Monthly Archive for Nisan, 2015

Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık

Aşağıda okuyacağınız metin, Köy Enstitülerinin 75 inci kuruluş yıldönümü için düzenlenen panelde sunulan konuşmanın kapsamlı şeklidir. Zaman kısıtı nedeniyle, bu metnin kısa bir özeti toplantıda sunulabilmiştir.  

Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı yöneticilerini, Köy Enstitülerinin 75 inci kuruluş yıldönümünde (17 Nisan 1940), “Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık” konulu bir toplantı düzenledikleri için kutluyor ve bu toplantıya panelist olarak beni de çağırdıkları için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Eğitimde, ekonomide ve enerjide bağımsızlık konusunu bazı ön saptamalar yaptıktan sonra işlemenin daha doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum. Çağımız modern ve yüksek teknolojiye dayalı ekonomilerinin sağlıklı, başarılı, kaliteli ve verimli büyümesi ve bu büyümeyi sürdürebilmesi için şu başlıklar altında toplayabileceğimiz; 1) iyi eğitilmiş kaliteli insan beyni ile birlikte 2) sunumu güvenli ve kesintisiz sağlanan kıt ve stratejik maden ve mineraller ve 3) yine aynı şekilde sunum güvenliği sağlanmış kaliteli enerji ile 4) sermaye kaynaklarına gereksinimi vardır. Ancak hemen şunu vurgulamak gerekir ki, doğa özellikle kıt ve stratejik maden ve mineraller ile enerji kaynaklarını coğrafyalar ve ülkeler arasında dengeli ve adaletli dağıtmamıştır. Doğa kaliteli insan beynini ülkeler arasında daha dengeli ve adaletli dağıtmış görünse bile, bazı ülkeler, doğanın kendilerine cömertçe verdiği bu en önemli kaynağı, eğitim sistemleri ile köreltmek için büyük çaba ve özen göstermektedir. Sermaye ise doğanın dağıttıkları ile nitelikli eğitimle donanmış insan aklının bir araya gelmesi sonucu emek ve aklın ortaklaşa yarattığı ürün olarak oluşmaktadır.

Önce, doğanın karbon kökenli enerji kaynaklarını dağıtışına kısaca göz atmak istiyorum. Doğa düşük vasıflı enerji kaynağı linyiti oldukça dengeli bir şekilde dağıtırken, daha nitelikli taş kömürünü daha dengesizce dağıtmış olduğunu görürüz. En kaliteli enerji kaynakları olan doğalgaz ve petrolün ülkeler arasındaki dağılımı ise çok daha adaletsiz bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu iki enerji kaynaklarının dünyadaki dağılımlarına ilişkin bilgiler Tablo 1 ve 2 de yer almaktadır.

Tablo 1Ülkeler itibariyle 2013 yılında doğalgaz rezervleri

(milyar metre küp)

İran 33,600
Rusya 32,900
Katar 25,630
S. Arabistan 7,167
B. A. Emirlikleri 6,071
A.B.D. 5,997
Nijerya 5,210
Venezuela 4,708
Cezayir 4,502
Irak 3,170
Kazakistan 2,832
Türkmenistan 2,832
Endonezya 2,659
Avrupa Birliği 2,476
Malezya 2,350
Çin 2,265
Norveç 1,841
Liste toplamı 146,210
Dünya Toplamı 175,400
Liste/Dünya % 83.4
Türkiye 0.218

Kaynak: IEA-2012 ce CIA-World Factbooks

Bazı kaynaklar, Tablo 1 de yer alan ülkelerden Rusya’nın doğalgaz rezerv toplamını 47,570 milyar metre küp, ABD’nin rezervlerini 6,930 milyar metre küp ve Türkmenistan’ın rezervlerini ise 7,500 milyar metre küp olarak vermektedir. Diğer ülkelerin rezerv rakamlarında da kaynaklara göre bazı küçük farklılıklar yer almaktadır. Bu hususları da akılda tutarak, Tablo 1 yer alan 16 ülke ile Avrupa Birliği dünya toplam doğalgaz rezervlerinin yüzde 83.4 den fazlasına sahip bulunmaktadır. Buna karşın üç ülke; İran, Rusya ve Katar dünya doğalgaz rezervlerinin en az yüzde 52.5 una sahip durumdadır. Rusya için verilen yüksek rezerv rakamı göz önüne alındığında bu oran yüzde 60 a yaklaşmaktadır. Tablo 1 den de görüldüğü üzere Türkiye’de halen bulunabilmiş doğal gaz rezervinin 218 milyon metre küp olduğu tahmin edilmektedir.

Tablo 1, dünya ülkelerinin çok büyük ölçüde, başta Rusya, İran ve Katar olmak üzere ve daha sonra da daha düşük ölçekte B.A.E., Nijerya, Venezuela, Cezayir, Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Endonezya, Malezya gibi ülkelere bağımlı durumda olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye ise, ülkesinde yeterli aramaları yapmadığı ve kaynak çeşitlenmesine gereken önemi vermediği için halen doğal gazda Rusya ve İran’a çok büyük boyutta bağımlı bulunmaktadır.

Türkiye’nin Doğal gazdaki bağımlılığına çözüm önerilerimi, petrol rezervlerinin dağılımını inceledikten sonra iki enerji kaynağına ilişkin olarak ele alacağım. Tablo 2 de petrol rezervlerinin ülkeler arasında dağılımı yer almaktadır.

Tablo 2Ülkeler itibariyle 2013 yılında petrol rezervlerinin durumu (milyar varil olarak)
S. Arabistan 267.02
Venezuela 211.17
Kanada 173.63
İran 151.17
Irak 143.10
Kuveyt 104.00
B.A.E. 97.80
Rusya 80.00
Libya 47.10
Nijerya 37.20
Kazakistan 30.00
ABD 26.54
Katar 25.41
Çin 20.35
Brezilya 13.99
Angola 13.50
Cezayir 12.20
80 ülke <10.00
117 ülke 00.00
Türkiye 0.27
47.00<ülkeler toplam 1,274.99
Ortadoğu 788.50
Dünya 1,490.00

Kaynak: EIA, OPEC ve Wikipedia

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, 2013 yılı itibariyle dünyada varlığı saptanmış ve çıkarılabilir petrol varlığı 1,490 milyar varil düzeyindedir. Tablo 2 den de görüldüğü üzere rezerv varlığı 47 milyar varilin üzerinde olan dokuz ülkenin sahip olduğu toplam rezerv 1,274.99 veya dünya petrol rezervinin yüzde 85.57 sini oluşturmaktadır. Türkiye’nin bulunmuş ve çıkarılabilir petrol rezervinin ihmal edilebilir boyutta olduğu görülmektedir.

Aynen doğal gazda olduğu gibi farklı kaynaklar, ülkeler için farklı rezerv rakamları vermektedir. Bu bağlamda en dikkat çeken ülke ise Venezuela’dır. Bazı kaynaklar bu ülkenin rezerv rakamını 296.50 milyar varil olarak vermektedir.

Tablo 2 petrol kaynaklarının da aynen doğalgaz kaynakları gibi doğada son derece dengesiz dağılmış olduğunu açıkça göstermektedir.

Hemen tüm dünya ülkelerinin yoğun olarak bağımlı oldukları doğalgaz ve petrol gibi temel ve kaliteli enerji kaynaklarında göreceli de olsa bağımsızlıklarını nasıl güven altına aldıklarını, tarihin ışığında açıklamaya başlamadan önce, iki kavram üzerinde durmak isterim. İlki, bazı ülkeler, enerji kaynaklarına yönelik bağımlılıklarını, bu kaynaklara sahip veya bu kaynakların ticaretinin denetimini büyük ölçüde elinde bulunduran ülkelerin insafına bırakmıştır. Üzülerek belirtmek gerekir ki Türkiye de geniş ölçüde bu gruba dahil bulunmaktadır. Bu ülkeleri enerjide tam bağımlı ülkeler olarak tanımlamak gerekir. İkinci grup ülkeler ise, enerji kaynakları gereksinimini ve karşılanmasını çok bilinmeyenli bir denklem gibi çözen ve hangi enerji kaynağını ne ölçüde kullanacağını ve kullandığı enerji kaynaklarını sağlamada hangi ülkeye ne kadar pay vereceğini kendisi belirleyen ülkelerdir. Bu ülkeleri de, enerjide sınırlı ve sağlıklı olarak sürdürülebilir bağımlılığı olan ülkeler olarak tanımlayabiliriz. Türkiye’nin de içinde bulunduğu için üzülmemiz gereken bu ilk gruba giren ülkeler ve sorunlarına ilişkin olarak çözümleri ikinci grup ülkelerin tarihi süreç içerisinde bu konuma nasıl eriştiklerini inceleyerek değerlendirmek istiyorum. Continue reading ‘Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık’