Monthly Archive for Aralık, 2010

Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye’de Ekonominin Dünü, Bugünü ve Yarını

Aşağıdaki bilgiler 1 Aralık 2010 günü İstanbul Aydın Üniversitesi’nde

özet olarak sunulan konferansın tam metnidir.


İstanbul Aydın Üniversitesi’nde “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye’de Ekonominin Dünü, Bugünü ve Yarını”nı kapsayacak bir sunuş yapma olanağını bana verdikleri için başta Üniversite’nin Rektörü Prof. Dr. M. Salih Çelikkale olmak üzere, Üniversite Yönetimi’ne ve değerli akademisyen arkadaşım Prof. Dr. Firuz Yaşamış’a ve beni dinlemek için yaşamından süre ayıran sizlere gönülden teşekkürlerimi sunarım.
Geçtiğimiz yıl sizlerin de içinde yaşayıp gözlemlediğiniz bir küresel ekonomik kriz, hem dünyada hem de ülkemizde önemli toplumsal bedeller ödenmesine neden oldu. 2009 yılı son çeyreğinden itibaren krizin son bulduğuna ve ekonomik büyümenin yeniden başladığına ilişkin söylemler dile getirenler oldu. Gerçekten de gerek dünya ekonomisinde ve gerek ülkemizdeki ekonomik göstergelerde büyümenin yeniden başladığını gösteren belirtiler gözlemlendi. Ancak bu gelişmelere ve olumlu söylemlere rağmen ihtiyatlı tavır sergileyenler de vardı. Benim de içinde bulunduğum ihtiyatlı tavır sergileyenler, kriz öncesinde ve sürecinde Hükümetlerce alınan önlemlerin hastalığı tedavi edecek nitelikte olmaktan çok hastanın ateşini düşürmeye yönelik yapıda olduğunu ileri sürüyorlardı.  
Eylül 2010 ayında dünyanın tanınmış ekonomistlerinden Nouriel Roubini, A:B.D. de iki dipli veya “w” yapısında resesyonun gerçekleşme olasılığının yüzde 40 dan fazla olduğunu kehanetinde bulunmuştur(1). Benzeri bir kehaneti, Ağustos ayında, Avrupa ekonomileri için diğer ünlü bir ekonomist Joseph Stiglitz dile getirmişti(2). IMF Başkanı Dominique Strauss-Khan ise, Ekim ayı başında, Hükümetlerin iç ekonomik sorunları çözmek için kur politikalarını kullanma yoluna gitmesinin “kur savaşlarına” neden olabileceği uyarısında bulunma ihtiyacını hissetmişti(3). Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Babacan, 6 Kasım 2010 günü, “Kapalı toplantılarda görüştüğümüz bütün yetkililer ki dünya ekonomi yönetiminde söz sahibi olan herkesle sık görüşüyoruz, o kaygılar, o bakışlar, sorduğumuz sorular karşısındaki tutum, verilen ya da verilmeyen cevaplar endişe uyandırıyor(4).” Bu söylemler normal bir ekonomik ortam yaşanmadığını açıkça göstermektedir.
Görüldüğü üzere, dünyanın önde gelen ekonomistleri ile ülkemizin ekonomi bakanı, gelecek için endişe duymakta ve ilgilileri ciddi şekilde uyarma gereksinimi duymaktadırlar. Dünya ekonomisi ile aktif bir etkileşim içinde bulunan Türk ekonomisinin, gelişmiş ülke ekonomilerinde yer alacak olası sorunlardan bağışık olması söz konusu değildir. O nedenle, dünya ekonomisinin ve bu arada Türk ekonomisinin gelecekte nasıl bir gelişme göstereceğini görebilmek için, dünyanın önde gelen ekonomileri ile Türk ekonomisini 2009 krizine götüren hastalıklar neler idi ve uygulanan tedaviler bu bünyeleri yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşturabildi mi, yoksa hastalığın daha güçlü bir biçimde yenilemesine yol açacak şekilde üstün körü mü tedavi edildi sorularına yanıt aramamız gerekmektedir. Bu yanıtları bulabilmek için de İngiltere’nin ünlü devlet adamı Winston S. Churchill’in, “Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ilerisini görebilirsiniz” önerisine uyarak değerlendirmelerimi sunmaya çalışacağım. 
Türk ekonomisinin dününü, bugününü ve yarınını dünya ölçeği içerisinde değerlendirebilmek için gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerden oluşan iki ülke grubuna ait çeşitli ekonomik verilerinden oluşan bir seri tablodan yararlanacağım. Gelişmiş ülkeler grubunu A.B.D., Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa ve İspanya oluşturacaktır. Bazı göstergelerde bu gruba birkaç ülke ekleyebilirim. Buna karşılık, gelişme yolunda ülkeler grubunu da Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika ve Türkiye olarak belirledim. Bu grup BRİC + Türkiye söyleminin bir anlam taşıyıp taşımadığına da ışık tutacaktır. Bu gruba bazı göstergeler çerçevesinde birkaç ülke ekleyebilirim.  Tablo 1/a ve b de yer alan ve birbirini tamamlayan iki tabloda on iki ülkenin 2001 ve 2009 yıllarındaki GSYİH büyüklükleri yer almaktadır.
                                   Tablo 1/a
       2001-2009 döneminde Gelişmiş ülkelerin
               GSYİH’nın gösterdiği gelişme
           (cari fiyatlarla, milyon dolar olarak)
Ülkeler           2001         2009          Artış %
ABD         10,286.2     14,119.1        37.3
Jap.           4,095.5       5,068.9        23.8
Alm.          1,892.6       3,338.7        76.4
Fra.           1,341.3       2,656.4        98.0
İng.           1,471.4       2,178.9        48.1
İsp.              609.6       1,467.9      140.8
Toplam     19,696.5     28,829.7        46.4
Dünya      31,940.9     57,843.4        81.1
%                 61.7           49.8
ABD %         32.2           24.4
Kaynak: IMF veri tabanı
Tablo 1/a nın incelenmesinden de görüleceği üzere, ABD ve Japonya’nın GSYİH büyüme oranları, incelenen bu seçilmiş altı ülkenin toplam GSYİH artışlarının gerisinde kalmışlardır. Daha da önemlisi AB üyesi olan ve euro’yu ortak para olarak kullanan İspanya, Fransa ve Almanya’nın ABD’den çok daha yüksek oranda GSYİH artışı gerçekleştirmiş olma görüntüsüdür. Görüntü sözcüğünü bilinçli olarak seçtim, zira 2001 ve 2009 da bu ülkelerin GSYİH rakamlarının ABD doları cinsinden ifade edilişinde, döviz kuru etkisinin çok büyük etkisi vardır. 2001 yılında ortalama 1 euroya 0.91 dolar alınabilirken, 2009 yılı ortalaması olarak 1 euroya 1.44 dolar alınmaktaydı. Diğer bir deyişle euro 2001-2009 döneminde dolara karşı yüzde 57.6 değer kazanmıştır. Dolayısı ile Almanya, Fransa ve İspanya’nın GSYİH larındaki reel artışlar tabloda görülenden daha düşük düzeydedir. O nedenle, bu ülkeler kur etkisinden arınmış sabit fiyatlarla GSYİH büyümelerinin gerçekçi boyutlarını biraz sonra Tablo 4/a da görülecektir.
Tablo 1/a nın ortaya koyduğu bir gerçek cari fiyatlarla ve dünya GSYİH rakamı içinde bu altı ülkenin payı 2001-2009 döneminde yüzde 61.7 den 49.8 e inerken; ABD’nin dünya GSYİH’sından aldığı pay da yüzde 32.2 den yüzde 24.4 e düşmüştür. Bu dünya ekonomisinde 2001-2009 döneminde ciddi bir eksen kayması olduğunu göstermektedir. Aslında bu eksen kayması 1980 li yıllarda yavaş bir tempo ile başlamıştı. Bu noktada sizlere ABD Dışişleri Bakanlığında 1950 öncesinde Politika Planlama Daire Başkanlığı yapmış olan George Kennan’ın o tarihlerde yaptığı bir saptamasını da anımsatmak isterim; “Dünya servetlerinin yaklaşık yüzde 50 sine ve nüfusunun da yüzde 6.3 üne sahibiz. … Bu durumda, kıskançlığa ve öfkeye konu olabiliriz. Gelecekte de, bizim gerçek hedefimiz, bu dengesiz durumu sürdürebilmemize izin verecek ilişkileri oluşturmamız gerekmektedir. … Bunu gerçekleştirebilmek için tüm duygusallığı ve hayal görmeyi bir tarafa bırakıp, her yerde dikkatimizi acil ulusal hedeflerimize yoğunlaşmamız gerekmektedir. … Muğlak ve gerçekçi olmayan insan hakları, yaşam standartlarını yükseltmek gibi konularda konuşmayı bir tarafa bırakmalıyız. Doğrudan güç kavramı ile uğraşacağımız günler uzak değildir. İdealistik sloganların engellemesi ne kadar az olursa o kadar iyidir.(5)” 1940-1950 arasında dünya servetinin yüzde 50 sine yakınını elinde bulunduran ABD, bütün çabalarına rağmen 2009 yılında dünya GSYİH’nın yüzde 24.4 ünü üreten konuma düşmüştür.
ABD ekonomistlerden Bob Chapman, bir yazısında şu gözlemde bulunmuştur; “1985 de üretimimizin yaklaşık yüzde 25 i imalat sanayi tarafından yapılmaktaydı, şimdi bu oran yaklaşık yüzde 11 e inmiştir. ABD’nin fiziki altyapısı çöküntü içinde, ama uluslar arası dev şirketler bize ucuz gıda getirip enflasyonu baskı altında tutuyorlar ve kendileri de mega-kârlar elde ediyorlar. … Halen yıllık kârları 1.7 trilyon dolara ulaşmıştır(6).”
İki ABD uzmanından yaptığım alıntı, ABD ekonomisindeki eksen kaymasını net bir biçimde gözler önüne sermektedir. Eksen ne tarafa kaymıştır şimdi de onu görelim.
Şimdi de seçtiğim altı gelişmekte olan ülkenin GSYİH’nın 2001-2009 döneminde gösterdiği gelişmelere göz atalım. Bu bilgiler Tablo 1/b de yer almaktadır.  
Tablo 1/b nin artış kolonunda yer alan rakamlara dikkat edilmesinde fayda görmekteyim.
                                   Tablo 1/b
   2001-2009 döneminde gelişme yolundaki ülkelerin
                   GSYİH’nın gösterdiği gelişme
              (cari fiyatlarla, milyon dolar olarak)
Ülkeler              2001            2009             Artış %
Çin               1,324.8        4,984.7             276.3
Brez.               552.8        1,574.0             184.7
Hind.               491.4        1,236.9             151.7
Rusya              306.6        1,231.9             301.8
Meks.              672.8           874.8               30.0
Türkiye            195.5           614.5             214.3
Toplam         3,544.0       10,316.8             191.1
Dünya         31,940.9       57,843.4              81.1
%                    11.1             18.2
Çin %                4.8               8.8
Çin/ABD          12.9             35.3
Kaynak: IMF veri tabanı  

Tablo 1/b nin incelenmesinden de görüleceği üzere, bu seçilmiş gelişmekte olan altı ülkenin toplam GSYİH 2001-2009 döneminde yüzde 191.1 veya iki kat daha artmıştır. Ülke bazında bakıldığında en yüksek artış Rusya’da, Çin’de, Türkiye’de ve Brezilya’da görülmektedir. Diğer bir deyişle Meksika hariç diğer örnek ülkelerin hepsinde sıra dışı GSYİH artışı gözlemlenmektedir. Tablo 1/b den Türkiye’nin GSYİH’nın 2001 yılında 195.5 milyar dolarken, 419 milyar dolar veya 2.1 kattan fazla artarak 614.5 milyar dolara çıktığını da görmekteyiz. Gerçekten GSYİH’mızda sekiz yılda bu boyutta bir artış yer almış mıdır, yoksa bu bir görüntü müdür? Bu artışların ulusal paralardaki değerlenmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığına göz atmakta fayda vardır. Bu ülkelerin ulusal paralarının dolara karşı gösterdiği gelişmelerin Tablo 1/b deki dolar cinsinden ifade edilen GSYİH’nın değerini etkileme boyutları ne kadardır, bunu görme olanağını bulabiliriz. Bu kur etkisinin ne boyutta olduğunu anlayabilmek için 2001-2009 döneminde kurlardaki değişime Tablo 2 den göz atabiliriz. Continue reading ‘Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye’de Ekonominin Dünü, Bugünü ve Yarını’