2011 Yılında, Babil’den Bile Geride Olmak

Cumhuriyet Gazetesi’nin 16 Ağustos 2011 tarihli sayısının birinci sayfasında, Seyfettin Mete’nin “Köle pazarı gibi” başlıklı haberi haklı olarak büyük puntolarla yer aldı. Haberi yüreğiniz burkulmadan ve acı çekmeden okuyabilmeniz mümkün değil. Zira, bu haberde, ülkemizde 2011 yılında bile sürmeye devam eden ilkel bir trajedi bütün çarpıcı boyutu ile ortaya konmuştur. Haberde yer alan bilgilerden bazılarını,
haberi okuyamamış olanlar için, aşağıya alıntılıyorum. Haberin tümünü görmek isteyenler, Cumhuriyet Gazetesi’nin anılan tarihli sayısına internet ortamında ulaşabilirler.

“… Bizim oralarda erkek olarak dünyaya gelmek ayrıcalıktır. Ama kız doğmuşsanız çileniz bebekken başlar. Kimi zaman okula gidemezsiniz, kimi zaman erkeklere alınan bir çift ayakkabıdan bile mahrum kalırsınız. …” “Küçük yaştaki kızlar sıraya diziliyor, ‘1 ila 5 inek parası karşılığı’ tanımadıkları kişilerle evlendiriliyor.” “Çocuk gelinler dramı Çorum, Amasya, Yozgat, Çankırı ve Tokat gibi İç Anadolu kentlerinde evlenemeyen veya dul kalan erkekler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan çocuk yaştaki kız çocuklarını eş olarak ‘satın alıyor’!” “Şanlıurfa’da 13 yaşında anne olan N.Ç.’nin dramı, Çorum’da ailesi tarafından önce 4 inek karşılığında, daha sonra da 10 bin lira başlık parası karşılığı evlendirilen 14 yaşındaki K.A.’nın durumu yürekler burktu …” Bu şekilde evlenen bir erkek de şu açıklamaları yapmış, “Yaşadığımız ilde Güneydoğu’yu bilen kişiler var. Bunlarla bir kente gidiyorsun ve burada bu işleri ticaret gibi gören kişiler var. Onlar hangi evde nasıl kız var biliyor. Mesela köye gidiyorsun tüm köy kızları sıraya diziliyor. Sen içlerinden birini seçiyorsun. Sonra kızlar gidiyor. Bu kişiler size soruyor, hangisini beğendin diye. Sen de karar veriyorsun. Sonra fiyatları söyleniyor. Fiyatlar ise 1 ile 5 bin TL arasında değişiyor. Uygun olanı alıp geliyorsun. Kızların itiraz etme şansı hiç yok. …” Bu ifadelerde bazı cümlecikler tarafımdan kalın harfli
olarak vurgulanmıştır. Çünkü sizlerin ileride yazacağım bazı cümlelerle bu cümleleri karşılaştırmanızı isteyeceğim.

Bu tür haberler hemen her yıl belirli aralıklarla yazılı ve görsel basında yer alır, her haber konusu gibi bu haberler de bir kaç gün, belki de daha doğru bir ifade ile görüldükten veya okunduktan birkaç dakika sonra unutulur gider. Oysa trajedileri okunan kız çocuklarının yaşamlarında başlayan karanlık dönem çoğu kez yaşam boyu sürecek, giderek aile içi şiddetle tanışacak, bunun sonunda bazıları dayanamayıp
yaşamlarına bile son vereceklerdir. Genelde bu trajedileri yaşayanların sayısı görsel ve yazılı basında N.Ç. veya K.A. gibi isimleri baş harflerle anılan birkaç kız çocuğu ile sınırlı sanılır, oysa değildir, onlar sadece basına yansıyanlar veya yansıtılanlardır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) web sayfasında yer alan 2010 yılı istatistiklerine göre, 2010 yılında 15-19 yaş kadın nüfusunun 216,810 u “yasal olarak evli” statüdedir. Bu sayı, 15-19 yaş çağ kadın nüfusunun yüzde 7.11 idir. Dikkat edin bu sayı “yasal statüsü evli” sınıflamasındadır. Bu sayının dışında, kuma olarak verilenler, imam nikahı ile evlendirilenlerin kaç kişi olduğu istatistik olarak verilmemektedir. TÜİK’in veri tabanında 15-19 yaş grubunda evlendirilenlerden 166 sının kocasının öldüğü ve 1,560 nın da boşandığı bilgisi de yer almaktadır. Bu kızların önemli bir
bölümü kendisinden çok büyük kişilerle evlendirilmektedir. TÜİK, boşananların istatistiğini üretmiş ama, evlendiği kocasından gördüğü kötü muamele sonucu evine kaçanların, kaçamayıp da kendi canına kıyanların verilerini üretmemiş, üretti ise dahi yayınlamamış. Yine TÜİK’in üretmediği bir diğer istatistik de, kocasının evinden kaçarak baba evine dönenlerin kaçının “aile meclisi kararı ile namus cinayetine uğradığına” ilişkin olandır. TÜİK bunları yayınlamıyor, ama bu konuda rapor yazan yabancılar, biraz sonra örnek de verileceği üzere, bu
acı gerçeğin üstünü örtmüyorlar.

Burada bir parantez açarak, dikkatinizi çekmek istediğim birkaç önemli husus var. Bunlardan birincisi, TÜİK 15 yaş altı evlenmiş kadın nüfusuna ilişkin verileri de yayınlamamaktadır. Oysa eskiden, bu verileri 15 yaş altı evli kadınların sayısını, sahip oldukları çocuk sayıları
ile birlikte yayınlardı ve ben o bilgileri birçok incelememde kullanmıştım. Bu yayınlara son verilmesi, bana göre, çok önemli bir noksanlık ve hatadır. TÜİK veri yayınlamayınca sorunlar ortadan kalkmıyor, tersine üstü örtülmüş olarak devam etme veya ettirilme fırsatı doğmaktadır. Sosyal bir sorunu içeren veri üretilmez ise, toplum nasıl bilinçlendirilecek, çocukların korunması için mevcut yasal önlemler nasıl izlenecek ve uygulanacaktır? İkincisi, evlilik istatistikler beşer yaşlık gruplar halinde sunulmaktadır. Bu sunum reşit olanlar için anlamlı bir yaklaşım olabilir. Ancak ülkede reşit olmayan çocukların evlendirilmesi gibi bir sosyal sorun varsa, TÜİK reşit olmayanlara ilişkin her türlü veriyi, evlenme istatistikleri de dahil, her bir yaş için ayrı ayrı vermelidir. Bu veriler bu şekilde yayınlanmadığı sürece, Türkiye’de araştırma yapmak, politika ve strateji üretmek ve önermek de el yordamı ile yapılmak durumunda kalıyor. Ayrıca küçük kız çocuklarımızın
yaşadıkları trajediler aynen sürmeye devam ediyor. Bu yakınmayı, bizlerden önce Üniversitelerin ve akademisyenlerin yüksek sesle yapmaları gerekirdi. Ancak böyle bir tavır ortada görünmemektedir.  Üçüncüsü ise TÜİK 15-19 yaş grubunda evli kadınların kaç çocuğu olduğunu da
yayınlamamaktadır. Sadece yaş grupları itibariyle doğurganlık ortalamalarını vermektedir. Bu da bilginin üstünü örtmekten başka bir şey değildir. Yapılması gereken hem doğurganlık oranlarının hem de her yaş grubunda kadınların dünyaya getirdikleri çocukların sayısını göstermektir.

Şimdi yeniden çocuk evlilikleri sorununa dönmek istiyorum. Ülkemizde 18 yaş altı evlendirilen kız çocuklarının, yasal olarak evlendirilmeleri mümkün değildir. Zira, Medeni Kanunu’nun 124 üncü maddesine göre kadın ve erkeğin evlenebilmesi için 17 yaşını doldurması
gerekmektedir. Yasada bunun tek istisnası, “önemli bir neden ya da olağanüstü bir durum varsa, yargıç kararı ile 16 yaşını bitirmiş olan kadın ve erkek evlenebilecektir.” Bu durumda dahi yargıç kararını vermeden önce anne, baba ve vasiyi olanak varsa dinleyecektir.

Yasadaki bu hüküm çerçevesinde 17 yaşını doldurmamış kadınlardan TÜİK’in verilerinde evli olarak gösterilenlerin çok büyük çoğunluğu Medeni Kanun’da öngörülen medeni nikâhla evlilik bağını oluşturup oluşturmadığı soru işareti içermektedir. Bu durumda olanların yüzde kaçı acaba Medeni Kanunu’nun öngördüğü evlenme yaşına ulaşınca medeni nikah kıydırabilmektedir, yanıtı belli değil. Ancak TÜİK, 216,810 kadın için yasal olarak evli statüde ifadesi kullanmaktadır. Bu sayı sadece 18 ve 19 yaşlarında evlenenlere ilişkin veri değildir. Böyle olmadığını geçmişte yayınlanan istatistik yıllıklarından biliyoruz.  Bu konuda, daha ayrıntılı verileri görmek isteyen okurlar, bu sitede 8 Haziran
2007 tarihinde yayınlamış olduğum (www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=41)  “Çocuk İstismarı” başlıklı yazımı inceleyebilirler. O yazıda yer alan bilgileri bu yazıda tekrarlamadığım için çok zengin ek bilgiye ulaşma olanağı bulunacaktır. Bu durumda, TÜİK’in 15-19 yaş grubunda bulunan kadınlardan yasal statüsünü evli olarak belirtilen bu 216,810 nun ilişkin bilgileri her yaş için ayrı ayrı vermesi ve neye göre yasal
statüsü evli olarak tanımlandıklarını açıklaması gerekir.

Kadın ve erkeklerin evlenme yaşı olarak Medeni Kanun’da geçen 17 yaşın doldurulması şartının nedeni ise gerek bu yasada ve gerek Türkiye’nin de taraf olduğu ve bu nedenle de ulusal hukukumuzun bir parçası olan uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan 18 yaşına kadar her insanın çocuk sayılacağı hükmüdür.

Devletimizin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 34 üncü maddesine göre, devletler çocuğun cinsel sömürüye ve cinsel suiistimale (kötü işlemlere) karşı korunması için yükümlülük altına girmişlerdir. Aynı Sözleşme’nin 35 inci maddesi de yer alan, “Taraf devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları ve fuhşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde … gereken her türlü önlemleri alırlar” hükmü ile de Devletimiz yükümlülük altındadır. Muhalefet partilerinin TBMM de bulunma nedenlerinden birisi de bu konuları denetlemektir. Bu hükümler ulusal hukukumuzun bir parçası olmaktan başka ulusal yasalarımıza da yansıtılmıştır. Yukarıda yer alan haberde çocuklar 1-5 bin lira arasında satılmışlardır. Yasal olarak evlenmeleri söz konusu olmadığına göre, cinsel sömürüye ve cinsel suiistimale uğramaları söz konusu değil midir? Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bu haberin çıkmasından sonra konu Devlet’in organları ve yetkilileri tarafından takip edilmiş midir? Bu ve benzeri sorulara yanıtlanmaz ve konu takip edilmez ise, kız çocukları yasalarla tanınmış
haklarından yoksun kalmayacaklar mıdır?

Bu yazı için internette arama yaparken, evlenme yaşının düşürülmesinin savunulduğu ve bu yönde çabalar gösterildiğine ilişkin bilgilere de rastladım. Türkiye, Medeni Kanunu’nu bu yönde değiştirmeye kalksa bile, böyle bir girişimle imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesini ihlal etmiş duruma düşer ve Anayasa Mahkemesi böyle bir değişikliği Anayasa’ya aykırı bulur. Zira Anayasa’ya göre uluslararası Anlaşmalar Anayasa’ya aykırı olamayacağına göre, yapılacak yasa değişikliği Anayasa’ya aykırı bulunur ve iptal edilir. Ayrıca böyle bir yasa değişikliği girişimi Türkiye’yi medeni bir ülke olmaktan çıkarır ve geri ülkeler arasına indirir.

UNICEF’in Mart 2001 de yayınlanan “Erken Evlilikler-çocuk eşler (Early Marriages-child spouses” başlıklı raporunun 12 sahifesinde Türkiye’nin adı bir paragrafta şöyle geçmektedir; “Ürdün’de 2000 yılında yayınlanan bir çalışmada, aile içi şiddete ilişkin olarak şikayet
edilen olayların yüzde 26 sının 18 yaşından küçük kadınlara yönelik olduğu yer almaktadır. Şiddet içeren evliliklerde bazı küçük yaşdaki kadınlar baskı ve şiddete dayanamayıp evden kaçmaktadırlar. Bu şekilde evinden kaçanlar veya ailesinin arzusuna aykırı olarak evlenen kızlar cezalandırılmaktadır, hatta aileleri tarafından öldürülmektedir. Bu durumdaki küçük yaştaki kadınlar Bangladeş, Mısır, Ürdün, Lübnan, Pakistan, Türkiye ve diğer bazı ülkelerde ‘namus için öldürülmektedirler’ (honour killing).” Geçmiş yıllarda basına yansıyan kadına yönelik şiddet olayları bugünkü boyutlarda değildi. Örneğin, hafızam beni yanıltmıyorsa, sahurda karısını öldüren haberiyle ilk defa
geçtiğimiz günlerde karşılaştım.

Bu yazıyı hazırlarken, internette yaptığım araştırmada, gelişmiş ülkelerin bazılarında da değişen boyutta çocuk evlilikleri sorunun yaşandığını ve bazı gelişmiş ülkelerin kadın haklarına ilişkin sözleşmeleri imzalamadıklarını üzülerek öğrendim. Ancak medeni ülke olmak ekonomik ve bazı sosyal göstergelerde önde olmakla eş anlamlı değildir. Medeni olmanın temel koşulu insan haklarına erkek-kadın, azınlık-çoğunluk,
inançlı-inancı farklı gözetmeksizin sahip çıkıp saygı duymaktır. Bunun yanında, ülke medeni olarak tanımlansa bile, bu bütün bireylerinin eşit uygar davranış ve anlayış içinde olduğu anlamını da taşımamaktadır.

Bu gözlemden sonra yeniden konumuza dönerek Unicef’in yukarıda değindiğim raporuna dönmek istiyorum.

Unicef’in söz konusu raporunda 15-19 yaş arasında evlendirilen çocuklar konusunda da bir tablo yer almaktadır. Bu tabloyu aynen aşağıya alıyorum.

2000 yılı verilerine göre

15-19 yaşlarında evlendirilen
çocukların

yaş grubu içindeki payları

(yüzde olarak)

Ülke adı

Erkek

Kadın

Kongo D.C.

5

74

Nijerya

4

70

Kongo

12

56

Uganda

11

50

Mali

5

50

Afganistan

9

54

Bangladeş

5

51

Nepal

14

42

Irak

15

28

Suriye

4

25

Yemen

5

24

Honduras

7

30

Küba

7

29

Guatemala

8

24

Kaynak: Unicef Early Marriage
raporu

Buraya kadar sunduğum bilgiler ışığında, okurlar, kısa da olsa, çocuk yaşta evlendirilen kızlarımızın trajedisi konusunda karşılaştırmalı bir bilgi demetine ulaşmış oldular. Ancak okurlar haklı olarak bu bilgiler ile “Babil” arasında bir bağlantı göremediler, haklılar. O aşamaya ancak şimdi geldik.

Sanırım, okurlardan çoğu, Heredot’un “Tarih” isimli kitabını okumuşlardır. Şimdi o kitaptan bir paragraflık bir alıntı yapacağım. Heredot, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları içinde yeniden yayınlanan, ilk basımı ise Hasan Ali Yücel çevirileri arasında dilimize kazandırılan, söz konusu kitabının 106 ıncı sayfasında Babil’de kızların evlendirilmek üzere satışa çıkarılışını şöyle anlatır; “Giyimleri böyledir. Şimdi bir de
ülkede yürürlükte olan ya da daha eskiden yürürlüğe konmuş bulunan yasalara bakalım. … Her köyde yılda bir kez şöyle bir tören yaparlar; kocaya varma çağına gelmiş olan kızları toplarlar; hepsi bir arada bir yere götürülürler, erkekler de gelip çevrelerini alırlar; tellal en
güzellerinden başlamak üzere, hepsini teker teker kaldırıp satışa koyar;
bu, iyi bir para ile satıldıktan sonra, geri kalanların en alımlısını artırmaya çıkarır; bunlar satın alan adamın karısı olmak için satılıyorlar. Evlenme çağına gelmiş olan bütün zengin
Babil’liler en güzelini alabilmek için fiyatı üst üste artırırlar; güzelliğe pek meraklı olmayan halktan kimseler ise, tersine çirkinleri almak için üste para da alırlardı
. … .” Bu ifadelerdeki bir hususa dikkat edilmesi gerekir; “evlenme çağına gelmiş olan” bu ifade hem kızlar hem de erkekler için kullanılmaktadır. Bu satış uygulaması, günümüzde başta ülkemizin bazı yörelerinde ve birçok gelişmemiş toplumda alınmaya devam eden başlık parasını da anımsatmaktadır. Ayrıca, bu törenlerin hasat dönemi sonra yapılması da söz konusu olabilir. Zira kızlar için bedel ödenebilmesi için tarıma dayalı bir ekonominin erkeklerinin ürünlerini satmış ve ellerine para geçmiş olması
gerekir.  Bugün de ülkemizde kırsal yörelerde evlenmelerin genelde hasat sonrası yapılması aynı anlayışın sonucudur. Ancak Babil’deki bu
uygulamanın bir farklı boyutu var, para kızın ailesine gitmiyor, evlilik çağına gelmiş çirkin ve sakat kızların evlenebilmesi için kullanılıyor
; “Tellal güzellerin satışını bitirdikten sonra, en berbatını ya da sakat olanını kaldırır, en ucuza bunlara razı olanlara gösterirdi, bu sefer eksiltme ile gitmiş olurdu kızlar. Para, güzeller için ödenen paradan çıkıyordu; böylece güzeller çirkinleri ve sakatları evlendirmiş oluyorlardı. Hiç kimsenin kızını kendi istediğine vermeye hakkı yoktu, …  .”

Şimdi Cumhuriyet’in haberinde yer alan bazı cümleler ile Heredot’un anlatımında yer alan bazı cümleleri yan yana görelim.

Heredot’un
anlattığı

2011
Cumhuriyet’te yer alan

Her köyde yılda bir kez şöyle bir tören yaparlar;
kocaya varma çağına gelmiş olan kızları toplarlar; hepsi bir arada bir yere
götürülürler,
Onlar hangi evde nasıl kız var biliyor.
Köye gidiyorsun, tüm köy kızları sıraya
diziliyor.
tellal en güzellerinden başlamak üzere, hepsini
teker teker kaldırıp satışa koyar;
Sen içlerinden birisini seçiyorsun. Sonra
fiyatları söyleniyor.
Hiç kimsenin kızını kendi istediğine vermeye
hakkı yoktu,
Kızların itiraz etme şansı hiç yok.

 

Kuruluşu M.Ö. 3,000 yılına kadar geri giden Babil Krallığı’na ilişkin Heredot’un anlattığı bu uygulama mı göreceli olarak daha medeni, yoksa başlangıçta Cumhuriyet Gazetesi haberinde yer alan mı? Dikkat edilirse, Babil uygulaması için “kocaya varma çağına gelmiş kızlar” diye bir tanımlama vardır. Böyle bir tanımlaması olmayan ve 12- 13 yaşındaki çocuğun evlendirilmesi ve 13 yaşında çocuk sahibi olmasına göz yuman
bir ortam mı daha medenidir? Kızını para veya hayvan karşılığı satan ve bu parayı cebe atan aile anlayışı daha uygar, yoksa kızların para karşılığı evlenmeleri ile elde edilen gelirin çirkin ve sakat kadınların evlendirilmesini öngören Babil anlayışı mı göreceli olarak daha medeni siz karar verin. Doğal olarak ben buradaki soruları, günümüzün medeniyet anlayışına göre sormadım, karşılaştırılan ve aralarında en az 3 bin yıl bulunan iki durum arasındaki göreceli durumu sordum. Aralarında en az üç bin yıl yer alan iki uygulamadan 2011 yılında olan bana göre çok daha geri kalmış bir uygulama. Üç bin yılda küçük kızların kaderi bir arpa boyu ilerlemediği gibi, gözler görülür ciddi bir gerileme bile söz konusudur.

Yazıyı tamamlamadan önce çocuk yaş evliliklerinin çok büyük ölçüde anne baba ve çocuğun ilköğretim düzeyinde bile eğitimi olmayan aileler arasında olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de Üniversitelerimizin “Sosyoloji” Bölümünde görev yapan bilim insanlarımızı, ülkemizdeki çocuk yaş evliliklerini şu sorulara yanıt verecek şekilde yapmalarını bekliyorum.

–  Anne ve babanın eğitim durumu.

–  Anne ve babanın evlenme yaşları.

–  Ailenin aylık gelir durumu,

–  Çocuk evlilikleri olan ailelerdeki çocuk
sayıları.

–  Çocuk yaşta kızlarını evlendiren ailelerin doğum
kontrolüne yönelik tutumları.

–  Çocuk yaşta evlendirilen çocuklar için alınan
başlık paralarının boyutu.

–  Alınan başlık paralarının ne amaçla
kullanıldığı.

–  Çocuk yaşta evlenen kızların, yaşadıkları
sorunların belirlenmesi

–  Çocuk yaşta evlenen kızlara, satıldıklarında
veya daha sonra nikah kıyılıp kıyılmadığı ve nikah varsa nikah tipi.

–  Çocuk yaşta evlenen kadınlarda düşük sayısı.

–  Çocuk yaşta evlenenlerin çocukları içindeki
engelli sayısı.

–   Çocuk yaşta evlendirilen kızlar ile kocaları
arasında yaş farkları.

–   Çocuk yaşta evlenenlerin arasında yaşamına son
verenlerin sayısı.

–   Ve saptayacakları diğer sorular.

Üniversitelerimizin “Sosyoloji Bölümleri” bu tür araştırmaları yapıp yayınlamadıkları sürece, istedikleri kadar uluslararası makale yayınlamış olsunlar ülkenin sorunlarına çözüm üretmiş olamazlar.
Hikmet Uluğbay

 

0 Responses to “2011 Yılında, Babil’den Bile Geride Olmak”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.