Monthly Archive for Nisan, 2012

4+4+4 Eğitim Modeli Ne Getirecek Ne Götürecek?

Türk eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapmayı öngören bir yasa önerisi TBMM’de kısa sürede yoğun bir tartışma içinde görüşülerek, 30 Mart 2012 günü kabul edildi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 11 Nisan 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Bu yasayı inceleyip değerlendirmeye, TBMM gelen teklifi başlangıç noktası alarak başlamak istiyorum. Değerlendirmelerime başlamadan önce, okurlara, bu sitede daha önce yayımlamış olduğum “Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitimin Gelişim Süreci ve Kazandırdıkları” başlıklı yazım ile bu yazının bir bütünün iki yarısını oluşturduğunu belirtmek isterim. Dolayısı ile her iki yazı okunmaksızın resmin bütünü tam olarak görülemez.

Hukukî Açıdan Bakış

Eğitim sisteminde köklü değişime yol açacak model önerisinin, normal olarak, Millî Eğitim Bakanlığı’nın Hükümet’e sunduğu ve oradan da TBMM’ne gönderilen bir yasa tasarısı şeklinde olması gerekirdi. Çünkü, uygulanmakta olan eğitim sisteminde var ise, aksaklıkları gözlemleme, çözüm yollarını araştırma ve bu bağlamda Bakanlık içi ve bakanlık dışı (başta üniversiteler olmak üzere) eğitim uzmanlarının görüşlerini alma, Millî Eğitim Şur’alarında görüş oluşturma gibi kapsamlı bir çalışmayı ve organizasyonunu yapabilme olanak ve yetkilerine sahip olan tek kurum, Millî Eğitim Bakanlığıdır. Ancak, nedense, böyle olmamıştır. Önerilerin neden Millî Eğitim Bakanlığı kanalı ile gelmediği konusunda topluma bugüne değin doyurucu bir açıklamada henüz yapılmış değildir.

Doğrudur, TBMM İçtüzüğünün 74 üncü maddesine göre, milletvekillerinin TBMM’ne yasa önerileri sunma yetkisi vardır. Teklif sunma bakımından bir sınırlama ve kısıtlama da yoktur. Durum bu olmakla birlikte, eğitim sisteminde köklü değişiklik için TBMM Başkanlığına sunulan teklifin gerekçesi ve Komisyon görüşmeleri ile ilgili olarak bazı gözlemlerde bulunmakta fayda görüyorum.

Üzerinde ilk durmak istediğim husus teklifteki imzalara yöneliktir. Yasa teklifini imzalayanlardan ikisi hukukçu, ikisi ekonomist ve birisi de ilahiyatçıdır. AKP bünyesinde eğitim kökenli milletvekillerinden hiçbirisinden teklife imza alınmamış olması da dikkat çekmektedir. İmza sahiplerinin bu eğitim kökenleri göz önüne alındığında, eğitim sisteminde köklü değişiklik yapabilecek bir bilgi birikimine sahip olmadıkları da açıkça görülmektedir.

Teklifi imzalayanlar, “milletvekili” sıfatlarının altına AKP Grup Başkanvekili unvanını eklemişlerdir. Bu unvan eklenmeden verecekleri teklifin gündeme alınıp görüşülmesinde İçtüzük bakımından hiçbir engel yoktu. Ancak, teklifin altına bir değil, iki değil tam beş Grup Başkan Vekili sıfatının eklenmesi, önerinin niteliğini milletvekili teklifi konumundan “siyasi parti” önerisine çevirmiştir. Bu siyasi görünümünü pekiştiren diğer husus ise, teklifi TBMM Başkanlığına ileten başvuru yazısına AKP Grubundan çıkış tarih ve numarası (20.02.2012-130) verilmiş olmasıdır. Bu değerlendirmeme, eleştirecek başka bir şey bulamadın mı, “bunda ne var” diye burun kıvıranlar olabilir. TBMM İçtüzüğünün 74 üncü maddesi, yasa teklifi verecekler arasına “siyasi partileri” dahil etmemiş ve bu hakkı doğrudan ve sadece milletvekillerine tanımıştır. Bu noktada TBMM İçtüzüğünün “Kanun Teklifleri” başlıklı 74 üncü maddesi hükmü aynen şöyledir; “Milletvekillerince verilen kanun tekliflerinde bir veya daha çok imza bulunabilir. Kanun teklifleri de, gerekçeleri ile birlikte Başkanlığa verilir. Komisyonlar, şartlarına uymayan kanun tekliflerini, sahiplerine tamamlatmaya yetkilidirler. Kanun teklifleri, Başkanlıkça komisyonlara doğrudan doğruya havale edilir.” Görüldüğü üzere, İçtüzüğün 74 üncü maddesinde parti gruplarının yasa teklifi verebileceğine ilişkin bir hüküm yoktur. Aksine bir hüküm de yoktur savı geçerli değildir. Zira o da öngörülmüş olsa idi, madde metnine siyasi partiler ibaresi de açıkça konulurdu.

Yasa teklifi veren milletvekilleri imzalarının altına üyesi oldukları partilerin isimlerini yazabilir, bunda hiçbir sakınca yoktur. Bu onların tanınması için gerekli de görülebilir. Ancak, “Grup Başkan Vekili” sıfatı, siyasi parti tüzel kişiliğini TBMM’de temsil eden bir parti görevini temsil etmektedir. Kaldı ki, başvuru yazısında Parti’nin çıkış kayıt tarih ve numaraları olduğuna da biraz önce işaret edilmişti. İçtüzüğün Danışma Kurulu başlıklı 19 uncu maddesi parti grup başkanı ve başkan vekillerinin partiyi temsil ettiklerini göstermektedir. Kanun teklifleri ile ilgili İçtüzük maddesi, “Komisyonlar, şartlarına uymayan tekliflerini, sahiplerine tamamlatmaya yetkilidir” hükmünü de içermektedir. Teklif verilirken yapılan bu hata, Komisyon Başkanı tarafından görüşmelere geçilmeden önce, teklif verenlerden düzeltme istenerek giderilebilirdi. O da yapılmamıştır. Bu durum bana göre, bir İçtüzük ihlali olarak yorumlanmaya açıktır.

Dolayısı ile, Millî eğitimde köklü değişiklikler içeren bir teklifin, siyasi parti yöneticisi olarak imzalanarak sunulması öneriye siyasi görüntü vermiş ve bana göre şık bir sunum olmamıştır. Aynı öneri Hükümet tasarısı olarak gelse idi, Hükümet AKP Hükümeti olmasına rağmen böyle bir damga taşımayacaktı. Zira gerisinde Millî Eğitim Bakanlığının teknik hazırlığı olduğu varsayılacaktı.

İkinci olarak, sunulan teklifin aceleye getirildiğini gösteren hususları incelemek istiyorum. Beş AKP Grup Başkan Vekilinin verdiği yasa teklifinin başlığı “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” şeklinde düzenlenmiştir. Oysa, teklif içeriğine bakıldığında sadece 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunun değiştirilmediği, onun yanında 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun, 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu’nun, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun ve diğer bazı kanunların da değiştirildiği görülür. Ülkemizde yerleşik hukuk geleneklerine göre, bir yasa ile birden fazla kanunda değişiklik yapılıyorsa, değiştirilen yasaların isimlerinin ayrı ayrı kanun tasarı veya teklifinin başlığında yer alması gerekir. Bunun en basit hukuki nedeni ise, idareye ve vatandaşa, yasa başlığına bakarak hangi kanunların değiştiğini kolayca anlayabilme olanağını vermektir.

Bu değişiklik, Hükümet tasarısı olarak gelmiş olsa idi, önce Millî Eğitim Bakanlığının Hukuk Müşavirleri, sonra da Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Dairesi uzmanları tarafından hukuk geleneklerine göre düzenlenmesi sağlanmış olurdu.

Parti Grup Başkan Vekillerinin, yaptıkları görev gereği, bu hukuki gelenek konusunda bilgi sahibi olmadıkları söylenemez, durum buysa yasa teklifi aceleye gelmiş demektir. Hiç olmazsa ortadan kaldırmak için büyük özlem duyulan Sekiz Yıllık Eğitim Yasasının başlığına baksalardı böyle bir hataya düşmeyebilirlerdi.

İşin ilginç yönü, teklifi görüşen “Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu” da kabul ettiği metnin “başlığı” aynen korumuştur. Komisyon görüşmelerinde, genelde hazır bulunan TBMM Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığında görevli hukukçuların bu durumu düzeltecek uyarıda bulunmalarını beklerdim ve böylece Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana izlenen o güzel hukuk geleneği korunmuş olurdu. Yasa teklifinin başlığındaki bu noksanlık Genel Kurul görüşmeleri sırasında da düzeltilmediği için yasa metni Cumhurbaşkanı onayına öyle sunulmuş ve Resmî Gazete’de de teklifte geldiği gibi yayınlanmıştır.

Cumhuriyeti kuranların, Başbakanlık ve TBMM’de birer “Kanunlar ve Kararlar Dairesi” kurulmasını neden düşündüklerini öğrenmek isteyen okurlar, bu sitede daha önce yayınlamış bulunduğum “Cumhuriyet Kazanımlarına Sahip Çıkmamanın Sonuçları I” başlıklı yazıma şu bağlantıdan erişebilirler; www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=74 .

Grup Başkan Vekillerinin verdiği Teklifin aceleye getirildiğinin diğer çok ilginç bir göstergesi de, 4 üncü maddesidir. Önerilen 4 üncü madde şöyle düzenlenmiştir; “222 sayılı Kanunun Mülga 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. ‘Madde 22- İlköğretim 6-14 yaşındaki çocukların eğitimi ve öğretimini kapsar, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.’”

Üzülerek belirtmek isterim ki, teklifi hazırlayanların, 222 sayılı “İlköğretim ve Eğitim Kanunu”nu çok yoğun bir çalışma ortamında, dikkatlerinin biraz dağınık olduğu bir zamanda ve çok hızlı okudukları anlaşılıyor. Zira söz konusu Kanunun halen yürürlükte bulunan ve bu teklif yasalaşsa bile yürürlükte kalacak olan 2 inci maddesi şu hükmü içermektedir; “İlköğretim, ilköğretim kurumlarında verilir; öğrenim çağında bulunan kız ve erkek çocukları için mecburî, Devlet Okullarında parasızdır.” Görüldüğü üzere, teklifle mülga 22 maddeye yeniden yaşam kazandırılarak söylenmek istenen şey, esasen yürürlükte olan ve yürürlükte kalacak 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunun diğer bir maddesinde mevcuttur ve dili de tekliftekinden çok daha hukukidir.

Benim bu eleştirime bazı okurlar haklı olarak karşı çıkacak ve halen yürürlükte olan 2 inci maddenin teklifteki 6-14 yaş boyutunu içermediğini söyleyeceklerdir. Ama acele davranmış olacaklardır. Zira, 222 sayılı yasanın 3 üncü maddesi hükmü de şöyledir; “Mecburî ilköğretim çağı 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.” Görüldüğü üzere, 222 sayılı kanun, teklifle yapılmak isteneni çok daha açık ve net olarak ve ayrıca hukuk diline uygun olarak esasen düzenlemiştir.

Acele ile hazırlanan teklifin içerdiği bu önemli hukuki hatalar geniş ölçüde, Alt Komisyon’un ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun kabul ettiği metinlerde düzeltilmiştir. Eğer Komisyonlar bu hataları görüp düzeltmiş olmasa idi, teklife göre 222 sayılı kanunun ilgili maddeleri şu şekli alacaktı;

“Madde2- İlköğretim, ilköğretim kurumlarında verilir; öğrenim çağında bulunan kız ve erkek çocuklar için mecburî, Devlet Okullarında parasızdır.

“Madde 3- Mecburi ilköğretim çağı 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.

“Madde 22- İlköğretim 6-14 yaşlarındaki çocukların eğitim ve öğretimini kapsar, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.”

Sadece bu görüntü bile teklifin nasıl bir acele ile hazırlandığı ve bırakın eğitim uzmanlarını hukuk uzmanlarına bile inceletmek için zaman ayırılmadığının somut bir göstergesi değil midir?

Neyse ki, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, teklif metninin içerdiği hataları büyük ölçüde giderecek düzeltmeleri yapmıştır. Komisyon bu tür hataları geniş ölçüde düzelttiği için Teklif maddelerinde gözlemlediğim diğer hususlara yönelik olarak başkaca örnek vermeyeceğim.

Üçüncü olarak üzerinde durmak istediğim husus, Millî Eğitim Komisyonu’ndaki müzakereler sırasında yaşanan olaylara ilişkin olacaktır. Görsel ve yazılı basında, 11 Mart 2012 günü yapılan Komisyon görüşmelerinin olaylı geçtiği, muhalefet milletvekillerinin Komisyon salonuna girmelerinin engellendiği ve dolayısı ile maddeler üzerinde söz alıp görüşlerini açıklayamadıkları ve böyle bir ortamda maddelerin oylandığı bilgileri yer almıştır[1]. Görsel ve yazılı basına yansıyan bu durum, Genel Kurul’da, İçtüzük ihlali tartışmalarına yol açabilecekti. Zira TBMM İçtüzüğünün “Komisyon toplantılarının düzeni” başlıklı maddesi şu hükmü içermektedir; “Bir komisyonda söz kesilir, şahsiyatla uğraşılır ve düzeni bozma hareketlerinde bulunulursa komisyon başkanı düzeni sağlar; gerekiyorsa toplantıya ara verir veya erteleyerek durumu gereği yapılmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına bildirir.”

Komisyon’dan düzeltilerek gelen teklif, TBMM’de “Temel Kanun” olarak görüşülmüştür. Bu yöntem izlenerek, 27 maddelik teklif metni iki bölüm halinde görüşülmüştür. Bu yöntem, siyasi partilere ve milletvekillerine maddeler üzerinde görüş açıklama fırsatı vermeksizin iki bölüm hakkında konuşma hakkı tanımıştır. Bu yaklaşım da siyasi partilerin ve milletvekillerinin konuşma süreleri çok ciddi bir şekilde kısıtlanmıştır. Bunun sonucunda, TBMM Genel Kurulu’nda 27 Mart günü görüşülmeye başlanan teklif metni 30 Mart 2012 tarihinde kabul edilerek yasalaşmıştır. Millî Eğitimde köklü değişiklik yapacak bir yasa, TBMM’de de yeterli şekilde sorgulanmadan ve tartışılmadan yürürlüğe girmiş olmaktadır. Teklifin görüşülmesinde uygulanan “Temel Kanun” yaklaşımının İçtüzük’e konulmasının nedeni, Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu gibi yüzlerce maddelik tasarı veya tekliflerin müzakerelerini bağımsız bölümler halinde ve bir bütün olarak görüşülebilme olanağını vermektir. Yoksa 27 maddeden oluşan kanun tasarı veya tekliflerinin görüşülmesini kısıtlamak için konulmuş olamaz. TBMM geçmiş uygulamalarına bakıldığında, benzeri örnek bulmak pek de olası değildir. Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitim Yasa Tasarısının görüşülmesi, okulların açılmasına çok kısa süre kala yapılmasına rağmen böyle bir yola gidilmemiş ve gerek Komisyonlarda ve gerek Genel Kurul’da madde madde görüşülmüştür.

Teklifin hukukî boyutuna,  Komisyon ve Genel Kurul’da görüşmelerindeki usule ilişkin bu kısa gözlemlerden sonra, şimdi Teklifin TBMM tarafından kabul edilen şekli ve içeriği ile teklifte yer alan gerekçelere yönelik değerlendirmelerime geçebilirim. Continue reading ‘4+4+4 Eğitim Modeli Ne Getirecek Ne Götürecek?’