Monthly Archive for Şubat, 2012

Dış Ticaret Verilerinin Söylediklerini Anlamak

Türkiye’nin dış ticaret ve cari işlemler açıklarının 2002 yılından başlayarak ve yıllardır tırmanarak 2011 yılında akıl almaz boyutlara ulaşması üzerinde yurt içi ve yurt dışı basında çeşitli değerlendirilmeler yapılırken Hükümet yetkilileri de bu açıkların düşürülmesine ilişkin bazı önlemlerin alınacağını dile getirmeye başlamıştır. Başbakan Yardımcısı ve Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan Ocak 2012 sonlarında yaptığı bir açıklamada, “(cari açıkta yapacağımızı yaptık, nasılsa artık düşmeye başladı ilgimizi başka alana çevirelim) böyle bir şey asla söz konusu değil. Cari açıkla mücadelede hem maliye politikası, hem para politikası, bankacılıkla ilgili düzenlemeler devam edecek” dedi[1].

2011 yılı dış ticaret açığının 105,879 milyon dolar olarak açıklanmasından sonra cari işlemler açığının da 77-82 milyar dolar aralığında gerçekleşebilecektir. Bu boyutlara ulaşmış dış ticaret açığı ile 80 milyar dolar dolayında gerçekleşmesi beklenen cari işlemler açığının sürdürülebilir olmadığı konusunda hemen herkes hem fikir görünmektedir.  

Bu düzeye ulaşan açıklar, ülkemizin karşısında birden bire çıkmadı. Ülkemiz izlediği ekonomik, mali ve özendirme politikaları ve dile getirilen söylemler ile bugüne ulaşacak yola kırmızı halı döşeye gelindi. İsterseniz, bu noktada basında geçmişte yer alan bazı bilgileri kısaca anımsayalım.

Milliyet Gazetesi’nin 5 Mart 2006 tarihli sayısında yer alan habere göre ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, “Onlarca yıl sürdürülemez ama 5-7 sene cari açığımız yüksek sürecek. Bundan tedirgin olmamak lazım. Ama kontrollü de olmak lazım. Cari açıklarla ilgili riskler gerçekte yüksek olsa döviz fiyatları artar. 60 milyar dolar borsaya ve devlet iç borçlanma senetlerine yatırım yapan yabancı var.[2]” Devlet Bakanının bu açıklamasından yaklaşık 11 ay sonra yine Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre, Başbakan Erdoğan “Cari açık her zaman bir yokluk değil. Eğer siz yere sağlam basıyorsanız, cari açık bazen teşvik edicidir. ‘Borç yiğidin kamçısıdır’ derler, ama yiğitsen kamçıdır. Ama yiğit değilsen felakettir.[3]”  değerlendirmesinde bulunmuştur.

Cari işlemler açıkları için 2006 ve 2007 yılında bu söylemler dile getirilmiş olsa da 2007 yılında iki önemli uyarı da yine resmi ağızlardan yapılmıştır. 2007 yılında cari işlemler açığına ilişkin endişe dile getiren açıklamalardan en önemli iki tanesi, Haziran ayında basında yer almıştır. Bunlardan birincisine göre T.C. Merkez Bankası “Mayıs Ayı Finansal İstikrar Raporu” yayınlamış ve rapora önsöz yazan o günkü Başkan Durmuş Yılmaz şu gözlemlerde bulunmuştur, “Yüksek cari açık 2006’da çok uzun vadeli yatırımlarla finanse edildi. Küresel likidite koşulları gelişen ülkeler aleyhine dönebilir. Cari açık dikkatle takip edilmeli, 2007’nin seçim yılı olması göz önüne alındığında, sıkı maliye politikası uygulamaları önemini koruyor. Dövize endeksli tüketici kredileri arttı. Kurlardaki artış bu kesimin borç yükünü artırır. Döviz geliri elde etmeyenler döviz cinsinden borçlanmaktan kaçınmalıdır. Firmaların kârlılık oranları arttı, borç ödeme kapasiteleri yükseldi ama döviz pozisyon açıkları geçen yıldan fazla. Türk parası değer kaybederse firmaların temerrüt riski artar, bu da bankalara kredi riski olarak yansır. Bankalar özellikle pozisyon açığı yüksek ve döviz geliri olmayan firmalara kredi kullandırırken daha ihtiyatlı davranmalı.[4]” Yine, Haziran 2007 de basında yer alan diğer haberlere göre, Devlet Bakanı Ali Babacan partisinin seçim beyannamesini değerlendirip soruları yanıtladığı bir görüşmede, diğer hususların yanında şu görüşleri de açıklamıştır; “Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 km hızla giden arabanın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum.[5]” Babacan, aynı görüşmede, “Yargı reformunu gerçekleştiremediğimiz için artık ekonomi olumsuz etkileniyor. Geçen dönemde binamızı (bir) anlamda depreme karşı daha dayanıklı hale getirdik. … Ancak, mevcut yargı sistemimiz depreme dayanıklı binamızın altını oyuyor. Bunu Yatırım Danışma Konseyi’ne katılan yabancı CEO’lar da söylüyor.[6]

Geçmişi söylemleri ve verilerden algılanan riskleri ile kısaca anımsadıktan sonra şimdi cari işlemler açıkları ile dış ticarete ilişkin verilerin 2006-2007 dahil geçmişten günümüze nasıl bir gelişme gösterdiğine göz atabiliriz.

Tablo 1

2000-2011 döneminde dış ticaret ve açıkların

gösterdiği gelişmeler

(milyon dolar veya % olarak)

   

 

Yıllar

 

Dış

satım

 

Dış

alım

Dış satımın

Dış alımı

Karşılama %

 

 

DTA

 

 

CİA

2000

27,774.9

54,502.8

51.0

26,728

9,920

2001

31,334.2

41,399.1

75.7

10,065

+3,760

2002

36,059.1

51,553.8

69.9

15,495

626

2003

47,252.8

69,339.7

68.1

22,087

7,515

2004

63,167.2

97,539.8

64.8

34,373

14,431

2005

73,476.4

116,774.2

62.9

43,298

22,309

2006

85,534.7

139,576.2

61.3

54,041

32,249

2007

107,271.7

170,062.7

63.1

62,791

38,434

2008

132,027.2

201,963.6

65.4

69,936

41,954

2009

102,142.6

140,928.4

72.5

38,786

13,991

2010

113,883.2

185,544.3

61.4

71,661

47,101

2011

134,954.4

240,833.2

56.0

105,879

*70,241

  • 2011 yılı CİA rakamı Kasım sonu itibariyledir.

Kaynak: TÜİK veri tabanı dış ticaret istatistikleri ve TCMB veri tabanı.

2011 yılı dış ticaret açığının yaklaşık 105.9 milyar dolara ulaşması sonucunda cari işlemler açığının da 77-82 milyar dolar aralığında gerçekleşmesini bekliyorum. 2011 yılı cari işlemler açığı tahmini bu aralıkta beklememin nedeni, 2010 yılı Aralık ayı cari işlemler açığının 7,579 milyon dolar olarak gerçekleşmiş olmasıdır. 2010 yılı toplam cari işlemler açığının 47,101 milyon dolar olduğu hatırlandığında, 2011 yılı Aralık ayı cari işlemler açığının en az 2010 yılı düzeyinde olması halinde bile 2011 yılı açığının esasen 77.7 milyar dolar dolayında olması söz konusu olacaktır.  

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan’ın Haziran 2007 tarihinde yaptığı açıklamalar içinde yer alan ve yukarıda alıntılanan “Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 km hızla giden arabanın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum.” söylemi ışığında Tablo 1 deki verileri incelersek şu saptamaları yapabiliriz. 1) 2010-2011 yıllarında dış satımların dış alımları karşılama oranı 2006-2007 yılından geri durumdadır. 2) Dış ticaret açıkları 2010 yılında 2006 yılına göre (71,661/54,041=) yüzde 32.6 daha büyüktür. 2011 yılı dış ticaret açığı da 2007 yılına göre (105,879/62,791=) yüzde 68.6 daha yüksektir. 3) Cari işlemler açıkları 2010 yılında 2006 ya göre (47,101/32,249=) yüzde 46.1 ve 2011 yılında da (eğer cari işlemler açığı beklentimin en alt düzeyinde gerçekleşirse) 2007 ye göre (77,000/38,434=) yüzde 100.3 daha büyümüş olacaktır. Dolayısı ile dış ticaret verilerinin 2010 ve 2011 yıllarında 2006 ve 2007 yıllarına göre çok ciddi şekilde bozulduğu görülmektedir.

Tablo 1 ekonominin kriz yaşadığı yıllarda (2001 ve 2009) paradoks gibi görünse de dış ticaret verilerinde önemli iyileşmeler gözlemlenmektedir. Ancak 2001 krizinde cari işlemler açık değil fazla vermişken, 2009 yılında cari işlemler ciddi boyutta açık vermiştir. 2001 öncesi krizlerde de çoğunlukla cari işlemler fazla ile kapanmıştır. 2001 ve öncesindeki bu durum, yurt dışından kaynak akışında ciddi düşüşle de yakından ilgilidir. Çünkü o dönemlerde uluslararası likidite 2001 sonrası kadar bol değildi.

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan’ın 2007 yılı söyleminde duvara toslama için yabancı sermaye girişinin yavaşlaması, borçlanmada vade kısalması gibi bazı ek koşullar da sayılmıştır. Bu koşullardaki gelişmeleri biraz sonra incelemek üzere, şimdi dış ticaret verilerinden bazı tomografik kesitlere göz atalım. Continue reading ‘Dış Ticaret Verilerinin Söylediklerini Anlamak’