Monthly Archive for Ağustos, 2014

Seçim mi Dayatma mı? II

Yukarıdaki başlığı taşıyan ilk yazımı şu ifadelerle bitirmiştim; “Yukarıda da açıkladığım nedenlerle Cumhurbaşkanlığı adayı ile ilgili olarak CHP’ce izlenen süreçten ciddi olarak rahatsız oldum. Aklıma gelen önemli sorularımı yukarıda açıkladım. Bir seçim yapabilme olanağına sahip olabilme yerine dayatma ile karşılaşmış olmamdan kaynaklanan rahatsızlığıma rağmen, sandığa gidip, “çatı adayı”na isteksiz olarak oy vereceğim. Umarım aday belirleme yöntemine ve ilk turda katılımın düşük olma riskine yönelik endişelerimde haksız çıkarım.” Öncelikle ve samimiyetle belirtmeliyim ki, endişelerimde haksız çıkmadığım için pek üzülmedim. Zira görünen köy kılavuz istemiyordu. Diğer taraftan, 10 Ağustos 2014 ü izleyen günlerde ortaya çıkan bilgiler ve CHP yönetimince izlenen yaklaşımları gördükçe ve Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Yılmaz Özdil’in 13.8.2014 günü yayınlanan “Açtırma çatıyı söyletme kötüyü” başlıklı yazısında ileri sürülen iddiaları okuduktan sonra endişelerimin haklı çıkmasına sevinsem mi bilemedim. Çünkü seçim sonucu tercih ettiğim bir sonuç değildi. Seçim sonrasında ortaya dökülenler benim endişelerimin çok ötesinde bilgiler içeriyordu.  Özdil’in anılan yazısında yer alan hususlara yönelik yanıt olarak, CHP’den henüz (18 Ağustos 2014 günü itibariyle) bir açıklama gelmemesini de düşündürücü buluyorum.

Ortaya çıkan Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ve bu sonuçlar üzerine yapılan açıklamalar ışığında, ilk yazımın son cümlesinde de söz verdiğim üzere, ek değerlendirmelerimi siz okurlarımla paylaşmak istiyorum. Seçim sonuçları ortaya çıkar çıkmaz, ilk ve en ağır eleştiriler, çoğu kez olduğu gibi, yazlıkçılar ile sandığa gitmeyen seçmenlere yönelik olarak yapıldı. Sandığa gitmeyen seçmenlere yönelik eleştiriler, bana göre, daima seçim için yanlış strateji belirleyen liderlerin bir hedef saptırma stratejisi olmuştur ve bu kez de hedef saptırma ısıtılıp yeniden toplumun önüne konulmak istenmiştir.

Yazlıkçılara ve Sandığa Gitmeyenlere Yönelik Eleştiriler Haklı mı?

Hemen bu soruya yanıt verme yerine, önce, kısaca bir benzetme yapmak için bir soru ile başlamak istiyorum; bir sanayici veya tüccar piyasanın talep etmediği bir ürünü, nasıl olsa beğenirler diye ısrarla ve inatla piyasaya sürerse sonuç ne olur? Çok büyük olasılıkla sanayici veya tüccar kendisi iflas etmekle kalmaz, kendisine kredi açanları da ciddi bir zarara sokar. Örneği biraz daha geliştirirsek, sanayici kendi üreteceği ürün yerine nasıl olsa kendi ürünümden daha yüksek kârla satarım diye kendi üretimini durdurup, ürün ithal ederek piyasaya sürer ve zararına ancak birkaç tane satıp iflas ederse doğru strateji mi izlemiş olur? İşini böyle yürüten sanayici veya tüccar, ürününü almadıkları için tüketiciyi suçlamakta ne kadar haklı olabilirler? Bana göre, o işadamı tüketiciyi suçlamakla sadece kendisini aldatmış olur. Bu örneklerle genel olarak politikanın ve özel olarak da cumhurbaşkanlığı seçimi arasında ne ilişki var sorusunu yöneltenler olabilir. Politika ile ticaret arasındaki benzerlik düşünüldüğünden çok daha fazladır. Siyasi Partiler satıcıdır, seçmenler alıcıdır. Siyasi Partiler ürün olarak seçildikleri taktirde ülkeyi nasıl yöneteceklerini ve seçmenin gönencini nasıl yükselteceklerini açıklayan parti
programlarını ve bu programı kimlerle uygulayacaklarını gösteren adayları ile “umut ve güven” pazarlarlar, seçmenler de kendisine sunulan “umut ve güven” paketleri arasında beğendiğini seçer, diğer bir deyişle satın alırlar. “Umut ve güven” paketi en çok satan da iktidar olma şansını elde eder. Hemen belirtmeliyim ki her ticari ilişkide olabileceği gibi politikada da hilelerle, reklamlarla satın alıcılar açık veya gizli olarak yanıltılabilir, yanıltılmaya çalışılabilir. Belleği kısa vadeli olan toplumlarda bu yanıltmalar birkaç kez üst üste de yinelenebilir. Dünya ve ülkemiz siyaset tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur. O nedenle, ABD Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln (1809-1865), ”Eğer vatandaşlarınızın güvenini bir defa yitirirseniz, onların güvenini ve saygısını asla yeniden kazanamazsınız. Doğrudur, bazen bütün insanları aldatabilirsiniz, bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, ama bütün insanları her zaman aldatamazsınız.[1]” gözleminde bulunmuştur. Ancak Lincoln’ün gözlemi Ortadoğu ikliminde pek geçerli olmasa da, Türkiye’mizde zaman zaman geçerli olabiliyor. O nedenle, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yanlış politika izleyenlerin, yazlıkçıları ve sandığa gitmeyenleri eleştirmek yerine aynaya bakıp, “ben onları neden sandığa getiremiyorum” sorusunu sormaları gerekir diye düşünüyorum. Continue reading ‘Seçim mi Dayatma mı? II’