Monthly Archive for Ocak, 2013

Bölgemizde Meydana Gelen Ekonomik, Sosyal ve Siyasi Gelişmelerin Doğal Gaz ve Petrol Arz Güvenliğine Etkileri

Aşağıda okuyacağınız metin, Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesinin 14-16 Kasım 2012 tarihlerinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlediği toplantının “Bölgemizde Meydana Gelen Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Gelişmelerin Doğal Gaz ve Petrol Arz Güvenliğine Etkileri” başlıklı panelinde yapılan açıklamaların geniş şeklidir. Bazı eklemeler de yapılmıştır. Paneldeki süre kısıtlamasının doğal sonucu olarak okuyacağınız metnin çok kısa bir özeti bazı bölümleri atlanarak sunulabilmiştir.

Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesi tarafından düzenlenen “Türkiye 12. Enerji Kongresi” nde,  “Bölgemizde Meydana Gelen Ekonomik, Sosyal ve Siyasi Gelişmelerin Doğal Gaz ve Petrol Arz Güvenliğine Etkileri” konulu panelde bana görüşlerimi açıklama fırsatını verdikleri için düzenleyici Türk Millî Komitesi’ne ve beni dinlemek için zaman ayırdığınız için siz katılımcılara teşekkürlerimi sunarım.

Konu başlığını, aslında birbirinin içine geçmiş ve birbirinden etkilenmiş olsalar da birkaç farklı açıdan ele almak mümkündür. Bunlardan ilki, doğal gaz ve petrolü dünya pazarlarına sunan bölgemizdeki ülkelerin içinde bulundukları durumlar açısından arz güvenliği ne durumdadır? İkincisi, sunulan doğal gaz ve petrolü tüketen önde gelen ülkelerin bölgemizde izledikleri politikalar bölgenin arz güvenliğini nasıl etkilemektedirler? Üçüncüsü de bütün bu gelişmelerin ışığında Türkiye’nin enerji sunucu bölge ülkelerine yönelik izlediği politikalar, Türkiye açısından nasıl bir arz güvenliği ortaya koymakta olduğudur?

Konuyu bu başlıklar altında incelemeye başlamadan önce, değerlendirmelerimde bana yardımcı olacak bazı kavramları anımsamak ve altını çizmek isterim.

1855-1865 döneminde İngiliz İmparatorluğu Başbakanlığını yapmış olan Henry Temple Palmerston, 1 Mart 1848 günü Avam Kamarasında dış politika üzerindeki görüşmeler sırasında yaptığı konuşmasında ulusal çıkarları, o günden bu güne geçerliliğinden ve gerçekçiliğinde hiçbir şey yitirmeyen, şu sözcüklerle tanımlamıştır; “Bizim sonsuza dek yanımızda olacak dostlarımız yoktur ve bizim sürekli kalıcı düşmanlarımız da olmayacaktır. Bizim, sürekli ve sonsuza dek var olacak çıkarlarımız vardır ve işte bu çıkarları izlemek bizim görevimizdir.[1]

A.B.D. nin ünlü politika yazarlarından olan Walter Lippmann bir yazısında, Palmerston’un düşüncesini destekleyen ve ona yeni boyut katan şu gözlemde bulunmuştur; ”… bir devletin uzun vadede sergilediği tutum, o devletin çıkarlarının tek göstergesi olmasa bile o konuda en güvenilir olanıdır. Çünkü bir devletin çıkar hesapları değişmez olmasa bile süreklilik gösterirler … Bu süreklilik gayet doğaldır. Zira coğrafyalar değişmez … bu nedenle her yeni kuşak aynı coğrafyada aynı sorunlarla karşılaşıp aşağı yukarı aynı tepkileri verirler.[2]

A.B.D. Başkanı Nixon’un Ulusal Güvenlik Danışmanlığını ve Dışişleri Bakanlığını yapmış olan Henry Kissinger’e atfedilen bir sözü de bu aşamada anımsamakta fayda vardır; “Petrolü denetlediğinizde ulusları kontrol altında tutarsınız, gıdayı kontrol altına aldığınızda da halkları denetlersiniz.[3] Kissinger’in bu söylemi şüphesiz petrol yanında doğal gazı da içerir.

Bu bağlamda paylaşmak istediğim son görüş A.B.D. li ekonomist Fred Bergstein’a aittir. Bergstein, A.B.D. Senatosu’nun Bütçe Komisyonu’nda Şubat 2007 de yaptığı açıklamalar sırasında şu uyarıda da bulunmuştur; “Mevcut düzeyinde bile cari işlemler açıkları ve dış borç ABD ekonomisi ve dış politikası bakımından kabul edilemez bir riski taşımaktadır.[4] Bu uyarıdaki A.B.D. sözcüğünü çıkarıp yüksek cari işlemler açığı veren ve dış borcu devamlı büyüyen hangi ülkenin adını koyarsanız aynı derecede geçerli olur.

Bölgede doğal gaz ve petrol üreten ülkelerin arz güvenlik durumu

Ülkemizin bulunduğu coğrafyada doğal gaz veya petrol üreten veya bu maddelerin dünya pazarlarına sunulmasında stratejik öneme sahip ulaşım yollarını denetleyen ülkelerde yer alagelmekte olan ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmeler doğal gaz ve petrol üretiminde ve bu maddelerin piyasalara sunumunda güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlamakta mıdır? Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu ülkelerle ilgili bazı verilere kısaca göz atmak uygun olacaktır. Konumuz bakımından önem taşıyan bölgemiz ülkelerine ilişkin kişi başına milli gelirlerin 1980-2010 döneminde gösterdiği gelişmeler Tablo 1 de yer almaktadır.

Tablo   1

Cari fiyatlarla kişi başına Gayrı Safi   Yurtiçi Hasıla

A.B.D. doları olarak

Ülkeler 1980 1990 2002 2010
Azerbaycan

v.y.

192 (*)

749

5,847

Bahreyn

8,852

9,433

12,127

19,420

Mısır

552

1,779

1,326

2,776

İran

2,445

1,559

1,767

5,638

Irak

v.y.

v.y.

917 **

2,624

Kuveyt

20,966

8,588

15,757

33,481

Libya

12,706

7,013

3,935

11,239

Katar

36,100

17,426

28,374

74,901

S.   Arabistan

17,629

7,676

8,773

16,541

Suriye

1,422

967

1,305

2,803

Tunus

1,502

1,658

2,374

4,199

B.A.E.

40,015

26,622

32,791

54,411

Yemen

v.y.

1,046

560

1,272

Kaynak: IMF veri tabanı.    (*) Bu veri 1993 yılına aittir.  (**)Bu veri 2004 yılına aittir.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, dünyanın en zengin petrol veya doğal gaz kaynaklarına sahip ülkelerden bazıları ile enerji taşımacılığında önemli yeri olan geçiş ülkelerinden çoğunda 1980-2010 döneminde kişi başına milli gelir düzeyleri dalgalı bir seyir izlemiştir. Tablo 1 in kaynağında yer alan veri tabanına girilip yıllar itibariyle kişi başına GSYİH rakamlarına bakılırsa bu dalgalanmanın gerçek boyutu çok daha net görülür. Görüldüğü üzere ülkelerden çoğu 2002 yılında 1980 yılındaki kişi başına milli gelir düzeyinin çok gerisinde kalmışlardır. Bu büyük ölçekli gelir dalgalanmasının toplumsal psikoloji üzerindeki etkisini düşünürken, anılan ülkelerde gelir dağılımında da büyük uçurumlar olduğunu göz önüne almak gerekir.  Bu gelir dalgalanmasında, enerji fiyatlarında yer alan inişler-çıkışlar yanında, hızlı nüfus artışının da çok önemli katkısı olmuştur.

Bu konuda bir fikir vermek üzere Tablo 2 düzenlenmiştir. Tablo 2 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, 1980-2010 dönemini kapsayan 30 yıllık dönemde seçilmiş ülkelerin nüfusları, Tunus yüzde 65 ile hariç olmak ve iki ülkenin de yüzde 90 larda kaldığını görme dışında, geri kalanları çok yüksek boyutta nüfus artışı yaşamışlardır. Bu nüfus patlamalarında, petrol gelirlerindeki artışın etkisi olduğu kadar, nüfus artışını özendiren ulusal politik söylemlerin de büyük yansıması olmuştur. Bunun sonucunda, petrol ve doğal gaz üretimindeki ve enerji fiyatlarındaki artışlar birçok ülkede kişi başına milli gelirlerdeki artışı uzunca süre gönence ve varsıllığa çevirememiştir. Nitekim bu ülkeler nüfus artışını yavaşlatan politikalar uygulamaya başladıktan sonra yeninden kişi başına GSYİH rakamlarında önemli artışlar görülmüştür. Continue reading ‘Bölgemizde Meydana Gelen Ekonomik, Sosyal ve Siyasi Gelişmelerin Doğal Gaz ve Petrol Arz Güvenliğine Etkileri’

Çağdaş Laik Eğitime Giden Uzun Yol ve Ödenen Bedeller

Aşağıda okuyacağınız yazı, Bursa’da Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin düzenlediği 1 Aralık 2012 tarihli toplantıda yaptığım konuşma için hazırladığım kapsamlı metindir. Bana tanınan süreyi verimli kullanabilmek için okuyacağınız metnin ancak çok dar bir özeti katılımcılara sunulabilmiştir. Katılımcılara, konuşmanın tam metninin kendi sitemde yayınlanacağı da açıklanmıştır. 

Çağdaş Eğitim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı ve değerli arkadaşım Ali Arabacı’ya, sizlere “Çağdaş Eğitim” konusundaki düşüncelerimi açıklama fırsatını verdiği ve siz değerli katılımcılara da beni dinlemek için tatil günü yaşamınızdan bir süreyi ayırdığınız için gönülden teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşım Arabacı, konuşma konusunda bana esneklik tanıma inceliğini de gösterdiği için, “çağdaş laik eğitimi” sizlere “çağdaş laik eğitime giden uzun yol ve ödenen bedeller” başlığı altında insanlık tarihini boyunca akıl ve bilimselliğe dayanan eğitim ve öğretime ulaşma süreci içerisinde yaşanan acı deneyimleri özetle anımsayarak anlatmayı planladım. Zira bu süreci yeterince bilmediğimiz veya bilenlerimiz de kolayca unuttuğu için Cumhuriyet ile birlikte hiçbir bedel ödemeksizin kazandığımız akıl ve bilime dayanan çağdaş laik eğitime yıllardır vurulmak istenen veya vurulan darbelere karşı hukuk içinde demokratik tepki refleksimizi etkin bir biçimde sergileyemiyoruz. Umarım tarihi süreci anlatarak başlayacağım bu yaklaşımım beni dinlemek için buraya geliş beklentilerinizi karşılar. Bu süreci sağlıklı bir biçimde ele alabilmek için sizlerle önce, eğitim konusunda tarih boyunca ünlü düşünür ve devlet adamlarının dile getirdikleri görüşlerinden seçtiğim küçük bir demet sunmak istiyorum. Bu demet içinde yer alan görüşlerin birçoğunu sanırım sizler daha önce okuduklarınızdan biliyorsunuz. Ancak bunları bir arada görmek anlatacağım tarihi süreç için iyi bir başlangıç kronolojisi oluşturacaktır.

Tablo 1 i ele almaya başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki, Sümer, Babil ve Asur medeniyetleri çok değerli ve bilgili insanlar yetiştirmiş olduğunu artık biliyoruz. Bunları o döneme ait tabletler okundukça ve yenileri gün ışığına çıkıp çözümlendikçe öğreniyoruz. O dönemlerde yetişen bilge insanların tümünün isimlerini bilemiyoruz, ama emekleri, eserleri ve düşünceleri ile uygarlığın gelişimine büyük katkıları olduğu artık kesinleşmiş durumda. Hatta bugün birçok tarihçi Yunan uygarlığının Sümer, Babil, Asur ve Anadolu’da yaşayan medeniyetlerden büyük ölçüde etkilendiğini araştırmaları ile ortaya koymaktadırlar[1]. Ününü Sümer Tarihi üzerinde yapmış bulunan Samuel Noah Kramer, uzun yıllar süren çalışmaları sonunda, “üçüncü bin yılın ortalarından itibaren, bütün Sümer’de yazı yazmanın resmen öğretildiği bazı okullar olmalıdır[2]” yargısına varmış durumda. Kramer, yapılan kazılarda M.Ö. 2500 li yıllara ait çok sayıda ders kitabı çıkarıldığını da belirtmektedir. Kramer’in Sümer okulları hakkında yaptığı çok ilginç bir gözlem de var; “Başlangıçta büyük bir olasılıkla tapınağa bağlı olan Sümer okulu, zaman içinde bağımsız bir kurum haline geldi, eğitim programları da oldukça laik bir nitelik kazandı.[3]” Bu ifadedeki “laik bir yapı kazandı” vurgusunu önemli bir saptama olarak görüyorum. Kramer’in verdiği bu bilgiden, Sümer okullarının yaygın eğitim veren bir örgün eğitim sistemi olduğu anlaşılıyorsa da, kız çocuklarının ve sıradan halk çocuklarının ne denli bu olanaktan yararlandığı açık değildir. Eğitimin ilk ve ileri aşamalarının da devlet ve tapınak görevlilerini yetiştirmeyi amaçladığını düşünülebiliriz. S. N. Kramer’den edindiğimiz bu bilgileri ülkemizin yetiştirdiği değerli Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’dan alıntılayacağım bilgilerle de tamamlamak isterim; “… biz okullara ait ve onun teşkilatıyla, metotları hakkında bilgi veren en önemli malzemeyi M.Ö. 2000 yıllarında bulmaktayız.[4]” Çığ’ın diğer saptaması ise şöyledir; “Sümer okulunun ilk hedefi hiç şüphe yok ki meslekiydi. Zira çok geniş olan idari ve iktisadi işlerini yürütebilmek için yazıya ihtiyaç vardı. Bu işlerin başında da mabet ve saray gelmektedir. Fakat okullar devam ettikçe ve geliştikçe, özellikle programları genişledikçe Sümer, alanında öğrenme ve kültür merkezi olmuştur. … Sümer okullarından mezun olanların büyük kısmı mabet ve sarayın çeşitli kısımlarındaki katiplikleri almışlardır.[5]” Çığ’ın diğer önemli bir saptaması da, “… eldeki tabletlerden öğrenme ücreti olarak okul idaresine bir miktar para verildiğini anlıyoruz. … Öğrencilerin büyük bir kısmı zengin ailelere mensuptu. Çünkü fakirin okulda okuması için zaman ve para bakımından büyük bir gayret sarf etmesi lazımdır.[6]” Çığ’dan edindiğimiz bu ve diğer bilgiler ışığında, Sümer eğitiminin paralı olduğu için yaygın kitlelere ulaşmadığı ve temel amaçlarının başında da tapınak ve saray bürokrasisini eğitmek olduğunu anlıyoruz. Kız çocukları arasında eğitim yaygın olmasa bile, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamın birçok alanında faal ve etkin bir role sahip olduklarını da aynı kaynaklardaki bilgilerden anlıyoruz[7].

Bu noktada, halen ülkemizde ve bazı ülkelerde çağdaş eğitimi etkileyen bir uygulamayı daha iyi anlamamıza yardım edebilecek bir bilgiyi daha sizlere sunmak isterim, Orta Asur döneminde (M.Ö. 1450-1250) çıkarılan bir yasanın 40 ıncı maddesi şu hükmü içermektedir; “İster evli kadınlar, ister dul kadınlar, veya Asurlu kadınlar olsun sokağa çıkarken başlarını açmamış olacaklardır. Adamın kızları … ya bir şal, ya bir giysi veya bir gulinu ile örtünmüş olmalıdırlar. Başları açık olmayacaktır.[8]Görüldüğü üzere, kadınların evden dışarı çıkarken başlarını örtmelerine ilişkin ilk yazılı kural M.Ö. 1450-1250 döneminde çıkarılan bir Kral kanunu ile konulmuştur. Bu düzenlemeden önce günlük yaşamda böyle bir zorunluluk var mı idi, o konuda yayınlarda bilgi yer almıyor. Sümer, Babil ve Asur dönemine ait tabletler okundukça ve yeni kazılarla yenileri bulundukça bu konu dahil diğer konularda da çok daha aydınlatıcı bilgilere erişilebileceğini düşünebiliriz. Benzeri şekilde Mısır uygarlığı da kendi bürokrasisini ve tapınak görevlilerini eğiten bir eğitim yapılanmasına sahipti. Sümer, Babil ve Asur ile Mısır’da inşa edilen, sulama kanalları, ziguratlar ve piramitlerin ve diğer mimari eserlerin gerisindeki mühendislik bilgisinin sahiplerinin isimlerini de bilemiyoruz. Mısır uygarlığının kazanımları ve insanlığa kazandırdıkları konusunda çok daha fazla bilgi bizlere ulaşabilirdi, biraz sonra değineceğim gibi, eğer İskenderiye kütüphanesi yakılmamış olsa idi. Antik çağ Mısır’ında kadınların başlarını “peruk” ile örttükleri biliniyor.

Bu giriş bilgilerinden sonra, şimdi Tablo 1 deki bilgileri inceleyebiliriz. Tablo 1 de yer alan bu görüşleri dile getirenler, eğitimin insanlara kazandırdığı nitelikleri vurguladıkları gibi, eğitimli insan ile devlet yönetimi arasındaki ilginç ilişkiye de dikkat çekmektedirler. Örneğin, Çin’li düşünür Lao-Tzu, bundan 26 asır önce insanlar bilgili oldukları için onları yönetmenin güç olduğu gözlemini dile getirmiştir. Dün olduğu gibi bugün de gerek bulunduğumuz coğrafyadaki ve gerek dünyanın diğer coğrafyalarındaki birçok politikacı ve yönetici aynı düşüncede değil mi? O nedenle eğitim programlarına ve içeriğine pedagojik nedenlerle değil siyasi nedenlerle karışmıyorlar mı? Socrates, sadece bir iyinin ve bir de kötünün var olduğunu belirtmiş, sonra da yaşamını insanları eğitmeye adamış ve bu seçiminin bedeli kendisine nasıl ödetilmiş biliyorsunuz, ölüm cezası ile.

Çoğumuzun modern tıbbın kurucu babası olarak bildiğimiz ünlü düşünür Hippocrates yaşamda insanlar için iki yol olduğunu belirtmiş ve her birinin nereye çıktığını da çok net söylemiştir.

Tablo 1 de dikkatinizi çekmiştir, M.S. 100 yıl ile Rönesans sonrasına değin geçen uzun zaman diliminde eğitim için Hz. Ali dışında kayda değer bir söz söyleyen bulmakta güçlük çektim. Bu kısmen benim aramalarımda yetersiz kalmaktan kaynaklığı gibi, Batı’da dönemin çok büyük bölümü insanlık tarihine karanlık çağ olarak geçen süreyi oluşturması da etkili oldu sanıyorum.

Tablo 1

Atasözleri ile ünlü düşünür ve devlet adamlarının eğitime ilişkin fikirlerinden bir demet

 Kişi Yaşadığıdönem  Eğitim üzerindeki düşünceleri
Lao-Tzu

M.Ö. 604-531

İnsanları yönetebilmek zor, çünkü çok bilgililer.
Konfüçyüs

M.Ö. 551-479

Bir kişi diğerlerinden bir şeyler öğrenir ancak üzerinde düşünmezse şaşkına döner. Diğer taraftan bir kişi sadece düşünür ve diğerlerinden bir şey öğrenmezse, tehlikeli olur. Kişi geçmişin ve günün akil adamlarından öğrenmeli ve aynı zamanda da öğrendiklerini geliştirmeye çalışmalıdır.
Heraclitus

M.Ö. 500 dolayları

Çok fazla şey öğrenmiş olmak, bilgili olmayı sağlamaz.
Euripides

M.Ö. 485-406

Gençliğinde öğrenmeyi ihmal edenler geçmişlerini yitirdikleri gibi gelecek için ölüden farksızdırlar.
Socrates

M.Ö. 469-399

Tek bir iyi vardır; bilgi ve tek bir kötü vardır cehalet.
Hippocrates

M.Ö. 460-377

Gerçekte iki yol vardır, bilim ve kanaat; ilki bilginin kapılarını açarken, ikincisi cehaletin kapılarını açar.
Eflatun

M.Ö. 428-348

Bir erkek eğitimine başlamak için hangi yönü seçerse aynı zamanda gelecek yaşamı için de seçim yapmış olur.
Aristotle

M.Ö. 384-322

-Eğitilmiş erkeğin eğitilmemişe üstünlüğü, yaşamın ölüme üstünlüğü gibidir.- Her bilim ve her araştırma ve aynı şekilde her etkinlik ve aramanın bir iyiye ulaşmayı amaçladığı düşünülür.
Chuang Tzu

M.Ö. 360 dolayları

Ödüller ve cezalar eğitim için en kötü yöntemlerdir.
Publilius Syrus

M.Ö. 1 yüzyıl

Sadece cahiller eğitimi hor görürler.
Plutarch

46-120

Dürüstlük ve erdemin pınarı ve kökü iyi bir eğitimdir.
Epictetus

55-135

Sadece eğitimli olanlar özgürdür.
Hz. Ali

598-661

Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.
Francis Bacon

1561-1626

Bilgi güçtür.
Galileo Galilei

1564-1642

Aslında bir insana bir şey öğretemezsiniz. Siz sadece ona kendi içinde olanı keşfetmesi için yardım edebilirsiniz.
Voltaire

1694-1778

Daha fazla okuyup daha fazla düşündükçe ve daha fazla bilgilendikçe hiçbir şey bilmediğime inancım daha da artıyor.
Lord Brougham

1778-1868

Eğitim insanlara liderlik edebilmeyi kolaylaştırır fakat sürükleyebilmeyi güçleştirir, yönetmeyi kolaylaştırır ama köleleştirmeyi imkansız kılar.
Jules Michelet

1798-1874

Politikanın ilk işi nedir? Eğitimdir. İkinci işi eğitimdir. Üçüncü işi eğitimdir.
Tehyi Hsieh

1884-??

Bir ülkenin okulları, o ülkenin geleceğinin minyatürüdür.
Anatole France

1844-1924

Bütünüyle öğretme sanatı sadece genç beyinlerin doğal merakını uyandırarak onların gelecekte de bu gereksinimlerini karşılayabilmektir.
Franklin D. Roosevelt

1882-1945

Kitaplar ateşle öldürülemezler. İnsanlar ölür, ama kitaplar asla ölmezler. Kimse ve hiçbir güç hafızayı yok edemez … Bu savaşta, biliyoruz, kitaplar silahlardır.

 

Gerek Tablo 1 den ve gerekse bu sözler için seçim yaptığım yerli ve yabancı özlü sözler kitaplarında[9], üzülerek belirtmeliyim ki, kadının eğitimine ilişkin anlamlı ve olumlu bir söze rastlayamadım. İşin ilginci, eğitimle ilgili olarak buraya alıntıladığım ve alıntılamadığım yüzlerce özlü söz “insan” sözcüğü ile değil “erkek” sözcüğü ile başlamaktadır.

Antik Çağ Yunan uygarlığına da kısaca göz atmak çağdaş eğitim konusunu değerlendirmek için yardımcı olacaktır. Antik Ç Continue reading ‘Çağdaş Laik Eğitime Giden Uzun Yol ve Ödenen Bedeller’