Monthly Archive for Mart, 2017

Halkoylamalarında Sandığa Gitmeyen Seçmenlere Açık Mektup

TBMM 10 Ocak 2017 günü başladığı Anayasa değişikliklerini her gün sabahın erken saatlerine kadar toplantılarını sürdürerek nihayet 21 Ocak 2017 günü sabah karanlığında tamamlamış ve 339 oyla kabul edildikten sonra diğer formaliteler de tamamlanarak 16 Nisan 2017 günü halkoyuna sunulma aşamasına getirilmiştir. Halkoylamasına ilişkin takvimin işleyebilmesi için tamamlanması gereken işlemler de tamamlanmış ve oylama gününün gelmesi beklenmeye başlamıştır.

Geçmiş halkoylamalarında sandığa gidip kendi tercihini belirlemeyen, dolayısı ile fazla oyu alan tarafa bilerek veya bilmeyerek dolaylı destek olan bu seçmenlerimize bu mektubu yazmaya karar verdim. Bu yazımın son bölümünde aynı zamanda sandığa giden seçmenlerimize de bazı düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Halkoylamalarında sandığa gitmeyen seçmenler bu yazıyı okumaya başlamadan veya okuduktan sonra, 16 Nisan 2017 günü halkoylamasına konu olacak Anayasa değişikliğine ilişkin değerlendirmelerimi içeren “Halk Oylamasına Sunulan Anayasa Değişikliklerine İlişkin Düşünce ve Görüşlerim” başlıklı yazıma şu bağlantıdan erişebilirler; www.hikmetulugbay.com/?p=794

Böyle köklü ve kapsamlı bir yönetim/rejim değişikliğinin söz konusu olduğu durumda, kimsenin sandığa gitmeme gibi bir seçeneği, lüksü ve hakkı olamaz diye düşündüğüm için bu açık mektubu yazıyorum. O nedenle şimdiye kadar sandığa gitmekten pek hoşlanmayan siz seçmenlerimize açık bir mektup yazıp her birinizin oyunun, bir anlamda kapsamlı yönetim/rejim değişikliğinin oylanacağı son derece kritik halkoylamasında ülkemizin rejimini belirleme kararının alınmasında önemli rolünüz olduğunu anımsatmakta fayda gördüğüm düşüncesi ile bu ayrıntılı değerlendirmelerimi içeren yazıyı kaleme aldım.

Herkesin oy vermeden önce, kendisine şu önemli soruları mutlaka sorması gerekir diye düşünüyorum. Anayasa değişiklikleri yaşam geçtikten sonra, ülkemizde demokratik yaşam, insan hakları, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, düşünceyi ifade özgürlüğü, seçim güvenliğin daha iyi konuma mı yoksa daha kötü durumuma mı gelecek? Terörün sona ermesi, ülkede iç barış, bireysel güvenlik ve huzur, ulusal güvenlik ve yaşam koşullarının iyileşmesi mi yoksa kötüleşme mi olacak? Ayrıca, işe alınmada yansızlık, işsizliği azaltılması, eğitimin kalitesinin iyileşmesi ve ailelerin geçim sıkıntısı azalacak mı yoksa artacak mı? Bu sorulara verdiğiniz yanıta göre, şu soruyu da kendinize sormanız gerekebilir; bu halkoylaması ile önerilen değişiklikler uygulamaya girdikten sonra yukarıda saydığım sorunları çözmez, daha da kötü duruma taşırsa, oy verdiğim bu anayasa hükümlerinin ortadan kaldırılması için TBMM yeni bir teklifi görüşülebilir mi ve bu görüşme sonucunda yeni bir halkoylaması yapılarak bana oyumu değiştirme fırsatı verilebilir mi? Bu soruya verdiğiniz yanıt ne olursa olsun mutlaka sandığa gidip ülkenin, toplumun ve aile bireylerinizin demokratik lâik, sosyal hukuk devletindeki yaşamlarını sürdürmeleri için tercihinizi mutlaka belirtmeniz gerekmektedir.

Siz sandığa gitmekten uzak duragelen seçmenlere neden özel olarak açık mektup yazmak gereksinimini duyduğumu merak etmiş olabilirsiniz. Bunun yanıtını hemen vereyim ki, yazıyı sonuna kadar okuma gereksinimi duyasınız. Yazıyı okumaya devam ettiğinizde Tablo 1 den de göreceğiniz üzere, sizler toplam kayıtlı seçmen sayıları içinde yüzde 32.49 oranı ile 2007 halkoylamasına katılmayan seçmenlersiniz. Aynı şekilde 2010 halkoylamasındaki oranınız da yüzde 26.29 dır. Sonucu etkileme boyunuz bu denli yüksek olduğu için sizlere, ülkemizin bu kritik dönemecinde, mektup yazmamak hem sizlere saygısızlık hem de yurttaşlık görevimi yadsımak olurdu.

Sandığa gitmekten uzak duragelen seçmenler doğrusu sizlerin kim olduğunuz ve seçmen profilinizin ne olduğunu tam olarak bildiğimi sanmıyorum. Eğitiminizin, mesleklerinizin, sosyal yapınızda hangi sosyal katmanın daha ağırlıklı olduğunu da bilmiyorum. Ama toplumun tüm katmanlarını ve kültür yelpazesini farklı oranlarda içerdiğinizi tahmin edebiliyorum. Bunun yanında bildiğimi sandığım veya varsaydığım üç boyutunuz var, birincisi, politikada sizlerin düşüncenizi ve beklentilerinizi karşılayacak kimsenin olmadığını düşünüyorsunuz, galiba kendinizden başkasını da pek beğenmiyorsunuz ve ayrıca politikayı kendi düzeyinizin altında bulduğunuz veya apolitikleştiğiniz için politikada rol almayı da düşünmüyorsunuz veya belki haklı olarak sizlere aktif politikada görev alabilmek için fırsat verilmediğini düşünüyorsunuz. Belki de benim gibi düşünenlerin birer oyu neyi değiştirebilir ki diye düşünüyorsunuz. O nedenle de seçim ve halkoylaması sandığına gitmeyerek birçok kez Türkiye’nin kaderi üzerinde bilerek veya bilmeyerek çok önemli etkiler yarata geliyorsunuz. İkincisi, sizin gibi düşünenlerin birlikte oluşturabileceği potansiyel gücün farkında olmadığınız için sizler gibi düşünen ve davrananlarla birlikte ülkenin gidişinde aktif rol almak için pek çaba da harcamıyorsunuz. Üçüncüsü kesinlikle Adalet ve Kalkınma Partisi’ni bilinçli olarak destekleyen seçmenleri de değilsiniz. Çünkü o parti, seçmenlerini sandığa götürmede en başarılı parti olduğunu 15 yıldır kanıtlaya geldi. Ancak Tablo 1 de yer alan verilerden de gördüğünüz üzere bazı seçimlerde bir bölümünüz sandığa giderek bu Parti’ye de oy vermiş görünüyorsunuz. Umarım bu gözlemlerimle sizlere haksızlık etmemiş ve sizleri yanlış tanımamış ve tanıtmamışımdır. Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız peşinen özür dilerim.

Tanımlamaya çalıştığım bu özelliklerinizle ve sandığa gitmeme tutumunuzla Türkiye’nin kaderini olduğu kadar, kendi yaşam kalitenizi ve çocuklarınınız ile torunlarınızın yaşayacağı hukuki ortam üzerinde farkında olarak veya olmayarak yarata geldiğiniz etkileri ve riskleri sizlere özetle anlatmaya çalışacağım. Bu yazdıklarımın temel amacı sizleri eleştirmek değildir. Size sahip olduğunuz gücü açıkça göstermek ve önümüzdeki halkoylamasında sandığa gitmenizin yaşamsal önemini gösterebilmektir. Zira biraz sonra verilerden de göreceğiniz üzere sandığa gitmeme boyutunuz halkoylamalarında tavan yapmaktadır.

İlk olarak sizlere 1999-2015 döneminde yapılan tüm milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Anayasa değişikliğine ilişkin iki halkoylamasına ait oy kullanımlarını içeren bilgileri Tablo 1 de sunmak istiyorum. Ancak konumuz Ocak 2017 de yapılan son Anayasa değişikliklerinin halkoylamasına sunulması olduğu için Tablo 1 deki verilerden sadece halkoylamalarına ilişkin olanları değerlendirme yoluna gideceğim. Diğer seçimlerde sandığa gitmemenizin değerlendirmesini gelecek genel seçimler öncesinde yazmayı düşündüğüm yazıda ele alacağım.

Tablo 1

2002-2016 döneminde yapılan milletvekili seçimleri, halkoylamaları ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımları

 

 

 

Seçim

 

 

Toplam

seçmen

sayısı

 

Toplam

Oy kullanan

seçmen

 

Sandığa

Gitmeyen

Seçmen

Ve (%)

Geçersiz

oy kullanan

seçmen

ve (%)

18.04.1999

TBMM

37,495,217 32,656,070 4,839,147

(12.91)

1,536,828

(4.10)

9.11.2002

TBMM

41,407,027 32,768,161 8,638,866 (20.86) 1,239,378

(2.99)

30.07.2007

TBMM

42,799,303 36,056,293 6,743,010

(15.75)

1,006,602

(2.35)

21.10.2007

Halkoylaması

42,690,252 28,819,319 13,870,933

(32.49)

651,658

(1.53)

7.05.2010

Halkoylaması

52,051,828 38,369,099 13,682,729

(26.29)

725,062

(1.39)

22.06.2011

TBMM

52,806,322 43,914,948 8,891,374

(16.84)

973,185

(1.84)

10.08.2014

C. Başkanlığı

55,692,841 41,283,627 14,409,214

(25.87)

737,716

(1.32)

7.06.2015

TBMM

56,608,817 47,507,467 9,101,350

(16.08)

1,344,224

(2.37)

1.11.2015

TBMM

56,949,009 48,537,695 8,411,314

(14.77)

697,464

(1.22)

Kaynak: Yüksek Seçim Kurulu web sayfası Seçim İstatistikleri tablolarından alınan rakamlarla düzenlenmiştir.

2007 Anayasa Değişikliği Halkoylaması

Bu Anayasa değişikliğine yol açan gelişme, 16 Mayıs 2007 günü 7 yıllık görev süresi sona erecek olan 10 ncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yerine 11 inci Cumhurbaşkanı seçim işlemlerine Anayasa’nın 102 maddesinde belirlenen takvime uygun olarak başlanmıştı. Bu seçim sürecinde AKP adayı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den başka aynı Parti’nin Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay da adaylığını koymuştu. Ancak Ersönmez Yarbay ilk tur oylamasından önce adaylıktan çekildi. Böylece seçime “tek aday” ile başlandı.

Bu noktada okurlar dilerse, bu seçimlerle ilgili diğer konular yanında “seçim kavramını” da değerlendirdiğim ve 8 Temmuz 2007 tarihinde yayınladığım “Cumhurbaşkanlığı Seçim Tartışmalarında Gözden Kaçanlar” başlıklı yazıma dileyen okur www.hikmetulugbay.com/?p=45 bağlantısından erişip okuyabilir.

Bu noktada küçük bir parantez açmak isterim. 27 Nisan 2007 günü yapılan tek adaylı 1 inci Tur oylamaya o tarihte TBMM de olan 541 milletvekilinden sadece 357 sinin katılıp oy kullanması nedeni ile Anayasa’nın 102 maddesindeki “yeter sayı” tartışması gündeme gelmiştir. Bu tartışmalar sırasında AKP sözcüleri bu yeter sayı konusunun daha önce seçilmiş olan Cumhurbaşkanları seçim sürecinde gündeme gelmediği ve uygulanmadığı savını ileri sürmüşlerdir. Bu tartışmalar sonucunda 1 inci turda yeter sayı bulunmadığı için tur oylamasının iptali CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin oylamayı iptal etmesi üzerine, TBMM, 31 Mayıs 2007 günü Cumhurbaşkanının halkoylaması ile seçilmesi ve görev süresinin 5 yıla indirilmesi ve tekrar seçilebilmesini de içeren küçük kapsamlı Anayasa Değişikliğini kabul etmiştir. Bu kanun 16 Haziran 2007 günü Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Yayınlanan kanunun “GEÇİCİ MADDE 19- On birinci Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylaması, bu Kanunun Resmi Gazetede yayımını takip eden kırkıncı günden sonraki ilk Pazar günü, ikinci tur oylaması ise ilk tur oylamayı takip eden ikinci Pazar günü yapılır.” hükmünü içermekteydi. Bu arada 367 yeter sayısının diğer cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uygulanmadığı savına karşı da yine yukarıda erişim adresini verdiğim yazıma bakılabilir.

Bu gelişmeler yer alırken, AKP, TBMM’ne 24 Haziran günü erken seçime gitme önerisini getirmiştir. Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekli hazırlıkların yapılabilmesi için zamana gerek olduğu uyarısı üzerine tarih ertelendi ve erken seçim 30 Temmuz 2007 tarihinde yapıldı.

30 Temmuz 2007 seçimleri sonucunda AKP341, CHP 112, MHP 70 ve Bağımsızlar 26 milletvekilliği kazandılar.

Seçim sonrasında TBMM ilk toplantısını 4 Ağustos 2007 günü yaptı ve 9 Ağustos 2007 günü de Meclis Başkanı’nı seçti. O sırada 10 ncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yeni Cumhurbaşkanı henüz seçilmediği için görevine devam etmekte idi. Diğer bir deyişle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı boşluğu yaşamıyordu. Anımsayın biraz önce de yazdığım gibi TBMM 31 Mayıs 2007 günü Cumhurbaşkanı seçiminin halkoylaması ile yapılmasını öngören bir 5678 sayılı yasa ile Anayasa değişikliğini kabul edip kanunlaştırmıştır. Bu kanunun yukarıya alıntıladığım Geçici 19 uncu maddesinde de 11 inci Cumhurbaşkanının seçimine ilişkin halkoylaması takvimini de belirlemişti. Bu Anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulmasına ve 11 inci Cumhurbaşkanının seçilmesine ilişkin takvime ilişkin süreç te başlamıştı. İşte bu ortamda TBMM, Cumhurbaşkanı seçiminin halkoylaması ile yapılmasına ilişkin 5678 sayılı yasayı iptal etmeksizin Cumhurbaşkanı seçim sürecini başlattı. Abdullah Gül’ün 11 inci Cumhurbaşkanı seçildiği bu seçim sürecindeki 3 tur oylamalara ilişkin veriler Tablo 2 de yer almaktadır. Continue reading ‘Halkoylamalarında Sandığa Gitmeyen Seçmenlere Açık Mektup’

Halk Oylamasına Sunulan Anayasa Değişikliklerine İlişkin Düşünce ve Görüşlerim

TBMM 10 Ocak 2017 günü başladığı Anayasa değişikliklerini her gün sabahın erken saatlerine kadar toplantılarını sürdürerek nihayet 21 Ocak 2017 günü sabah karanlığında tamamlamış ve 339 oyla kabul ederek halkoyuna sunulma aşamasına getirmiştir. Halkoylamasına ilişkin takvimin işleyebilmesi için tamamlanması gereken işlemler de başlamıştır. TBMM gecenin gündüze karışması suretiyle acele ile ve içeriğinin yeterince tartışılması yapılmadan 21 Ocak 2017 günü çıkarılan yasa metni 20 gün gibi uzun süre TBMM de bekletildikten sonra Cumhurbaşkanı tarafından ancak 10 Şubat 2017 günü onaylanmış ve 11 Şubat 2017 Resmi Gazetede yayınlanarak halkoylaması sürecine girilmiştir. Buna göre, halk oylaması 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacaktır. Madem, TBMM den çıkan değişiklik metni 10 Şubat 2017 günü onaylanacak ve halkoylaması da 16 Nisan 2017 günü yapılacaktı, o zaman Anayasa değişikliğine ilişkin teklifinin içeriği neden TBMM’de yeterince tartışılmamıştır, sorusunun anlamlı bir yanıtının topluma açıklanmış bir metnine ben ulaşamadım. Bilmiyorum sizler ulaşabildiniz mi?

Halkoylamasına sunulacak Anayasa Değişikliklerine ilişkin düzenlemelerin TBMM’nde kabul edilen Cumhurbaşkanınca onanan ve 11 Şubat 2017 tarih ve 29976 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan metninde yer alan ve önemli gördüğüm maddelerine ilişkin görüş ve değerlendirmelerimi aşağıda okurların bilgilerine sunuyorum. Sunuşumu başlıklar haline vermemin nedeni okuma kolaylığı sağlamak ve okura ilgilendiği değişiklikleri öncelikle okuyabilme olanağını vermektir.

1982 Anayasa metninde birçok Türkçe yazılım (imlâ) hatası vardı, Anayasa birçok kez değiştirildi ancak yazılım hataları aynen sürdürüle geldi

Kurucu Meclis tarafından 18.10.1982 tarihinde kabul edilen ve 7.11.1982 tarihinde Halkoylaması ile onaylanan Anayasa metninde; sayıların yazılışları (beşyüzelli), kesin hesap (kesinhesap), antlaşma (andlaşma), baş gösterme (başgösterme), göz önüne (gözönüne), Sayıştay’ca (Sayıştayca), başsavcı vekili (başsavcıvekili) ve Danıştay’a (Danıştaya) gibi sözcüklerin yazımında hatalar yer almaktaydı. O tarihten bu yana, yoğun olarak askeri cunta anayasası denilerek eleştirilere hedef olan Anayasa’da 18 defa değişiklik yapılma yoluna gidilmiştir. Anayasa’nın birçok maddesi değiştirilmiştir, ancak değiştirilen maddelerdeki yazılım hataları aynen korunmuştur.

Halkoylamasına sunulmuş bulunan değişiklik metninde de 1982 den beri değiştirilemeyen yazılım hataları aynen varlığını sürdürmektedir. Sanki 1982 Anayasa’sının yazılım hatalarının dokunulmazlığı özenle korunmak istenmektedir. Teklif metnindeki bu yazılım hataları Anayasa Komisyonu görüşmelerinde, TBMM Genel Kurul Görüşmelerinde ve Resmi Gazetede yayınlanan metinde aynen kalmıştır. Bu yazılım hatalarının öncelikle değişiklik teklifini veren AKP’nin milletvekillerince, sonra teklifi okuyup imzalayan AKP ve MHP milletvekillerince, daha sonra da AKP ve MHP’nin yönetim kadrolarınca fark edilip, teklif TBMM Başkanlığına sunulmadan düzeltilmesi gerekirdi. Bu aşamalarda yeterli hassas inceleme yapılmadan teklifin TBMM Başkanlığına gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda TBMM Kanunlar Kararlar Dairesi Başkanlığı teklif metnini hukuki içeriği, hukuk dili ve Türkçe bakımından inceleyip gözlemlediği yanlışlar konusunda TBMM Başkanını uyarmaları gerekirdi. Bütün bunlar yapılmadığı gibi gerek Anayasa Komisyonu ve Gerek Genel Kurul müzakerelerinde de gerekli uyarıların yapılmadığı, yapıldı ise de dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu yazılım yanlışlarını maddeler itibariyle ve Resmi Gazetede yayınlanan metni esas alarak Tablo 1 de yer veriyorum.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere sayıların yazılışları, kesin hesap, antlaşma, baş gösterme, Sayıştay ve Danıştay gibi kurumları belirleyen sözcüklere ekler yazılım kurallarına aykırı olarak yazılmıştır.

Tablo 1

Anayasa Değişikliği Metnindeki yazılım hataları

11 Şubat 2017 tarih ve 29976 Sayılı Resmî Gazetede yayınlanan metin

Madde Yazılım hatası İmlâ Kılavuzu
Madde 2- Milletvekili sayısı “beşyüzelli”, “altıyüz” beş yüz elli ve altı yüz
Madde 3- Seçilme yaşı “yirmibeş”, “onsekiz” yirmi beş ve on sekiz
Madde 5- TBMM’nin görev ve yetkileri kesinhesap, andlaşmaları kesin hesap ve antlaşmaları
Madde 8- Cumhur-başkanının yetkileri andlaşmaları antlaşmaları
Madde 12- Olağanüstü hal yönetimi Başgöstermesi, onyedinci baş göstermesi, on yedinci
Madde 14- Hâkimler ve Savcılar Kurulu onüç on üç
Madde 15- A. Bütçe ve kesinhesap Kesinhesap, yetmişbeş, ellibeş, yirmibeş, kesinhesap, kesinhesap, Sayıştayca kesin hesap, yetmiş beş, elli beş, yirmi beş, kesin hesap, Sayıştay’ca
Madde 16- 2709 sayılı kanun Anamuhalefet, onyedi, onbeş ana muhalefet, on yedi, on beş
Madde 17- 2707 sayılı kanuna eklemeler Danıştaya Danıştay’a

 

Fakat bu kez değişiklik metni, 1982 Anayasa’sına yeni yazılım hatası da eklemiştir. Tablo 1 de Madde 2 ve Madde 3 de yer alan yazılım hatalı sayılar ayrıca tırnak içine (“”)alınmıştır. 1982 Anayasa’sında tırnak içine alınmış sözcük veya sözcükler yoktur. Türk Dil Kurumu’nun 1996 Basımı İmlâ Kılavuzu’nda tırnak işaretinin açıklaması şöyledir: “Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak içine alınır.[1]” Tablo 1 de yer alan yazılım hatalı sözcükleri sadece dipnottaki Kılavuz’dan kontrol etmedim, ayrıca Türk Dil Kurumu’nun web sitesindeki elektronik ortamdaki Sözlük dosyasından da kontrol ettim.

Burada hemen bir noktaya açıklık getirmeliyim. Anayasa metninde ve değişikliklerindeki yazılım hatalarını saptamak için Türk Dili uzmanı olmak ve İmlâ Kılavuzu’na sözcük ve sözcük bakmaya gerek yok. Bu metinleri bilgisayarınıza indirdiğinizde, bilgisayarda yüklü bulunan yazılım programı, bu sözcüklerin altına hemen kırmızı çizgi çekiyor. Dolayısı ile bu metinler daha yazılırken taslak halinde iken bile bu hataları hemen görüp düzeltmek mümkündü. Ayrıca, bilgisayardaki söz konusu program, düşük cümlelerin altına da yeşil çizgi çekiyor. Gerek 1982 ve gerek 2017 değişikliğindeki düşük cümleler konusuna girmeyeceğim dileyen okur anılan metinleri bilgisayarına indirir ve kendi gözlemini yapar.

Hukuk Fakültelerinde okuyan öğrenciler Anayasa Hukuku dersini öğreten akademisyenlere “ülkemiz hukukunun temel belgesinde bu kadar çok yazılım hatası ve cümle düşüklüğü bulunmasını ve maddelerde bu kadar çok değişiklik yapılmasına rağmen yazılım hatalarının korunmasını nasıl açıklıyorsunuz” sorusunu yönetse ne cevap verirler acaba? Soruyu sizler yanıtlayın.

Bu gözlemlerden sonra şimdi de 16 Nisan 2017 günü halkoylamasına konu olacak madde metinleri üzerindeki değerlendirmelerime geçebilirim.

Yargı Yetkisi Maddesine “ve tarafsız” sözcüklerinin eklenmesi

İlk değişiklik önerisi, Anayasa’nın Yargı Yetkisini düzenleyen maddesine yöneliktir. Anayasa’daki mevcut madde hükmü şudur: “MADDE 9.Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Bu maddeye “bağımsız” sözcüğünden sonra “ve tarafsız” sözcükleri eklenecektir. Halen yürürlükte olan Anayasa’nın 138 inci maddesi Mahkemelerin bağımsızlığına ilişkin hükümleri içermektedir. 139 uncu madde ise Hakimlerin ve Savcıların Teminatına ilişkindir. 141 inci madde ise Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması ilkesini içermektedir. Ayrıca, Mahkemelerin kararlarına itiraz edilebildiği gibi Yargıtay’da temyiz edilebilmektedir. Bütün bu düzenlemeler yargının bağımsız olması kadar tarafsız olmasına da yöneliktir. Bütün bu süreç mahkemelerin tarafsızlığını sağlayamıyorsa 9 uncu maddeye eklenecek “ve tarafsız” sözcükleri tarafsızlığı nasıl sağlayabilir? Hâkim ve Savcıların atanmasını, görev yerlerinin değiştirilmesini ve görevden alınabilmesine, özlük haklarına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemelerin bağımsız olması kadar tarafsız olmasını da belirleyen temel kurallardır. Bu konularda yapılan yasal düzenlemeler bu tarafsızlığı sağlayamadığı sürece 9 uncu maddeye eklenecek ifade bana göre tüm değişiklikler için eklenmiş tatlandırıcı bir düzenleme olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.

Milletvekili sayısının 550 den 600 e çıkarılması

İkinci değişiklik Anayasa’nın, “MADDE 75. – (Değişik: 17.5.1987 – 3361/2 md; 23.7.1995 – 4121/8 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen beş yüz elli milletvekilinden oluşur.” Maddesindeki 550 sayısını 600 e çıkarmakta ve bu sayılar yukarıda değindiğim yazılım hataları ile sözcüklerle ifade edilmektedir. TBMM’nde görev yapacak milletvekili sayısının 550 den 600 e çıkarılması en önemli etkisi değişiklik kanununun 10 uncu maddesi ile değiştirilen ve Cumhurbaşkanı yardımcıları ile Bakanlar hakkında verilecek soruşturma önergelerinin işleme alınmasına ve yüce divana sevk kararının alınmasına ilişkin gerekli karar sayılarını daha yüksek düzeye çıkaracaktır. Bunun sonucu 550 milletvekilinin olduğu mecliste başbakan ve bakanlar için soruşturma önergesi 55 milletvekili tarafından verilip işleme alınırken, 106 inci maddede bu sayı Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar için soruşturma önergesini imzalayacakların sayısını, 600 milletvekilli bir Meclis’te, 301 milletvekilinin imzasına çıkarmaktadır. Bu ise TBMM’nin Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanların icraatları nedeniyle soruşturma yöntemi ile denetleyebilmesini çok zor bir duruma getirecektir. Soruşturma sonucu Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan için kurulacak Komisyon Yüce Divan’a sevk edilme önerisini getirirse, bu kararın alınabilmesi 550 milletvekilinin olduğu Mecliste 276 milletvekilinin kabul oyu ile sağlanabilecekken, Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi halinde Yüce Divan’a sevk kararı 360 milletvekilinin oyu ile alabilecektir. Cumhurbaşkanı için bu karar sayıları 301 ve 400 e çıkmış olacaktır.

Milletvekili seçilme yaşının 25 ten, 18 e indirilmesi

Üçüncü değişiklik Anayasa’nın milletvekili seçilme yeterliliğini belirleyen maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında değişiklik yapmaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrası halen şöyledir: “MADDE 76. – (Değişik : 13.10.2006 – 5551/1 md.) Yirmi beş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.” Burada belirlenmiş olan 25 yaşın, 18 yaşa indirilmesi önerilmektedir. Bu bana göre, bu düzenleme değişiklikleri süsleme maddelerinden birisidir. 2011 yılında TBMM’ye seçilen en genç milletvekilinin yaşı 27 dir[2]. Haziran 2015 de seçilen en genç 6 milletvekilinin yaşlara dağılımı şöyledir; 26 yaş 1 kişi, 27 yaş 1 kişi, 28 yaş 2 kişi ve 29 yaş 2 kişidir[3]. Milletvekili seçilme yaşının 18 yaşın bitmesine indirilmesinden yararlanabilecek kişilerin sayısının gelecek seçimlerde en iyimser tahminle bir iki kişiyi aşmayacağı açıktır. TÜİK’in 2013 İstatistik Yıllığına göre, ülkemizdeki 18-24 yaş aralığındaki nüfusu 8 milyon kişinin üzerindedir. Gelecek ilk milletvekili seçimlerinde 18-24 yaş arası 8 milletvekili seçilse, şans milyonda birdir. 1 milletvekili seçilse şans 8 milyonda birdir. Bu şanslılar kimler olabilir acaba? Dolayısı ile seçilme yaşının 18 e indirilmesinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve demokrasinin gelişip güçlenmesine ve TBMM’de yapılacak tartışmaların niteliğine bir katkısının olmayacağını düşündüğüm için de bu değişiklik fıkrasını süsleyici bir düzenleme olarak görmekteyim.

Aynı maddenin mevcut ikinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik : 27.12.2002 – 4777/1 md.) En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.”

Değişiklik önerisi, bu fıkrada altı çizili ve vurgulanmış olan yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar” ifadesinin “askerlikle ilişiği olanlar” şeklini almasını öngörmektedir.

Halen yürürlükte olan fıkrada ifade edilen “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar”ın milletvekili seçilemeyeceğine ilişkin düzenleme net, kolayca anlaşılır ve sorunsuz uygulanabilir bir ifadedir. Diğer bir deyişle, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmemiş erkek vatandaşlar diğer şartları karşılamış olsalar bile milletvekili seçilemeyeceklerdir. Yanlış anlamaya ve yoruma gerek yoktur. Yapılan “askerlikle ilişiği olanlar” ifadesi değişikliği ise durumu karmaşık ve sorunlu hale getirmektedir. Halen yürürlükte olan 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 2 inci maddesi şu hükmü taşımaktadır; “Madde 2 – (Değişik: 22/1/2015 – 6586/12 md.) Askerlik çağı her erkeğin nüfus kayıtlarında yazılı olan yaşına göredir ve yirmi yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününden başlayarak kırk bir yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününde bitmek üzere en çok yirmi bir yıl sürer.

Bu süre, Genelkurmay Başkanlığının göstereceği lüzum, Millî Savunma Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla beş yıla kadar uzatılabilir veya kısaltılabilir.”

Askerlik Yasanın ilgili maddesi de askerlik çağına ilişkin süreyi de şöyle tanımlamıştır; “Madde 3 – Askerlik çağı, yoklama devri, muvazzaflık ve yedek olmak üzere üç devreye ayrılır.”

Askerlik Yasasının bu maddelerine göre erkek vatandaşlar 20 yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününden 41 yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününe kadar askerlik çağındadır. Diğer bir deyişle askerlikle ilişiği olan kişilerdir. Dolayısı ile 18 yaşını bitiren erkekler bir yıl içinde askerlik çağına girmiş olacaklardır. Bu kişilerin askerlikle ilişkilerinin kesilmesi ise aynı yasanın 14 üncü maddesinde düzenlemiştir. Anılan maddenin konumuzla doğrudan ilgili hükümleri şöyledir. “Madde 14 – (Değişik: 22/5/2012 – 6318/4 md.) Yükümlülerin sağlık muayenelerinin yapılarak askerliğe elverişli olup olmadıkları, öğrenim durumları, meslekleri ve niteliklerinin belirlenmesi işlemine yoklama denir.

Askerlik çağına gireceklerin kimlik bilgileri İçişleri Bakanlığınca her yıl ekim ayında Millî Savunma Bakanlığına bildirilir.

Askerlik çağına girenler ile bunlarla işleme tabi olanların yoklaması, her yıl 1 Ocak günü başlar ve o yıl askerlik çağına giren doğumluların silahaltına alınacağı ilk celp ve sevk tarihinin bitimine kadar devam eder.

(Değişik dördüncü fıkra: 3/10/2016-KHK-676/48 md.) Yükümlülerin sağlık muayeneleri Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık yeteneğine ilişkin yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. Bu muayeneler, askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa kayıtlı olduğu aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmi sivil sağlık kuruluşunda tek tabip tarafından yapılır. Aile hekimlerince veya resmi sağlık kuruluşunca hakkında karar verilmeyenler Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilir.

(Değişik beşinci fıkra: 3/10/2016-KHK-676/48 md.) Yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya askerliğe elverişli değildir kararlı sağlık raporlarını tanzim etmeye yetkili makam, Sağlık Bakanlığınca belirlenen yetkili sağlık kuruluşu sağlık kuruludur. …

Geçici sağlık kurulunca karar verilemeyen yükümlüler askerlik şubelerince Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilirler.

Yoklama döneminde düzenlenen her türlü sağlık kurulu raporu, Millî Savunma Bakanlığının onayını müteakip kesinleşir.

Askere sevk edileceklerin sınıflandırma işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılır.”

Görüldüğü üzere, bir erkek vatandaşın askerlikle ilişkisi bütün bu aşamalarda vardır. Dolayısı ile bu maddeye göre, bir erkek vatandaşın askerlikle ilişkisinin kesilmesi, ancak, tanımlanan sağlık muayenesi sonucunda askerliğe elverişli olmadıklarının belirlenmesi, askerlik görevlerini bitirmiş olmaları veya aynı kanunun bedelli askerliği düzenleyen maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmiş olmaları halinde mümkün olacaktır.

Bu durumda, halkoylamasına sunulan bu değişiklikle, bana göre, bir sorun çözülmüş olmamakta, sorunsuz mevcut hüküm sorunlu hale dönüştürülmektedir. Zira, adayların listeleri Yüksek Seçim Kurulu’na verildiğinde askerliğini henüz yapmamış olanlarla ilgili iddialar gündeme getirilecek ve Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlar ileri sürülecektir. Bu tür bildirimler, YSK’yı çalışamaz konuma bile getirebilir. Bugüne değin yaşanmayan sorunlar her seçim öncesinde yaşanır hale gelecektir.

Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin aynı gün yapılması

Milletvekili seçimleri ile Cumhurbaşkanı seçimlerinin aynı gün yapılacağına ilişkin değişiklik üzerinde burada ayrıca durmayacağım. Konuyu, Cumhurbaşkanı’nın partili olmasına izin veren maddeyi değerlendirirken ele alacağım.

Yedek Milletvekilliği (Anayasa Komisyonu Görüşmeleri sırasında çıkarıldı)

İlk teklifte bulunmasına rağmen TBMM’deki görüşmelerde değişiklik metninden çıkarılan “yedek milletvekilliği” üzerinde kısaca durmak istiyorum. Okurlar oylanacak metinden çıkarılmış, neden üzerinde durup sözü uzatıyorsunuz diyebilirler. Ancak bu düzenleme hazırlanan Anayasa değişiklik önerilerinin yeterince tartışılmadan ve uzman hukukçuların tartışmasına izin verilmeden getirilmesinin sakıncalarını ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu düzenleme, tartışmalarda ileri sürülen ve milletvekili adaylarının can güvenliğine değin uzanan endişeler nedeni ile metinden çıkarılmasa idi, Parlamenter demokrasinin tansiyon ölçmesini sağlayan ara seçim mekanizmasına da son verilmiş olacaktı.

TBMM’nin görev ve yetkilerinin bir kısmının Cumhurbaşkanına geçmesi

Anayasa değişikliği için halkoylamasına sunulacak metnin 6 ıncı maddesi ile, TBMM’nin görev ve yetkilerini düzenleyen 87 inci maddesinde çok köklü bir değişiklik yapılmaktadır. Halen yürürlükte olan 87 inci maddenin metni şöyledir. “II. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri A. Genel olarak MADDE 87. – (Değişik: 3.10.2001-4709/28 md., 7.5.2004-5170/6 md.)Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir. ”

Halkoylamasına sunulacak değişiklikle, metindeki altı çizili ve vurgulu bölüm TBMM’nin görev ve yetkileri içinden çıkarılmaktadır. Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine ilişkin yeni düzenlemeyi incelerken göreceğimiz üzere, Başbakanlık görevi ortadan kaldırılmakta ve ona ait tüm görev ve yetkiler de Cumhurbaşkanına geçmektedir. Bu ifadenin Anayasa metninden çıkarılması ile demokratik gelenek ve yapılanmamıza çok köklü ve sorunlara yol açabileceğini düşündüğüm değişiklikler getirilmektedir. Hükümetlerin TBMM’de ilk denetimi, kurulan Hükümet’in programını TBMM’de okuduktan sonra yapılan güven oylaması ile başlar. Cumhurbaşkanı tarafından kurulacak hükümetler TBMM’de Hükümet Programını okumayacakları gibi güvenoyu da istemeyeceklerdir. Kaldırılan bu hüküm ile hükümetlerin ve bakanların, TBMM’de “Soruşturma” ve “Gensoru” gibi denetimi ileride ilgili maddesinde de değerlendirileceği üzere hemen hemen imkânsız duruma gelmektedir. Continue reading ‘Halk Oylamasına Sunulan Anayasa Değişikliklerine İlişkin Düşünce ve Görüşlerim’

8 Mart Uluslararası Kadın Günü Kutlamalarını Bilgi ve Bilinçle Hak Etmek 2

Hepimizin üzülerek gözlemleye geldiği gibi ülkemizde kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddet, kötü davranışlar yanında taciz ve tecavüzlere ilişkin olaylar giderek artmaktadır. Bu konuda yazılı basının üçüncü sayfasında en az bir haberin yer almadığı gün hemen hemen yok gibi. Benzeri şekilde erkek çocuklara kötü davranış, taciz ve tecavüz olaylarında da artış haberine sıkça rastlanmaktadır. Hepimizin açıkça dile getirmesek bile giderek artan ortak endişemizin, basına yansıyan olayların buzdağının su üstündeki görüntüsü olma olasılığı olduğuna eminim.

Bu gelişmelerin diğer huzursuz eden boyutu ise, dünyanın hemen her tarafında, özellikle geri kalmış ve eğitim düzeyleri düşük toplumlarda bu eğilimlerin daha sık ve yüksek olmasına karşın, eğitim ve ekonomik düzeyi daha yüksek toplumlarda daha seyrek ve sayıca düşük olarak gözlemlenmekte olmasıdır. Bu durum da sorunun küresel boyutunu göstermektedir.

Bu olayların gerek ülkemizde ve gerek dünyada artmasında, toplumların ve toplumlar içindeki kadınların ve elbette erkeklerin, tarihsel süreçte kadına yönelik şiddet ve kötü davranışlar konusunda yeterince bilgilendirilmemesinin ve dolayısı ile bilinçlendirilmemesinin önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Çünkü kadına ve kız ve erkek çocuklarına yönelik şiddet ve kötü davranışları sergileyen erkeklerin de bir annelerinin olduğunu, o anneden temel öğrenimlerini öğrendiklerini unutmayalım. O anneler yeterince bilgili ve bilinçli olabilselerdi, kesinlikle erkek çocuklarının kadına yönelik eğitim ve öğretimine çok daha özen gösterirlerdi.

Bu bilinçlenmeye katkıda bulunabilmek anlayışla, 7 Şubat 2016 tarihinde bu sitede yukarıdaki başlığı taşıyan ilk yazımı 8 Mart Uluslararası Kadın Günü kutlamalarından bir ay önce yayınlamıştım. Dileyen okur, anılan yazıya şu bağlantıdan erişebilir; www.hikmetulugbay.com/?p=685 . O yazımda genel bazı bilgiler sunduktan sonra tarihi süreç içinde kadınlara yönelik şiddet ve kötü davranışlar konusunda okuyup beğendiğim ve birçok şey öğrendiğim çok değerli on iki araştırmacının eserlerini özetle tanıtmış ve hem kadın hem de erkek okurlara anılan kitapları okumalarını önermiştim. Yazımı kutlamalardan bir ay önce yayınlamamın nedenini de okurların hiç değilse bir kitabı 8 Mart 2016 dan önce okuyabilmelerine zamanlarının olması düşüncesi idi.

Bu yıl 8 Mart Uluslararası Kadın Günü Kutlamaları nedeni ile söz konusu on iki kitaplık listeye yine beğeni ile okuyup, birçok şey öğrendiğim iki kitap daha eklemek istiyorum.

  1. Ferman

Bunlardan birincisi Mustafa Mutlu’nun Kırmızı Kedi Yayınlarından 2016 sonlarında çıkan “74. Ferman” isimli kitabıdır. Mutlu, kitabın kapağına şu notu düşmüş; “Bu romanda anlattıklarım keşke hayal ürünü olsaydı …” Kitap, Tanrı’ya erişmek, dualarını sunmak ve tapınmak (ibadet) için farklı yol ve yöntemler izleyen Irak’ın Sincar bölgesinde yaşayan Ezidilerin son yıllarda yaşamak zorunda bırakıldıkları zulüm, vahşet ve kıyımları anlatan bir romandır. Ancak kitabı okurken bu romanın gerçek olayların, roman yazış biçimi ile kurgulanıp sunulduğu güçlü duygusunu ediniyorsunuz. Kitaptan alıntılar yapmayacağım. Zira alıntılanacak birkaç cümle ve cümleler ne bütünün içerdiği üzüntüleri, ızdırapları ve vahşeti yansıtamayacaktır. Kitap, bir toplumun yaşamak zorunda bırakıldığı büyük bir trajediyi gerçekçi bir anlatımla okura aktarmaktadır. Kitabı okurken sıkça gözleriniz buğulanacak, yer yer gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız ve bazı sayfalarda insanlık adına utanç duygularını yaşayacaksınız ve yer yer okumaya ara verip coğrafyamız üzerinde yerleşen ve belki de daha doğru bir sözcükle yerleştirilen kara bulutları hangi rüzgârların, hangi çıkar hesaplarının ve hangi bilgisizliğin ve bilinçsizliğin taşıdığını düşünüp sorgulama gereksinimin duyacaksınız. Kitapta bu karabasanı yaşayanların, yaşananların yarattığı yıkımları aşabilmek için yeri geldiğinde nasıl bilgece davranabildiklerini de gözlemleyebileceksiniz. Bu yaşanan trajedinin fizik ve ruhsal yaralarını onarmak ve sarabilmek için ülkemizin yetiştirdiği bir bireyin doktor olarak sergilediği çabalar, nitelikler ile özveriyi okudukça da onur, kıvanç ve gurur duyacaksınız. Ben kitabı anlattığım bu duygular ve sorgulamalar içinde okudum ve çok şey öğrendim.

Romanın aktardığı felaketlerin büyük bölümünü kaçırılan genç evli kadınlar, genç kızlar ve hatta 11-14 yaş arası kız çocukları yaşıyor. Erkek çocuklarının ise nasıl birer teröriste ve canlı bombaya dönüştürüldüğünü göreceksiniz.

Bu kısa tanıtımı okuyan bazı okurlar iyi de biz niçin bu hüzün verecek kitabı okumak isteyelim ki sorusunu sorabilirler. Onlara vereceğim yanıt, Irak’ta 2003 yılından bu yana, Suriye’de 2011 den beri yaşanan veya yaşatılan sorunların o toplumlarda yol açtığı yıkımları ve felaketleri görmezden gelerek, gözlerimizi kapayarak ülkemizde ve bölgemizde kadınlara, kız ve erkek çocuklarına yönelik şiddetin azalacağını ummak sadece safdillik olacaktır. Aynı şekilde ülkemizin ve yaşadığımız coğrafyanın teröristlerin yetiştiği, kolayca eylem yaptığı bir iklim olmasını önleyecek düşünce, strateji ve politika üretmekten uzak durmak olacaktır. Problemi anlamak, bir sorunu çözebilmenin en önemli aşamasıdır. Unutmayalım, ülkemizde aralıklarla yaşadığımız terör eylemleri, o ülkelerde yaşanan çok daha büyük boyutlu olayların serpintileridir.

Mustafa Mutlu’yu bu insanların trajedisini kamuoyunun dikkatine getirdiği için kutluyor ve teşekkür ediyorum. Umarım bu kitap bu coğrafyayı çıkarları için yangın yerine çeviren ülkelerin dillerine de kısa süre içinde çevrilir ve o toplumların insanlarının da bilgilenmesine ve bilinçlenmesine yol açılır.

Anadolu’da Kadın

Sizlere sunmak istediğim ikinci kitap A. Muhibbe Darga’nın Yapı Kredi Yayınlarından Ocak 2013 ayında çıkan “Anadolu’da Kadın” başlıklı kitabıdır. Kitabın alt başlığı “On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe” dir. Kitabın alt başlığından da görüldüğü üzere, Anadolu kadının yazılı tarih öncesinden erken Bizans dönemine değin kraliçelikten eşe uzanan yelpazede üstlendiği tüm rollerdeki öyküsü arkeolojik kazılarda ortaya çıkan eserler ve yazılı belgeler eşliğinde dile getiren bilimsel bir araştırma kitabıdır. Ancak, genel okura da kolayca okuma olanağı verecek bir yazılıma sahiptir.

Bu kitabı edinip okumak sadece üzerinde yaşadığımız topraklardaki kadın tarihini kısmen öğrenmeyi sağlamayacak, aynı zamanda, ülkemizde bolca bulunan ören yerlerinde ve müzelerdeki zaman kapsüllerini çok daha iyi anlamaya da yardım edecektir.

Kitabın önsözünde, M.Ö. 2 binyılında, Anadolu kadının toplumdaki yerini ilk inceleyen kişinin, bir yabancı tarihçi değil, bir Türk kadın tarihçinin Prof. Dr. F. Kınal olduğunu öğrenmek ayrı bir mutluluk veriyor.

Kitaptan okurların ilgisini çekebilecek bazı alıntılar yaparak sizleri kitapla tanıştırmaya başlamak istiyorum. Alıntıların sonunda parantez içinde alıntıyı yaptığım sayfanın numarasını da belirteceğim. Kitap içerisinde bol miktarda, incelenen dönemlere ilişkin heykelcik ve heykellere yönelik görsellere de yer verilmiştir. Bu görseller okunan bilginin yaşama yansıyan boyutlarını vermektedir.

“Başlangıçta kendi neslini ‘yaratan’ olarak en yakınındaki kadını kutsadı. Kadın yani ‘ana’ olan doğuran dişi cins, hem yeni nesle can veriyor, hem de her türlü besin kaynağının son derece zor elde edildiği yaşam şartlarında göğüslerinden akan süt ile mucizevi bir şekilde hazır besin üretebiliyor, bununla dünyaya getirdiği insanı besleyip büyütebiliyordu. Kadın bedeninin genişleyip tekrar küçülebilmesi, yeni bir bedeni içinden çıkarabilmesi, belirli dönemlerde kanayan bedeninin ölmemesi, aksine sürekli yenilenmesi mucizeviydi. Kadının doğuştan gelen bedensel farklılıkları, erkek bedeninin yalın özellikleri karşısında daha üstün olduğunu gösteriyordu. İnsanlığı yaratanın ‘ana’ yani doğuran kadın olarak görülmesi çok normaldi. Ana Tanrıça kültüyle ilgili ilk inanç sistemi böylece ortaya çıktı (43).” Continue reading ‘8 Mart Uluslararası Kadın Günü Kutlamalarını Bilgi ve Bilinçle Hak Etmek 2’