Monthly Archive for Temmuz, 2011

Yaratma Yeteneği ve Cesareti

 

Her çeşitten bağnaz (siyasi olduğu kadar bilimsel,

ekonomik, ahlaksal da)  sanatçının yaratıcı özgürlüğü

 tarafından tehdit edildiğini düşünür. Bunun böyle olması doğal

ve kaçınılmazdır. Zira bu bağnazlar, sanatçılar ve diğer

 yaratıcı insanların, güpgüzel sandıkları düzenlerinin olası yıkıcıları

 olduğu kaygısından kaçıp kurtulamazlar. …

Sanatçıyı kontrol etmek mümkün olsaydı –ki olduğuna inanmıyorum-

bu sanatın ölümü demek olurdu.

Rollo May[1]



 

Aristotle (M.Ö. 384-322) insanları sanatçıya dönüştüren yaratma arzusunu şöyle tanımlamıştır; “Her sanatın amacı bir şeyi yaratmaktır, bir sanatla uğraşmak bir şeyi nasıl yaratacağını araştırma yanında, yaratılanın kendisini değil, onu yaratanın varlığını, düşüncesini ve duygusunu yaşama geçirmektir.[2]”     

Yaratma süreci, belki daha doğru bir söylemle yaratma cesareti, bir tür meydan okuyuştur. Önce içinde bulundukları toplumun yaratıcı davranışlara koyduğu kısıtlamalara, hoşgörüsüzlüğe, her türlü bağnazlığa karşı, daha sonra da zamana ve ölüme karşı bir meydan okuyuş söz konusudur.  İnsanların sonsuza dek yaşama içgüdüsü, belki de yaşama istencinin ana beslenme kaynağı, böylece belki de insanlık gelişiminin temel dinamiğidir. Yaratma arzusu ve yeteneği, bana göre, Tanrı’nın insanoğluna devamlı gelişim içinde olması için verdiği en büyük ayrıcalıktır. Yaratma gücünün temelinde, denetlenemez bir “arayış” dürtüsü var. Bu arama duygusu, bireyin kendisinin kim olduğunu, neden yaşamda olduğunu, ne ve neler yapması gerektiğini sorgulama ve aramak olduğu kadar, gerçeği ve kendisini Yaratan’ı da aramak ve anlamak arzusudur da aynı zamanda. Bu konuda André Malraux’nun sanatla ilgili şu söylemi dikkat çekicidir; “Tanrısal yansımanın görülebileceği tek yer sanattır, o sanatı hangi isimle anmak istersek isteyelim.[3]” Yaratma yeteneği bahşedilmiş insanların bu arayışlarındaki yoğun duygusallığı Romalı lirik şair ve yergi ustası Horace (Quintus Horatius Flaccus M.Ö. 65-8) şu güzel söylemle dile getirmiştir; “Eğer beni ağlatmak istiyorsan, her şeyden önce sen elemi ve kederi kendi yüreğinde duymalısın.[4]” Yaratma sürecini yaşayan bir sanatçının içinde bulunduğu duygusal ortam bundan daha somut ve güzel açıklanabilir mi? Sanmıyorum.

Bugün yaşadığımız dünyada sahip olduğumuz güzel sanatlara ilişkin eserler, edebiyat ürünleri, tüm bilgiler, her türlü araç ve gereçler, sağlık düzeyimiz, yaşatma ve yok etme potansiyelimiz hep ölümden sonra yaşama arzu ve kararlılığına sahip isimli ve isimsiz sayısız yaratıcı dehanın binlerce yıllık arayış serüvenlerinin doğrudan veya dolaylı ürünleri değil midir? Bu ifademi abartmalı bulanlara önerim, Leonardo da Vinci’nin düşünce ve tasarımlarının da yer aldığı bir kitabın sayfalarında kısa bir gezinti yapmalarıdır. İçinde tıptan, uçma mekaniğine uzanan yelpazede çok şey göreceklerdir. Ne yazık ki, her sanatçı ve yaratıcı Da Vinci gibi geride zengin çalışma taslakları olan bir arşiv bırakamamıştır.

Yaratıcı gücünün farkındalığına ulaşmış kişi, yaşamı boyunca, sadece diğer yaratan kişilerle değil, kendisi ile de yoğun bir yarış içindedir. Yaptığını beğense, yaptığı beğenilse bile, bundan kaynaklanan mutluluğu kısa ömürlüdür. Çünkü arayış bir ürün vermiştir, ancak ondan daha görkemlisi şimdi zihinde oluşmaya başlamıştır bile. Kendini aşma arzusu ve daha iyisini yapma tutkusu her an sanatçıyı yeni yeni hedeflere odaklamaktadır. Bu duyguyu, ressamlardan bir örnek vererek, Seneca, M.S. birinci yüzyılda şöyle dile getirmiştir; “Ressam, bitirdiği eserinden çok, yapmakta olduğundan zevk alır.[5]” Yaratıcı insanın içinde bulunduğu bu duygusal ortamı, kendisi de yaratmış biri olan, besteci Dimitri Shostakovich şu sözcüklerle doğruluyor; “Yaratıcı bir sanatçı gelecek kompozisyonu üzerinde çalışır, zira bir öncekinden memnun kalmamıştır.[6]

Yaratıcı tanımını sadece resim, müzik ve heykel gibi güzel sanatlarla uğraşanlarla sınırlı tutmamak gerekir. Edebiyat, felsefe, bilim, fen ve tıp alanları da yaratıcılık yeteneklerinin sergilendiği alanlar içinde yer alır. Dolayısı ile yukarıdaki ifadeler bu alanlarda da yaratıcı çalışmalar yapıp insanlığa yarattıkları kalıcı bir eser ve buluşu verenlerin tümünü de kapsar. Continue reading ‘Yaratma Yeteneği ve Cesareti’