1,524      8,036    15,604     22,604    32,193    37,996
Dış Tic. açığı   7,283    14,010     23,878     33,530    41,324    47,498
İhracat         40,124    51,206    67,047      76,949   91,944   113,155
İthalat          47,407    65,216    90,925    110,579  133,268  160,653
İhr/İth. %       84.6       78.5        73.7         69.6        69.0      70.4
CİA/İhr %         3.8       15.7        23.3         33.7        35.1      33.6  
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı web sayfaları.        
 
Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, 2003-2007 döneminde cari işlemler açığı ve dış ticaret açığı hızla artmaya devam etmiştir. 2003-2007 dönemi cari işlemler açıklarının toplamı 116.4 milyar doları aşmıştır. Her yılın cari işlemler açıkları uluslar arası likidite bolluğunun yardımı ile finanse edilebildiği için bugüne kadar sorun yaşanmamıştır. Ancak sorun büyüyerek birikmeye devam etmiştir. 2003-2007 döneminde biriken toplam cari işlemler açığı olan 116.4 milyar dolar, 2007 ihracat toplamı olan 113.2 milyar dolardan büyüktür. Bu açıkların nasıl finanse edildiği konusunu birazdan ele alacağım. Ancak, cari işlemler birikmiş açığı 116.4 milyar doları aştığında ve 2007 cari işlemler açığı 38 milyar dolara ulaştığında, dünya ekonomisinin genel görünümü de huzur ve güven verici olmaktan uzaklaşmaya başlamıştır. ABD başlayan ipotekli kredi sorunu dünyaya bulaşma eğilimine girmiştir. ABD, Avrupa ve Japonya’da durgunluk belirtileri güçlenmiştir. Bu görüşü ifade edenler arasında başta eski FED başkanı Greenspan olmak üzere batı ekonomisinin önde gelen ekonomistleri, köşe yazarları da yer almaktadır. TC Merkez Başkanı da ülkemiz açısından gerekli uyarıları bir süredir yapmaya başlamıştır.
 2003-2007 döneminde toplam dış ticaret açığı ise 160,2 milyar dolardan fazladır. “Cari işlemler açıkları” başlıklı yazıdan da hatırlanacağı üzere, bir bakıma ihracat ülkemizin dışarıya ihraç ettiği işgücünü, ithalat ise dışarıdan ithal ettiği işgücünü gösterir. Dış ticaret açığı ise net olarak ithal edilen işgücünü veya daha iyi bir ifade ile yabancı ülkelerde bizim yöneticilerimizce yaratılan ek istihdamı temsil eder. Bu durumda Türkiye’yi 2003-2007 döneminde yönetenler izledikleri politikalar ile, Türkiye’de Türk gençlerine değil, yabancı ülkelerde yabancı işgücüne ek 160.2 milyar dolarlık istihdam yaratmışlardır. Türkiye’deki istihdam edilenlerin sayısı Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2002 yılı sonunda 21,354 bin kişi iken Ekim 2007 tarihinde 22,750 bin kişiye çıkmış ve böylece istihdam 1,396 bin kişi artmış görünmektedir. Peki aynı dönemde Türkiye’nin çalışabilir işgücünü temsil eden 15 yaş üzeri nüfusu ne kadar artmıştır? 2002 yılı sonunda 48,041 bin olan 15 yaş üzeri nüfus 4,755 bin kişi artarak 52,796 bine çıkmıştır. 4,755 bin kişi 15 yaş üzeri nüfusa dahil olur ve bunlardan 1,396 bini iş bulurken geri kalan 3,359 bin kişiye ne olmuştur? İlginç bir şekilde 2003 yılında AKP iktidara geldikten sonra çalışmak istememişlerdir. O nedenle de Türkiye’nin 2002 sonu ile Ekim 2007 tarihi arasında işgücüne katılmayan, diğer bir deyişle çalışmayan veya çalışmak istemeyen nüfusu da, 3,365 bin kişi artmıştır.  Zira Türkiye İstatistik Kurumu’nun veri tabanına göre, 2002 yılı sonunda işgücüne katılım oranı yüzde 49.6 iken Ekim 2007 de yüzde 47.7 ye düşmüştür. İşin ilginci Devlet’in istatistik kurumunun göstergelerine göre işgücüne katılım azalırken, yine Devlet’in kayıtlarına göre suç işleyenlerin sayısında çok ciddi artışlar yer almıştır.
Bu bilgilerden sonra cari işlemler açığının finansmanında yurt dışına borçlanmanın ne yönde değiştiğine de kısaca göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir.

                                                     Tablo 2
                              Türkiye’nin dış borç boyutundaki gelişmeler
                                                  (milyar dolar)
                              2002 yıl sonu     2007 Eylül Sonu      Artış
Toplam dış borç              130.0                  237.3             107.3
Kısa vadeli borç                 16.4                    40.3               23.9
 Finans kuruluşları               6.3                    12.0                 5.7
 Diğer Sektörler                  8.4                    24.3               15.9
Orta ve uzun vadeli borç  113.6                   197.0               83.4
 Hazine                            56.7                     68.9               12.2
 TC Merkez Bankası           20.3                    13.3            –    7.0
 Özel sektör                     29.6                   111.3               81.7
 Finans Kuruluşlar               4.8                    38.9               34.1
 Diğer Sektörler                24.6                    72.4                47.8
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı web sayfaları

Tablo 2 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, Türkiye’nin dış borcu 2002 sonu ile Eylül 2007 tarihi arasında 107.3 milyar dolar artmıştır. Bu rakamın 2007 yıl sonu verileri açıklandığında daha da büyümesi  beklenir. Bu durumda Türkiye’nin dış borcundaki artış tamamen ülkenin cari işlemler açığını finanse etmek için kullanılmıştır.
Tablo 2 den görüldüğü üzere, bu dönemde Hazine’nin dış borçlarında 12.2 milyar dolar gibi çok cüzi miktarda artmıştır. Oysa Devlet dışarıdan çok az borçlanırken içeriden aynı dönemde, 105.4 milyar YTL borçlanarak iç borç stokunu 149.9 milyar YTL den 255.3 milyar YTL ye çıkarmıştır. Üstelik Devlet içeriden yaptığı yoğun borçlanmaya çok yüksek faiz ödemek zorunda da kalmıştır. Devletin içeriden yüksek faizle aşırı borçlanması, gelir dağılımını dar ve orta gelirliler aleyhine adamakıllı bozmuştur. Zira yönetenler asgari ücretten ve ekmek dahil tüm gıda maddelerinden vergi alırken yüz binlerce liralık faiz ve borsa gelirinden vergi almamaktadır. Dolayısı ile dar ve orta gelirlilerin ödediği vergiler faiz olarak yüksek gelir grubuna aktarılmaktadır.
Bu noktada bazı okurlar, iyi ama özelleştirme gelirleri vardı onlar ne oldu diye sorabilir. Haklıdırlar. Özel sektör kuruluşlarının yabancılara sattıkları mal varlıkları (bankalar, araziler ve fabrikalar) onların nakit varlıklarının büyümesine yol açtı. Devletin sattığı mal varlıklarının geliri ise bütçe açıklarının finansmanına gitti. Daha açık bir ifade ile Cumhuriyet’in 85 yıllık mal varlıklarını satarak miras yediler gibi Devletin faiz ödemeleri dahil günlük tüketimi için harcandı.
2003-2008 döneminde Türkiye’yi yönetenler, gerek kamu yaşamında gerek özel yaşamda ülkenin imkanlarının ötesinde yaşamasını özendiren politikalar izlemişler, bunun sonucunda Türkiye dışarıda ve içeride aşırı borçlanarak aşırı tüketen bir noktaya getirilmiştir. Bu noktaya getiren politikalar izlenirken sesini çıkarmayan ve hatta alkış tutan özel sektör meslek kuruluşlarının şimdilerde tepki vermeye başlaması ise trajikomik bir durumdur.
Gerek Cari İşlemler Açıkları başlıklı yazımda yer alan bilgiler ve gerek bu yazıda yer alanlar, Devleti yönetenlerin cari işlemler açıklarının yaratacağı sorunu ciddiye almadıkları izlenimi vermeye devam etmektedir. Zira 2008 Bütçe gerekçesinde de gelecek üç yıl zarfında da her yıl 30 milyar doların üzerinde  cari işlemler verileceği kayıtlıdır.
Değerli okurlar, bu sitede genel seçimler öncesinde yayınladığım “Vaad eden değil, ona inanan bedeli öder” başlıklı yazımı şöyle bitirmiştim; ”oylarınız sizin en büyük gücünüzdür, yapılan ve yapılacak işler ve hizmetleri politikacılar ve partiler kendi cebinden harcayarak değil faturasını mutlaka size yükleyerek yapıyorlar. Oyunuzu en erken dört yılda bir defa kullanabiliyorsunuz ve pişman olup geri alamıyorsunuz. Oyunuzu akıllıca kullanın ve cebinizdeki paranın harcanmasına ve ne kadar borç altına gireceğinize siz karar verin.”
Bu yazımı da şöyle tamamlayacağım; değerli okurlar, borç yiğidin kamçısıdır diyen siyasetçiler kamçıyı yiyen değin kamçıyı sizin sırtınıza vuran konumdadır ve sizler de yiğit konumundasınız.

Hikmet Uluğbay

0 Responses to “Cari İşlemler Açıkları II”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.