Monthly Archive for Eylül, 2010

Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati

Anlamakta zorlandığım konulardan birisi de, ülkemizde yayınlanan bazı değerli kitapların sadece 1,000 veya 2,000 adet basıldıktan sonra kitapevi raflarından kaybolup gitmesidir. Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Çünkü, Türkiye İstatistik Kurumu’nun Adrese Dayalı Nüfus Kayıt (ADNKS) Veri Tabanı’nın 27 Mayıs 2010 günü güncellenmiş bilgilerine göre, ülkemizde doktora yapmışların sayısı 95,500, yüksek lisanslıların 279,268, yüksek okul ve üniversite bitirmişlerin 4,320,813 ve lise ve dengi mezunlar ise 10,379,231 kişidir. Diğer bir deyişle lise ve dengi düzeyin üzerinde eğitim almış olanların sayısı 4,695,581 kişidir. Lise ve dengi olanları da göz önüne aldığınızda sayı 15,074,812 kişiye çıkmaktadır. Okuma arayışı ve niteliği en az bu boyutta olması gereken bir toplumda, dünü ve bugünü anlamaya ve yorumlamaya büyük katkısı olacak, kitapların sayısının 1,000 veya 2,000 düzeyinde kalmasını siz kendinize veya bana açıklayabilir misiniz? İşte bugün sizlere Osmanlı tarihini ve günümüzü bütün çıplaklığı ile anlamakta yardımcı olacak ve ancak 2,000 adet satıldığını tahmin ettiğim bir kitabı tanıtmak istiyorum. 
2006 yılında vefat eden değerli tarihçi yazarlardan Cemal Kutay’ın geride bıraktığı 200 e yakın (çeşitli kaynaklarda yazdığı kitapların sayısı 176, 183 veya 187 olarak geçmektedir) birisi de,  “Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati”dir. Kitap 1970 yılında “Avrupa’da Sultan Aziz” adıyla okura sunulmuşken, 1991 yılında Boğaziçi Yayınları A.Ş. tarafından “Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati” başlığı ile raflara yeniden gelmişti. İnternet’te yaptığım kısa gezintide bu kitabın 1991 den sonra yeniden basıldığına ilişkin bir bilgiye ulaşamadım. Bu seyahate ilişkin diğer bir basım 2003 yılında Phonix Yayınevi tarafından Nihat Karaer’in kaleminden “Paris, Londra, Viyana Abdülaziz’in Avrupa Seyahati” adı ile piyasaya çıkarılmıştır. Ben bu yazımda, Cemal Kutay’ın kitabını kaynak olarak kullanacağım. Kitaptan yapacağım alıntıların tamamını, gençlerin kolayca izlemeleri için, günümüz Türkçesi ile yazacağım. Ancak hemen şu kadarını da ifade edeyim ki, kitaptaki ifadeler de oldukça güncel Türkçedir. O nedenle genç okurlar, kitabı bulup okumak isterlerse anlamakta zorlanmayacaklarını kesinlikle söyleyebilirim. Sadece arada sırada sözlüğe bakma gereksinimi duyabilirler. Kitaptan yaptığım alıntılardan sonra “S” harfi yanında yer alan rakamlar alıntının yer aldığı kitabın sayfasını göstermektedir.
Avrupa’nın sanayi devriminin doruğunda olduğu dönemde düzenlenen ve geniş ölçüde sanayi ürünlerinin örneklerinin bulunduğu “1867 Paris Milletlerarası Sergisi”ne, Abdülaziz onur konuğu olarak davet edilmiştir. Bu seyahatte Sultan’a eşlik edecek Heyet’e, İstanbul Şehremini Hafız Ömer Faiz Efendi’de dahildir. O tarihte 62 yaşında olan Ömer Faiz Efendi’yi bu seyahate katılmaya Sadrazam Âli Paşa ve Dışişleri Bakanı Fuat Paşa zorla ikna ederler. Âli Paşa, Ömer Faiz Efendi’den şu istekte bulunmuştur; “… bizler sizden bunun için seyahate katılmanızı istiyoruz. Bize resmi rapor yazan çok olur. Onların neler anlatmak istedikleri bizim için çok zaman tahmin edilmeyecek nitelikte değildir. Şimdi ben, kendi ve Fuat Paşa kardeşim adına siz erdemli kişiden bir istekte bulunacağım. Seyahat sırasında gözlemlerinizi mümkünse günü gününe yazınız. Taslak olarak … Ve Tanrı’nın izniyle sağlıkla geri geldikten sonra elinizdeki bu notları hiç düzeltmeden olduğu gibi bize veriniz. S. 32”
Kutay, bu notlardan bazılarını seçerek almış ve diğer kaynaklardan da yararlanarak kitabı yazmıştır.  Kutay önsözünde, Sultan II. Mahmut’un, Rusya’nın nasıl güçlenerek Osmanlı Devleti’nin önüne geçtiğini araştırmak üzere, eniştesi Amiral Halil Paşa’yı 1830 yılında bu ülkeye gönderdiğini yazdıktan sonra, Paşa’nın dönüşünde Sultan’a izlenimlerini anlatırken şu ifadelere de yer verdiğini kaydetmiştir; “Sultanım, … Bizde şehirlerde kadın kafesin arkasındadır, erkek meydandadır. Köylerde ise kadın tarladadır, erkek kahvelerdedir. Yani bizim nüfusumuz milli hayatta daima yarımdır, tam değildir. Avrupa’da ise kadın da, erkek de genel yaşam içinde kıymettirler. Ve her ikisi birleşerek Millet’i teşkil ediyorlar. Bizler önce bu ayrı iki yarımdan bir tam çıkarmaya mecburuz. S. 6”
Amiral Halil Paşa’nın 1830 daki Osmanlı’ya yönelik bu gözlemi günümüz Türkiye’sinde ne durumdadır kısaca buna göz atmak uygun olacaktır. 2009 yılı verilerine göre, Türkiye’de işgücüne katılım yüzde 47.9 olup, erkekler arasında işgücüne katılım yüzde 70.5 iken kadınlarda bu oran yüzde 25.9 a inmektedir. İşin ilginci, kadınların işgücüne katılım rakamını bu düzeye çeken kırsal kesimde kadının işgücüne katılımının yüzde 34.6 olmasıdır. Kentsel kesimde kadınların işgücüne katılma oranı sadece yüzde 22.3 tür. Amiral Halil Paşa, bugünkü verileri görebilse idi herhalde 180 yıl önce dile getirdiğinden pek de farklı bir ifadede bulunmayacaktı.
Ömer Faiz Efendi’nin, 1 Temmuz 1867 günü Paris’e geldikten sonra, aldığı notlar arasında şunlar benim özellikle dikkatimi çekti; “Önce kılığımızla, giyim-kuşamımızla ilgililer.  … onlar basitlik içinde daha rahat giyiniyorlar. Meselâ kafalarındaki şapka, güneşten kendilerini daha iyi koruyor. Biz fesler altında buram buram terliyoruz. Bu şapkalar kışın yağmur ve soğuktan da korur.
“Asıl dikkatimi çeken kadınların kıyafeti … Yüzleri açık, bedenleri istedikleri gibi hareket ettirecek giysiler içinde. Anlaşılan millet denince genel hayata erkeği kadını, kız çocuğu beraberce katılabilen toplulukları kastetmek lazım. Bizim kadınlarımız, evlerinin dışında olan-biteni göremiyorlar ki, yaşadıkları dünyanın boyutu hakkında fikir sahibi olsunlar … S. 37”
Ömer Faiz Efendi’nin Sergi ve sergi alanı ile ilgili gözlemleri ise şöyle; “Bize anlattılar ki 1867 Dünya sergisi, çatısı altında dünyayı toplayan ikinci sergidir. Birincisi de yine Paris’te imiş. Amma, hakikisi bu … 687 bin metre kare yer kaplıyor. Orta kısımda merasim salonu numaralı 20,000 koltuk alıyor. Bütün dünya milletleri, neleri var, neleri yok buraya taşımışlar. Sanayi ilerlemesi karşısında hayrette kaldık. Aziz dostum Halimî Efendiyle nemli gözlerimizi sildik. Hiç duraksamadan aynı şeyi düşündük ki, bu yapılanların daha iyileri bizde yapılabilir.; ilk madde olarak her şeyimiz var. Halkımız zeki ve daha da görev bilincine sahip aslında … Tahsil yok, ilim yok, irfan yok, teşkilât yok … Bunların hepsi de devletin görevi ve toplumun onu seferber etmesi gerek. İkisi birbirini tamamlıyor. İkisi de yok bizde … Mucize mi lâzım? S. 39” Ömer Faiz Efendi, Sergi’deki Osmanlı pavyonu hakkında da şu gözlemde bulunuyor; “Her milletin pavyonlarında kendi halkının yaptığı işler gururla sunuluyor. Bizim pavyonumuzda ise asıl çekiciliği kahve ve nargile ikramında bulmuşuz! … S. 126” Continue reading ‘Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati’