Monthly Archive for Mart, 2011

2023 İçin Gerçekçi Olarak Ne Öngörebiliriz?

(Aşağıda okuyacağınız yazı, geçmişte Devlet Planlama Teşkilatı’nda görev yapmış Planlama Uzmanları’nın ayda bir yaptıkları sohbet toplantılarından Mart 2011 deki “2023 teki Türkiye” başlıklı olanına sohbet açış sunuşudur.)

T.B.M.M. tarafından Haziran 2000 de kabul edilip yürürlüğe giren, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005) ile birlikte kabul edilen “Uzun Vadeli Gelişmenin (2001-2023) Temel Amaçları ve Stratejisi” isimli belgenin 18 inci maddesinde şu hedefe yer verilmişti; “Türkiye’nin (1) gerekeli yapısal dönüşümleri gerçekleştirmesi durumunda, (2) 2001-2023 döneminde yıllık ortalama yüzde 7 dolayında büyüme hızı sağlaması, (3) büyümenin yaklaşık yüzde 30 unun toplam faktör verimliliğinden karşılanması kaydıyla, ve (4) 1998 yılında yaklaşık 3,200 dolar olan kişi başına gelirin 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri düzeyine yaklaştırılması beklenmektedir. Türkiye’nin dönem sonunda ulaşacağı 1.9 trilyon dolar civarında GSMH düzeyi ile dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmesi öngörülmektedir.” Diğer bir deyişle, Cumhuriyet’in yüzüncü yılını, ekonomik büyüklük bakımından dünyanın ilk on devleti arasına girmiş bir ülke ve toplum olarak kutlama umudu hedef olarak seçilmiştir. Bu umudun gerçekleşmesinin de belirli şartların gerçekleşmesine bağlı olduğu özellikle vurgulanmıştır.

TBMM’nin bu hedefi kabul etmesinden yaklaşık 11 yıl sonra, Başbakan, 28 Ocak 2011 tarihli “Ulusa Sesleniş Konuşması”nda, 2023 hedefine yönelik olarak şu açıklamada bulunmuştur; “… Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100 üncü yıldönümü için kendimize çok büyük, ama gerçekleştirilmesi mümkün hedefler belirledik. … 8 yılda, Türkiye’nin milli gelirini 3 kattan fazla artırdık, 230 milyar dolardan, … yaklaşık şu andaki haliyle 700 milyar doların üzerine çıkardık. Şimdi, önümüzdeki 12 yıl içinde, milli gelirimizi en az üç kat artırarak, inşallah 2023 yılında 2 trilyon dolar milli gelir seviyesine ulaşmayı hedefliyoruz. 12 yıl sonra nüfusumuzun 82 milyon olacağını tahmin ediyoruz. Bu durumda, kişi başına düşen milli gelirimizi de 25,000 dolara yükseltmiş olacağız. …[1]

Başbakan, 2000 yılında açıklanan stratejik hedefinin temel varsayımlarından söz etmeksizin sadece, 2023 yılı milli gelir hedefini, 2000 yılında açıklanan rakama 100 milyar dolar ekleyerek tekrarlamış ve kişi başına milli gelirin de 25,000 dolara yükseleceğini belirtmiştir. Ancak, gerçekçi bir yaklaşımla, 2000 stratejisinde yer alan dünyanın ilk on ekonomisinden birisi olma konusuna değinmemiştir. 

Hemen belirtmek gerekir ki, 2009 krizi öncesinde, 2008 yılında AB üyesi ülkelerden bazılarının kişi başına milli gelirleri sırasıyla Yunanistan (31,602), Kıbrıs Rum Kesimi (32,161), Portekiz (23,830), Fransa (45,991), Almanya (44,525) ve İspanya (35,364) dolardır. Dolayısı ile 13 yıl sonrası için ileri sürülen kişi başına milli gelir rakamı 25,000 dolar bugünkü AB üyelerinden bazılarının gelirinden oldukça geridir. 2023 e gelindiğinde AB ülkelerinin kişi başına milli gelirleri de önemli bir artış göstermiş olacaktır. Bu noktada hemen geçmişten bu konuya ilişkin bir örnek vereyim. Ülkemizde bu tür gelişmiş ülkeleri hangi tarihte yakalayacağımıza ilişkin ilk hedef çalışması 1970 yılındaki planlama çalışmaları sırasında yapılmış ve 1990 lı yılların başında, İtalya’nın 1970 yılındaki kişi başına milli geliri olan, 1990 dolara ulaşılacağı ileri sürülmüştü. 1970 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 400 dolar düzeyinde idi. Çalışma, bu geliri 20 yıl içerisinde beş kat arttırmayı hedef almıştı. Gerçekten de 1992 yılında kişi başına milli gelirimiz 2,040 dolara ulaşmıştı. Biz bu beş katlık artışı sağlarken, İtalya’da 1970 yılındaki kişi başına milli gelirini 1,990 dolar düzeyinden 10.4 kat arttırarak 20,790 dolara çıkarmıştı. Diğer bir deyişle, yirmi yıl içinde, biz kişi başına milli gelirimizi beş kata yakın büyütürken, İtalya on kattan fazla büyütmüştür. Sonuçta ara kapanmamış ciddi şekilde açılmıştı.

Toplantıya katılan ve o dönemde DPT de görev yapmış olan bir Uzman, 1970 yılına ilişkin bu hedefe ilişkin şu anısını paylaşmıştır; o günlerde, teknisyenler olarak, üzerinde çalışılan büyüme hedefleri ile 20-30 sene sonra Türkiye hangi düzeye ulaşabilir tarzında bir zihin egzersizi de yapmıştık. Bu egzersiz sonunda, 20 yıl sonra ancak İtalya’nın 1970 yılındaki kişi başına milli gelirine ulaşacağımızı görmüş ve biraz da hüzünlenmiştik. Ancak bu zihin egzersizinin bulguları anlaşılan üst kademelerin bilgisine, oradan da siyasetçilere ulaşmış ve bir süre sonra 1990 da İtalya’nın kişi başına milli gelirine ulaşacağız açıklamasına dönüştüğünü gördük.

16 Şubat 2011 tarihli yazılı basında, “ABD olmak için 37 yıl üst üste yüzde 7 büyümek gerekiyor” başlığı ile yer alan haberde, IMF verilerine dayanarak yapılan hesaplamalara göre, Türkiye’nin yıllık yüzde 5 büyüme ile Kanada’yı 2014, İspanya’yı 2015, İtalya’yı 2020 de, Brezilya, İngiltere ve Fransa’yı 2024 de ve ABD’yi de 2063 yılında geçebileceği, ancak büyüme hızı ortalama yüzde 7 ye çıkarsa bu tarihlerin daha erken yıllara ineceği ve örneğin ABD’nin 2048 de geçilebileceği belirtilmiştir[2].

17 Şubat 2011 tarihli yazılı basında, bu kez Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK), “Türkiye Ekonomisi’nin Geleceği Araştırması”nın ön sonuçlarına yer verilmiştir[3]. TİSK’in basın açıklamasında yer alan bilgilere göre, 1980-2009 döneminde Satın Alma Gücü Paritesine(SAGP) üzerinden Türkiye’de kişi başına milli gelir 2,427 dolardan 4,778 dolara çıkmış ve bunun sonucu gelişmiş ülkelerin ortalama kişi başına milli geliri ile arasındaki açık oransal olarak yüzde 84.9 dan yüzde 82.2 ye gerilemiştir. Aynı açıklamaya göre gelişmiş ülkeler ile Türkiye arasında SAGP’ne göre milli gelir farkı 2000 yılı dolar değeri üzerinden, 1980 de 13,643 dolar iken 2009 da bu fark 22,106 dolara çıkmıştır. Anılan çalışma, çeşitli senaryolara göre bu farkın ne zaman kapanabileceğine ilişkin olarak da 2080 ve 2093 tarihlerini ortaya koymuştur.

Basında yer alan bu bilgileri sizlerle paylaştıktan sonra şimdi de, sizlere, kendi çalışma ve düşüncelerimi açıklamak isterim. Haziran 2000 de TBMM’nin 2023 yılı için dünyanın ilk 10 ekonomisine girme hedefini kabul etmesi üzerine, bunu gerçekleştirebilir miyiz ve gerçekleştirmek için neler yapmamız gerektiğini araştırmaya başlamış ve yaptığım çalışmaların sonucunu, 2003 yılında, “Risk Altında Bir Ülkenin 2023 Yarışı” başlığını taşıyan kitabımla yayınlamıştım[4].

Kitabın yayımlanmasından bu yana sekiz yıl geçti ve gerek Türkiye ve gerek dünya ekonomisinde çok önemli gelişmeler yer aldı. Bu gelişmeler kitabımdaki bazı verileri değiştirme ve güncelleme gerektiğini ortaya koydu.

Şimdi bu gelişmeleri de göz önüne alarak, Cumhuriyet’in yüzüncü yılını kutlayacağımız 2023 yılı için gerçekçi olarak hangi GSYİH düzeyini öngörebiliriz, buna ilişkin düşüncelerimi bazı veriler eşliğinde sizlere sunmak istiyorum. İlk sunmak istediğim bilgiler dolar cinsinden cari fiyatlarla dünyanın ilk 21 ekonomisinin 1980, 2000 ve 2009 yıllarındaki GSYİH nı içermektedir. Continue reading ‘2023 İçin Gerçekçi Olarak Ne Öngörebiliriz?’