Monthly Archive for Ekim, 2010

Ekonomik Sözleşme Kuralları

Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati başlıklı bir önceki yazıma, “Anlamakta zorlandığım konulardan birisi de, ülkemizde yayınlanan bazı değerli kitapların sadece 1,000 veya 2,000 adet basıldıktan sonra kitapevi raflarından kaybolup gitmesidir” cümlesi ile başlamıştım. Bu yazıma da aynı cümle ile başlamaktan öte, anlamakta zorlandığım diğer bir hususu daha okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bazı kitaplarımız yine 1,000 veya 2,000 basılıyor ve kitapçıların raflarında veya yayınevlerinin depolarında 10 veya 20 yıl bekliyor. Bugün sizlere tanıtmaya çalışacağım yayınevi stoklarında hala bulunan 1989 basımı bir kitap; Prof. Dr. A. Afet İnan’ın “İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat-4 Mart 1923” başlığını taşıyor. Kitabın birinci baskısı 1982 yılında ve ikinci baskısı da 1989 yılında yapılmış ve Türk Tarih Kurumu’na kitabı sipariş verdiğinizde, işte 1989 basımının nüshaları size gelmekte. Türk Tarih Kurumu kitabı 5,000 adet basmış olsa dahi, ki sanmıyorum, 2010-1989=21 yıl süren çok önemli bir kitabı tanıtamama ve satamama süreci yaşanmış oluyor. Diğer bir deyişle eğer 5,000 adet basıldı ise bu kitabın her yıl satılan sayısı 250 adedin 2,000 adet basıldı ise yıllık satış 100 adedin altındadır. Lise ve dengi eğitimin üzerinde öğrenim görenlerin sayısı 4.7 milyon kişiye yakın olduğu anımsandığında, böyle bir kitabın satışının her yıl ortalama 100 veya 250 adetten az olması yüzümüzü kızartacak bir durumdur. Kitabın içeriğine biraz sonra değineceğim. Ancak birinci hamur kağıda basılı 90 sayfalık bu kitabın fiyatı sadece 5 TL dir. Bu 90 sayfaya ek olarak Ekonomik Sözleşme Kurallarının (Misak-ı İktisadi Esasları) eski harflerle basılı metninin tıpkı basımı da kitabın sonunda yer almaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, 17 Şubat 1923 günü Kongre’yi açış konuşmasından bazı alıntılar yaparak kitabı tanıtmaya başlamak istiyorum. Gerek bu konuşma ve gerek diğer metinlerden alıntılarımı, genç kuşakların çok daha kolay izleyebilmeleri için, orijinal sözlüklerin yanına parantez içinde güncel sözcükler ekleyerek yapacağım. Bu tür sunumumdan da gözlemleneceği üzere, kitap biraz sözlük kullanarak genç kuşak tarafından da zorlanmadan okunabilir.
“Bir milletin doğrudan doğruya hayatiyle alâkadar olan, o milletin iktisadiyatıdır(ekonomidir). Tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde tamamen mütecellidir (ortaya çıkmıştır).s:57.”
“Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa itilâ (yükselme), inhitât (gerileme), esbâbının (sebeblerinin) iktisadî mesâilden (meselelerden)başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır. s:57.”
“Tarihimizi dolduran zaferler, yahut izmihlâllerin (yok olup bitmelerin) kaffesi (tamamı) ahvâl-i iktisadiyemizle (ekonomik durumumuzla) münasebattar (ilişkili) ve alâkadardır (ilgilidir). S:58.”
“Bu tâcidarlar (padişahlar), milleti böyle diyar diyar dolaştırmakla iktifa etmiyorlar (yetinmiyorlar); belki fütuhat (fetihler) dairesi dahiline giren halkı memnun etmek, ecnebîleri (yabancıları) memnun etmek için, unsur-i aslînin (ulusun esasını oluşturanların halkın) hukukundan menabi-i iktisadiyesinden (ekonomik kaynaklarından birçok şeyleri (atiyye-hediye) olarak onlara bahşeyliyorlardı. S:59.”
“Kanunî zamanında Venediklilerle bir ticaret muahedesi (antlaşması) yapılmak istenmişti. Padişah bunu şerefine (onuruna) mugayir (aykırı) buldu. Zira, ona göre muahede (antlaşma), müsavî (eşit konumdaki) devletler arasında yapılabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bende makamında (-Osmanlı Devleti’ne vergi ödeyen-bağlı durumda) idiler. Öyle olmakla beraber ona müsâadatta bulunuldu (izin verdiler). İşte bu müsâade kelimesi bilâhare (daha sonra) ‘kapitülasyon’ kelimesi ile tercüme edilmişti. Bu (kapitülasyon sözcüğü) arz-ı teslimiyete mecbur olanlar (zorunlu olarak teslim olduğunu bildirenler) ve bir kal’a  (kale) içinde mahsur (kuşatılmış) olanlar arasında kullanılan bir kelimedir. S:59.” Atatürk, konuşmasının bu bölümünde Osmanlı Devleti’nde kapitülasyonların oluşum sürecini anlatır.
“Fakat efendiler alelacele fütuhat (fetihler) yapanlar, sabanla fütuhat (fetihler) yapanlara binnetice (sonuçta) terk-i mevki etmeye (yerlerini bırakmaya)  mahkûmdur. Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde aynen vakidir. Meselâ Fransızlar Kanada’da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bir müddet kılıçla saban yekdiğeriyle mücadele etti. Ve nihayet saban galebe çalarak İngilizler Kanada’ya sahip oldular. Efendiler; kılıç kullanan kol yorulur, fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur. S:60.” Atatürk’ün bu gözlemi sadece kendi tarihimizi değil aynı zamanda dünya tarihini de “sebep-netice” ilişkisi içinde çok iyi incelediğinin somut bir örneğidir.  Ülkenin tarımsal topraklarını uzun vadeli yabancılara kiralayanlar ile kamu ekonomik kuruluşlarını stratejik öneme sahip olanlar da dahil yabancı yatırımcılara satanların bu kitaptan öğreneceği çok şey vardır.       
“… Osmanlı devleti hakikatte ve fi’len mahrum-u istiklâl (bağımsızlığını yitirmiş) bir hale getirilmişti. Bir devlet ki, teb’asına (uyruklarına) koyduğu vergiyi ecnebilere (yabancılara) koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için rüsum muamelesi (gümrük vergisi işlemleri) vesaire tanzimi (düzenleme) hakkından men edilir (yasaklanır), bir devlet ki ecnebiler (yabancılar) üzerinde hakk-ı kazasını tatbikten (adlî işlemler uygulamaktan) mahrumdur (yoksundur). O devlete müstakil (bağımsız) denilemez. S:61.”  Continue reading ‘Ekonomik Sözleşme Kuralları’