Monthly Archive for Eylül, 2016

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 5 Devlet Parçalanıp 14 Devlet mi Kurulacak?

2003 yılında Irak’ın ABD ve ortakları tarafından işgali ve hemen sonrasında Büyük Ortadoğu Projesi’nin açıklanıp uygulamaya konulmasından bu yana Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da birçok devletin parçalanması için çalışmalar da başlatıldı veya daha önce yapılmış çalışmalar tozlu raflardan indirilip güncellenip uygulamaya konuldu. Üstelik bu devletleri parçalama çalışmaları hiç de gizli kapaklı yapılmadı ve yapılmıyor. Konu üzerinde politik düzeyde söylemler sıkça dile getirildiği gibi, uzmanlar görüş ve önerilerini haritalar eşliğinde bile yayınladılar ve yayınlamaya devam ediyorlar. Bu konuda benim izleyebildiğim kadarı ile son politik ve askeri açıklama Temmuz 2015 ayının başlarında ABD Senatosu’nun Silahlı Kuvvetler Komisyonu’nda (Senate Armed Services Committee) yapıldı. Anılan Komite’nin çalışmaları sırasında, Batı Virginia Senatörü Joe Manchin, Genel Kurmay Başkanı’na “İngilizlerin yüz yıl önce belirlediği çizgileri biz neden savunmaya devam ediyoruz? Anladığım kadarı ile kendi ülkeleri olduğuna inanmadıkları bu topraklar için savaşmak üzere insanlara eğitim veriyoruz[1] soru ve gözlemini yöneltmiş ve Genel Kurmay Başkanı Dempsey yanıtında, “Dile getirdiğiniz görüşe katılıyorum, Ortadoğu asla aynı Ortadoğu olmayacak[2]” yanıtını almıştır. İlk dipnottaki kaynakta, Genel Kurmay Başkanı’nın sözlerine şunları da eklediği belirtiliyor; ABD ordusu, Irak-Suriye sınır bölgesinde, Suriye Kürtlerine ait PYD de dahil, ortaklar ağı oluşturmaya çalışıyor. Anılan Komisyon’daki görüşmeler sırasında ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın da, Irak-Suriye cephesinde halen 3,600 ABD kara askeri ve 1,600 pilotu bulunduğunu ve kara birliklerinin güçlendirileceğini açıkladığı da ifade edilmektedir[3]. Bakan’ın açıkladığı diğer hususlar arasında, Irak Başbakanı Haydar al-Abadi’nin, ABD’nin desteklediği Irak’ın federatif şekilde yapılandırılması tezini kabule hazır olduğu ve bu bağlamda her bölgenin kendi güvenliğini sağlayıp, kendi yönetimlerini oluşturacakları ve ülkenin petrol gelirlerini de paylaşacakları yaklaşımının son görüşmelerde ele alındığı da yer almaktadır. Bakan’ın ayrıca ABD’nin Kürtleri silahlandırmayı sürdüreceğini ve bu birliklerin (PYD ve hatta peşmergeleri kastediliyor olabilir H.U.) etkin bir kara gücü olduğunu, toprak ele geçirebildikleri gibi koruyabildiklerini de dile getirmiştir[4]. Bakan’ın Komisyon’da, Washington’un Türk, Ürdün ve İsrail Hükümetleri ile Esad’ın düşmesi veya düşürülmesi sonrasında oluşacak boşluğun nasıl doldurulabileceğine ilişkin olarak planlama toplantıları yaptığını da sözlerine eklediği belirtilmektedir[5]. Komisyon’da Genel Kurmay Başkanı’nın “İsrail ve Ürdün’ün Esad rejiminin yakında çökeceğine inandıkları ve el-Kaide ile İŞİD’in Şam’a doğru yarış içinde oldukları” bilgisini de verdiği aynı kaynakta belirtilmektedir.

Washington’da bunlar konuşulurken, Suriye Devlet Başkanı Başar Esad’ın, Rusya’dan resmen askeri yardım talep etmesi üzerine Rusya tarafından bu talep karşılanmaya başlamıştır. Rus savaş uçakları, Ekim 2015 ayının ilk gününden itibaren, başta İŞİD olmak üzere Suriye rejimine karşı savaşmakta olan muhalif güçlerin kontrolündeki bölgeleri, yoğun olarak bombalamaya başlaması ve bu uygulamasını yoğunlaştırarak sürdürmesi, başta Washington olmak üzere, Batı tarafından, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da sahneye konulmaya ve uygulanmaya çalışılan devlet parçalama senaryosunu ciddi olarak etkileyebilecek gibi görünmektedir[6].

Değerlendirmeye, Irak ve Suriye olmak üzere, Batı ülkeleri tarafından Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sahneye konulmuş ve bir süredir uygulanmakta olan devletleri bölüp-parçalama senaryosunun zaman içinde nasıl oluşturulduğuna ve geliştirildiğine kronolojik olarak kısaca göz atarak başlamanın uygun olacağını düşünüyorum. Zira böylece hem bellek tazelemiş olacağız hem de Rus savaş uçaklarının Başar Esad’ın askeri güçlerine destek vermeye başlamasının, yakın gelecekte ülkemizin bulunduğu coğrafyada Türkiye olarak karşılaşacağımız sorunlara en azından fikren hazırlanmayı da kolaylaştıracaktır.

Ancak bu konuyu daha iyi anlayabilmek için önce pek de farkında olmadığımız veya öğrenip de unuttuğumuz bir gerçeği anımsamak uygun olacaktır. II. Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana, dünya genelinde yarısından fazlası etnik ve inanç kökenli olmak üzere 180 dolayında iç savaş yaşanmış veya yaşatılmıştır[7]. Ancak, bu iç savaşlardan, parçalanmanın nasıl tanımlandığına bağlı olarak 14-24 ülkenin bölünmesine izin verildiği görülmektedir. Bu bölünmelerden birçoğu hemen başlangıçta birçok ülke tarafından tanınmış ve tanınma daha sonra yaygınlaşmıştır. 1971 de Bangladeş, Pakistan’dan kanlı bir iç savaş sonrasında ayrılmış ve tanınmıştır. Bu gelişme Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan eyaletinde de ayrılıkçı hareketleri tetiklemişse de, Sovyetler Birliği’nin bölgedeki etkisini artıracağı görüşü ile o bölgenin ayrılmasına izin verilmemiştir. Kıbrıs’ta Nicos Samson darbesi ve sonrasında Kıbrıs Türklere yapılan katliam üzerine 1974 yılında uygulanan Barış Harekâtı sonucunda adanın ikiye ayrılması ve izleyen dönemde Batı ülkelerinin dayatması ile Birleşmiş Milletler gözetiminde başlatılan birleşme görüşmelerinin uzun süre sonuçsuz kalması sonucu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildiğinde, Türkiye dışında tanıyan olmamıştır. Zira bu bölünme Batı ülkelerinin ön gördüğü, geliştirdiği veya onayladığı bir proje olmadığı için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni 42 yıldır Batı ülkelerini karşılarına almak istemeyen veya ulusal çıkar politikaları öyle gerektirdiği için hiçbir ülke tarafından tanınmamıştır. 1991 yılında Yugoslavya’nın parçalanma projesi uygulandığında fazla kan dökülmeden parçalanan devletin, yeni devletleri arasında çıkan savaşlarda çok fazla kan dökülmesi üzerine çıkarları ve programları etkilenen ABD ve NATO bu ikincil savaşlara askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmışlardır.

Afrika’da petrol, stratejik maden ve minerallerin bulunduğu bazı ülkeler de soğuk savaş döneminde ve sonrasında süper güçlerin çıkar çekişmelerinin ürünü olarak bölünmüşlerdir. Sayı daha fazladır ancak üç örnek vermek yeterli olacaktır; Kongo, Somali ve Sudan.

Sovyetler Birliği’nin 1990 lı yıllarda dağılmasında sonra da ayrılan devletler içinde veya Rusya’ya karşı iç savaş başlatan etnik ve inanç grupları olmuştur. Örneğin Çeçenler, 1996 da Rusya’ya karşı başkaldırması sonucunda tanınma sağlamış olsalar bile, 1999 da Rusya ile yeniden savaşmışlardır. Rusya ayrıca Gürcistan ve Moldova’dan otonomi talebinde bulunan bölgelere de destekçi olmuştur. Ukrayna’daki iç savaş ise bütün hızı ile sürmektedir. Ukrayna’da süren iç savaş ülkenin fiilen bölünmesine yol açmış olmasına rağmen bütün hızı ile devam ettirileceği görülmektedir. Zira bu ülke başta ABD ve Avrupa ülkeleri ile Rusya arasında stratejik bakımdan olduğu kadar enerji nakil hatları ile doğal kaynaklarını kendi denetimlerinde tutabilmek açısından da özel bir önem taşımaktadır. Bu devlet parçalama süreci içerisinde bölünmesi barışçıl yöntemlerle sağlanan tek örnek ise yanılmıyorsam Çekoslovakya olmuştur.

İspanya (Katalan), İngiltere (İrlanda ve İskoçya), Belçika (Flamanlar), Fransa (Korsika) ve Kanada’da (Quebec) ortaya çıkan ayrılıkçı hareketlere ise izin verilmemiştir.

Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, I. ve II. Dünya Savaşları’nın galipleri ABD, İngiltere ve Fransa’nın dışında planlanan ve uygulanan bölünmelerin diğer devletler tarafından tanınmasına asla göz yumulmuyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki devletlerin parçalanmasına uygun ortam oluştuğuna ilişkin olarak yakın dönemde yazılan ilk değerlendirmelerden birisi ABD’nin ünlü stratejisti Zbigniew Brzezinski’in 15 Ocak 1979 günü Time dergisinde yayınlanan, “Krizler Hilali” (Cresent Of Crisis) başlıklı yazısıdır. Bu yazısında Brzezinski şu gözlemde bulunmuştur; “Krizler Hilali, Hint Okyanusu sahillerinden başlayıp (Batı’ya doğru H.U.) uzanan sosyal ve politik açıdan kırılgan bir yapıda olan ve bizim (ABD H.U.) için yaşamsal olan bir bölgede parçalanma tehdidi mevcuttur. Böyle bir gelişmeyi izleyecek politik karmaşanın yaratacağı boşluk bize sempati duymayan ve bizim değerlerimizi düşmanca bulan düşmanlarımız tarafından doldurulabilir.[8]” Brzezinki’nin tanımladığı “Krizler Hilali”, Sovyetler Birliği’nin güneyinde kalan, Hint Okyanusundan başlayıp Türkiye’ye uzanan ve güneyde Arap Yarımadasında geçip Afrika Boynuzu’na uzanan coğrafyayı içermektedir[9]. Afrika Boynuzu olarak tanımlanan alan Doğu Afrika’dan Arap Yarımadasına doğru uzanan ve Cibuti, Eritre, Somali ve Etiyopya’yı içine alan bölgedir[10]. Krizler Hilali olarak tanımlanan bölge, soğuk savaşın sürdüğü o dönemde olduğu gibi bugün de dünya petrollerinin yüzde 65 inin ve doğal gazının da yaklaşık üçte birine yakının bulunduğu stratejik bir coğrafyadır. Krizler Hilali tanımlamasının yapıldığı dönemde, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin hedefi, bu bölgede kara ve deniz ulaşım yollarının açık tutulması, petrole erişimin engellenmemesi ve bölgede Sovyet askeri üstlerinin kurulmaması şeklinde idi. Bu istekler, soğuk savaş sona ermiş görünse de, bugün Batı ülkeleri için Rusya ve Çin’in denetimine geçmemesi bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Brzezinski, 1966-68 döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Politika Planlama Kurulu”nda görev yapmış, 1977-1981 arasında ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı görevinde bulunmuş, bu görevinden ayrıldıktan sonra akademik yaşama dönmüş ve stratejik araştırma kurumlarında görev yapmıştır. Kamu görevinden ayrıldıktan sonra yazdığı kitaplardan en bilineni 1997 yılında yayınlanan ve dilimize de “Büyük Satranç Tahtası” olarak çevrilmiş olan kitabında, ülkemizi de yakından ilgilendiren, “Avrasya Balkanları” tanımlamasını yapmıştır. Bu tanıma göre, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan sorunlu ülkeler coğrafyası olarak tanımlanmıştır. Bu ülkelerin petrol, doğal gaz ve stratejik madenler açısından da büyük önemi olduğuna dikkat çekilmiştir. Brzezinski, Avrasya Balkanları tanımı içine girmeye aday olarak Türkiye ve İran’ı da belirtmiştir. Brzezinski’ye göre, Türkiye ve İran’da istikrarsızlıklar yaşandığında Avrasya Balkanlarında sorunların kontrol edilemez boyutlara varabilecektir.

Bilderberg grubunun 1979 yılındaki toplantısında, Bernard Lewis’in Yakın Doğu’nun etnik ve inanç farklılıkları temelinde Balkanlaştırılabilmesi için Müslüman Kardeşler hareketinin desteklenmesi ve Kürtlerin, Ermenilerin, Lübnanlı Maronitlerin, Etiyopyalı Kıptilerin, Azerbaycan Türklerinin özendirilmesi gerektiğini belirttiği ileri sürülmüştür[11]. Aynı konuşmasında Lewis’in bu şekilde ortaya çıkacak kaosun “Krizler Hilali”ne ve oradan da Sovyetler Birliği’nin Müslüman bölgelerine sıçrayacağı savını ileri sürdüğü de belirtilmektedir. Anımsanacağı üzere, Sovyetler Birliğini çökertmek üzere ABD’nin uyguladığı projelerin en önemlilerinden birisi de “Yeşil Kuşak” adını taşımaktaydı.

Orta Doğu ülkelerinin her birinin kendi içindeki etnik ve inanç farklılıkları nedeni ile parçalanacakları savını ileri süren diğer bir belge de, “Oded Yinon Planı”dır[12]. İsrail vatandaşı ve Orta Doğu uzmanı bir yazar ve araştırmacı olan ve ayrıca Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarında da çalışmış olan Yinon, İsrail’in 1980 li yıllarda izlemesi gereken politikaların neleri içermesi gerektiğini açıklayan bir plan hazırlamıştır. Yinon’un bu planı 1982 yılında Arap-Amerikan Üniversite Mezunları Cemiyeti tarafından İngilizceye çevrilerek yayınlanmıştır. “İsrail’in 1980 li Yıllarda İzlemesi Gereken Strateji” başlığını taşıyan ve tamamının okunmasında yarar gördüğüm bu plandan bazı alıntılar yapmak istiyorum. Yinon ilk olarak dünyada enerji başta olmak üzere maden ve minerallerin dengeli bir dağıtımı olmadığı ve bu kaynakların artan dünya nüfusun gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalacağı saptamasını yapmıştır. Hemen bunun arkasından da Arap ülkelerinin petrol kaynakları üzerinde tekel benzeri bir konumu varken, diğer kaynakların da Üçüncü Dünya ülkelerinde bulunduğuna değinmiş ve bu kaynaklar için yoğun bir kavga olduğuna ve bu kavganın giderek büyüyeceğine işaret etmiştir. Planın 13 üncü maddesinde şu görüş yer almaktadır; “Fas’tan Hindistan’a ve Somali’den Türkiye’ye uzanan coğrafyadaki etnik azınlıklara ilişkin görüntü bölgede istikrarsızlık olduğunu ve süratle kötüleşmeye işaret etmektedir.” Dikkat edilirse, Yinon’un tanımladığı bölge ile Brzezinski’nin belirttiği “Krizler Hilali” coğrafyası birebir örtüşmektedir. Planın izleyen maddesindeki gözlem şöyledir; “Bu parçalanmış devasa dünyada çok küçük bir grup zengin iken, büyük bir çoğunluk fakirdir. Arapların büyük çoğunluğunun yıllık geliri 300 dolar dolayındadır (Bu rakam 1980 li yılların başına aittir. H.U.). Mısır’da da durum böyle olduğu gibi, Irak ve Libya hariç tüm Kuzeybatı Afrika’da da aynı durum mevcuttur. Lübnan parçalanmış ve ekonomisi perişan haldedir. Bu ülkede merkezi otorite diye bir şey kalmamıştır. Kuzey’de Suriye’nin desteklediği ve Frangieh aşiretinin denetimindeki Hıristiyanlar varken, Doğu bölgesi doğrudan Suriye’nin elindedir. Lübnan’ın merkezi ise Falanjistlerin denetimindeki Hıristiyanların kuşatıldığı bölgedir. Güney’de Litani ırmağına kadar olan alanda çoğunlukla PLO (Filistin Kurtuluş Ordusu) tarafından denetlenen Filistin bölgesidir. Haddad yönetimindeki Hıristiyanlar ile yarım milyon Şiiler olmak üzere fiilen beş otonom bölge mevcuttur. Suriye’nin durumu daha da kötü olup Libya ile birleşmesinden sonra gelecekte alacağı yardımlar mevcut temel sorunlarını çözemeyeceği gibi büyük bir orduyu sürdürebilmeye bile yetmeyecektir. En kötü durumdaki Mısır’dır. Milyonlar açlık sınırındadır. İşgücünün yarısı işsizdir. Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ciddi bir konut sıkıntısı vardır.” Yinon’un Suudi Arabistan ile gözlemi ise şöyledir; “Suud ordusu sahip olduğu tüm silah ve teçhizata rağmen ülkedeki rejimi içeriden veya dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı savunabilecek durumda değildir.” 1980 de Mekke’de yer alan olayların bu bakımdan bir örnek olduğunu da belirtmiştir. Yinon planındaki diğer bir gözlem ise, Mısır’ın parçalanmasıdır. Mısır’ın parçalanması durumunda Libya, Sudan ve çevredeki diğer ülkelerin de parçalanması kaçınılmaz olacaktır. Yinon’un Irak için düşünceleri ise şöyledir; petrol zengini Irak’ın parçalanması İsrail için Suriye’nin parçalanmasından da önemlidir. Irak-İran savaşı da Irak’ın parçalanmasını tetikleyecektir. Irak’ın üç büyük şehrinin Basra, Bağdat ve Musul’un çevresinde üç belki daha fazla devlet oluşacaktır. Yinon Ürdün’ün de mevcut yapısını uzun süre sürdüremeyeceğini ile sürmüştür. Yinon Planı’nı tam olarak anlayabilmek için Büyük İsrail’in haritaya yansımış görünümüne göz atmak gerekir. Bu görünüm, Harita 1 de yer almaktadır. Continue reading ‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 5 Devlet Parçalanıp 14 Devlet mi Kurulacak?’