Monthly Archive for Ocak, 2011

Avrupa Birliği’nin Baş Ağrıtanları ve Türkiye

2009 yılında dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik kriz çerçevesinde Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle Doğu Avrupa ülkelerine açtıkları krediler nedeniyle ciddi endişe duymaktaydılar(1). Avrupa Birliği ülkeleri henüz bu endişelerinden kurtulamamışken, bu kez de 2010 yılında İzlanda, İrlanda’da ekonomik krizin derinleşerek devam etmesi ile karşı karşıya kaldılar. Henüz bu iki ülke için doğru dürüst çözüm üretilememişken, Yunanistan’da da krizin derinleştiği artık dünya kamuoyundan saklanamaz hale geldi. Avrupa Birliği Yunanistan ekonomisini çöküşten kurtaracak arayışlarına devam ederken bu sefer de Portekiz, Kıbrıs Rum Kesimi, Romanya ve İspanya’nın da sıkıntı içinde olduğu söylemleri yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. 2010 yılı bu sıkıntılarla tamamlanırken, çözümlenmemiş sorunların gölgeleri hem ABD’yi hem de AB’ni içine girdiğimiz 2011 yılında da ciddi biçimde etkileyecek gibi görünüyor. Doğal olarak bu gelişmelerin serpintilerinin Türk ekonomisi üzerine de düşme olasılığı var.

Bu yazı ile sizlere, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İzlanda, Portekiz, İspanya ve İrlanda’ya ilişkin bazı veriler sunarak bu ülkeleri riskli konuma taşıyan unsurların neler olduğunu genel çizgileri ile açıklamaya çalışacağım. Bu incelemem bittikten sonra da ortaya çıkacak bilgiler ışığında Türkiye açısından risk taşıyan unsurlar üzerinde kısaca duracağım.

Bu sunumda kullanılan tüm tablodaki veriler, IMF veri tabanından alınmıştır. Yüzdeler, IMF verilerine dayanılarak tarafımdan hesaplanmıştır. 2010 yılına ait veriler IMF’nin veri tabanında yer alan beklentilerdir. O nedenle de tablolarda 2010 rakamının yanında “B” simgesi yer almaktadır.

Kıbrıs Rum Kesimi

Avrupa Birliği üyesi bu ülkeye ilişkin olarak ilk sunmak istediğim veriler GSYİH ve cari işlemler açıklarını içermektedir. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.

Tablo 1
   

Kıbrıs Rum Kesiminin GSYİH’ındaki gelişmeler

Yıllar

GSYİH

Mio. $

GSYİH $

Değ. %

GSYİH

S.F. %

Birikimli

CİA mio. $

B.CİA/

GSYİH %

2001

9,678

4.02

316

3.26

2002

10,558

9.1

2.10

718

6.80

2003

13,324

26.2

1.99

1,019

7.65

2004

15,823

18.8

4.22

1,813

11.46

2005

16,996

7.4

3.91

2,823

16,61

2006

18,424

8.4

4.13

4,107

22.29

2007

21,837

18.5

5.13

6,672

30.55

2008

25,384

16.2

3.62

11,117

43.80

2009

23,603

-7.0

-1.74

13,066

55.36

01-09

143.9

25.69

2010 B.

22,752

-3.6

0.41

14,868

65.35

Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, cari işlemler açıkları yıllık veriler olarak gösterilmek yerine, 2001 den itibaren birikimli olarak gösterilmiştir. Konuya bu şekilde yaklaşmamın nedeni, cari işlemler açıklarının ya doğrudan yabancı sermaye veya devlet, bankalar, işletmeler tarafından dışarıdan döviz borçlanılarak karşılanmakta oluşudur. Bu karşılanış şekli ileride borç geri ödemesi veya sermaye transferi şeklinde dışarıya çıkabileceği için, dışarıya çıkabilecek potansiyel dış kaynak boyutunu tam gösterebilmek için birikimli sunuma gidilmiştir. Anımsanacağı üzere, bu yaklaşımı daha önceki yazılarımda da kullanmıştım. Bu noktada şunu da hemen belirtmeliyim ki, tablolarda yer alan 2001 cari işlemler açıkları 2001 öncesi döneme ait birikimli rakam değildir.

Tablo 1, Kıbrıs Rum Kesimi’nin (bundan böyle KRK olarak anılacaktır) dolarla ifade edilen GSYİH’nın 2001-2009 döneminde yüzde 143.9 oranında arttığını göstermektedir. Oysa aynı dönemde sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 25.69 boyutunda artmıştır. Bu durumda dolar cinsinden GSYİH’nın artışının gerisinde önemli ölçüde KRK parasının dolar karşısında değer kazanması yatmaktadır. Bu boyutu Tablo 2 eşliğinde biraz sonra inceleyeceğiz. Ancak burada hemen bir hususun altını çizmekte fayda vardır, KRK 2008 yılı başından itibaren avro’ya geçmiştir. Dolayısı ile 2008 ve sonrasına ait dolar cinsinden GSYİH’nın artışını dolar/avro ilişkisi belirlemiştir. Tablo 1 in son sütunundan da görüldüğü üzere, birikimli cari işlemler açığının GSYİH’ya oranı özellikle 2004 yılından sonra hızla yükselmiştir. CİA’larının mutlak rakam olarak ve GSYİH’ya oran olarak artışında KRK’nin dışalımının dışsatımından daha hızlı artmasının önemli katkısı olmuştur. Dışalım artışını tetikleyen temel unsur “zenginlik duygusu”dur. Ulusal paranın (sonra da avro’nun) dolar karşısında reel değer kazanması, kişi başına GSYİH rakamlarını da şişirdiği için bireylere her yıl dolar cinsinden daha yüksek gelire sahip olma duygusu vermiştir. Bolca akan dış kaynaklarla beslenen mali sistem de, hanehalkının borçlanma egosunu sürekli beslemiştir. Bazı kaynaklara göre KRK de 2008 sonu itibariyle hanehalkının borcunun GSYİH’nın yüzde 122 sine ulaştığını kaydetmektedir(2). Bu durumda, 2011 ve sonrasında KRK ekonomik büyümesini geniş ölçüde, hanehalkının halen taşımakta olduğu borç riskini daha fazla büyütmeyi isteyip istemeyeceği, CİA’nı finanse edecek dış kaynakların özellikle AB ülkelerinden kolaylıkla bulunup bulunamayacağına bağlı kalacaktır.

KRK’nin 2001-2009 dönemindeki ekonomik büyümesine ilişkin değerlendirmeleri Tablo 2 deki veriler eşliğinde sürdürmek uygun olacaktır.

  Tablo 2

   

KRK’ne ilişkin bazı göstergeler

Yıllar  

TÜFE

GSYİH  S.F. %

GSYİH

$ %

K. Başına

GSYİH $

2001

2.09

4.02

13,875

2002

3.09

2.10

9.1

14,965

2003

2.24

1.99

26.2

18,682

2004

3.91

4.22

18.8

21,665

2005

1.41

3.91

7.4

22,686

2006

1.47

4.13

8.4

24,040

2007

3.74

5.13

18.5

28,044

2008

1.82

3.62

16.2

32,161

2009

1.56

-1.74

-7.0

29,619

01-09

24.75

25.69

143.9

131.8

         

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, KRK’inde TÜFE (tüketici fiyat endeksi) 2001-2009 döneminde toplamda yüzde 24.75 ve sabit fiyatlarla GSYİH yüzde 25.69 artmasına karşılık dolar cinsinden GSYİH yüzde 143.9 boyutunda yükselmiştir. Bu tablonun bizlere verdiği bilgi, 2001-2008 döneminde KRK ulusal parasının dolar karşısında çok ciddi boyutta reel değer kazandığıdır. Tablonun son sütunundan da görüldüğü üzere, KRK’inde 2001-2008 döneminde kişi başına GSYİH dolar cinsinden yüzde 131.8 oranında artarak 13,875 dolardan 32,161 dolara çıkmıştır. 2008 yılında avro’ya geçildiğinde, avro ulusal paraya oranla dolar karşısında daha değerli olduğu için 2008 yılı dolar cinsinden GSYİH yüzde 16.2 oranında artış göstermiştir. Kişi başına düşen GSYİH’nın 2001-2008 döneminde yüzde 131.8 oranında artmış olmasının verdiği “zenginlik duygusu”nu nasıl tetiklediği yukarıda değinilen hanehalkı borcunun GSYİH’nın yüzde 122 sine çıkmasından ve cari işlemler açığının tırmanışından açıkça görülmektedir. Continue reading ‘Avrupa Birliği’nin Baş Ağrıtanları ve Türkiye’

Enflasyon Oranlarındaki Şaşırtan Gelişmeler ve Nedenleri


3 Ocak 2011 günü, 2010 yılına ilişkin Tüketici ve Üretici fiyat endekslerindeki değişimler açıklandı. Buna göre 2010 yılında Tüketici Fiyat Endeksi bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 6.40 artarken Üretici Fiyat Endeksi aynı dönemde yüzde 8.87 oranında artmıştır. İki endeks arasındaki puan farkı 2.47 ve bu fark Tüketici Fiyat Endeksi oranının yüzde (2.47/6.40=) 38.6 sı düzeyindedir. Ben bu rakamları görünce ciddi şekilde şaşırdım. Şaşırmamın nedeni her iki endeks değişimlerinin beklentilerimden yüksek veya düşük olmasından kaynaklanmadı (Aslında Tüketici Fiyat Endeksi beklentimin çok altında ve Üretici Fiyat Endeksi de biraz altında çıktı). Şaşırmam, 2010 yılında ekonomik büyümenin yüzde 7 civarında olmasının beklendiği bir ekonomik ortamda Üretici Fiyat Endeksi değişiminin Tüketici Fiyat Endeksinden ciddi biçimde yüksek olmasından kaynaklandı.

Şaşkınlığımın nedenini sizlere daha somut olarak şöyle açıklayabilirim; ekonominin büyüdüğü ve özellikle de yüksek oranda büyüdüğü dönemlerde talepte ciddi artışları yer alır. Talebi karşılamak için ya varsa stokların piyasaya sürülmesi yoluna gidilir ya da yeni üretimle karşılanır veya her iki araç bir arada kullanılarak karşılanır talep artışı. Yeni üretimle talebi karşılama durumunda bir zaman aralığı olacağı için Tüketici fiyat endeksi, üretici fiyat endeksinden daha hızlı artar. Ekonomide küçülme olduğu dönemlerde de talep hızla düştüğünden tüketici fiyatları hızla düşerken, üreticiler (işlerin kısa sürede yeniden açılabileceği beklentisi ile)fiyatlarını düşürmezler gerekirse bir miktar stoka üretim yapmayı göze alırlar. Sağlıklı bir Pazar ekonomisinin işleyişindeki kural bu olunca, 2010 da ekonominin yüzde 7 dolayında büyümesinin beklendiği bir ortamda Üretici Fiyat Endeksi’nin Tüketici Fiyat Endeksi’nden yüzde 38.6 daha fazla artmış olduğunu görünce doğal olarak çok şaşırdım. Yanılmış olabileceğim düşüncesi ile TÜİK’in veri tabanında bir gezintiye çıktım ve bulduğum veriler de geniş ölçüde bu kuralı doğruladığı için derlediğim bilgileri sizlere sunmanın doğru bir yaklaşım olacağı anlayışı ile bu yazıyı hazırladım. Düşüncelerimi Tablo 1 eşliğinde sunmaya başlamak istiyorum. Tablo 1 deki 2010 yılı büyüme ve stok değişim değerleri 9 aylık dönem içindir.

Tablo 1 i değerlendirmeye başlamadan önce, Tablo’daki bilgilerin “çoklu-melez” bir yapıda olduğunu belirtmek isterim. Zira TÜİK 2010 yılında seri değişikliğine gittiği için 2010 verileri bu yeni seriye, 2004-2009 verileri ise 2003 serisine dayanmaktadır. 1998-2003 dönemi verileri ise 1994 yılı bazlı seriden alınmıştır. 1994-1997 dönemi ise İstatistik Göstergeler 1923-2009 Belgesinden alınmıştır. TÜİK’in Üretici Fiyat Endeksi’nin uygulamaya koymasından önceki yıllar için Toptan Eşya Fiyat Endeksi Serisi kullanılmıştır. TÜİK’in Tüketici Fiyat Endeksi’ni devreye soktuğu dönem öncesi için de İstanbul Tüketici Fiyat Endeks serisi kullanılmıştır. Bu noktada okuyucunun aklına neden “çoklu-melez” bir tablo yapmak yerine tüm Tablo’yu 1994 lü seri üzerinden veya İstatistik Göstergeler 1923-2009 Kitabı’na göre düzenlemediğim sorusu haklı olarak gelebilir. Bunun yanıtı ise, 1923-2009 Kitabında bile veri serilerinde değişiklikler olduğudur. Aynı şey 1994 bazlı seri için de geçerlidir. Dolayısı ile TÜİK’in kalıcı ve uzun vade için geçerli olacak bir veri tabanı hazırlamasına değin Tablo 1 deki gibi 1994-2010 dönemini kapsayan 16 yıl gibi ulus yaşamında göreceli orta vade için tek bazlı bir tablo düzenleyebilmek mümkün olamayacaktır.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, sabit fiyatlarla GSYİH’nın yüzde 7 civarında artmasının beklenildiği ve dolayısı ile ciddi bir talep artışının olduğu varsayılan 2010 yılında yukarıda da değinildiği üzere, Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki artış Üretici Fiyat Endeksi’nin çok ciddi biçimde gerisinde kalmıştır. Üstelik bu gelişme 9 aylık verilere göre GSYİH’nın yüzde 1 inin stok artışına gitmesine rağmen böyle olmuştur. 2010 yılındaki bu gelişmenin dış ticaretteki gelişmelerden etkilenip etkilenmediğine baktığımda ise şunu gördüm; ihracat 2009-2010 döneminde 11 aylık dönem olarak 92,088 milyon dolardan yüzde 10.9 artarak 102,122 milyon dolara çıkarken, ithalat 125,909 milyon dolardan yüzde 31.0 oranında artarak 164,922 milyon dolara yükselmiştir. İthalatın, ihracattan çok daha fazla artması sonucu Tüketici Fiyat Endeksi artışının Üretici Fiyat Endeksi’nin gerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. 2009-2010 döneminde TL’nın yabancı paralara karşı değer kazandığı da anımsanırsa, TL’nın değer kazanması, hızla artan ithalat ve tırmanan dış ticaret açıkları ile Tüketici Fiyat Endeksi’nin Üretici Fiyat Endeksinden daha yavaş artması sağlanmıştır. Büyüyen dış ticaret ve dolayısı ile büyüyen cari işlemler açığını finanse etmek için yurt dışından geniş ölçüde özel sektör ve bankaların borçlanması ile göreceli bir enflasyon düşüşü sağlandığı ortaya çıkmaktadır. Artan dış borç stoku üzerinde ise şimdilik kimse durmamaktadır. Continue reading ‘Enflasyon Oranlarındaki Şaşırtan Gelişmeler ve Nedenleri’