Monthly Archive for Şubat, 2010

Günümüzde oynanmakta olan bazı oyunları anlamak için tarihin tuttuğu ışık I

Günümüzde, gerek ülkemiz ve gerek dünyanın çeşitli ülkeleri üzerinde oynanmakta olan oyunları anlayabilmek ve geçmişte düşülen tuzaklara yeniden düşmemek ve yapılan hataları yenilememek için ülke ve dünya tarihini okumak, iyi anlamak ve iyi analiz etmek gerekmektedir. Tarih okumak hem algılama ve anlama yetimizi geliştirecek, hem de ülkemizin aynı tuzaklara bir kez daha düşmemesi için bireysel ve toplumsal düşünce gücümüzü ve savunma refleksimizi harekete geçirecektir.
Bu başlık altında yazmayı düşündüğüm bir seri ile şimdiye kadar okuduğum ve bilgime önemli katkıda bulunmuş olan bazı kitaplarını sizlere tanıtmaya çalışacağım. Bu kitaplar aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlatılan, yürütülen ve başarılan İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi felaketlere dur dediğini ve günümüze uzanan süreçte Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunları ve temelinde yatan çıkar hesaplarını da daha iyi algılama ve anlama imkânını da verecektir.
Bu yazı ile tanıtmak istediği kitap, Cumhuriyet Kitapları içinde 3. Baskısı yapılan Erol Ulubelen’in “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye” isimli eseridir. Eser, önsözünde de belirtildiği üzere, 46 büyük ciltten oluşan ve her biri ortalama biner sayfa olan İngiliz Gizli Belgeleri’nden seçilmiş bazı belgelerin çok kısa özetleridir. Özetleri içeren bu kitap okunduğunda, tarihçilerimiz tarafından yapılacak araştırma ve yayınlarla gün ışığına çıkmayı ve bizlerin bilinçlenmesine katkı yapmayı bekleyen çok büyük bir bilgi hazinesinin varlığı gerçeği ile tanışılmış olacaktır. Bu bilgi hazinesi sadece İngiliz Gizli Belgelerinde mevcut değildir, Osmanlı arşivlerindeki bilgiler ile birlikte, Fransız, Alman, Rus, Amerikan, İtalyan, Avusturya-Macaristan, Yunanistan, Bulgaristan ve diğer komşu ülkelerin yayınlanmış veya gizliliği kaldırılmış arşiv belgelerini de kapsamaktadır. 
Aslında yapılması gereken en önemli hizmetlerden birisi de, yabancı devletlerin gizliliği kaldırılmış olan arşiv belgelerinde Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet dönemi ile ilgili bilgilerinden yayınlanmış olanlar ile henüz kitap halinde yayınlanmamış olanların elektronik ortamda bulunan metinlerinin veya fotokopilerinin daha fazla zaman kaybetmeksizin, T.B.M.M. Kütüphanesi, Türk Tarih Kurumu ve Millî Kütüphane’ye birer nüshalarının getirtilmesi ve araştırmacılar ile yazarların hizmetine sunulmasıdır.
Bu kitabı okuduğunuzda sakın ola ki İngiltere veya Osmanlı Devleti ile Türkiye üzerinde oyun oynayan diğer devletlere kızmayın. Böyle yapmak tipik kolaycılık ve tembellik olacaktır. O devletler kendi ülkelerinin ulusal çıkarları için doğru ve yararlı gördüklerini yapa gelmişlerdir ve halen de yapmaya devam etmektedirler. Asıl kızmamız ve sorgulamamız gereken husus, benzeri şekilde ulusal çıkarları korumayan ülkemiz yönetimleri ile bu belgeleri ülke araştırmacılarına ve okurlarına sunmak ve Ulubelen’in kitabı gibi birçok kitapların yayınlanabilmesi için gereken kaynakları hala ayırmayan ve gerekli araştırma ortamını yaratmayan yöneticiler ve ilk baskısı 1966 da yapılan bu kitabın 3 üncü baskısını ancak Aralık 2009 ayında yaptıracak kadar düşük talep yaratan kendi ilgisizliğimiz olmalıdır.
Bu tanıtım yazısında kitaptan yaptığım alıntıların içinde bazı cümle veya cümlecikler kalın harflerle gösterilecektir. Bu kalın harfli sözcük dizileri tarafımdan okurun dikkatini çekmek için yapılan benim vurgulamalarımdır.
Kitabı tanıtmaya, G.H. Fitzmaurice’in Osmanlı Devleti’nin 1906-1907 dönemindeki durumuna yönelik raporundan bir cümle ile başlamak istiyorum; “Türkiye’de teorik olarak tahsil zorunluluğu vardır, çocuklarını okula göndermeyen aileler cezalandırılacaktır. Türk ordusu subaylarının bir kısmı okuma yazma bilmez, tamamen cahil valiler vardır. Buna karşı memleketteki Hıristiyanların hemen hepsi tahsillidir. … Okullarda ise süslü İslam kuralları öğretilir. Türk tarihi sadece kronoloji olarak okutulur ve ancak zafer bölümleri öğretilir. Tarihsel felsefe Türk okullarında yer almaz. Kapitülasyonlara hiç dokunmadan devletler hukuku öğretilir …(s. 36-37).”  Gerçekten ülkemizde kapitülasyonları anlatan kaç kitap yayınlanmıştır? 
Aynı rapordan alıntı yapmak istediğim diğer bir ifade ise şudur; “Hıristiyan çocuklar için ise Fransız, İngiliz, Amerikan ve İtalyan okulları vardır. ‘Bulgaristan bugünkü mevcudiyetini bu okullara borçludur’ sözü bu okulların etkisini göstermek bakımından gerçeğin en yakın ifadesidir (s.37).” Ülkemiz 2010 yılına gelinmesine rağmen 11 veya 12 yıllık zorunlu eğitim kararını aldı mı?
Osmanlı Devleti’nin son döneminde ülkede bulunan resmi, özel ve yabancı okulların bulunduğu yerler, öğrenci, öğretmen sayılarına yönelik ayrıntılı istatistik verileri Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2000 yılında yayınladığı “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Sürecinde Eğitim İstatistikleri 1839-1924” Tarih İstatistikleri Dizisi Cilt 6 da yer almaktadır. Arzu eden okurlar o kaynağa başvurabilirler. 
25 Ocak 1898 tarihinde İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Marki Salisbury’nin İstanbul’daki Büyükelçi Sir N. O’Connor’a gönderdiği bir yazıda yer alan şu ifade önemlidir; “… Bizim kanımıza göre Çin ve Türk imparatorlukları öylesine zayıftır ki, bütün hayati konularda bizim hariciyemizin öğütlerine tamamen uyacaklardır. Ancak İngiltere ve Rusya öğütlerde bulunurken hep birbirlerine zıt hareket ediyorlar. … Türkiye’nin Karadeniz’e çıkan Boğazları ve Bağdat’a kadar olan Fırat Vadisi Rusları ilgilendirir. Diğer taraftan Türkiye’nin Afrika toprakları ve Bağdat’tan aşağıda kalan bölümleri bizi ilgilendirir; buralarda İngiliz çıkarları vardır. … (s.12).” Continue reading ‘Günümüzde oynanmakta olan bazı oyunları anlamak için tarihin tuttuğu ışık I’

Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!

Haiti’yi sarsan Richter ölçeğinde 7 büyüklüğündeki deprem sonrasında, ABD’nin bu ülkeye derhal yardım amaçlı 10,000 dolayında asker sevkettiği haberi, Fransa ve Venezuela tarafından yardım olmaktan ziyade bir işgal olarak tanımlanmıştır(1). Bu haber üzerine, ulusal basında Prof. Dr. Celel Şengör’ün geçmişte bir televizyon programında(2), olası bir İstanbul depreminin sonrasına yönelik değerlendirmeler yaparken şu hususu da belirttiği ifade edilmiştir; “Eğer İstanbul depremi için önlem almazsak, İstanbul’da olacak bir depremden sonra Türkiye’nin rejimi ve daha ötesi bağımsızlığı tehlikeye girer. Ortaya çıkacak kargaşa sonrasında yabancı güçler gelip Türkiye’yi işgal eder. Türkiye Cumhuriyeti sona erer(3).” Benzeri tezi, yazar M.G. Kırıkkanat 2003 tarihinde basılan “Bir gün gece” isimli kitabında işlediğini de köşe yazısında belirtmiştir(4).
Prof. Dr. Şengör’ün bu açıklamalarının basında yeniden gündeme gelmesi üzerine, kendisi ve diğer bazı akademisyenler konuya ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Bu açıklanan düşünceleri şöyle özetlemek mümkündür(5); Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Siyaset Bilimci Prof. Dr. D.Ü. Arıboğan “… Haiti ve Türkiye eşdeğer durumda ülkeler değil. Türkiye’nin kendi yaralarını sarma kapasitesi çok daha yüksek ve tek bir ülkeye bağımlılığı yok. Deprem sonrası en kötü halde finansal zorluklar yaşamamız ve uluslar arası desteğe bağımlı hale gelmemiz söz konusu olabilir. …” İTÜ Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür “… Bu bölgede sanayinin deprem nedeniyle zafiyete uğraması, ülkenin ticari ve üretim gücünü de zafiyete uğratacaktır. Bunu tekrar devreye sokmak, ülkenin bazı sanayi ve ekonomik yönden güçlü ülkelere, kurum ve kuruluşlara el açması anlamına gelecektir. Ama bağımsızlığını kaybetmez.” Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı “1999 depremi de Türkiye’yi çok sarsmıştı. Gölcük depreminden sonra Türkiye belli ölçüde de olsa ders aldı. Tam olarak hazırlığını tamamlamasa da bu hazırlığını sürdürüyor. Olası büyük bir İstanbul depreminin işgale yol açabileceğini düşünmüyorum. …” İÜ Deprem Bilimci Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu “Ekonomik çöküntü olacağı kesin ve en büyük korkumuz da depremin sonucu açısından bu. Türkiye’nin sanayinin yüzde 50 sini oluşturan, verginin yarısını veren bir bölgeden bahsediyoruz. Marmara Bölgesi’ni vuracak olası böyle bir deprem, Türkiye’nin kalp krizine neden olur ve bundan nasıl kurtulacağımızı da kimse bilemez. Celal Hoca’ya bu anlamda katılıyorum. … Türkiye tarih boyunca parçalanmaya çalışılan bir ülke olmakla birlikte bir Haiti de değildir.” Yazar M.G. Kırıkkanat “… Olayın vahametini kavrayamadığımızı düşünüyorum. İşgalin de Celal Hoca’nın dediği gibi olacağına inanıyorum. Artık yardımlar askerlerle geliyor ve Türkiye’nin önüne yapılacak her yardımı, borçları koyacaklardır. Bunun ardından da ‘küresel yönetimi’ dayatacaklarına kuşku duymuyorum.” Bu görüşlerin alınması sırasında, konu İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör yeniden sorulduğunda, Prof. Dr. Şengör daha önceki görüşlerine şu açıklığı getirmiştir “… Olası büyük İstanbul depreminin ardından Türkiye’ye uygulayacağı işgal, askerle olamaz. Çünkü askerle gelse milletin def edeceğini bilir. Türkiye’ye yönelik felakete bağlı işgalde ortaya atılacak olan tarihi mekânlarınızı ayağa kaldırmak için para veririz ama biz de gelirsek biçiminde olacaktır. … Bu da ‘Duyunu Umumiye’nin kurulmasıdır. …”
Yukarıya özetle alınan görüşler olası büyük bir İstanbul depreminin ciddi bir ekonomik fatura çıkaracağı, sanayinin büyük darbe alabileceği ve bu yaraları sarabilmek için yurt dışından büyük ölçekli mali kaynak sağlama zorunluluğu doğacağı bunun da çeşitli boyutta büyük riskler içerebileceği şeklinde özetlenebilir.
Olası bir büyük İstanbul depreminin ülkemiz için ortaya koyacağı ekonomik ve politik sorunları değerlendirmeden önce, son büyük depremin yaşandığı Haiti ile Türkiye’ye ilişkin bazı temel göstergeleri kısaca anımsamakta fayda görmekteyim. Haiti’nin yüzölçümü 27,750 kilometre kare veya Sivas ilimizden (28,567 kilometre kare) biraz daha küçüktür. Buna karşılık Türkiye’nin yüzölçümü 783,562.4 kilometre karedir. Ancak, olası depremin yakından etkilemesi söz konusu İstanbul (5,315.3), Kocaeli (3,625.3) ve Yalova (850.5) nın toplam alanı 9,791.1 kilometre kare olup Haiti’nin yaklaşık üçte biri kadardır. Haiti’nin 2007 yılı nüfusu yaklaşık 9.6 milyondur. Buna karşılık depremin etkilemesi olası üç ilimizin nüfusu 2008 yılı verilerine göre 14,384,934 kişidir. Bu nüfusun halen 15 milyonu aştığını kabul etmek doğru bir varsayım olacaktır ki, bu Haiti’nin nüfusunun yaklaşık 1.6 katıdır. Haiti’nin ulusal geliri 2007 de sadece 5 milyar dolar iken, Türkiye’nin 2008 yılı milli geliri 741.8 milyar dolardır.  Ulusal gelirin yaratılmasına, TÜİK’in 2006 yılı verilerine göre İstanbul (yüzde 27.5) Kocaeli ve Yalova’nın da dahil olduğu Doğu Marmara (yüzde 12.7) olmak üzere toplamda yüzde 40.2 dir. Bu hesaba göre 2008 yılında 741,754 milyon dolarlık GSYİH’nın İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde üretilen boyutu yaklaşık 298.2 milyar dolardır. Bu rakamın ifade ettiği büyüklük, 2008 yılında Yunanistan’ın GSYİH’nın 288.1, Finlandiya’nın GSYİH’nın 234.3; Arjantin’in 239.7 ve Romanya’nın 137.7 milyar dolar olduğu düşünülürse çok daha kolay anlaşılır. Çünkü olası büyük bir deprem önce sabit sermaye yatırımlarında sonra da üretim üzerinde önemli hasar yapma riskini beraberinde getirecektir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yaptığı çalışmalara göre, üretim faktörlerinden sermayenin üretime katkı oranları 2006-2007 döneminde yüzde 30-45.3 arasında değişmektedir. Bu veriler göz önüne alındığında İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde 298.2 milyar dolarlık GSYİH üretilebilmesi için yaklaşık 600-900 milyar dolarlık sabit sermaye yatırımı gerektiği varsayımını yapabiliriz.

Continue reading ‘Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!’