Monthly Archive for Haziran, 2014

Korku

Bürokrasiden emekli olduğum 1992 yılı başından bu yana fırsat buldukça yazmaya çalışıyorum. Emeklilik dönemimin başlangıcından başlayarak yazmayı seçmemin temel nedeni, öğrenme sürecimi hızlandırmak olduğu kadar, öğrendiklerim belirli düzeye ulaşınca onları toplumla paylaşma arzusu idi ve o günden bugüne aynı anlayışla okuyup-yazmayı sürdürüyorum. Kendi sitemi kurup sayfa ve kelime sınırı baskısı yaşamadan özgürce yazmaya başladığım 2007 başından bu yana çeşitli ilgi alanlarımın yanına, deneme türünde yazmaya çalıştıklarımdan da ara sıra siteye örnekler koyma başladım. Şimdiye kadar sizlere deneme denemesi olarak sunduğum yazılarım şunlar oldu; “Çocuk İstismarı”, “Bir Çocuğa Yaşam Vermek”, “Yaratma Yeteneği ve Cesareti”, “2011 Yılında Babil’den Bile Geride Olmak”, “Vicdan” ve “Sabır”. Görüldüğü üzere deneme çalışmalarımın tümü insana ve insanca duygulara yönelik oldu. Bu kez de sizlere yine insana özgü değişik bir duygudan söz edeceğim, “Korku”. Bu kez “korku” üzerine yazmayı seçmemin nedeni, ülkemiz kadınlarının bir bölümü mevcut eşleri veya ayrıldıkları eşleri tarafından öldürülme, yaralanma veya dövülme korkusu altında yaşıyor, anne ve babalar çocuklarım gösteri ve yürüyüşlere katıldığında yaralı olarak mı eve dönecek yoksa tutuklandı mı veya öldü mü haberi gelecek korkusu altında uykusuz kalıyorlar, yine anneler ve babalar çocukları kaçırılacaklar mı korkusunu yaşıyor, insanların bir kısmı telefonlarım dinleniyor mu endişesi içinde huzursuzca telefonları ellerine alıyor, adalet kurumlarına işi düşenler adil bir yargılama söz konusu olacak mı endişesi içinde hakkını bile aramaktan korkar durumda ve kamuda veya özel kesimde çalışanlar şu veya bu nedenle işimden olacak mıyım veya yerim değiştirilecek mi endişesi içinde evinden çıkıp işine gidiyor. İşin daha da kötüsü, bu korkular her geçen yıl azalmıyor, artıyor. Bu korku ve endişelere sizler de başka korkuları ekleyebilirsiniz. Umarım yazdıklarım korkularınızı çoğaltmaz, azaltır.

Korku, insana genetik olarak atalarından mı geçmekte, yoksa doğumdan sonra doğrudan yaşanarak mı öğrenilmekte tam karar verebilmiş değilim. Bu boyutu tartışmayı, konunun uzmanları psikologlara bırakmak daha uygun olacak diye düşünüyorum. Bu konuda benim ağır basan eğilimim ise, doğumdan sonra korkunun adım adım öğrenildiği yönünde, o nedenle de yazımı bu anlayışıma dayandıracağım.

“Korku” sözcüğü için Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı “Türkçe Sözlük” şu tanımlamaları vermiş; “1. Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında uyanan kaygı duygusu, 2. Kaygı, üzüntü, 4. (psikoloji) Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp ve solunum hızlanması gibi belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.[1]

Korku sözcüğünün İngilizce dilindeki karşılığı “fear” için Webster’s New International Dictionary of the English Language sözlüğü şu tanımları içeriyor; “1.Painful emotion marked by alarm, extreme awe, or anticipation of danger; agitation or revoltion caused by forebodings, fright, dread; disquiet; also, an instance or manifestation of this feeling, 2. State or habit of fearing (something) or of being fearful; anxious concern; solititude, as to live in fear of one’s enemies; to set out on a journey  in fear and trembling.[2]” İngilizce bu tanımı dilimize şu şekilde çevirebiliriz; “1. Alarm, aşırı korku veya tehlike beklentisinin neden olduğu sancılı duygu; içe doğan dehşet ve ürkme duygusunun yol açtığı kaygı veya sarsıntı; endişe; bu duyguların sergilenmesi veya açığa vurulması, 2. Bir şeyden korkma durumu veya alışkanlığı; veya korku içinde olmak; huzursuz olmak; düşmanlarının korkusu ile yaşamak veya yalnız olmak; korku ve endişe içinde titreme içinde olmak.”

Kendi dilimizde ve İngilizce dilinde yapılmış tanımlamalar “korku” sözcüğünün yüklendiği anlamlar konusunda oldukça kapsamlı bir yelpaze sunmaktadır. Ortak noktaların çokluğu yanında, bazı farklar da var. Türkçe tanımlama korkunun tehlike boyutunu öne çıkarırken, İngilizce tanımların içine düşman kavramı yanında yalnızlık duygusu da eklenmiş. Bu sözlük tanımlamalarının bana göre bazı önemli noksanları var. O noksanlara değinmeden önce, Korku sözcüğü için sözlüklerin verdiği tanımlamalar yanında tarihsel süreçte bu sözcük üzerine gözlem yapıp, düşünüp oluşan görüşlerini özlü deyişlere çevirmiş olanların söylemlerine de göz atarsak, korku duygusu için daha kapsamlı bir algı ve düşünce oluşturabiliriz diye düşünüyorum.

Antik çağ Yunan düşünürü ve içinde “Zincire Vurulmuş Prometheus”un da bulunduğu birçok oyunun yazarı olan Aeschylus (M.Ö. 525-456), korku duygusunun belirli koşullarda insana yarar sağlayacağını şu dizelerle dile getirmiştir (dizelerdeki şiirsellik noksanı, Türkçe çevirisini bulamadığım için, kendi çevirimin sonucudur, hoş görünüze sığınırım);

“Korkunun yararlı olduğu anlar da vardır,

Yeter ki, gözetiminden kaçmasın,

Denetleyen vicdanın,

Sancıdan, elbet kazanılacak erdem ve bilgelik de olacaktır.[3]Continue reading ‘Korku’