Monthly Archive for Kasım, 2010

Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Abdülaziz’e Mektubu

Sizler bu sitede belirli aralıklarla günümüzü ve olaylarını anlamaya yardımcı olacak kitapları da tanıtmaya çalışıyorum. Bu bağlamda Osmanlı dönemine yönelik olarak Âli Paşa’nın Vasiyetnamesi, Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati gibi kitaplara değindim. Bu kitapları okumanın, Osmanlı Devleti’nin çöküş nedenlerini daha iyi anlamamıza ve günümüz için ders çıkarmamıza yardımcı olacağına inanıyorum. Benzeri nitelikte diğer bazı kitapları da tanıttım ve tanıtmaya devam edeceğim.
Bu yazımda ise, bir kitabı değil, bir mektubu sizlere tanıtmaya ve bu mektubun tam metnini okumaya özendirmeye çalışacağım. Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetiştirdiği Âli Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa gibi nadir devlet adamlarından bir diğeri olan Mustafa Fazıl Paşa’nın (1829-1875), Sultan Abdülaziz’e gönderdiği mektubundan yapacağım bazı alıntıları sizlere sunmak istiyorum. Bu mektubu ben, dostum Ali Bilge’nin 24 yıldır büyük emek vererek yayınlaya geldiği ve ulusal ve uluslar arası boyutta saygınlık kazandırdığı,  “İktisat, İşletme ve Finans Dergisi”nin Ekim 1996 sayısında görüp okumuştum. Geçtiğimiz günlerde bu dergi, kütüphanemden kitap alırken tesadüfen elime geldi, yeniden göz attım ve başta genç kuşaklar olmak üzere okurların dikkatine sunmakta fayda gördüm. Aşağıda içinden bazı alıntılar yaptığım mektup metnini günümüz Türkçesi’ne çeviren kişinin Sarol Teber olduğu aynı dergideki sunuş yazısında yer almaktadır. Bu mektubun, Sarol Teber’in “Mehmet Nuri ve Reşat Beyler” isimli kitabında da yer aldığı İktisat, İşletme ve Finans dergisinde kayıtlıdır. 2004 yılında vefat eden Sarol Teber’i mektubu günümüze kazandırdığı için teşekkür ve rahmetle anıyorum.
“Padişah sarayına en güç giren şey doğruluktur. Onların çevresini sarmış bulunan kimseler, doğruluğu kendilerinden bile saklarlar. Çünkü, bunlar, gözlerini olanca hırsları ile diktikleri hükmetme ve hükümette bulunma lezzeti içinde ve bunun tam ortasında yaşadıklarından, halkın çekmekte olduğu türlü sıkıntıları, eziyetleri yine o halkın tembelliğinin sonucudur şeklinde yorumlarlar.”
“Avrupalılar zannediyorlar ki Türkiye’de zulüm gören ve bela çeken, her fırsatta ve her şekilde hakarete uğratılanlar, sadece Hıristiyan asıllı milletlerdir. Halbuki durum hiç de öyle değildir. Müslümanlar ki -yabancı devletlerden hiçbirisi onları korumayı akıllarına bile getirmezler- bunlar Müslüman olmayan öteki milletlerden çok daha fazla ezilip harap olmuşlardır.”
“Belki yakın bir zamanda göreceğimiz geleceğin kötü gelişmeleri konusunda beni en çok korkutan şey –birçok esir milletlerde olduğu gibi- Osmanlı’larda da belirtilerini göstermeye başlayan ahlak düşkünlüğüdür ki, bu her gün daha fazla artmakta, derinleşmekte ve yayılmaktadır.”
“… dört yüz sene evvel, babalarımızın, … tarihte böylesine şanlı fetihlere nail olmaları, sadece din gayretinden ileri gelmemiştir. Belki, din gayreti ve askerlikteki üstün cesaretleri onların milli ahlaklarının bir ışık gibi yansımasından başka bir şey değildi. Evet, onlar, kendilerini yöneten amirlerine ve subaylara itaatli idiler; lakin bu itaat, kendileri tarafından, kendi istekleriyle belirlenmiş ve kabul olunmuş bir serbestlik içinde ve özgürlük temeline dayalı olduğu için her birinin kalbi ve aklı alabildiğine hürriyet havası içindeydi.”
“Gerçi, şu dünyada iyi ahlak, milletlerin nazarında her zaman ve başlı başına geçerli bir kuvvet değildir; kötülükler de zaman zaman hüküm ve fermanlarını yürütürse de, şurasını unutmamalıdır ki asıl ve esas olan birincisidir ve devletlerin onsuz ayakta durabilmesi kabil değildir.”
“Türkiye’de bir kamuoyu, halkta ortak bir duygu ve fikir birliği bulunmadığı için, birçok küçük memurlar, yolsuz tutum ve davranışlarından dolayı hiçbir zaman sorumlu tutulmazlar. … Sizin halkınız iki kısımdır; bunlardan bir kısmı zalimlerdir ki, hiçbir engelle karşılaşmadan akıllarına gelen zulmü yaparlar. Bir kısmı da mazlumlar, yani zulüm görenlerdir ki daima kötülük altında ezilirler. Birinci kısımdakiler sizin taşımakta olduğunuz büyük ve sonsuz güçten yararlanarak yapılmaması gereken her şeyi yapmaya cesaret ederler; ikinci kısımdakiler bu zalimlerin zulümleri altında ezile ezile, ister istemez, iyi ahlaktan uzaklaşırlar. Çünkü bu mazlumlar, o zalimlerin istedikleri her şeyi yapmalarını artık kanıksamışlardır. Eğer, onları sizin yüce katınıza şikayet etmeye kalkışacak olsalar, kendilerine derhal asi ve edepsiz damgası vurulacaktır.” Continue reading ‘Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Abdülaziz’e Mektubu’