Monthly Archive for Ağustos, 2009

Mayın Temizleme Yasası Üzerinde Bazı Düşünceler

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yoğun tartışmaların ardından “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkındaki Kanun”u 4 Haziran 2009 günü kabul ederek, Cumhurbaşkanlığı’na sundu ve 16 Haziran 2009 tarihinde de bu Makam tarafından onaylandı(1). Ana Muhalefet Partisi, diğer muhalafet partileri üyelerinin de imza desteğini de alarak, kısa süre sonra yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi 23 Temmuz 2009 tarihinde, mayın temizleme ihalelerinin Maliye Bakanlığı tarafından yapılmasının ve mayınlardan temizlenecek arazilerin temizleyen şirkete 49 yıllığına verilmesinin yürürlüğünü durdurma kararı aldı. Şu anda yasa, iki temel hükmü askıya alındığı için uygulanamaz durumdadır. Bu yazıda, Kanun’a ilişkin olarak kamuoyunda, TBMM’de ve basında neden böyle yoğun tartışmalar yaşandığına ve bu noktaya niçin gelindiğine ilişkin gelişmeleri ve kendi değerlendirmelerimi, konuya çeşitli açılardan bakarak, sizlere sunmaya çalışacağım.
Önce bir konuyu açıklamakta fayda görüyorum. Sınırlardaki mayınların kesinlikle temizlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Esasen bu iş ve bu işin ön hazırlıklarını yapmak için çok geç bile kalınmıştı. Bu temel görüşümü açıkladıktan sonra şimdi mayınların döşenme ve temizlenme girişimlerinin geçirdiği evreleri kısaca hatırlamakta yarar görmekteyim.
Yapılması düşünülen iş nedir?
Yapılması düşünülen iş, 1950 li yıllarda mayın döşemek için kamulaştırılan ve o günden beri Millî Emlâk arazisi statüsünde olan sınır topraklarında 1950 li yılların ikinci yarısında itibaren başlayarak döşenen kara mayınlarının Türkiye-Suriye sınırında bulunan bölümünün mayından arındırılması hizmetidir. Bu noktada okurun aklına, haklı olarak, bu topraklarda 1950 li yıllarda Türkiye’nin terör sorunu olmadığı halde neden bu mayınlar döşendi sorusu gelebilir.
Bu sorunun ilk yanıtı, sınırda kaçakçılığın önlenmesi olarak verilirse de, tek ve ana nedenin bu olmadığını düşünüyorum. Zira sınırdaki kaçakçılık diğer bazı gelişmelerin türevi olarak ortaya çıkmıştı. Mayınların döşenmeye başlamasından önceki yıllarda ülkemizin bulunduğu coğrafyanın ve dünyanın içinde olduğu ortamı kısaca anımsamak daha iyi bir değerlendirme yapmaya yardımcı olacaktır. II Dünya Savaşı sırasında (1939-1945) diğer savaş araç ve gereçlerinin yanında bol miktarda mayın da üretilmiştir. Savaş’ın 1945 yılında sona ermesi ile birlikte galip ülkelerin (ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği’nin) ellerinde çok büyük miktarda teçhizat, silah ve mayın stoku kalmıştır. Aynı şekilde mağlup devletlerden de bir miktar benzeri malzeme ele geçirilmiştir. II Dünya Savaşı sonrasında “Batı Bloku” ve “Doğu Bloku” ülkeler arasında başlayan “Soğuk Savaş” her türlü ihtiyaç fazlası savaş stoklarının eritilmesi için önemli bir fırsat yaratmıştır. Bu savaş stoklarının bir bölümü Kore Savaşı sırasında kullanılmakla birlikte, geriye yine de önemli miktarda ihtiyaç fazlası stok malzeme kalmıştır. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ise, II Dünya Savaşı sonrasında aşağıda sayılan gelişmeler ışığında, “Soğuk Savaş” rüzgârlarının çok güçlü ve sert estiği bir bölge haline gelmiştir. 1945 yılı başlarında, ABD Başkanı F. D. Roosevelt Suudi Arabistan Kralı Abdül Aziz ile beş saat süren bir gizli toplantı yapmıştı. Bu toplantıda Kral’lığa koruma garantisi verilmişti. Bu ABD’nin bölgedeki gelişmelere taraf olacağına işaret etmişti. 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail Devleti’nin resmen ilan edilmesi Arap ülkelerinin yoğun tepkisine neden olmuştu. 1950 yılında İran Meclisi’nin petrolü millileştirme kararı alması ve izleyen olaylar sonunda 1951 yılında Başbakanlığa Musaddık’ın gelmesi ve millileştirme kararının arkasında durması, Batı Bloku’nda Ortadoğu’daki petrol üreten ülkelerde millileştirme rüzgarının yaygınlaşacağı korkusunu oluşturmuş ve ciddi bir telaşa yol açmıştı. Batı Bloku’nun açık ve gizli çabaları sonucunda Mussadık devrilmiş ve petrolün millileştirilme kararına son verilmiş ve İngiliz-İran Petrol Şirketi ile yeni bir anlaşma yapılmıştır. Türkiye 1952 yılında Nato’ya üye olarak Batı Bloku’nda kesin yerini almıştır. 14 Temmuz 1958 tarihinde, Irak’ta İngiltere’nin I. Dünya Savaşı sonrası kurduğu Krallık, General Kasım’ın yaptığı bir darbe ile yıkılmış ve Irak “Batı Bloku”ndaki ülkelerin etki alanından çıkmaya ve aynı dönemde Suriye de Batı Kampı’ndan uzaklaşmaya başlamıştır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye de, sanırım, bu olayların ve Soğuk Savaş’ın da etkisi ile bu dönemde sınırlarına mayın döşemek durumunda kalmıştır. Böylece, bir yandan başta mayınlar olmak üzere savaş stoklarının parasal maliyetlerinden bir kısmı da “Soğuk Savaş sınırlarının iki tarafında yerleşik ülkeler”ce karşılanırken diğer yandan da Soğuk Savaş sınırına yerleşik ülkelerin birbirleri ile ekonomik, ticari ve sosyal ilişkilerinin geniş ölçüde dondurulmasına yol açılmış oldu. Bu durum aynı zamanda sınırdaş ülkelerin ticaret yolu ile birbirlerinin ekonomik kalkınmasına destek olmaları olasılığını da ortadan kaldırmış oldu. Komşu ülke ile sınırda yapılabilecek ticaret olanaklarının ortadan kalkması bu bölgelerde kaçakçılığın doğmasına ve gelişmesine neden olmuştur. Ayrıca, mayın döşenen arazilerin sahip olduğu tarım üretim potansiyelinden de yararlanılamadığı için bu topraklarda üretilecek ürünlerden elde edilebilecek ihracat gelirlerinden yoksun kalındı veya noksan üretimin bir bölümü ithalat yolu ile karşılandı. İşin ilginci Batı Bloku’nun hububat ambarı ABD ve Fransa ve Doğu Bloku’nun hububat ambarı Sovyetler Birliği kendi bloklarına bu Soğuk Savaş döneminde silah satışlarının yanında bolca hububat ve diğer gıda malzemesi (süt tozu, et, peynir v.b.) de ihraç etme olanağı bularak Blok ülkelerinin Blok’ların lider ülkelerine bağımlılıkları, silah yanında gıda bağımlılığı ile, daha da güçlendirilmiş oldu. (Gıda bağımlılığı günümüzde, yeni bir yöntemle, genetiği değiştirilmiş tohum kullanımının yaygınlaştırılması ile devam ettirilmek istenmektedir.) Güvenlik bağımlılığı ile birlikte gıda bağımlılığı da Bloklaşmanın ortaya çıkardığı yan etkilerden biri oldu. Bu gelişmeler, sınır bölgelerinde kaçakçılığı riskli ancak kazancı çok yüksek bir uğraş konumuna da getirdi. II Dünya Savaşından günümüze dünyanın her tarafında mayın döşenmesi büyük bir hızla artmaya devam etmiştir. Bu mayınların üretimi ve pazarlanması da çok büyük ölçüde II Dünya Savaşı’nın galipleri olan ve önde gelen silah üreticisi konumlarını koruyan anılan ülkelerce yapılagelmiştir. İşin acı tarafı bu mayınlar belki de yüzbinlerce kişinin ölümüne ve sakat kalmasına yol açmıştır. Continue reading ‘Mayın Temizleme Yasası Üzerinde Bazı Düşünceler’