Monthly Archive for Nisan, 2011

Kitap Yasaklama Üzerine Düşünceler

Birkaç gün öncesine kadar yazılı ve görsel basında, İstanbul 12 nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazeteci-yazar Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” isimli henüz basılmamış kitabının tüm nüshalarına el konulmasına karar vermesini ve bu karar üzerine de kitabın elektronik ortamdaki kayıtlarının silinmesine ilişkin haber ve yorumları dinleye ve okuyageldik. 30 Mart 2011 günü görsel ve 31 Mart 2011 günü de yazılı basında, bu kez Tanrı Bilimci Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın yazmakta olduğunu belirttiği Nurculuk ve Fetullah Gülen hakkındaki kitabına ilişkin belgelere ve notlarına el konulduğunu öğrendik. Aynı gün diğer bir Tanrı Bilimci Prof. Dr. Şahin Filiz’in evinin ve Üniversite’deki çalışma odasının arandığı ve bazı belgelerine el konulduğunu da haber aldık. Haberler bunlarla da sınırlı değildi, başka beş bilim adamlarının ev ve çalışma yerlerinde arama yapılmış ve bazı belgelere el konulmuştu[1].  

Yazılı ve görsel basında her iki konu hukuki yönleri de dahil bütün boyutları ile ele alındığından, ben burada bu konulara yeniden değinme yoluna gitmeyeceğim. Bu gelişmeler ışığında, tarih boyunca kitap yasaklamaları ve yakmaları ile bilim insanlarına yönelik baskılar konusunda yer alan gelişmeleri özetle inceleyip, kitap yasaklama konusunda söylenmiş bazı özlü ve anlamlı sözleri sizlerle paylaşacağım.

İnternet ortamında, yazı için bilgi toplamaya Türkçe ve İngilizce dillerinde giriştiğimde, ilginç bir görüntü ile karşılaştım. İngilizce dilinde yaptığım aramada “tarihte yasaklanmış kitaplar” sorusu karşılığında 2.5 milyon başlığa rastlarken, aynı araştırmayı Türkçe dilinde “yasaklanan kitaplar listesi” cümleciği ile denediğimde, neredeyse iki katı, 4.6 milyondan fazla başlıkla karşılaştım. Bu iki farklı sayı, bana göre, aslında önemli bir şeyin çok kaba bir göstergesiydi. İngilizce dili ile yazında, yasaklanan kitaplar konusu, Türkiye’ye göre daha az önemli konuma gerilemişti. Diğer bir aramayı, “kitap yasaklama hakkında özlü sözler” olarak yaptığımda, İngilizce aramamda 2.9 milyon başlıkla karşılaşırken, Türkçe sorgulamamda sadece 89,400 başlığa rastladım. Bu da toplumların kitap yasaklamaya yönelik tepki verme boyutu ve duyarlılığı konusuna bir nebze ışık tutabilir. Ancak hemen şu uyarıda bulunmalıyım ki, bu sayılar, çok kaba bir görüntü verseler bile çok anlamlı değildirler. Zira, bildiğiniz üzere arama motorları, yazdığınız sözcüklerden oluşan cümleciği, cümlecik olarak içeren tüm metinleri değil, cümleciğinizde bulunan sözcükler, tümüyle veya çoğunluğuyla herhangi bir metin içinde dağınık olarak bulunsalar bile sorunuzun yanıtı gibi listelerler. O nedenle de söz konusu sayılara fazlaca önem vermemek gerekir. Ben bu aramalarımda bulup incelediğim bazı dosyalardan ve çeşitli kitaplardan derlediğim bilgileri sizlerle paylaşacağım.

ABD’inde Amerikan Kütüphane Derneği diğer bazı derneklerle birlikte, 1982 yılından bu yana her yıl Eylül ayının son haftasını “Yasaklanmış Kitaplar Haftası” olarak ilan etmiştir. Bu dernek 1982 yılında, “Birinci Anayasa değişikliği ve kütüphane eylemcisi” Judith Krug’un girişimleri ile kurulmuştur. Bu derneğin kurulduğu yıl (Anayasa Mahkemesi olarak da görev yapan) ABD Yüksek Mahkemesi’nin bir davada (Board of Education, Island Trees School District v. Pico 1982) verdiği kararda geçen şu cümle, ”Yerel okul yönetimleri, içerdikleri fikirleri beğenmedikleri kitapları okul kütüphanesi raflarından kaldıramazlar…[2]” dikkat çekicidir. Bu kararın bu derneğin kuruluşu üzerinde etkisi olmuş mudur onu araştırmadım. Anılan hafta boyunca, okuma özgürlüğünü ve ABD Anayasası’na “inanç, düşünceyi ifade, basın ve toplanma özgürlüklerini kısıtlamaya yönelik olarak Yasama Organı tarafından yasa çıkarılamayacağı”na yönelik olarak 1791 tarihinde eklenen hükmü ve bunun önemini kutlama etkinlikleri yapılmaktadır. Bu etkinlikler çerçevesinde, bilgiye özgürce ve açık olarak erişimin yararları üzerinde durulurken, sansürün zararları ele alınmakta ve ABD’de güncel kitap yasaklama girişimlerine dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda; ABD’de tartışılan diğer bir başlık da, 11 Eylül’de ikiz kulelere ve diğer hedeflere saldırılardan sonra çıkarılan “Vatanseverlik Yasası” çerçevesinde kitap, bilgiye erişim ve elektronik ortamda iletişim konularında başlayan elektronik ortam izlemelerine yönelik olarak giderek artan kaygılardır. Bu hafta ve etkinlikleri konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler arama motorlarında “banned books week” diye arama yapabilirler.

İnternet ansiklopedisi Wikipedia’daki bilgilere göre, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) de “Yasaklanmış Kitaplar Haftası”nı kutlamakta ve bu bağlamda, yazdıkları, yaydıkları veya okudukları nedeni ile haksız işlemlere konu olan kişiler hakkında dikkatleri çekmektedir. Bu örgüt, kitap yasaklama konusunda ülkeler bazında da bilgiler açıklamaktadır. 

Kitap yasaklamanın tarihsel gelişimi

Kitap yasaklama neredeyse yazılı tarih kadar eskidir. Antik çağ Yunanistan’ında Sokrates, yaptığı konuşmalarda dile getirdiği düşünceleri nedeni ile yargılanmış ve M.Ö. 399 yılında baldıran zehiri içerek yaşamına son verme cezasına çarptırılmıştır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlar, bu sitede yer alan www.ulugbay.com/blog_hikmet/?p=94 den o konuyu işleyen yazıyı okuyabilirler. İlk kitap yasaklamalarının Çin ve antik çağ Yunan’ında yer aldığı bilgisi ışığında o döneme kısaca göz atarsak Çin’den örnek olarak şu dikkat çekici bilgiyi görürüz. M.Ö. 259-210 döneminde Çin Hükümdarı olan Shih Huang Ti’nin yaktırdığı kitaplar arasında Konfiçyüs okulundan gelen düşünürlerin eserleri azımsanmayacak bir hacim oluşturmuştur. Bugün, Shih Huang Tİ’nin adı sadece bu eylemi ile hatırlanırken, Konfiçyüs ve eserleri hemen her dile çevrilmiş ve çok okunanlar içinde hak ettiği yeri almıştır.

Hıristiyanlığın ortaya çıkması ve yayılmaya başlaması ve daha sonra da Roma Devleti’nin resmi dini olması ile birlikte kitap ve açıklanan düşünceleri yasaklama uygulamasının yaygınlaştığı görülmektedir. Bu bağlamda mutlaka anılması gereken bir olay ise, İskenderiye Kütüphanesi’nin aşama aşama yok edilişidir.

İskender’in, M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra, parçalanan İmparatorluğu’nun Mısır bölgesi Ptolemeus Soter’in payına düşmüştü, Soter, İskender’in kurduğu ve ismini taşıyan kentte bayındırlık etkinliklerini sürdürdü ve bu kapsamda bir müze ve bir de kütüphane kurdu. Bu müze ve kütüphane izleyen yıllarda İskenderiye’yi çağının bilim ve araştırma merkezi haline getirdi ve sürekli bilim adamı ve filozof göçünü bu kente yönlendirdi. Bu da beraberinde kütüphanenin yeni ve çok değerli eserler kazanmasına yol açtı. İskenderiye Kütüphanesi’nin gelişmesi konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, ansiklopedilere bakabileceği gibi, Tübitak’ın yayınlarından Colin A. Ronan’ın “Bilim Tarihi” isimli eserinin ilgili bölümüne de göz atabilir. Aynı dönemde dünyanın hızla gelişen diğer bir önemli kütüphanesi de Bergama Kütüphanesi idi. M.Ö. 40 dolaylarında, Marcus Antonius’un Bergama Kütüphanesi’ndeki 200,000 tomar boyutundaki yazılı metinleri Mısır’a vermesi, Bergama Kütüphanesini çökertirken, İskenderiye Kütüphanesini daha da zenginleştirmiştir. Ancak, Palmira Kraliçesi Septimia Zenobia M.S. 269 yılında Mısır’ı işgal ettiğinde, yağmalamalar sırasında İskenderiye Kütüphanesi’nin bir bölümü yanmış ve yok edilmiştir[3].  Hıristiyanlığın yayılması Mısır’ı da kapsamıştı. İskenderiye Piskoposu Kiril zamanında, M.S. 415 yılında, İskenderiye’de yer alan ayaklanma, Piskopos’un da desteklemesi ile paganlara, Yahudilere ve Hıristiyanlığı farklı yorumlayan ve uygulayan Novatian’lara karşı kıyıma dönüşmüştü. Bu olaylar sırasında Kütüphane’nin Müdüresi değerli bir matematikçi, astronom ve yeni-Eflatuncu akımın öncülerinden olmakla ün kazanan bilim kadını Hipatia da vahşi bir şekilde öldürüldü, vücudu parçalandı ve yakıldı. Bu olaylar sırasında İskenderiye Kütüphanesi’nin çok değerli koleksiyonları da geniş ölçüde yakılmıştır[4]. Bu katliam ve İskenderiye Kütüphanesi’nin yok edilmesi insanlık tarihinin en utanç yüklü sayfalarından birisi olmuş ve insanlık var oldukça da bu yok ediş nefretle anımsanmaya devam edilecektir. Bu kütüphanenin yok edilişinin insanlığın gelişmesinde kaç yüzyıla mal olduğunu hesaplamak hiç de kolay değildir, ama ciddi bir maliyeti olduğu kesindir. Bu maliyet konusunda Fransız düşünür ve yazarı Michel de Montaigne’in(1533-1592) saptamasını paylaşmak isterim, “Dinimizin yasalarla egemen olmaya başladığı ilk zamanlarda, inanç çabasının, bir kişiyi her çeşit pagan kitaplarına saldırttığı, bu yüzden aydın kişileri eşsiz hazinelerden yoksun bıraktığı su götürmez. Bence bu kargaşanın bilimlere ve sanata verdiği zarar, barbarların çıkardığı bütün yangınlardan daha büyük olmuştur.[5]

İngiliz John Wycliff (1329-1383), dünyada yaşamın yüzbinlerce yıl önce ba Continue reading ‘Kitap Yasaklama Üzerine Düşünceler’