Günümüzde oynanmakta olan bazı oyunları anlamak için tarihin tuttuğu ışık I

Günümüzde, gerek ülkemiz ve gerek dünyanın çeşitli ülkeleri üzerinde oynanmakta olan oyunları anlayabilmek ve geçmişte düşülen tuzaklara yeniden düşmemek ve yapılan hataları yenilememek için ülke ve dünya tarihini okumak, iyi anlamak ve iyi analiz etmek gerekmektedir. Tarih okumak hem algılama ve anlama yetimizi geliştirecek, hem de ülkemizin aynı tuzaklara bir kez daha düşmemesi için bireysel ve toplumsal düşünce gücümüzü ve savunma refleksimizi harekete geçirecektir.
Bu başlık altında yazmayı düşündüğüm bir seri ile şimdiye kadar okuduğum ve bilgime önemli katkıda bulunmuş olan bazı kitaplarını sizlere tanıtmaya çalışacağım. Bu kitaplar aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlatılan, yürütülen ve başarılan İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi felaketlere dur dediğini ve günümüze uzanan süreçte Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunları ve temelinde yatan çıkar hesaplarını da daha iyi algılama ve anlama imkânını da verecektir.
Bu yazı ile tanıtmak istediği kitap, Cumhuriyet Kitapları içinde 3. Baskısı yapılan Erol Ulubelen’in “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye” isimli eseridir. Eser, önsözünde de belirtildiği üzere, 46 büyük ciltten oluşan ve her biri ortalama biner sayfa olan İngiliz Gizli Belgeleri’nden seçilmiş bazı belgelerin çok kısa özetleridir. Özetleri içeren bu kitap okunduğunda, tarihçilerimiz tarafından yapılacak araştırma ve yayınlarla gün ışığına çıkmayı ve bizlerin bilinçlenmesine katkı yapmayı bekleyen çok büyük bir bilgi hazinesinin varlığı gerçeği ile tanışılmış olacaktır. Bu bilgi hazinesi sadece İngiliz Gizli Belgelerinde mevcut değildir, Osmanlı arşivlerindeki bilgiler ile birlikte, Fransız, Alman, Rus, Amerikan, İtalyan, Avusturya-Macaristan, Yunanistan, Bulgaristan ve diğer komşu ülkelerin yayınlanmış veya gizliliği kaldırılmış arşiv belgelerini de kapsamaktadır. 
Aslında yapılması gereken en önemli hizmetlerden birisi de, yabancı devletlerin gizliliği kaldırılmış olan arşiv belgelerinde Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet dönemi ile ilgili bilgilerinden yayınlanmış olanlar ile henüz kitap halinde yayınlanmamış olanların elektronik ortamda bulunan metinlerinin veya fotokopilerinin daha fazla zaman kaybetmeksizin, T.B.M.M. Kütüphanesi, Türk Tarih Kurumu ve Millî Kütüphane’ye birer nüshalarının getirtilmesi ve araştırmacılar ile yazarların hizmetine sunulmasıdır.
Bu kitabı okuduğunuzda sakın ola ki İngiltere veya Osmanlı Devleti ile Türkiye üzerinde oyun oynayan diğer devletlere kızmayın. Böyle yapmak tipik kolaycılık ve tembellik olacaktır. O devletler kendi ülkelerinin ulusal çıkarları için doğru ve yararlı gördüklerini yapa gelmişlerdir ve halen de yapmaya devam etmektedirler. Asıl kızmamız ve sorgulamamız gereken husus, benzeri şekilde ulusal çıkarları korumayan ülkemiz yönetimleri ile bu belgeleri ülke araştırmacılarına ve okurlarına sunmak ve Ulubelen’in kitabı gibi birçok kitapların yayınlanabilmesi için gereken kaynakları hala ayırmayan ve gerekli araştırma ortamını yaratmayan yöneticiler ve ilk baskısı 1966 da yapılan bu kitabın 3 üncü baskısını ancak Aralık 2009 ayında yaptıracak kadar düşük talep yaratan kendi ilgisizliğimiz olmalıdır.
Bu tanıtım yazısında kitaptan yaptığım alıntıların içinde bazı cümle veya cümlecikler kalın harflerle gösterilecektir. Bu kalın harfli sözcük dizileri tarafımdan okurun dikkatini çekmek için yapılan benim vurgulamalarımdır.
Kitabı tanıtmaya, G.H. Fitzmaurice’in Osmanlı Devleti’nin 1906-1907 dönemindeki durumuna yönelik raporundan bir cümle ile başlamak istiyorum; “Türkiye’de teorik olarak tahsil zorunluluğu vardır, çocuklarını okula göndermeyen aileler cezalandırılacaktır. Türk ordusu subaylarının bir kısmı okuma yazma bilmez, tamamen cahil valiler vardır. Buna karşı memleketteki Hıristiyanların hemen hepsi tahsillidir. … Okullarda ise süslü İslam kuralları öğretilir. Türk tarihi sadece kronoloji olarak okutulur ve ancak zafer bölümleri öğretilir. Tarihsel felsefe Türk okullarında yer almaz. Kapitülasyonlara hiç dokunmadan devletler hukuku öğretilir …(s. 36-37).”  Gerçekten ülkemizde kapitülasyonları anlatan kaç kitap yayınlanmıştır? 
Aynı rapordan alıntı yapmak istediğim diğer bir ifade ise şudur; “Hıristiyan çocuklar için ise Fransız, İngiliz, Amerikan ve İtalyan okulları vardır. ‘Bulgaristan bugünkü mevcudiyetini bu okullara borçludur’ sözü bu okulların etkisini göstermek bakımından gerçeğin en yakın ifadesidir (s.37).” Ülkemiz 2010 yılına gelinmesine rağmen 11 veya 12 yıllık zorunlu eğitim kararını aldı mı?
Osmanlı Devleti’nin son döneminde ülkede bulunan resmi, özel ve yabancı okulların bulunduğu yerler, öğrenci, öğretmen sayılarına yönelik ayrıntılı istatistik verileri Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2000 yılında yayınladığı “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Sürecinde Eğitim İstatistikleri 1839-1924” Tarih İstatistikleri Dizisi Cilt 6 da yer almaktadır. Arzu eden okurlar o kaynağa başvurabilirler. 
25 Ocak 1898 tarihinde İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Marki Salisbury’nin İstanbul’daki Büyükelçi Sir N. O’Connor’a gönderdiği bir yazıda yer alan şu ifade önemlidir; “… Bizim kanımıza göre Çin ve Türk imparatorlukları öylesine zayıftır ki, bütün hayati konularda bizim hariciyemizin öğütlerine tamamen uyacaklardır. Ancak İngiltere ve Rusya öğütlerde bulunurken hep birbirlerine zıt hareket ediyorlar. … Türkiye’nin Karadeniz’e çıkan Boğazları ve Bağdat’a kadar olan Fırat Vadisi Rusları ilgilendirir. Diğer taraftan Türkiye’nin Afrika toprakları ve Bağdat’tan aşağıda kalan bölümleri bizi ilgilendirir; buralarda İngiliz çıkarları vardır. … (s.12).”
11 Eylül 1901 tarihli bir yazıda ise şöyle bir ilginç bilgi vardır; “ … Türk Hükümeti’ne, Kuveyt meselesinde İngiliz çıkarları olduğu anlatıldı. İran Körfezi ve Kuveyt’te Majestelerinin Hükümeti’nin çıkarları vardır, bu bölgelerde Sultan’ın başkalarına haklar vermesine katlanamayız ve bu durumlar Türk çıkarlarıyla da çatışabilir. Bütün bunlar Türk Hariciye Bakanı’na bildirildi. … (s. 16).”
İngiliz Hükümetine sunulan 1907 tarihli bir rapordaki şu cümleler ibretle okunmaya değer; “… 1874 te Türk Donanması Avrupa’da 3 üncü idi. Öyle ki, Rus Harbi sırasında Türk Donanması Karadeniz’i tamamen denetimi altında tuttu. Fakat Sultan Abdülhamit Dolmabahçe Sarayı karşısında kuvvetli bir donanma görmekten korktu ve donanmayı Haliç’e iki köprü arasında çekip çürümeye terk etti. Silahları ve makineleri söküldü. 1897 de Yunan Donanması Türk kasabalarını bombalamaya başlayınca halkta müthiş bir reaksiyon oldu ve Sultan donanmanın Akdeniz’e çıkmasına karar verdi. … Daha sonra bir Amerikalı olan Bucknam Paşa Amiral olarak Türk Donanması’nın başına getirildi. Bu şahıs Türk gemilerinin yapımından çok büyük kârlar elde etti. … (s.40 ve 41).”
Düşünebiliyor musunuz değerli okurlar Akdeniz’i bir Türk gölüne çeviren Barbaros Hayrettin Paşa, Oruç Reis, Turgut Reis’lerin donanmasının kendi komutanlarının yetişmesine ve Devlet’in donanmasına kumanda etmesine zemin vermeyen bir İdare’nin ülkeyi getirdiği noktayı? Aynı raporun izleyen bölümlerindeki şu gözleme ne demeli; “Türk donanmasının Haliç’ten çıkıp çıkamayacağı, Türk subaylarının bir şeyler öğrenip öğrenmeyecekleri şüphelidir. Almanya son zamanlarda genç deniz subaylarının Alman bahriyesinde talim görmesine izin vermiştir. (s. 41).”  
1903-1904 yıllarında yapılacak reformlar konusunda sunulan rapordan da sadece şu cümleyi almakla yetineceğim; “Rus Büyükelçisi Sultan’la görüşerek … Genel durumun mutlaka düzeltilmesi gerektiğini, jandarma ve memurların aylıklarını düzenli almalarının icap ettiğini … bildirdi. (s.44)” Devlet görevlilerine maaşlarının düzenli ödenmesi konusunda bir Büyükelçi’nin ülke yöneticisini uyardığı bir noktaya bile varılmıştır.
Duyun-u Umumiye İdare Meclisi’ndeki İngiliz üyesi olan Mr. Block 1906 da İngiliz Büyükelçisi’ne sunduğu rapor da çok ilginç gözlemlerle doludur. Sadece şu alıntı bile Osmanlı Devleti’nin mali açıdan içine düşmüş olduğu kuyunun derinliğini göstermeye yeter; “Fransa ve Almanya … Türk Hükümeti’ne yüksek faizli yeni borçlar teklif etmekte, işe yaramaz atıl kapitali arttırarak Türk Hükümeti’ni ellerinde tutmaktadırlar. Bu borçların sağladığı faydalar birkaç hafta ya da birkaç ay içinde bitmekte, halbuki bu borçlara karşılık iki devletin çıkarları 50-60 yıl sürmektedir. Türkler harcamalarını kontrol edemezlerse bu iflasa kadar gidecektir, … (s. 56).”
Görev süresi dolarak ülkesine dönen İngiliz Büyükelçisi’nin yerine atanacak Büyükelçi’de bulunması gereken nitelikleri açıklayan bir İngiliz diplomatının 12 Nisan 1908 tarihinde gönderdiği yazı çok öğreticidir. “Buradaki (İstanbul’daki) İngiliz Büyükelçisinin tutumu hem Sultan’ı idare etmek ve hem de Sultan’ın iyi niyetlerine bağlı olan ticaret ilişkilerini yürütmek olmalıdır. … Makedonya’da durum düzelene kadar buraya şöhret peşinde koşmayan, ciddi, sempatik ve Sultan’a etki edip onun itimadını kazanacak bir elçi gereklidir. … Sultan birkaç yıl içinde ölebilir ya da rejim değişebilir. Böyle bir adamın (yukarıda nitelikleri tanımlanan Büyükelçi anlamında) zekası rejim değişikliği sırasında paha biçilmez bir rehber olabilir. (s. 60-61).” Sultan II Abdülhamit’in 23 Temmuz 1908 da, İkinci Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldığı, 13 Nisan 1909 da, 31 Mart (eski takvimde 13 Nisan’ın karşıtı olan tarihtir) olayının yer aldığı ve bu gelişme üzerine Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelerek Sultan Abdülhamit II tahtan indirdiği de hatırlanırsa yukarıdaki yazıda belirtilen husus ile şimdi sunacağım alıntının anlamı çok daha iyi anlaşılır. Görevine kısa süre önce başlamış olan İstanbul’daki yeni Büyükelçi Sir G. Lowther’a Dışişleri Bakanı Sir E. Grey’in gönderdiği 31 Temmuz 1908 tarihli yazı çok anlamlıdır; “İstanbul’a çok iyi bir zamanda gittiniz. … İstemediğiniz konulara el atıp Türkleri şüphelendirmeyelim, fakat onlara işlerini iyi idare ederlerse bizim yardımımızı ve desteğimizi  sağlayacaklarını anlatalım. … Türk halkına, bizim kavgamızın kendileriyle olmadığını, şimdi kendilerinin de istemedikleri iktidardaki mahluklarla olduğunu anlatalım. Şayet Türkler anayasayı tam olarak ayakta tutar ve kendileri de kuvvetlenirlerse bunun sonuçları bizim şimdi (ön)göremeyeceğimiz kadar uzaklara gidebilir. Bu hareketin Mısır’daki etkisi inanılmayacak kadar büyük olacaktır; bu etki Hindistan’da da hissedilecektir. Biz şimdiye kadar idaremiz altında bulunan Müslümanlara … (Osmanlı Devleti’nin) kötü bir despot tarafından idare edildiğini söylüyorduk. Halbuki biz idare ettiğimiz Müslümanlar için iyi bir despottuk ve bizim idaremiz altında daha mutluydular, çünkü bu insanlar mukayese imkanına sahip değillerdi, dolayısıyla farkın kendi lehlerine olduğunu kabule hazırdılar. Fakat şimdi Türkiye bir anayasa yapar, parlamento kurar ve hükümet şeklini geliştirirse Mısırlılar da bir anayasa isteyeceklerdir. … Biz asla ne Mısır halkıyla ne de Türk Hükümeti’yle mücadeleye girmeyeceğiz. Bizim mücadelemiz Türk halkının hisleriyle olacaktır. … (s. 62-63).”
Dışişleri Bakanı Grey 11 Ağustos 1908 de İstanbul’daki Büyükelçi’ye gönderdiği yazı çok anlamlıdır; “… Türkiye’de olanlar öylesine harikadır ki anayasayı uzun müddet devam ettireceklerini sanmıyorum. … (s. 64).”
Diğer bir belgede ise, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında nasıl yönetildiğine ilişkin şu çarpıcı bilgi yer almaktadır; “… Parasal durum çok bozuktu, yardım almak için Fransa’ya yöneldiler, Cour de Compte’un (Fransız Sayıştay’ının) başkanı olan Mr. Laurent Türkiye’ye gelip iki ay durumu inceledi. İngiltere’den ise çürümekte olan donanmalarını düzeltmek için bir amiral istediler, ayrıca gümrüklerin başına Mr. Crawford getirildi. Orduyu düzene koymak için Alman Genarali Von der Goltz getirildi. Bu ara Anayasa fikri halk arasında yavaş yavaş yayılıyordu, fakat çeşitli din ve mezhep grupları arasında anayasanın dinle bağdaşmayacağı propagandası da yayılıyordu. … (s. 66).” Bu görüntü sadece son zamanlara ilişkin değildir. Osmanlı’nın mali iflasının ilan edildiği 1876 yılından başlayarak Devlet’in kilit görevlerine veya danışmanlıklarına yabancılar gelmeye başlamıştır. Osmanlı’nın son dönemlerde giderek sömürgeleştiğini söylemek fazlaca abartılmış bir gözlem olmayacaktır.
10 Ekim 1912 tarihinde İstanbul’da görevli İngiliz diplomatının Londra’ya gönderdiği şu mesaj ulaşılan aşamayı açıkça göstermektedir; “… Ortadoğu’da durum öyle hızla değişiyor ki, uzun bir mektup yazmanın anlamı bile kalmadı. … Avusturya-Macaristan, Osmanlı demiryollarına tamamen göz koymuş durumda. Kendimi hasta bir adamın başındaki doktora benzetiyorum, nabzı elimde durduğu an düşüreceğim. … (s. 116).”
Balkan Savaşı’nda Bulgar ordusunun Çatalca’ya kadar gelmesini izleyen günlerde İngiliz Askeri Ateşesi’nin yaptığı değerlendirmeleri ve Osmanlı yetkilileri ile görüşmelerini İngiliz Büyükelçisi’ne ilettiği 28 Ocak 1913 tarihli yazıdan bir bölümü de sizlerle paylaşmak isterim; “İzzet Paşa’yı gördüm, bana şerefini daha fazla kaybetmeden emekli olmak istediğini söyledi. Kendisine Çatalca hattındaki ordunun durumu kötü mü dedim. Hayır çok iyi bir ordumuz var, ancak kötü politika yüzünden hiçbir şey yapamıyoruz dedi. … (s. 127).”
İstanbul’da görevli İngiliz diplomatının Londra’ya gönderdiği 26 Mayıs 1913 tarihli mesajda şu ilgi çeken bilgi vardır; “… Rus elçisi Ermeni vilayetlerini reorganize eden İngiliz memurlarından memnun değil. … (s. 157).”
27 Ağustos 1919 tarihli bir belgede şu ilginç açıklama yer almaktadır; “… Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez. Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezopotamya bakımındandır. … (s. 188).” Gerçekten 1990 lardan itibaren Irak (Mezopotamya)da neler yaşanmakta?
Aslında kitabın her bir sayfasında alıntı yapılacak çok zengin bilgiler mevcuttur. Ancak bu yazının amacı kitabı tanıtmak ve sizlerde onu okuma arzusu yaratmakla sınırlı olduğu için son iki alıntı ile bu bölümü tamamlamak istiyorum. 29 Aralık 1919 tarihini taşıyan belgedeki şu cümleler üzerinde düşünülmeye değerdir; “… Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konulacak, Kürdistan’da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak. Bir tek Kürt devleti mi yoksa birçok küçük Kürt devleti mi kurulacağı düşünülecek. Ermenilere Amerikalılar kanalı ile silah sağlanacak. … (s. 199).” Güneydoğu Anadolu’da otuz yılı aşkın süredir neler yaşanıyor?
13 Aralık 1919 tarihini taşıyan belgedeki bilgiler çok şeye ışık tutacak niteliktedir; “… İngiliz petrol şirketleri kendilerini Amerikan petrol şirketlerinden kurtarmak istiyorlarsa Batum, Tiflis, Bakü’den başka yeni kurulacak Ermeni devletindeki petrol işini de üstlerine alır. Bundan başka Musul, Kerkük ve Mezopotamya’daki Türk petrol şirketinden Fransızlara verilecek hak ancak Türk hükümetinin hissesinden olabilir. … (s. 204).” O zamanlar, dünyada petrol bolluğu yaşanmaktaydı. Şimdi petrol kıtlığı dönemine girilmiş durumda. Petrol üzerinde bölgemizde 1919 dan daha az mı oyun oynanıyor acaba?
297 sayfa olan kitapta en az yukarıya alıntı yapılanlar kadar ilgi çeken, hayret uyandıran ve hatta şaşırtan belge ve bilgilere ulaşacaksınız.
Tarihimizi şekillendirmede ülke yöneticilerinin aldıkları olumlu ve olumsuz kararlar kadar etkileyen yabancı devletlerin izledikleri çıkar çekişmelerinin de büyük rolü olmuştur. Bunun petrol boyutunu “İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik” isimli kitabımda okurların bilgisine sunmuştum. Erol Ulubelen’in kitabı bu alanda zengin bilgi içeren bir başucu kitabı niteliğindedir. Kendisine bu kitabı hazırladığı için gönülden teşekkür ederim. Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecini anlamaya yönelik bir bilgiyi daha sunarak yazımı bitirmek isterim.
Son olarak bir başka kitapta yer alan ve 1870 lerde İstanbul’da yaşanan bir olayı aktarmak istiyorum. “Darülfünûn Müdürü de canlıların havasız yaşayamayacağı deneyini yaptığı için dinsizlikle suçlanmıştı. Bu zat (Hoca Tahsin Efendi), Darülfünunun hocası olmak üzere Avrupa’ya öğrenime gönderilen iki öğretmenden tekiydi, ama gericilerin hışmına pek fena uğradı.
‘Cehalet mültezem, kesb-i kemaldir cünhamız bildim
İlahi, cürm-ü tahsil-i ilimden tövbeler olsun.’
(Bilgisiz kalmak şart, okuyup olgunlaşmak büyük suç [anladım]. Tanrım, bilim öğrenmek suçundan tövbe ederim) dizeleri onundur(1).”  

Hikmet Uluğbay  
  
(1)  Sakaoğlu Necdet, Osmanlı Eğitim Tarihi, İletişim Yayınları 1993 sayfa 84. 
 

0 Responses to “Günümüzde oynanmakta olan bazı oyunları anlamak için tarihin tuttuğu ışık I”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.