Monthly Archive for Kasım, 2011

Son Paylaşımın Tarihsel Kökenleri ve Ekonomik Nedenler

(Aşağıda okuyacağınız metin, TMMOB ve EMO tarafından 17-19 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen 8. Enerji Sempozyumu’nun “Küresel ve Bölgesel Gelişmelerin Enerji Politikalarına Etkileri” başlıklı Panel’inde, süre kısıtı nedeniyle çok özetle açıkladıklarımın tam metnidir. Panel konuşmasında vermediğim doğal gaz tablosu da bu metinde yer almaktadır. Bu yazıda yer alan bilgiler, Site’de daha önce yayınladığım “Son Paylaşım ve Traihsel Kökenleri” başlıklı yazımın tekrarı niteliğinde olmayıp onu tamamlar niteliktedir. İki yazıda yer alan ortak bilgiler çok sınırlıdır.)  

Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) adına Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından düzenlenen, “Küresel Enerji Politikaları ve Türkiye” konulu TMMOB 8 inci Enerji Sempozyumu’nda, “Küresel ve Bölgesel Gelişmelerin Enerji Politikalarına Etkileri” panelinde, “Son Paylaşımın Tarihsel Kökenleri ve Ekonomik Nedenleri” konusunda bana görüşlerimi açıklama onur ve ayrıcalığını verdikleri için TMMOB ve EMO yönetimlerine ve siz değerli katılımcılara da beni dinlemek için yaşamlarınızdan zaman ayırdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. 

Sizlerin de yakından izleye geldiğiniz üzere, dünya, bir süreden beri başta petrol, doğal gaz olmak üzere, stratejik mineraller, tatlı su kaynakları ve verimli tarım arazilerinin kontrolünü ele geçirmek isteyen çok uluslu şirketler ile onları perde arkasından destekleyen devletlerin arasında son kaynak paylaşım kavgasını yaşamaktadır. Son enerji paylaşımı da, aynen ilk enerji paylaşım gibi bir İmparatorluğun tarihe karışması ile ivme kazanmış bulunmaktadır. İlk paylaşım, çok geniş ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde yaşanmışken, sonucu paylaşım S.S.C.B.’nin dağılmasından önce başlamış olsa bile bu süreç ile büyük bir ivme kazanmıştır. İlk paylaşımda, Osmanlı toprakları içindeki petrol alanları yağmalanmışken, son paylaşım kavgası Orta Doğu, Batı ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri petrol ve doğal gaz kaynaklarını, Afrika, Kutup bölgeleri ve Orta ve Güney Amerika dahil tüm dünya coğrafyasını kapsamış bulunmaktadır. Bu bölgelerin karasuları ile kıta sahanlıkları da kavganın yer aldığı alanların içinde bulunmaktadır. İlk paylaşımda olduğu gibi son paylaşımda da sahnede şirketler ve sivil toplum örgütleri ön planda yer alırken, perde arkasında ve suflör kabininde diplomatlar, istihbarat örgütleri, taşeron silahlı örgütler ve silahlı kuvvetler mevzilenmiş bulunmaktadır. Bu kavgada kullanılan araçları da şöylece saymak mümkündür; demokratikleşme söylemleri, etnik ve inanç farklılıkları, her türlü parasal ilişkiler, terör örgütleri ile yeri ve zamanı geldiğinde de yüksek ateş ve tahrip gücüne sahip silahlı kuvvetler.

Sempozyum, görüşme ve tartışma alanı olarak “Küresel Enerji Politikaları ve Türkiye” sınırlamasını koyduğu için ben de konumu bu boyutlar içinde kalmaya çalışarak sunacağım. Ağırlığı da petrole ve kısmen de doğal gaza vereceğim. Zira petrol ve doğal gaz kaynakları ile ulaşım yollarını denetlemek için verilen kavga diğer kavgalardan daha kapsamlı ve daha açık bir biçimde yapıldığından bu konuyu bilmek diğer konularda verilen mücadeleler konusunda da genel bir fikir verebilecektir.

Konuyu işlerken akla gelen ilk soru enerji paylaşım kavgasına yol açan nedir? Herkese yetecek bollukta enerji kaynağı yok mudur? Bunun ilk ve en basit yanıtı, bir süreden beri, başta petrol olmak üzere mevcut enerji kaynaklarının üretimi, tüketiminin hızına yetişememektedir. İkinci ve daha önemlice bir yanıt ise, içinde bulunulan yıllarda dünya petrol üretiminin tavan yaptığı ve yakın gelecekte düşmeye başlayacağına ilişkin ekonomik ve politik endişelerdir. Üçüncü ve en az diğerleri kadar önemli bir yanıt, stratejik ve ekonomik rakiplerinizin enerji kullanımını denetlediğinizde onların ekonomik ve askeri gücünü denetlemiş olursunuz. Petrol üretiminin tavan yapmasına paralel endişeler doğal gaz için de konuşulmaya başlanmıştır. Dünya Enerji Görünümü 2009 (WEO 2009) belgesinde, mevcut üretim düzeyi ile sadece konvansiyonel doğal gaz rezervlerinin 130 yıllık gereksinimi karşılamaya yetecek boyutta olduğu belirtilmektedir. Aynı belgede, doğal gaz kullanım tavanına 2025 yılında ulaşılabileceğine de değinilmektedir[1]. Belgede kullanılan “doğal gaz kullanımının 2025 gibi erken bir tarihte tavan yapacağı” ifadesi tartışılması gereken bir fikirdir. Anılan tarihe kadar Çin, Hindistan, Endonezya, Pakistan v.b. çok nüfuslu ülkelerde doğal gaz kullanımının artmasının duracağını düşünmek bana gerçekçi gelmemektedir. Bu ülkelerde doğal gaz talebinin hızla artmaya devam etmesini beklemek daha gerçekçi bir senaryo olur. Önce bu endişelerin ne denli geçerli olduğuna kısaca göz attıktan sonra, son paylaşım kavgasının hangi coğrafyalarda yaşanmakta olduğu ve ilk ve son paylaşım arasındaki benzerliklere tarihin tuttuğu ışığa ve ekonomik nedenlere değinmek istiyorum. 

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, günlük ham petrol tüketimi 1938-1960 dönemindeki 22 yılda (22,020/5,585=) yüzde 294 oranında artmışken, 1960-1970 döneminde (48,941/22,020=) yüzde 122 boyutunda yükselmiş, 1970-1980 döneminde (63,987/48,941=) yaklaşık yüzde 31 büyümüş, 1980-1990 döneminde artış hızı (66,426/63,987=) yüzde 3.8 e kadar inmiş, 1990-2000 döneminde ise (77,768/66,426=) yüzde 17.1 kadar genişlemiş ve 2000-2009 döneminde ise artış hızı (84,389/77,768=) yüzde 8.5 a düşmüştür. Görüldüğü üzere, 1980 sonrasında dönemsel olarak petrol tüketim artış hızlarında çok ciddi düşüşler yaşanmıştır. Bu düşüşte elbette yükselen petrol fiyatlarının, başta otomotiv olmak üzere petrol tüketen sektörlerde verimlilik yükselten ve tüketim düşüren teknolojik gelişmelerin ve petrolden doğal gaz gibi alternatif kaynaklara kayışın kesinlikle önemli katkısı olmuştur ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Ancak bu verimlilik ve tasarruf önlemlerinin geliştirildiği dönemlerde, gelişme yolundaki ülkeler petrol ve doğal gaz tüketimlerini yükseltmeye başlamış ve ayrıca petrol tüketen sektörlerde üç boyutlu artışlar da yer almıştır. Örneğin, motorlu taşıt sayılarında ve motorlu taşıt başına düşen yıllık kullanım kilometrelerinde önemli artışlar olmuştur. 1950 yılında dünyada 70 milyon dolayında motorlu taşıt varken bu sayı 2009 yılında 965 milyonun üzerine çıkmıştır. Motorlu taşıt sayılarında 60 yıla yaklaşan sürede yer alan artış 14 kata yakındır. Araç başına yapılan yıllık yol uzunluğunun da bu düzeyden daha fazla olması olasıdır. Benzeri büyümeler, sivil havacılık ve diğer petrol ve ürünlerini tüketen sektörlerde de hem yatay hem dikey boyutta yer almıştır.  Çin ve Hindistan gibi yüksel nüfuslu ülkeler petrol ve doğal gaz tüketimlerini yükseltmeye başlamışlardır.

              Tablo 1

                Dünya petrol tüketimindeki gelişmeler ve

         geleceğe yönelik beklentilerde yer alan değişmeler

 Yıllar Petroltüketimi

Bin varil/gün

EIA’nın2000 yılıtahmini EIA’nın2006 yılıtahmini EIA’nın2009 yılıtahmini
1938 5,585      
1960 22,020      
1970 48,941      
1980 63,987      
1990 66,426      
2000 77,768      
2009 84,389      
2010   93,500 94,300 86,300
2015   103,400 101,600 90,600
2020   112,800 107,600 95,900
2025   114,900 101,100
2030   123,300 106,600

Kaynak: Energy Information Administration International Energy Outlook 2000,2006 ve 2009 raporları Reference Case tahminleri

Tablo 1 in ortaya koyduğu diğer bir gerçek ise, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) geleceğe yönelik petrol tüketim tahminlerinde çok ciddi bir biçimde düşüş düzeltmeleri yapılmakta olduğudur. ABD’nin Enerji Bilgi İdaresi’nin (EIA) 2000 tahminleri 2020 yılı için günlük tüketimin 2020 yılında 112,8 milyon varile ulaşacağını ileri sürerken, 2009 tahminleri 2020 yılındaki tüketim düzeyini 95.9 milyon varile geri çekmiş ve 2030 yılı için ancak 106.6 milyon varil düzeyini öngörebilmiştir. İdare’nin 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin raporlarda bu rakamların daha da gerileyip gerilemediği bu belgeler kamuoyuna açıklandığında görülecektir. Geleceğe yönelik petrol tüketim tahminlerinin ciddi ölçekte aşağıya çekilmesinde petrol fiyatlarındaki artış kadar, yeni büyük petrol sahalarının bulunup işletmeye alınamaması ve petrol üretiminin tavan yapmasına yönelik beklentilerin artmasının da rolü büyüktür. Biyo-enerji, güneş ve rüzgar enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarının kullanımında yer alacak artışların bu petrol tüketim hedeflerinin düşüşünde daha az rol oynadığını düşünüyorum. Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, halen yürürlükte olan petrol fiyatları gerçek anlamda geçmişteki en yüksek fiyat düzeylerine de ulaşmamıştır.

Petrol üretiminin 1935 ten bu yana izlediği seyir ve üretimin tavan yapma beklentisine ilişkin bilgiler Görsel 1 de yer almaktadır. Görsel 1 e göre, otuz dolayında ülkede petrol üretimi geçmiş yıllarda tavan yapmış bulunmaktadır. Bu ülkelerin petrol üretimleri de, tavan yapmaya paralel olarak, gerilemeye başlamıştır. 2004 yılı sonrasında petrol üretimi tavan yapmış olabilecek ülkeler bu görsele dahil edilmediği anlaşılmaktadır.

Görsel 1 in koordinatlarında yer alan rakamlar, dünya petrol üretiminin hangi yılda ne düzeyde olduğunu da göstermektedir.

                                                                             Görsel 1

Petrol Üreten ülkelerin yaşadıkları petrol üretiminin tavan yaptığı dönemler

Kaynak: energy watch group.org’un Crude oil -the supply outlook Final Draft 2007/10/13 LBST

belgesinden görüntülenmiştir.

Dünya’nın önde gelen petrol üretim alanlarına ilişkin bazı bilgiler de petrol üretiminin tavan yapması konusunu bizlere daha net anlamamıza yardımcı olacaktır. Tablo 2 den de görüldüğü üzere, dünyada halen 116 adet dev olarak tanımlanan petrol üretim sahası mevcuttur. Bu 116 dev sahanın 2000 yılındaki toplam günlük üretimi 32,350,000 varildir. 2000 yılı dünya ham petrol üretiminin (doğal gaz sıvıları ve rafineri kazanımların hariç) 68.0 milyon varil olduğu göz önüne alındığında, 116 dev üretim sahasının 2000 yılı ham petrol üretiminin yüzde 48 ini sağladığı ortaya çıkar.  Dünyada 2008 yılı itibariyle toplam 70,000 üretim sahası mevcut olduğu hatırlandığında geri kalan yüzde 52 yaklaşık 69,880 sahadan elde edilmiş demektir.

Bu petrol sahalarının en yüksek verimliliğe sahip olan 14 ünün ortalama ömrünün 55 yaşın üzerinde olduğu anımsandığında, bu dev boyutlu sahalarda verim düşüklüğünün her an başlayabilme olasılığı da çok yüksektir. Hatta bazılarında kayda değer verimlilik düşüşleri gözlemlenmektedir. Bu sahalardan denize yakın olanlarında üretim seviyesini koruyabilmek ve rezervuarlardaki basıncı koruyabilmek veya basıncın düşüşünü yavaşlatabilmek için hergün milyonlarca varil deniz suyu, bu rezervuarlara enjekte edilmektedir. Matthew R. Simmons’ın “Twilight in the Desert” isimli kitabında Gavar havzasına 1976 yılında 9.2 milyon varil su basılarak 5.9 milyon varillik üretimin sürdürülebildiği belirtilmektedir[2]. Bu büyük petrol üretim sahaları yıllardan beri sürekli artan dünya ham petrol talebini karşılayabilmek için yüksek düzeyde üretim yapmışlardır. Bu durum kuyuların yıpranmasına ve üretim sorunlar yaşamaya başlamasına da neden olmaktadır. Bu dev petrol sahalarına eş değer veya yakın boyutta yeni sahaların uzun süredir keşfedilememiş olması da, petrol üretiminin tavan yapmakta olduğu savlarını desteklemiştir. Petrol üretiminin tavan yapma tezine karşı çıkan, fakat henüz yaygın taraftar bulmayan, Rus tezi vardır. Ancak konuyu yaymamak için ona değinmiyorum.

                                                                                   Tablo 2          

 Dev petrol sahaları keşif tarihleri ve 2000 yılı üretimleri hakkında bilgiler

 Günlük

Üretim

 Saha

sayısı

ToplamÜretim

000 varil

 1950

öncesi

 1950

ler

  1960

lar

  1970

ler

 1980

ler

 1990

lar

1,000,000 + 4 8,000 2 1   1    
500,000-999,999  10  5,900  2  3  3  1  1  
300,000-499,000  12  4,100  3  1  6  1  1  
200,000-299,00  29  6,450  8  4  6  9  1  1
100,000-199,000  61  7,900  5  8  13  13  11  11
Toplam 116 32,350 20 17 28 25 14 12

Kaynak: The World’s Giant Oilfields, Matthew R. Simmons

1990 yılı öncesinde keşfedilmiş bulunan dev petrol sahaları ile 1990 sonrasında keşfedilen petrol sahalarının karşılaştırılmalı bilgileri Tablo 3 de yer almaktadır. Tablo 3 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, 1990 öncesinde keşfedilen dev petrol sahalarının rezerv tahminleri 10 milyar varil ve üzeri boyutlardadır. Buna karşılık, 1990-2000 aralığında keşfedilen dev petrol sahalarından bütün yöntemler denenerek kanıtlanmış rezerv tahmini 10 milyar varile ulaşabilen olmadığı da ileri sürülmektedir.

Bu arada 2000 den sonra da bazı dev petrol sahaları bulunduğuna ilişkin haberler ve makaleler de yayınlanmaktadır. Bu bağlamda, Marc Airhart ve Paul Mann’ın 2007 yılında yayınladıkları ortak makalede 2000-2005 döneminde 57 dev petrol sahasının keşfedildiğini yazmışlardır[3]. Ayrıca, son yıllarda, Kuzey ve Güney Kutup bölgelerinde, Brezilya kıta sahanlığında, Meksika Körfezi’nde yeni dev petrol ve doğal gaz kaynaklarının keşfedildiğine ilişkin haberler de yayınlanmıştır. Ancak bunların araştırmalarının tamamlanıp üretim aşamasına geçmelerine kadar bu dev petrol alanlarına ilişkin bilgiler geniş ölçüde tartışmaya açık olmaya devam edeceklerdir. Ancak bu haberlerin değeri tartışılırken terazinin diğer kefesine şu hesabı koymak gerekecektir. Dünyadaki günlük ham petrol üretiminin kabaca 80 milyon varil olduğunu varsayarsak yıllık üretim miktarı (80 x 365=) 29.2 milyar varil olduğu görülür. Bu durumda 10 yılda üretilen ve dolayısı ile tüketilen ham petrol miktarı kabaca 300 milyar varile ulaşır. Eğer 2000-2010 döneminde 300 milyar varilden daha az rezerve sahip petrol sahası keşfedildi ise, tüketilen ham petrolün yerine yenisi konulamamış olur. Continue reading ‘Son Paylaşımın Tarihsel Kökenleri ve Ekonomik Nedenler’

Orta Vadeli Program ve Güvenilirlik

 

13 Ekim 2011 günü, Hükümet, 2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladı. Programda, 2012-2014 dönemine ilişkin ekonomik beklentiler yer aldığı gibi, 2011 yılına ilişkin gerçekleşme tahminlerine de yer verilmiştir.

Gelecek üç yıla ilişkin olarak ekonomik gösterge öngörülerini içeren OVP açıklamaları, 2005 yılı son çeyreğinden bu yana yapılagelmektedir.  Diğer bir deyişle, 2012-2014 OVP, AKP Hükümetleri döneminde açıklanan yedinci programdır. Bu nedenle de 2012-2014 dönemi OVPnın gerisinde altı OVPlık deneyimi bulunmaktadır. Bu deneyim birikimi nedeniyle de, “güvenilirlik” katsayısının yüksek olması beklenir.  2012-2014 OVP beklentilerinin gerçekçilik ve dolayısı ile güvenilirlik boyutunu değerlendirmek üzere bu yazı hazırlanmıştır.

2012-2014 dönemi OVP, IMF’nin Nisan 2011 tahminlerini gözden geçirip güncelleyen, Eylül 2011 tahminleri açıklandıktan bir süre sonra Bakanlar Kurulu’nca kabul edilip kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. O nedenle, 2012-2014 OVPnı, kendi başına değerlendirmek yerine, hem önceki OVP tahminleri, hem de IMF’nin son beklenti açıklamaları ile birlikte incelemek daha gerçekçi ve anlamlı bir yaklaşım olacaktır. Önce IMF’nin dünyadaki ekonomik büyüme beklentilerinin Nisan-Eylül 2011 döneminde ne yönde ve ne boyutta değiştiğine ilişkin bilgilere göz atmak uygun olacaktır. Bu amaçla, Tablo 1 düzenlenmiştir.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, IMF, Eylül ayında, Nisan ayına göre dünya ekonomisinin büyümesi konusunda daha karamsar bir beklenti içine girmiştir. IMF, dünya ekonomisinin büyümesine ilişkin tahminini 2011 için (4.401-3.965=) 0.436, yaklaşık yarım puana yakın aşağıya çekmişken, 2012 beklentisini de (4.513-3.997=) 0.516, yine yaklaşık yarım puandan fazla düşürmüştür. IMF’nin Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomik büyüme beklentisini de 2011 için 0.084 veya yaklaşık binde sekiz puan düşürürken, 2012 ye yönelik tahminini de 0.685, onda yedi puana yakın indirmiştir. ABD ekonomisinin büyüme tahminlerini de 2011 için 1.2 puan ve 2012 için ise 1.1 puana yakın geriletmiştir. Bu indirimler küçümsenecek ve hafife alınacak boyutta değildir. Türkiye için IMF beklentilerindeki değişme ise ilginç bir görünüm içindedir.  

Tablo 1

IMF’nin Nisan ve Eylül 2011 beklentilerindeki değişim

% olarak

 Tahmintarihi Ülke veyaGruplar  2011  2012  2013  2014
Nisan 11 Dünya

4.401

4.513 4.540

4.627

Eylül 11 Dünya

3.965

3.997 4.466

4.690

Nisan 11 AB

1.776

2.076 2.169

2.188

Eylül 11 AB

1.692

1.391 1.909

2.083

Nisan 11 GYÜ

6.540

6.485 6.536

6.661

Eylül 11 GYÜ

6.395

6.075 6.477

6.606

Nisan 11 ABD

2.758

2.872 2.723

2.729

Eylül ABD

1.527

1.782 2.538

3.077

Nisan 11 Türkiye

4.600

4.480 4.110

4.050

Eylül 11 Türkiye

6.588

2.242 3.429

3.761

Kaynak: IMF veri tabanı WEO April and September 2011.

IMF, Türkiye’nin 2011 ekonomik büyüme tahminini (6.588-4.600=) 1.988 veya yaklaşık 2 puan yükseltirken, 2012 büyüme tahminini (4.480-2.242=) 2.238 veya yaklaşık 2.2 puan geri çekmiştir.

IMF, Nisan-Eylül döneminde ekonomik büyüme tahminleri elbette rastgele değiştirmemiştir. Ekonomilerin son aylarda gösterdiği gelişmeleri ve 2009 krizine yönelik olarak aldıkları önlemlerin etkinliklerini ve etkilerini de tartmıştır. IMF bu tahmin değişikliklerini yapmadan önce, Standard&Poors ABD Hazinesi’nin borçlanma kredi notunu aşağı çekmişti[1]. Yunanistan, iflastan kurtulabilmek için kendine dikte edilen programı ayak sürüyerek de olsa uygulamaya çalışıyordu. Ancak, batı basınında, sorunun Yunanistan sorunu olmaktan çoktan çıktığı Almanya ve Fransa bir şekilde kendilerini kurtarabilse bile tüm Avrupa’nın çökme eşiğine geldiği yazılıp çizilmeye başlanmıştı[2]. Böyle bir ortamda, Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick bir gazeteci ile yaptığı söyleşide, dünya ekonomisinin, Avrupa’daki kamu borçlarının çözümündeki belirsizlikler nedeni ile, “yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya” geldiğini açıklamıştı[3]. Bu ve benzeri söylemlerin yoğunluk kazanması ve IMF’nin uzmanları yaptığı analizler ve gözlemler sonucunda, IMF’nin dünya ekonomisine yönelik Nisan 2011 beklentilerini gözden geçirmiş ve daha kötümser olan Eylül 2011 beklentilerini açıklamıştır. Ancak bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, IMF’nin Eylül 2011 beklentileri Tablo 1 den de görüldüğü üzere, yazılı basında yer alan bazı bilgiler ve analizler kadar karamsar değildir.

IMF’nin Eylül 2011 beklentilerini açıklamasından sonra gerek ABD, gerek AB ekonomisine yönelik olarak basında yer alan bilgiler, açıklamalar ve eleştiriler dünya ekonomisine yönelik beklentileri iyimserleştirmekten çok kötümserliği besler nitelikte olmaya devam etmiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse, Yunanistan’ın borçlarını ödemede acze düşmesi halinde Fransız bankacılığının ciddi sorunlarla karşılaşacağı ileri sürülmeye başlandı[4]. ABD İstatistik Ofisi’nin yaptığı açıklamalara göre, 2010 yılında ABD’de 46.2 milyon kişinin fakirlik çizgisinde yaşadığı ve bu sayının, bu verilerin yayınlanmaya başladığından bu yana geçen 52 yıldaki en yüksek sayı olduğu ve dört yıldır sayının sürekli arttığını belirtilmiştir[5]. Anımsanacağı üzere, ABD Hazinesi, Kongre tarafından konulan borçlanma tavanına ulaşmış ve borçlanma tavanının yükseltilmemesi halinde Devletin maaşları bile ödeyemeyeceği bir noktaya geleceği ileri sürülmüştür. Kongre, borçlanma tavanını 400 milyar dolar yükseltmişse de bu miktar altı haftada kullanılıp bitmişti, bunun üzerine uzun tartışmalardan sonra borçlanma tavanı bu defa 500 milyar dolar daha yükseltilmişti[6]. Dip notta yer alan yazısında Bob Chapman, AB’nin de ABD gibi bankaları kurtarma yanında hastalıklı 6 üyenin kurtarılması için 6 trilyon dolara varan bir fatura ile karşılaşabileceğini de ileri sürdükten sonra “İhtilalin ne zaman gerçekleşeceği” (We wonder how long it will take for revolution?) sualini sormuştur[7]. Chapman’nın bu yazısından kısa süre sonra “Wall Street’i işgal etme protestoları” New York’ta başlamış ve kısa sürede Avrupa’ya ve dünyanın diğer ülkelerine sıçramıştır. Bu protestoların en şiddetlileri şimdiye kadar Yunanistan ve İspanya’da yer almıştır. Yunanistan’daki protestolarda can kaybı bile olmuştur. Birçok ülkedeki Hükümetlerce krizden çıkabilmek veya iflastan kurtulabilmek için açıklanan önlemler, ücret artış beklentilerine yanıt vermediği, aile bütçelerini olumsuz yönde etkilediği, işsizliği azaltamadığı ve hane halkının konut ve bireysel borç yüklerini hafifletemediği için yoğun tepkilerle karşılaşmaktadır.  

İşte 2012-2014 OVP dünyada böyle olayların, gelişmelerin ve endişelerin yer aldığı bir ortamda açıklanmıştır. Bu bilgilerin ışığında şimdi 2012-2014 dönemi OVP ile daha önceki OVPlarda yer alan Türkiye’nin ekonomik büyüme tahminleri, gerçekleşme ve sapma oranlarını incelemeye başlayabiliriz. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir. Continue reading ‘Orta Vadeli Program ve Güvenilirlik’