Monthly Archive for Kasım, 2015

İlkokul İkinci Sınıfa Arapça Dersi Konulması Üzerinde Düşünceler

Anımsanacağı üzere, 8 Nisan 2010 tarihinde Bakanlar Kurulu, “Örgün eğitim kurumlarında Arapça eğitim ve öğretim yapılmasını” kararlaştırmıştı. Bu kararın alınmasından yaklaşık 17 ay sonra da, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu, 26 Eylül 2011 günü “İlköğretim Arapça (4-8. Sınıflar) Dersi Öğretim Programı” nı kabul etmiştir. Kurul, kabul edilen bu kararın, 2012-2013 öğretim yılından itibaren ilköğretimin 4 ve 5 inci, 2013-2014 öğretim yılından itibaren 6, 7 ve 8 inci sınıflarda uygulanmasına karar vermiştir. Bu gelişmeler üzerine bu sitede, “İlköğretim Dördüncü Sınıfta Başlayacak Arapça Eğitimi Üzerinde Düşünceler” başlıklı yazımı 7 Haziran 2012 günü yayınlamıştım. www.hikmetulugbay.com/?p=292 adresinden erişilebilecek bu yazıda bu uygulamanın öğrenciler ve eğitim sisteminde üzerinde yaratacağı olumsuzlukları ayrıntısı ile işlemiştim. Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’nun, bu kez, 21 Ekim 2015 günü aldığı bir kararla Arapça dersinin ilkokul 2 nci sınıftan başlamasını ve uygulamaya 2016-2017 ders yılında geçilmesini kararlaştırdığını öğreniyoruz[1]. Böylece Arapça dersi ilkokulun 2 inci sınıfından ortaokulun 8 inci sınıfına kadar yedi yıl okutulmaya başlanacaktır. Arapça derslerinin seçmeli olduğu ileri sürülmektedir. Bu dersin gerçekten seçmeli bir ders olarak uygulanıp uygulanmayacağına birazdan değineceğim. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı “İlkokul 2, 3 ve 4. sınıflar Arapça Dersi Öğretim Programı”nda bu dersin amaçları arasında şu gerekçelere de yer verildiği belirtilmektedir; “22 ülkede yaklaşık 350 milyon nüfusun anadil olarak konuştuğu Arapça, BM’nin kabul ettiği altı resmi dilden biridir. İslam ülkelerinde dini açıdan da önemli olan Arapçanın öğrenilmesi için başta tarihi ve kültürel sebepler vardır. Arapça konuşan coğrafyanın jeopolitik ve stratejik önemi nedeniyle gün geçtikçe önem kazanması, Arapçanın dini sebeplerin yanı sıra ekonomik, turistik, siyasi ve ticari sebeplerle de öğrenilmesini zorunlu kılmaktadır.[2]” Bu gerekçe 2010 yılında alınan karar için de küçük bir farkla aynen kullanılmıştı. Yalnız 2010 yılına ilişkin olarak Gazi Üniversitesi akademisyenleri tarafından yazılan rapor ki, bu Millî Eğitim Bakanlığı’nın kararına gerekçe olarak kullanılmış bu metinde “Arapça 26 yılın resmi dili[3]” olarak belirtilmişken, Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün yukarıda değinilen raporunda Arapçayı anadil olarak kullanan ülke sayısı 22 ye inmiş görünmektedir. Bu bilgi dahi Arapça dersine yönelik çalışmaların, bilimsellikten ve dikkatten uzak olarak, Millî Eğitim Bakanlığında ne denli yüzeysel yapıldığını göstermeye yeter. 2010 yılı kararının dayanağı gerekçelere ilişkin değerlendirmelerimi yukarıda bağlantısını verdiğim yazıda tüm boyutları ile değerlendirmiş ve gerçekçi bulmadığımı veriler eşliğinde açıklamıştım. O yazıda açıkladığım bilgiler ve görüşler Arapça öğretiminin ilkokul 2 nci sınıfa indirilmesi için de çok daha güçlü olarak geçerlidir. Ayrıca, üzerinde durulması gereken bir konu da, bu ders için istemin ve program hazırlığının Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nden gelmiş olmasıdır. İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün acaba bu konuda görüşü alınmış mıdır, en azından basına yansıyan bilgilere göre belli değildir. İlköğretim Genel Müdürlüğü, o çağ çocuklarının pedagojik olarak taşıyabileceği konuları ve işlenişini bilmek durumunda olan bir idare olduğunu varsayarsak öneri neden onlardan gelmemiştir? Bu kez söz konusu yazımda yer alan bilgilere ek olarak Arapça öğreniminin ilkokul 2 nci sınıftan başlatılmasının çocukların öğrenimi üzerinde yapacağı büyük hasarlar üzerinde kısaca durmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim, Arapça öğretiminin ilkokul 2 nci sınıftan başlatılması, bana göre, toplumumuzun Araplaştırılması için Osmanlı Devleti döneminden beri süren gelen faaliyetlerde yeni bir vites büyütme aşamasıdır. Bu sürecin Osmanlı Devletinde başlayışı konusunda Osman Ergin’in “Türk Maarif Tarihi” isimli eserinden bir alıntı yapmak istiyorum. Kitabın önsözünde okullara ilişkin bilgilerin beş devrede açıklanacağı belirtilmiş ve ilk devre için şu ifadeye yer verilmiştir; “Birinci kısım: Araplaşma ve iskolâstik tedris devridir. İstanbul’un fethi tarihi olan 753-1453’den başlar 1918 senesi sonuna kadar 465 sene sürer. Bu devir milli değil daha ziyade dinidir. Hele Türkçeye hiç kıymet verilmemiş, Türkün öz dili mekteplere ve medreselere asla sokulmamıştır.[4]” Bu konuda daha ayrıntılı bilgiler gerek Osman Ergin’in eserinden ve gerek diğer eğitim uzmanı yazarların görüşleri alıntılar olarak yukarıda bağlantısı verilen yazımda bulunmaktadır. Dileyen okur o yazı ve kaynaklarına göz atabilir. Arapça dersine ilişkin kararda seçmeli olduğu belirtilse bile bu uygulamada seçilmesi zorunlu ders konumuna gelecektir. Zira, her hangi bir seçmeli dersin her sınıf düzeyinde açılabilmesi için o sınıftan en az 10 öğrenci ve velisinin istekte bulunması gerekmektedir. Büyük kentlerin dışındaki ailelerin özellikle de muhafazakâr olarak tanımlanan ailelerin çocuklarına resim, müzik ve yabancı dil gibi alanlardan seçmeli ders alma konusunda pek de istekli olmayacakları açıktır. Kaldı ki böyle bir istekte bulunacak aile ve çocuk üzerinde arkadaş ve mahalle baskısının görülme olasılığı da yüksektir. Diğer taraftan, bütün okullarda müzik, resim ve yabancı dil öğretmeni olduğunu da sanmıyorum. Özellikle bu alanlarda öğretmenin bulunmadığı okullarda Arapça, Kur’an’ı Kerim ve Hz. Muhammet’in yaşam öyküsü dersleri seçilmesi zorunlu ders konumunda olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı öğretmen açıkları verisi de bu konularda aydınlatıcı olmaktan uzaktır. Zira, Bakanlık herhangi bir dersin haftada verildiği saat düzeyini azalttığında öğretmen açığı da azalır. Ders saatlerini arttırdığında ise öğretmen açığı büyür. Aynı şekilde bir ders zorunlu dersler arasına alındığında öğretmen gereksinimi ve dolayısı ile açığı artarken, o ders seçmeli ders konumuna indirgendiğinde aniden öğretmen fazlası ile de karşılaşılabilir. Diğer taraftan, bir konuda ders saatinin arttırılması aynı anda öğretmen yetiştiren fakültelerin o dalda öğretmen yetiştirme kontenjanlarına yansımadığı için o dalda öğretmen açığı veya fazlası uzun süre devam edebilir. Bu genel saptamaları yaptıktan sonra alınan bu kararın öğrencilerin eğitimine nasıl yansıyacağını kısaca incelemeye başlayabiliriz. Kısaca dedim, çünkü kapsamlı görüşler yukarıda bağlantısı verilen yazımda yer almaktadır. Okurların kendi yaşamalarından, çocuklarının öğrenim sürecinden de yakından bildiği üzere, çocuklar günümüz ABC’si ile okuma ve yazmayı ilkokul birinci sınıfta öğreniyorlar. Anadilinde okuma yazmayı yeni öğrenmiş bir çocuğun yaz tatilinden dönüp ikinci sınıfa başladığında, anadilindeki okuma ve yazma becerisini geliştirmeyi sürdüreceği sırada, karşısında harfleri ve yazılımı tümüyle farklı bir dil çıkarılacaktır (bugün bu Arapçadır. Eğer Arapça yerine kaligrafisi yine farklı olan Çince, Japonca, Sanskeritçe, Taylanca dil öğrenimi ilkokul 2 nci sınıfta öğretilmeye başlanacak olsa idi de aynı sorunlar yaşanacaktı). Çocuk iki kaligrafi ile hemen her hafta birkaç kez karşılaşacak ve haklı olarak ciddi boyutta bocalayabilecektir. Öğrencinin Arapça dersinde başarılı olmaması, ailesi ve çevresi tarafından Kur’an dilini öğrenemiyor diye eleştirilecek ve belki de baskı altına alınacaktır. Üstelik, okul öncesinde, Kur’an kurslarına devam etmiş çocuklar bu derse hızla uyum sağlarken, bu kurslara devam etmemiş çocukların uyum sağlamada zorlanması ve öğrenme yavaşlığı yaşaması psikolojik sorunlara da yol açabilecektir. Bu sürecin en tehlikeli boyutu çocuğun öğrenme bozukluğu yaşamasına ve belki de okuldan ve eğitimden soğumasına yol açabilecektir. İlkokul ikinci sınıfta çocuğun iki farklı kaligrafi ile karşılaşacak olmasının pedagojik ve psikolojik sorunları konusunda pedagogların ve çocuk psikologlarının bu konuda henüz seslerini çıkarmamaları ise anlaşılabilir bir durum değildir. Continue reading ‘İlkokul İkinci Sınıfa Arapça Dersi Konulması Üzerinde Düşünceler’