Monthly Archive for Haziran, 2011

2001-2010 Dönemi Ekonomik Gelişmeler ve Dışa Bağımlılık

2001-2010 döneminde yer alan ekonomik gelişmelerin yol açtığı giderek artan dışa bağımlılık incelenmeye değer boyutlara ulaşmıştır. Artan bu dışa bağımlılık Türkiye’nin ekonomik gelişme potansiyelinde dış faktörlerin etki gücünü de yükseltmektedir. Türk ekonomisinin dışa bağımlılığı daha önce hiçbir dönemde bu boyutlara ulaşmamıştır. Dışa bağımlılığın gelişmesini incelemeye 2001-2010 döneminde Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) rakamlarına göz atarak başlamak uygun olacaktır. Zira bu dönemde GSYİH’nın dolar cinsinden artış boyutları ekonomide sağlanan başarıların en güçlü göstergesi olarak topluma sunulmaktadır. Aynı şekilde başarının diğer bir göstergesi olarak, dış satımlarda yer alan artışlar gösterilmektedir. Türkiye’ye giren doğrudan yabancı sermaye boyutları da Türk ekonomisine güven göstergesi olarak algılanmakta ve sunulmaktadır. Ancak çok az kimse hızla artan dış alımların, süratle yükselmeye devam eden dış ticaret ve cari işlemler açıklarının, artan dış borçların beraberinde getirdiği ciddi risklerin üzerinde durmaktadır. Ayrıca, cari işlemler açıklarının ve dış borcun dolar cinsinden GSYİH’ya oranlarının 2001-2010 döneminde süratle düştüğü belirtilip, övünçle başarı olarak bahsedilmektedir. 2008 yılının Mayıs ayında ABD başlayan ve süratle dünyayı etkisi altına alan, 2009 yılında da tüm şiddetini hissettiren krizden çıkmak için sağlıklı önlemlerin alınmadığı ve yenileme olasılığının yüksek olduğunu ileri süren saygın ekonomistlerin sayısının az olmadığı bir ortamda, Türkiye’nin dışa bağımlılığındaki gelişmeleri incelemek uygun olacaktır diye düşünüyorum. Zira, ABD ve Avrupa ülkelerinde krizin yeniden ortaya çıkması halinde, etkisinin 2009 dan daha şiddetli olabileceğine yönelik endişelerin devam ettiği, hatta arttığı görülmektedir. Bir ülkenin dış finansman ve sanayi girdileri bakımından artan ölçüde dışa bağımlı olması, o ülkenin kendisinde ekonomik kriz çıkmasa bile, dünyada yaşanabilecek bir krizin etkilerinin hissediliş katsayısını yükseltebilir.
ürk ekonomisinin 2001-2010 döneminde giderek artan dışa bağımlılığını olabildiğince net görebilmek için bir seri tablodan yararlanılacaktır. Bu tablolar inceleme gerektirdiği ölçüde ülke grupları veya seçilmiş bazı ülkelerle karşılaştırmalı olarak verilecektir.
GSYİH’daki Gelişmeler 2001-2010 döneminin en önemli özelliklerinden birisi, dönem başında ve dönem sonunda iki büyük krizin yaşanmış olmasıdır. Bu dönemde GSYİH da yer alan gelişmeler, dünya ölçeğinde de karşılaştırmaya olanak verecek şekilde, Tablo 1 de yer almaktadır. Tabloda yer alan bilgileri anlamayı kolaylaştırmak üzere, önce bazı kavramları kısaca açıklamak uygun olacaktır. Sabit fiyatlarla GSYİH rakamları, her yıl ekonomide yer alan fiyat hareketlerini (enflasyon veya deflasyon – fiyat şişkinliğini veya fiyat büzüşmesini) soyutlayan ve gerçek anlamda ekonominin ne kadar büyüdüğünü veya küçüldüğünü görebilmeye olanak sağlar. O nedenle ekonomik büyüme veya küçülmeyi doğru anlamaya yarayan en önemli göstergedir. Güncel fiyatlarla GSYİH ise, o yıl içinde yer alan fiyat değişimini ve gerçek büyüme ve küçülmeyi birlikte içeren bir melez göstergedir. Bu ölçek bize o yıl ekonominin gerçekte ne kadar büyüdüğünü veya küçüldüğünü göstermez. Bu göstergenin melezliğini anlatan en güzel örnek, güncel fiyatlarla GSYİH nın 2001 yılı verisidir. Tablo 1 den de görüldüğü üzere, 2001 da ekonomi 2000 e göre sabit fiyatlarla yüzde 5,7 oranında küçülmesine rağmen, güncel fiyatlarla GSYİH 2001 yılında 2000 e göre (240.224/166.658=) yüzde 44.1 oranında artmış görünmektedir. Bunun nedeni, 2001 deki enflasyon oranı, aynı yıldaki ekonomik küçülme oranından çok daha büyük bir rakam olduğu için, güncel fiyatlarla GSYİH bu boyutta artmış görünmektedir. Akla şu soru gelebilir, gerçek durumu yansıtmayan bu melez gösterge neden Tablo 1 de yer almaktadır. Bunun iki nedeni vardır; birincisi fiyat değişim etkisinin kabaca ne boyutta olduğunu hissedebilmek, ikincisi ve daha önemlisi ise, bu değer o yıl geçerli olan ortalama dolar kuruna bölünerek dolar cinsinden GSYİH’yı hesaplamada kullanıldığı için tabloda yer almaktadır. Böylece de dolar cinsinden GSYİH değerimizdeki gelişmeleri diğer ülkelerin benzeri göstergeleri ile karşılaştırıp, ülkemizin dünya ölçeğinde durumundaki değişimini karşılaştırmalı olarak görmemize olanak verir. Örneğin Türkiye ekonomik büyüklük sıralamasında dünyada 17 inci sıradadır derken bu gösterge esas alınmaktadır. Şimdi bu tanımların ışığında Tablo 1 deki verileri incelemeye başlayabiliriz.
Tablo 1 den de görüldüğü üzere, Türkiye’nin sabit fiyatlarla ekonomik büyüme ve küçülme oranları, 2001 yılı hariç, dünya, Avrupa Birliği ve Gelişme Yolundaki Ülkeler (GYÜ) GSYİH’larının yine sabit fiyatlarla değişimleri ile aynı yönde hareket etmektedir. 2009 yılında da GYÜ ler hariç benzeri paralellik dünya ve AB ile de görülmektedir. Hareket aynı yönde olmakla birlikte, Türkiye’nin GSYİH değişim oranları, özellikle GYÜ lerin GSYİH oranlarındaki değişimin genelde çok gerisinde kalmaktadır. Türkiye’nin sabit fiyatlarla GSYİH büyüme hızlarının GYÜ’lerin sabit fiyatlarla GSYİH büyümelerinden küçük olmasının nedenlerini şöyle özetlemek mümkündür; 1) Türkiye, GSYİH büyüklüğü bakımından dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer almaktadır. Daha somut bir ifade ile, 2010 yılında, Hollanda’nın arkasından 735,8 milyar dolar ile 17 inci sırada yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin büyüme potansiyel hızı, dünya sıralamasında çok daha geride olan ülkelere göre daralmaya başlamıştır. 2) Türkiye, demokratik bir ülke olarak sendikal hakların kullanılmasında önemli bir yol almıştır. Dolayısı ile büyüme oranlarının gerisinde ucuz işgücü katkısı oldukça azalmıştır. Bununla birlikte Türk ekonomisinde ucuz emek veya emeğin hakkının verilmemesi kayıt dışı istihdamın yaygın olduğu sektörlerde, sendikal haklar kullanılamadığı için sürmeye devam etmektedir. Kayıt dışı ekonomi küçüldükçe, ucuz emeğin büyümedeki etkisi de daralmaktadır. Kayıt dışı ekonominin daralması ise sağlıklı, dengeli ve yolsuzlukların azaldığı bir ekonomik yapı için gereklidir. 3) Türk girişimcileri, değerli TL nedeniyle yurt dışında yatırımlarını büyütmeye başladıkları için de ülkemizdeki büyüme oranları GYÜ’lerin gerisinde kalmaktadır. Bu noktada Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin, Türkiye’den yatırım için çıkan sermayeyi dengelediği ve çok daha fazla olduğu ileri sürülebilir. Doğrudur. Ülkemizde gerçekleşen büyüme hızında, yabancı sermayenin yaptığı iş olanağı yaratan yatırımların da payı vardır. Bu konuda son yargıya varmadan önce ülkemize gelen yabancı sermayenin ne şekilde ve ne amaçla geldiğine bakmak gerekecektir. Bu konuya veriler eşliğinde ileride, ödemeler dengesi başlığı altında, değinilecektir.
Avrupa Birliği’nin GSYİH rakamlarının değişim hızı, Türkiye’nin, Dünya’nın ve GYÜ’lerin hızlarından çok gerisindedir. Bunun nedeni de AB ye üye ülkelerin gelişmiş ekonomiler olmaları, en ileri teknolojiyi kullanmaları, işgücü ortalama eğitim düzeyinin yüksekliği ve bu nedenle işgücü verimliliğinde çok yüksek düzeye ulaşılmış olması nedeni ile ekonomik büyüme potansiyel hızlarının yavaşlamış olmasıdır. Bir diğer unsur da bu ülkelerde nüfus artışının çok düşük olması ve göçmen işçi kabul etme konusunda geçmişteki özendirici politikalardan giderek uzaklaşmalarıdır. En ileri teknolojiyi kullanmak, yeni teknolojik gelişme olmadığı sürece büyüme hızınızın düşük düzeyde kalmasına neden olur. Aynı şekilde işgücü verimliliği, eğitim düzeylerinin 11 yıl ve üzerinde olması nedeniyle, yüksek düzeye ulaştığından, işgücünde verimlilik arttırma marjları daraldığı için büyüme hızı da düşmektedir. Göçmen işgücü konusunda eskisine oranla çok daha seçici davranmak da büyüme hızını etkilemektedir. Bu üç unsur, AB ve ABD ile Japonya gibi gelişmiş ülkeler bakımından büyümenin küçük oranlarda kalması bakımından önemli etkenlerdir.
2001 yılında Türkiye ekonomik kriz nedeni ile sabit fiyatlarla GSYİH’da yüzde 5.7 oranında küçülmesi yaşadığında dünya, AB ve GYÜ lerin büyüme oranlarının da 2000 yılı ve öncesine göre önemli ölçüde düşmüş olduğunu görüyoruz. 2001 yılında, dünyadaki bu büyüme oranlarındaki önemli düşüşün Türkiye’deki GSYİH küçülmesinin daha büyük rakam olarak gerçekleşmesini de etkilediğini kabul etmek gerekir. 2001 yılındaki ekonomik küçülmeyi açıklayabilmek için önce kısaca 2000 yılına göz atmak gerekir. 2000 yılı başında Türkiye, IMF’nin parasal kaynakla da desteklediği bir istikrar programı uygulamaya başlamıştı. Bu program bazı küçük değişikliklerle 2008 yılına kadar uygulanmıştır. 2000 yılı başında başlayan program, bir yandan Pazar ekonomisine yönelik yapısal reformların gerçekleştirilmesini öngörürken, diğer yandan da TL’nin, 2001 yılının Temmuz ayı başına kadar hedef alınan enflasyon oranı kadar değer kaybetmesini ve Temmuz 2001 başından başlayarak dalgalı kura geçmesini öngörüyordu. Kasım 2000 ayına kadar bir yandan 1999 yılında uygulanmaya başlamış bulunan (bankacılık, sosyal güvenlik gibi) yapısal değişim programlarına yönelik düzenlemelere devam edilir ve TL’nin değeri de öngörülen enflasyon uyarınca düzenli olarak değiştirilirken, Kasım ayında, mali piyasadan dövize yönelik 4,0 milyar dolar dolayında spekülatif bir talep gelmiştir. T.C. Merkez Bankası bu talebi derhal karşılamıştır. Dövize yönelik bu atak, TL’nin değerinin büyük ölçekte düşürülmesine yol açamadığı için, döviz alanlar, döviz almak için kullandıkları TL kaynaklarından elde etmekte oldukları gelirlerini kaybetmişler ve dövizden kur etkisi ile bir kazanç da sağlayamamışlardır. Şubat 2001 ayında piyasalardan dövize yönelik ikinci ve daha büyük boyutlu bir atak daha gerçekleşmiştir. Bu döviz talebini de, T.C. Merkez Bankası’nın karşılamasına IMF sıcak bakmadıkları için, TL, programda öngörülenden yaklaşık 5 ay önce, dalgalı kura geçmiştir. Bu süreçte TL dolar karşısında çok ciddi ve önemli ölçekte değer kaybetmiştir. 2 Ocak 2001 günü TL/$ kuru 66.6 kuruş iken (eski TL değeri ile değil, kolay izlenmesi için altı sıfır atıldıktan sonraki değer üzerinden) 27 Şubat 2001 günü 112.5 kuruşa sıçramış ve 19 Ekim 2001 günü 165.1 kuruşa kadar tırmanmıştır. 2 Ocak- 19 Ekim arasında TL’nin değer kaybı (165.1/66.6=) yüzde 147.9 boyutunda olmuştur. Anılan dönemde ve öncesinde, TL’nin bu boyutta değer kaybını haklı gösterecek hiçbir ekonomik gelişme söz konusu değildir. Bu büyük ölçekli devalüasyon ekonominin tüm sektörlerindeki gelişmeleri etkilerken, ileride ilgili tabloları incelerken de görüleceği üzere, dış satımda bir miktar artışa yol açarken dış alımı da ciddi ölçekte daraltmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak bankaların reel sektöre açtığı kredilerin faizleri önemli ölçüde artarken gerçek değerlerinde de daralma görülmüştür. Kamu harcamalarında ciddi kısıntıya gidilmiştir. Bütün bunların bileşik etkisi ile 2001 yılında ekonomi yüzde 5.7 ölçeğinde daralmıştır. 2009 krizi ise, gelişmiş ülkelerde 2008 yılının Mayıs ayında konut kredileri geri ödemesindeki sorunlar nedeniyle başlamış ve 2009 a da yayılmış ve yaygınlaşmıştır. 2000 li yılların ikinci yarısında başlayan ABD ve İngiltere’nin bankacılık sektöründe kredi geri ödeme kabiliyeti düşük kişilere yönelik konut ve tüketici kredilerini genişletme politikaları, 2008 yılından başlayarak, bu borç ödeme kabiliyeti düşük kişilerin konut ve diğer tüketici kredilerini geri ödeyememesine yol açmıştır. Bu durum süratle yaygınlaşmış ve ABD ve İngiliz Bankalarının ülke dışından sağladıkları kredileri ödeyememelerine de neden olmuştur. Bu gelişme zincirleme reaksiyon sonucunda dünya bankacılık sektörünü ve borsalarını krize düşürmüştür. Bu süreçle başlayan ekonomik kriz henüz tümden son bulmamış, artçı dalgaları İzlanda, İrlanda, Portekiz, Yunanistan’ı krize sürüklemiş ve İspanya için de ciddi endişelerin doğmasına neden olmuştur. Bu kriz ve Türkiye’deki gelişimi hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler, bu sitede daha önce yayınlanmış bulunan www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=118 “2009 yılında Türkiye Ekonomisi Ne Kadar Küçüldü?” başlıklı yazıya bakabilirler. Yine bu sitede yer alan “Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler ve Türkiye” ve “Avrupa Birliği’nin Baş Ağrıtanları ve Türkiye” başlıklı yazılarda Dünya’daki ekonomik krizin 2000 li yıllarda nasıl oluşmaya başladığına ve Türkiye’yi nasıl etkileyebileceğine ilişkin ayrıntılı verilere dayalı değerlendirmeler bulabilirler.

Tablo 1
2001-2010 döneminde GSYİH da yer alan gelişmeler

 

Yıllar

Sabit
Fiyatlarla
%
Güncel
Fiyatlarla
Milyon TL
Milyon
Dolar
olarak
Dünya
GSYİH
Artışı %
Avrupa
Birliği
Artışı %
GYÜ.
Artışı
%

1998



2,56
2,96
2,47

1999
-3.4
104,596
247.544
3,49
3,03
3,15

2000
6.8
166.658
265.384
4,77
3,87
5,82

2001
-5,7
240.224
196.736
2,29
2,09
3,76

2002
6,2
350.476
230.494
2,89
1,40
4,78

2003
5,3
454.781
304.901
3,62
1,56
6,25

2004
9,4
559.033
390.387
4,93
2,69
7,54

2005
8,4
648.932
481.497
4,55
2,16
7,27

2006
6,9
758.391
526.429
5,21
3,46
8,21

2007
4,7
843.178
648.625
5,34
3,19
8.73

2008
0,7
950.534
742.094
2,83
0,76
6,01

2009
-4,8
952.559
616.703
-0,58
-4,10
2,51

2010
8,9
1.105.101
735.828
4,77
1,65
7,07

2001-2010
Birikimli
Artış %
 

 

46,1

 

 

663,1

 

 

277,3

 

 

42,0

 

 

15,7

 

 

82,4

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, Hazine Müsteşarlığı ve IMF veri tabanları ile o verilerden yapılan hesaplamalar. Continue reading ‘2001-2010 Dönemi Ekonomik Gelişmeler ve Dışa Bağımlılık’