Monthly Archive for Temmuz, 2014

Seçimle mi, Dayatmayla mı karşı karşıyayız?

CHP ve MHP Genel Başkanları Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik uzun, yoğun ve çok yorucu çalışmalarının sonucunda “çatı adayı”nı 16 Haziran 2014 günü açıkladılar ve partilerinin milletvekillerine imzalattıkları önergeler ile 29 Haziran 2014 günü aday gösterdiklerini TBMM Başkanı’na bildirdiler. CHP’den 21 milletvekilinin çatı aday önergesine imza atmadıkları açıklandı. İki Genel Başkan’ın “çatı aday”ını açıkladıkları o günden bugüne yer alan gelişmeler, “aday”ın iki partinin ortak adayı olmaktan çok, iki Genel Başkan’ın adayı olduğu görüntüsünü çok daha netleştirdi. Bu yazıda iki Genel Başkan’ın belirleyip partilerine, topluma sundukları ve nihayet resmen aday gösterdikleri isim ve o ismin özellikleri üzerinde iki nedenle durmayacağım. İlki, adayı tanımıyorum, yazılı ve görsel basından ve internet ortamından bilgi edinmeye çalışıyorum. İkincisi, bana göre, çatı adayı diye ortaya çıkılıp dolaşılması, arıyormuş görüntüsü verilmesi, belirlenen isimden çok daha fazla tartışılması gereken çok önemli bir konudur. İki muhalefet partisi CHP ve MHP siyasi tarihimizde çok sık ele geçmeyen büyük bir fırsatla karşı karşıya iken, bana göre bu fırsatı değerlendirmek yerine miras yedi gibi harcamayı seçmiş görünüyorlar. Zira, yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, hepimizin yıllardır, yazabilen ve gösterebilen yazılı ve görsel basın kuruluşlarından izleyebildiğimiz ve öğrenebildiğimiz kadarı ile Hükümetin aldığı kararları, çıkardığı yasaları, uygulamaları ve toplumsal olaylardaki tutumları ile toplumun geniş kesiminde mutsuzluğa, endişeye, huzursuzluğa, tepkiye yol açtığı ve toplumun geniş kesimini ülke olarak nereye gidiyoruz sorusu ile karşı karşıya bıraktığı açık seçik gözlemlenmekteydi.

Hükümetin giderek, her geçen gün toplumun daha geniş kesimlerinde huzursuzluk, tepki ve endişelere neden olduğunu, gözlemlediğim yasal düzenlemeler, kararlar ve uygulamalardan benim dikkatimi çekenleri teker teker buraya sadece satırbaşları ile yazmaya kalksam sayfalarca yazmam gerekebilir ve yine de noksan olurdu. Öyle uzun bir listede dahi siz okurların birçok noksan bulmanız söz konusu olacaktı. O nedenle bildiğiniz, sıkıntısını çektiğiniz, endişe ettiğiniz, anımsadıkça tansiyonunuzun yükseldiği konuları sizlere tekrarlamayacağım. Toplumun geniş kesiminde nereye gidiyoruz endişesinin doğmasında, AKP Hükümeti’nin rakipsiz olarak on iki yıldır iktidarı elinde bulundurmasının, yazılı ve görsel basını çok geniş ölçüde denetlemesinin verdiği aşırı özgüvenle uzlaşmadan uzak duran ve birçok konuda kendi politik ve sosyal tercihlerini tüm topluma dayatmayı seçmesinin de çok önemli rolü ve katkısı olmuştur.

Benim anımsayabildiğim kadarı ile şimdiye kadar hiçbir muhalefet partisinin eline toplumun geniş kesimini huzursuz eden bir Hükümete karşı seçime girme fırsatı geçmemişti. Bu boyutta sorunlarla boğuşmak zorunda kalan bir iktidara karşı ele geçen ilk ve en önemli fırsat Mart 2014 deki yerel seçimler oldu. Ancak, CHP ve MHP yerel seçimlerde, toplumsal huzursuzluğu giderecek seçeneğin kendileri, önerdikleri programlar ve politikalar olduğunu yaygın seçmen kitlelerine anlatamamışlardır. Anlatabilmiş olsalardı yerel seçimlerde çok daha başarılı sonuçlar alırlar ve iktidar partisinin çok daha fazla yerel yönetimde seçimleri kaybetmesine neden olabilirlerdi. Hiçbir muhalefet partisi toplumda huzursuzluğa ve endişelere yol açan kararlar ve uygulamalar konusunda haftalık Grup toplantılarında, televizyonlarda ve seçim meydanlarında yoğun eleştiri yaptıkları savunmasını yapmasın. Zira o ortamlarda ulaşabildikleri seçmen sayısı toplam seçmen sayısının bir küsuratı olduğunu kendileri de çok iyi bilir. Yazılı ve görsel basının muhalefet partilerine ayıracakları alan ve sürenin alternatif maliyeti, alacakları reklamlara ayıracakları alan ve zaman dilimi ile reytingi yüksek seriler ve diğer yayınlara ayırmak zorunda oldukları sürelerdir. Reklamlar yayın organlarının temel gelir kaynağı ve reytingi yüksek diziler ve programlar da reklam pastasından alacakları payı belirleyen unsurlar olunca, yazılı ve görsel basın muhalefetin söylem ve açıklamalarına çok dar alan ve süre ayırırlar. Kaldı ki, muhalefetin haberlerine ayrılan alan, o haberlere ayrılan yerin fiziki konumu, süresi ve zaman dilimi iktidarın tepkisine yol açabileceği ve dolayısıyla yayın kuruluşlarının patron ve yöneticilerine bir bedel ödettirile bildiği de unutulmamalıdır. İşte bu olumsuzlukları aşabilmek için muhalefet partileri (televizyon pahalı bir erişim aracı olduğu için bir tarafa bırakalım) ülkenin seçmen potansiyeli yüksek yerleşim yerlerinden başlayarak radyo istasyonları kurup seçmeni bilgilendirme ve aydınlatma programları sunmalarını ne engellemiştir? Bu soruya doyurucu bir cevap verilebileceğini sanmıyorum. Bu radyolar kurulabilmiş olsa idi, dinleyenlere soru-cevap yöntemi ile aktif bir şekilde katılma fırsatı verilerek sordukları sorulara da parti yetkililerince doğrudan yanıt verilmesi sağlansa idi seçmene etkin bir erişim sağlanmış olurdu. Partilerin il ve ilçe teşkilatlarına parti okullarında yeterince eğitim vermenin yanında bu teşkilatlara Genel Merkez’de hazırlanmış paket programlar göndererek Teşkilatın ilçeler düzeyinde seçmene bilgi sunma yelpazesi de niçin genişletilememiştir? Bütün bunları gerçekleştirebilmek için önlerinde 12 yıl gibi çok uzun süre ve üstelik bu işleri yapabilecek kaynak olarak da Devlet Bütçesi’nden her yıl verilen parasal yardımlar vardı. Continue reading ‘Seçimle mi, Dayatmayla mı karşı karşıyayız?’