Cumhuriyet’in “Aydınlık Meş’alesi”nin Ardından

18 Mayıs 2009 sabahı, ülkemiz ve ulusumuz, çok değerli bir “Cumhuriyet Aydınlık Meş’alesi”ni kaybetmenin acı haberi ile uyandı. Atatürk’ün manevi mirasçılarından biri olma onur ve ayrıcalığını taşıyan, onun ilke ve devrimlerini yaşatmayı yaşamının önde gelen amacı olarak benimseyen ve O’ndan aldığı aydınlık ışığını ödün vermeksizin yükselten ve bu uğurda karşılaştığı her türlü eziyet ve sıkıntıya kararlı biçimde göğüs geren kişiliği ile saygıdeğer Prof. Dr. Türkan Saylan ardında yüz binlerce yeni Cumhuriyet aydınlık meş’alesini ateşlemiş olarak aramızdan ayrılmış bulunuyor. Kendisine çalışmaları için gönülden teşekkür ediyor, Tanrı’dan rahmet diliyor, değerli aile bireylerine, yüz binlerce manevi evladına, seven ve sayanlarına ve birlikte çalıştığı dava arkadaşlarına ve tüm ulusumuza eşim Nedret’le birlikte baş sağlığı diliyoruz.
Türkan Saylan’ı, Atatürk’ün manevi mirasçıları arasında önemli bir ismi yapan, onun “Cumhuriyet aydınlık meş’alesi” kimliği üzerinde düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Saylan, önce bir Cumhuriyet kızı olarak Atatürk’ün öngördüğü kalitede öğrenim görmeye büyük özen gösterdi. Bir Cumhuriyet sevdalısı olarak sadece yüksek eğitimi hedef almadı, aynı zamanda insanlara en güç alanda sağlık hizmeti sunmayı ve bu arada tıp ilmini kendisini izleyen kuşaklara da öğretmek üzere öğretim üyeliğini kariyer olarak seçti ve çok büyük işler başardı.  Saylan, seçtiği bu yaşam yolu ile, Atatürk’ün, 27 Ekim 1922 günü öğretmenlere yaptığı konuşmasında çizdiği yönde hizmete de başlamış oldu. Atatürk o konuşmasında şunları vurgulamıştı; “Memleketi, milleti kurtarmak için bir insanın yurdunu ve ulusunu koruma çabası içinde olması, temiz yürekli olması, özveri sahibi olması gerekli niteliklerdir. … Fakat bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, toplumu çağın gereklerine göre geliştirebilmek için (sadece) bu nitelikler yetmez, bunların yanında ilim ve fen lazımdır. İlim ve fennin bulunduğu yer ise okuldur. … Okul genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve memleket sevgisi, onurlu bağımsızlığı öğretir. … Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi gereken en sağlam yolu belletir. (1)” Saylan, bir doktor olarak, çok sevdiği ülkesinin her köşesinde çok önemli sağlık sorunlarının çözümünde yaşamsal önemde görevler üstlendi, bu hastalıklara ilişkin dünya haritasından Türkiye’nin isminin silinmesine çok büyük katkıda bulundu ve bu çalışmaları ile sadece ülkemizde değil dünya ölçeğinde ün kazandı ve ülkemizin adının dünya tıp biliminde saygıyla anılmasına çok önemli katkıda bulundu. Kaç kişi bu başarıya ulaşabildi ki? Bir doktor olarak ayrıca toplumdaki cehalet hastalığını yol açmakta olduğu yaşamsal tehlikeleri de teşhis ederek onu tedavi edecek çalışmalar içine de girdi. Akademisyen kimliği ile genç beyinlere sadece bilgiye nasıl ulaşılacağını ve bilginin nasıl kullanılacağını öğretmekle yetinmedi, onlara Cumhuriyet’in erdemini öğretti ve Cumhuriyet’e nasıl sahip çıkılacağı konusunda saygın bir örnek de oldu.  
Saylan, tıp ve eğitim hizmetlerinin yoğunluğuna rağmen, Atatürk’ün çok büyük önem bir konuyu da uğraşları arasına alması gerektiğine karar verdi. Kadının toplumdaki yeri! Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık dokuz ay önce 31. Ocak 1923 günü İzmir’de yaptığı konuşmasında şu hususa büyük vurgu yapmıştı; “Bir toplum, (erkek ve kadın) cinslerinden yalnız birisinin (erkeğin) çağın gereklerine sahip olması ile yetinirse, o toplumun yarıdan fazlası zaaf içinde kalır. Bir millet gelişmek ve uygarlaşmak istiyorsa, özellikle bu noktayı göz önünde bulundurmak zorundadır. Bizim toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiği ilgisizlik ve kusurdan kaynaklanmaktadır. … Bu nedenle, bir toplumun bir uzvu işlerken diğer uzvu hareketsiz kalırsa o toplum felç olmuş demektir. … Bu sebeple bizim toplumumuz için bilim ve fen gerekli ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın öğrenmesi gerekmektedir.(2)”     
Saylan, bir Atatürk kızı olarak, üyesi olmaktan büyük onur duyduğu bu toplumun felç olmaması için gençlerin ve özellikle de kız çocuklarının eğitimine yaşamını adadı. On dört, on beş yaşındaki kız çocuklarının evlenme çağı geldi diye okuldan alınmasını savunan zihniyetin açtığı karşı kampanyalara rağmen, inandığı yoldan şaşmadı, kararlılığını sergiledi ve her yıl her yaştan on binlerce kız çocuğunun okula devam etmesini sağlamak için toplumsal önderliğini sürdürdü. Bu çabaları ile birçok genç kızımızın sahip olduğu bilimsel ve sanatsal cevherlerinin gün ışığına çıkmasına neden oldu.
Saylan, Atatürk’ün bir kadının anne sıfatıyla da Cumhuriyet kuşaklarını yetiştirmede büyük rolü ve görevi olduğunu belirten mesajına da bütün benliği ile inanmıştı. Yüz binlerce çocuğun eğitim ve aydınlanma annesi oldu. Ayrıca, geleceğin annelerine Atatürk’ün 21 Mart 1923 günü Konya’da kadınlar ile konuşmasında verdiği şu çok önemli mesajını da taşıdı; “Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın toplumsal alanda üstlerine düşen görevlerinden başka kendileri için en önemli, en yararlı ve faziletli bir görevleri de iyi bir anne olmaktır. Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, uygarlık dev adımlarla ilerledikçe, hayatın ve çağın bu günkü gereklerine göre çocuk yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların bugünkü çocuklarına vereceği eğitim ve görgü eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli niteliklere sahip çocuk yetiştirmek, bugünkü hayat için faal bir birey haline getirmek, pek çok yüksek niteliğe sahip olmayı gerektirir. O nedenle, kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok aydın, çok daha olgun, çok daha bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.(3)”  Saylan, kızlarımızın Atatürk’ün istediği nitelikte birey ve anneler olabilmesi için erkeklerden daha aydınlık kafalara sahip olması için büyük özveri ile çalışmalarını sürdürdü. Çünkü, Atatürk gibi, onun kız çocuklarından birisi olarak, Saylan da biliyordu ki, içinden geçmekte olduğumuz zaman tünelinde Türkiye’nin kaderini ve geleceğini belirleyecek mücadele kadınlar üzerinden verilmekteydi. Ya kadınlar aydınlığın birer meş’alesi olacak ve gelecek kuşakları aydınlıkta yetiştirecekler veya kadınlar karanlıkta kalacak onlarla birlikte ülke de uzun süre karanlıkta kalacaktı. Saylan bu mücadelede kendi üzerine düşeni hakkı ile yaptı ve aynı mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdürecek ve hem cinslerine aydınlığın ışığını taşıyacak yüz binlerce kız çocuğuna nöbeti devretti. Milyonlarca yeni kız çocuğuna ışığın taşınmasında göreve hazır milyonlarca yüreğe de bu ateşi yaymanın onurunu taşıdı.
Ayrıca bir bilim öğreteni olarak Saylan, Atatürk’ün Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine 24 Ağustos 1924 günü yaptığı konuşmasında öğretmenlere verdiği görevi, kişiliğinin ve karakterinin temel harcı olarak özümsedi. Atatürk o gün öğretmenlere şöyle seslenmişti; “Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin bu konuda göstereceğiniz ustalık ve özverinizin derecesine bağlı olacaktır. Cumhuriyet; fikirce, ilimce, fen bakımından ve bedence kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu niteliklere ve yeteneklere sahip olarak yetiştirmek sizin elinizdedir. (4)”   
Saylan bir doktor olarak Hipokrat’ın yeminine, bir Cumhuriyet kızı olarak da Atatürk’ün bu görev emrine yaşamı boyunca sadık kaldı. Her iki alanda da sıra dışı başarılar elde etti. Yılmadı, yorulmadı, şikayet etmedi, pes etmedi ve içinde bulunduğu şartları engel olarak tanımadı ve başardı.
Saylan, yaşamı, mücadeleleri ve sergilediği kararlılığı ile geride kalan ve Atatürk ilke ve devrimlerinin nimetlerinden yararlanmış Cumhuriyet’in tüm çocuklarına büyük bir örnek göstermiş ve sorumluluk ile ödevler yüklemiştir.
Her birimiz, bir Saylan olamasak bile, onun yaptıklarına sahip çıkarak, kendi çocuklarımızın dışında, ulaşabildiğimiz her bir çocuğun eğitimine yapacağımız katkının boyutu ve kalitesi ile Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak bizlere verdiği insan ve birey olma onuruna ve ayrıcalığına bir nebze teşekkür etmiş olabileceğiz.    
Prof. Dr. Türkan Saylan’a ülkemize ve ülkemizin çocuklarına kazandırdıkları, sergilediği örnek kişiliği için eşim Nedret’le birlikte gönülden teşekkürlerimizi sunar, manevi huzurunda saygı ile eğilir, kendisine Tanrı’dan rahmet dileriz.

Hikmet Uluğbay
      
(1) Atatürk Araştırma Merkezi, “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” Cilt II, sayfa 47.
(2) Y.a.g.e. Cilt II sayfa 89.
(3) Cilt II, sayfa 156.
(4) Cilt II, sayfa 178.

0 Responses to “Cumhuriyet’in “Aydınlık Meş’alesi”nin Ardından”


  • No Comments

Leave a Reply

You must login to post a comment.