Monthly Archive for Ocak, 2015

Zorunlu Osmanlıca Dersi Üzerine Düşünceler

Antalya’da toplanan 19 uncu Millî Eğitim Şûrası’nda, gündeme getirilen “Osmanlıca dersinin” lise düzeyinde zorunlu ders olması”, “Din Kültürü ve Ahlak Dersinin İlkokul Birinci Sınıftan başlaması” ve “Karma Eğitime son verilmesi” konularını üç ayrı yazı ile değerlendirmek istiyorum. Bu yazıda, daha önce lise düzeyinde seçmeli ders olarak okutulan “Osmanlıca” dersinin zorunlu olması önerisi üzerinde duracağım. Hemen belirtmeliyim bu “zorunlu olma” önerisi, sanırım gelen tepkiler üzerine tavsiye kararı haline getirilmekten vaz geçildi ve seçmeli ders olarak kalması kabul edildi[1]. Bazı okurların aklına, Osmanlıca konusunda zorunlu ders olma tavsiye kararı alınmadığına göre sorun bitmiştir, konuyu irdelemekte ne yarar olabilir sorusu gelebilir. Konuyu işlemekte yarar görüyorum, çünkü bu dersi zorunlu hale getirme arzusu her an yeniden ısıtılıp gündeme gelebilir, kaldı ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 8 Aralık 2014 günü toplanan 3. Din Şurası’nın açılış konuşmasında konuyu yeniden gündeme getirdiği ve “Osmanlıcanın öğrenilmesini, öğretilmesini istemeyenler var. Bu çok büyük bir tehlike. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek” dediği basında yer almıştır[2]. Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması, Millî Eğitim Bakanlığı’nca düzenlenen 19 uncu Millî Eğitim Şurası Osmanlıca dersi için zorunluluk önerisi getirilmemesine rağmen uygulamaya konulması olasılığını da güçlü konuma taşımıştır.

Konu üzerinde değerlendirmelerime “Osmanlıca” nedir, nasıl bir dil yapısıdır ona ilişkin bilgiler sunarak başlamak istiyorum. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlükte “Osmanlıca” için şu tanımlama yer almaktadır; “bakınız Osmanlı Türkçesi”[3]. Aynı sayfada yer alan “Osmanlı Türkçesi” için verilen tanımlama ise şöyledir; “XIII-XX. Yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın ağır baskısı altında kalan Türk diline verilen ad.” Türkçe Sözlükte yer alan tanımlama, Osmanlıcanın, Arapça, Farsça ve Türkçe’nin karışından oluşan bir melez dil olduğunu ve bu dilde Arapça ve Farsçanın ağır baskısının bulunduğunu belirtmektedir. Sanırım, konuyu etkin ve sağlıklı bir biçimde işleyebilmek için Osmanlıca konusunda biraz daha ayrıntılı bilgi edinmek uygun olacaktır. Bu nedenle, Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedisinde yer alan tanımlamayı da sizlere sunmak isterim. “Batı Türkçesinin (Türkiye Türkçesi) Osmanlı Devleti süresince konuşulan bölümüne Osmanlıca denir. Osmanlı Türklerinin konuştuğu Osmanlıca, Oğuz Türklerinin batı koludur. Bu Türk lehçesine daha çok ‘Türkî’, ‘Türkçe’, ‘Lisan-ı Türkî’ dendi. Son zamanlarda ‘Lisan-ı Osmanî’ adı verilen bu dile Osmanlı aydınları ‘Osmanî’ de derlerdi. Osmanlıca terimi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı yazı dili anlamına da kullanılır. Osmanlıca kendi gelişimi içinde üç döneme ayrılır: 1. Eski Osmanlıca. Selçuklu devri Türkçesini de içine alan ve 15 inci yüzyılın sonuna kadar süren dönem. Bu dönem için daha çok ‘Eski Anadolu Türkçesi’ deyimi kullanılır; 2. Klasik Osmanlıca, 16 ncı yüzyılın başından 19 uncu yüzyılın ortasına kadarki dönem; 3. Yeni Osmanlıca, 19 uncu yüzyılın ortasından 20 nci yüzyılın başına kadar gelen dönem.” M/L Büyük Lûgat daha sonra üç döneme ait Osmanlıca yazını için örnek olabilecek yazarlar ve eserlerinden seçme bir liste vermektedir. Ben de bunlardan bir kaçını sizlerle paylaşmak isterim. Eski Osmanlıca için; Sultan Veled, Yunus Emre, Kul Mes’ud (Kelile ile Dimne tercümesi), Süleyman Çelebi (Mevlit), Şeyhî (Divan, Harnâme, Hüsrev ve Şirin), Klasik Osmanlıca için; Baki, Fuzulî, Nedim, Evliya Çelebi ve Yeni Osmanlıca için; Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa sayılan örnekler arasındadır. Yeniden M/L Büyük Lûgata dönersek, “İlk dönemde daha çok Türkçe kelimelerin yer aldığı Osmanlıca, ikinci ve üçüncü döneminde üçüzlü bir dil yapısına büründü. Öyle ki, Osmanlı yazı dili yalnız Arapça ve Farsça kelimeleri almakla kalmadı, yabancı dil bilgisi kurallarını da benimsedi. Zamanla, dilde geçen Türkçe kelime ve kavramların oranı azaldı. Eski Osmanlıca döneminin özellikle başlangıcında Arapça ve Farsça kelimelerin sayısı azdı. 15 inci yüzyıldan sonra ise, Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların sayısı arttı. Bunda Türkçenin yapısına uymayan aruz vezninin büyük etkisi vardır. Klasik Osmanlıca döneminde yazı dilinde, Türkçe artık sadeliğini ve duruluğunu kaybeder. Bu dönemde yazı dili konuşma dilinden uzaklaşır, anlaşılması güç bir zümre dili niteliğini alır. Konuşma dili ve sade Türkçe ancak halk şairlerinin ve halk hikâyelerinin eserlerinde yaşar. Arap ve Fars dillerinin etkisi altında gelişen Osmanlıcanın yanında duru bir dil niteliğini taşıyan Halk Türkçesi yer alır. Böylece aynı toplumda iki ayrı dil görülür. Tanzimat’tan sonra ‘Yeni Osmanlıca’ döneminde ise, yazı diline Arapça ve Farsçadan yeni kelime ve kurallar girmiş, Batı’dan alınan kavram, deyim ve terimler Arapça, Farsça tamlama ve birleşimlerle anlatılmıştır. Osmanlıca metinlerin yazıldığı yazı, Arap yazısıdır. Yalnız Arap alfabesinde bulunmayan p, ç ve j harfleri Fars yazısından alınmıştır. Osmanlıcada pek çok Arapça kelime vardır. Bunların çoğu isim ve sıfatlardır. … Osmanlıcada kullanılan Arapça isimler ve isim niteliğindeki kelimeler on iki türlüdür. (M/L Büyük Lûgat ve Ansiklopedisi daha sonra bu on iki türü açıklamaktadır) … Osmanlı yazı dilinde Türkçeden çok Farsça kurallara göre yapılan isim ve sıfat tamlamaları kullanılır.[4]Yukarıdaki alıntıdaki vurgulamalar alınan metnin değil, benim vurgulamalarımdır. Osmanlıca konusunda buraya kadar alıntıladığımdan daha geniş bilgi edinmek isteyenler M/L Büyük Lûgat ve Ansiklopedisi’nin Osmanlıca maddesine bakabilirler. Bu Ansiklopedi 1969 yılında fasikül olarak satışa sunulduğu için (aradan geçen sürede atılmadı, başkasına verilmedi ve kağıt toplayıcılara satılmadı ise) halen birçok ailenin kitaplığında bu eserin bulunduğunu düşünüyorum.

Ansiklopedi’nin açıklamasında yer alan hususları özetle şöyle anlayabiliriz; 1. Osmanlıca, Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımından olan bir dil melezidir. 2. Bu dil melezinin başladığı dönemde Türkçe’nin ağırlığı daha fazla iken, ilerleyen yüzyıllarda Türkçe ağırlığını önemli ölçüde yitirmiş ve Arapça ile Farsçanın ağırlığı önemli boyut kazanmıştır. Bu yöndeki gelişmeler arttıkça dil melezi giderek sıradan halkın anlamadığı bir yapıya dönüşmüştür. 3. Batıda Rönesans ve sanayi devrimi ile ortaya çıkan yeni kavram ve deyimler için Osmanlı dilcileri ve yönetimi yeni Türkçe sözcük üretimi yerine Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşan tamlamalar bulma yoluna gitmişlerdir. 4. Bu dil melezinin yazıya dökülmesinde Arap harfleri kullanılmışsa da bu harflerin yetersiz kalması sonucu Farsçadan bazı harfler alınmıştır. 5. Osmanlıca yazı dili kurallarında ağırlık Farsçadadır. 5. Osmanlı aydınları Arapça ve Farsça harflerden oluşan yapının okunmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek için başta sesli harfler olmak üzere bazı harfleri ekleme yoluna da gitmişlerdir. 6. Kamu yönetimi ile edebiyatçılar Osmanlıcayı kullanırken, halk kendi öz dili Türkçeyi kullanmış ve İmparatorluğun diğer uyrukları da kendi ana dillerini ve alfabelerini kullanmıştır. Ayrıca eğitim dili olarak Arapça ve alfabesi uygulandığı için, halk yaşattığı şiir ve öykülerini anadili ile söylemiş yazabilenler de kendi alfabesi ile değil Arap abc si ile yazmak zorunda bırakılmıştır.

Eski Osmanlıca Dönemi

Arapçanın Türkçe üzerinde etkisi, Türklerin Müslümanlaştırılması süreci ile başlamış olmakla birlikte, zaman ilerledikçe özellikle yazılı Türkçede Arapça ağırlığı giderek artmıştır. Buna paralel olarak Farsçanın da kültürel ve sanatsal yönden Türkçe üzerinde giderek artan etkisi olmuştur. Bu süreçlerin başlangıcında Türk toplumlarındaki bilge düşünürler öz dillerini koruma için büyük bir özen, çaba ve direniş göstermişlerdir. Bunun en önemli kanıtlarından birisi de Yusuf Has Hâcib (1017-1077) tarafından yazılan “Kutadgu Bilig” (Kutluluk Bilgisi) olmuştur. İslâmî yazında Arapçanın, şiirde ve sanatta Farsçanın kesin hükümran olduğu dönemde yaşayan yazar, içeriği devletin nitelikleri ve devlet yönetme kuram ve kuralları olan kitabını gününün Türkçesi ile yazmayı seçmiştir. İleride vereceğim Osmanlıca örneklerle karşılaştırılabilmesi için bu aşamada kitabın özgün diliyle aşağıya bir bölüm alıyorum.

Yanılmaz kişi kim ayu ber mana

Yanılmış tümen min ayayın sana

Biliglig idi az biligsiz üküş

Ukuşsuz üküş bil ukuşluğ küsüş

Biligsiz biligligke boldı yağı

Biligsiz biligligke kıldı çoğı

Kişide kişi adrukı bar telim

Bu adruk biligdin ayur bu tilim

Biligligke sözledim uş bu sözüm

Biligsiz tilini bilümez özüm

Biligsiz bile hiç sözüm yok menin

Ay bilge özüm uş tapuğçı senin

Sözüm sözlemişke sana eymenü

Özüm ‘üdri koldı sana uş munu[5]

1000 li yılların Türkçesi olmasına rağmen, dikkatli bir okuyuşla birçok satırı çoğu okur anlayabilir. Ancak genç kuşakların sözlük içinde kaybolmamaları için, bu dizelerin günümüz Türkçesine Fikri Silahdaroğlu’nun, söz çeviri ağırlıklı olarak anlam çevirisi yaptığı T.C. Kültür Bakanlığı yayınları arasında yer alan “Günümüz Türkçesi ile Kutadgu Bilig Uyarlaması” metninden aşağıya alıyorum.

Bir yanılmaz kişi göster sen bana

Binlerce yanılmış sayayım sana

Bilgili kişi az, bilgisizler çok

Anlayışsız çoktur, anlayışlı yok

Bilgisiz, bilene düşmandır her an

Bilgisiz, bilgine çatar her zaman

İnsandan insana fark var bilirim

Bu fark bilgidendir, onu söylerim

Bilene söylerim ben sözümü

Bilgisizin zaten bilmem dilini

Bilgisize benim yok hiçbir sözüm

Ey bilgin, kölenim, senindir özüm

Çekinerek dedim sözümü sana

Bu yüzden ilettim özrümü sana[6]

Kutadgu Bilig, günümüz için dahi güncelliğini koruyan çok bilge deyiş ve düşüncelerle dolu olduğu için her evin kitaplığında bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.

Bu, konuya giriş bilgilerinden sonra, değerlendirmelerime geçmeden önce, sizlere her üç Osmanlıca dönemine ilişkin bugünkü abc ile yazılmış özgün bazı metinleri örnek olarak sunmak istiyorum. İlk örneği, “Eski Osmanlıca” dönemi halk ozanı Yunus Emre’nin (1238-1320) Divan’ından vermek istiyorum. Continue reading ‘Zorunlu Osmanlıca Dersi Üzerine Düşünceler’