Monthly Archive for Aralık, 2008

Büyük Satranç Tahtası

Ülkemizin bulunduğu bölge daha geniş bir tanımlama ile “Avrasya” şimdiye kadar sorunlu bir coğrafya olagelmişti ve görüntü odur ki 21 inci yüzyıl boyunca da yine problemli olmaya devam edecek. Sovyetler Birliği’nin dağılmasını izleyen dönemde ABD’nin Afganistan’a askeri müdahalesinden önce bu ülke Kazakistan ve Özbekistan’da geçici nitelikte iki askeri üs kurmuştu. Daha sonra Özbekistan, ülkesindeki üssün kapatılmasını istemişti ve üs 2005 yılında kapanmıştı. Bu üssün yeniden açılmasına yönelik girişimler olduğu basında yer almaktadır(1). 2003 yılında ABD Irak’ı işgal etmişti. Son yıllarda İran’a yönelik bir askeri müdahale olasılığı belirli aralıklarla basında haber olmaya devam etmektedir. Anımsanacağı üzere, Kafkasya’da ve Orta Asya’da renk isimleri ile anılan bazı rejim değişiklikleri de yaşanmıştı. Yıllardır Gürcistan’da iç çatışmalar yer almış ve ABD’nin protestosuna rağmen Rusya askeri müdahalede bulunmuştur.
Yaşadığımız bu coğrafyanın sıcak ve soğuk savaşlara konu olmaya devam etmesinin önde gelen nedeni olarak Avrasya’nın petrol ve doğal gaz zenginlikleri ileri sürülmektedir.
Coğrafyamızın bir çıkar çekişmesi alanı olacağına ilişkin somut söylemler, aslında, 19 uncu yüzyılda dile getirilmeye başlanmıştır. Bu konudaki fikrini sözcükleri eğip bükmeden söyleyenlerden birisi Lozan Konferans’ından tanıdığımız ünlü İngiliz diplomatı Lord Curzon’dur. Curzon, Dışişleri Bakanlığı Siyasi Müsteşarı iken 1892 yılında yayınladığı kitabında şunları söylemiştir; “İran Körfezi’nde (Basra Körfezi) herhangi bir devlet tarafından Rusya’ya bir liman kurma ayrıcalığı tanınmasını, İngiltere’ye yapılmış bir hakaret ve statükonun çılgınca parçalanması ve uluslar arası savaş çığırtkanlığı olarak kabul ederim”(2). Lord Curzon’un Avrasya’ya yönelik diğer bir söylemi de şöyledir; “Türkistan, Afganistan, Kafkasya, İran bunlar dünya hakimiyeti için oynanan satranç tahtası üzerindeki taşlardır”(3).
Curzon’un ifadelerindeki bir kavram son derecede önemlidir, “dünya hakimiyeti”. Dünya hakimiyeti konusunu sadece Lord Curzon veya İngiliz İmparatorluğu düşünmemiştir. Belirli askeri ve siyasi güce ulaşan gelmiş geçmiş tüm devletlerde bu görüş vardır ve başlangıcı Büyük İskender’e kadar gider. Dolayısı ile bu kavram günümüzde de geçerliliğini aynen korumaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünya hakimiyeti için başta Avrasya olmak üzere dünyanın her tarafında çekişen ülkeler sırasıyla ABD, Rusya, Çin, AB ve Hindistan’dır.
Bulunduğumuz coğrafyada yaşana gelen ve bundan sonra da yaşanmaya devam edecek olan olayları anlamamıza ve yorumlamamıza yardım edebilecek birçok kaynak eser mevcuttur. Bugün okurlara bu konuda yazılmış ve dilimize de çevrilmiş bir kitabı tanıtmak istiyorum: “Büyük Satranç Tahtası”(4). Kitabın yazarı, 1977-1981 döneminde ABD Başkanı olan Jimmy Carter’ın, Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski’dir. Yazar, kitabının önsözüne şu ifadeyi koymuştur; “Avrasya, küresel üstünlük mücadelesinin oynanmaya devam edeceği satranç tahtasıdır.” Sadece bu cümle dahi coğrafyamızda yer alan olayların bir küresel üstünlük mücadelesinin farklı hamleleri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Continue reading ‘Büyük Satranç Tahtası’

Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler ve Türkiye IV

Yazıma 1694-1778 yılları arasında yaşamış olan ünlü düşünür Voltaire’den bir alıntı ile başlamak istiyorum; “Tarih, kralların, generallerin çiftliği değil, milletin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse gelecekte onu biçer.”
Dünya ekonomisinin içinden geçmekte olduğu kriz tünelindeki karmaşa ve yalpalama bütün şiddeti ile devam ediyor. Bu durum, krizin nedenlerini doğru algılamadaki hatalar ve alınması gereken önlemleri birbiri ile tutarlı ve birbirini tamamlayan bir ekonomik program paketi şeklinde zamanında ortaya koymadaki beceriksizliklerden kaynaklanmaktadır. Bu durumda gösteriyor ki bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket ekonomik krizle karşılaşmak değildir. Bir ülke için, ondan daha büyük felaket, ekonomiden anlamayan ve anlamadığını da kabul etmeyen, bize bir şey olmaz anlayışında olan, dilinin ucuna geleni söyleyiveren Devlet Başkanları ve Başbakanların yönettiği bir dönemde, ekonomik krizle karşılaşmaktır. İşte dünyaki bazı ülkeler, bu krizi böyle bir lider kadrosu ile karşılamışlardır.
Yukarıdaki gözlemimin, abartılı bir şekilde ifade edilmiş bir görüş olduğu söylenebilir. Ancak öyle olmadığını aşağıda sunacağım bilgiler açıkça ortaya koyacaktır. Son ekonomik krizin başlangıcı olarak genelde Mayıs 2007 de ABD de başlayan düşük vasıflı ipotekli konut kredilerinin geri ödenmemeye başlanması olarak kabul edilir. Diğer taraftan, ABD Ekonomik Araştırma Ulusal İdaresi (The National Bureau of Economic Research) ekonomideki durgunluğun Aralık 2007 başladığını ileri sürmüştür (1). Oysa Mayıs 2007, yıllardır iltihap toplamakta olan çıbanın, içindeki irini akıtmaya başladığı andır. Çıbanın iltihap toplamaya başlaması, aşağıda açıklayacağım bilgilere ve bana göre, 2000 li yıllardan öncesine kadar geri gitmektedir. ABD ekonomik yapısındaki bozulma ve yaratacağı sorunlar konusunda 1990 lı yılların sonunda birçok uyarı yazısı yazılmış, yayınlanmış ve raporlar düzenlenmiştir. Bu bağlamda ilk ciddi uyarılardan birisi, Ekonomik Politika Enstitüsü (Economic Policy Institute) tarafından Temmuz 1999 de yayınlanan Robert A. Blecker’in “Borç Bombasının Saati Çalışmakta” başlıklı raporudur(2). Blecker’ın raporundan yapacağım bazı alıntılar, hem olayın başlangıcını hem de günümüzü anlayabilmek bakımından aydınlatıcı olacaktır. “ABD’nin dış ticaret açıkları aydan aya, yıldan yıla yeni rekorlar kırmaktadır. ABD dış ticaret açığını finanse etmek için borçlandıkça hızla dünyanın en büyük borçlu ülkesi olmaktadır. Bu iki gelişmeye paralel olarak ABD’nin özel tasarruf oranı da düşmekte ve ülkeyi, devlet bütçesi açık vermekten fazla vermeye geçmesine rağmen, dışarıdan borçlanmaya zorlamaktadır”(3). Blecker bu eleştirileri gündeme getirdiğinde, ABD’nin bütçe açıkları 1992 deki GSYİH’nın yüzde 5.8 i olan 365.7 milyar dolardan 1998 de 37.9 milyar dolarlık bütçe fazlasına (GSYİH’nın yüzde 0.4) dönüşmüştü ve bütçe fazlası 2000 yılında 159.0 milyar dolara kadar da yükselecekti. Ancak aynı dönemde ABD’nin cari işlemler açığı 1997 yılındaki 140.4 milyar dolardan 1998 yılında 213.5 milyar dolara çıkmıştı. 1998 de ABD de kişi başına ortalama tasarruf oranı 1985 deki yüzde 10 düzeyinden yüzde 4.5 a inmiştir.
ABD’de 1997-2001 döneminde cari işlemler açıklarının, hanehalkı borçlarının, devlet borcunun ve Gayrisafi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) izlediği seyir Tablo 1 de yer almaktadır.
                                   Tablo 1
    ABD’nin Cari İşlemler Açıkları, hanehalkı ve devlet borçları
     ile GSYİH’nın 1997-2001 döneminde gösterdiği gelişme
                         (Milyar dolar olarak) 
Yıllar      Açık     H.H. Borcu      Devl. Borcu     GSYİH      Oran %
1997    140,4    5,493.5            5,525.6       8,304.3     132.7
1998    213,5    5,919.9            5,502.0       8,747.0     130.6
1999    299,8    6,416.8            5,529.6       9,268.4     128.9
2000    417,4    7,008.3            5,317.2       9,817.0     125.6
2001    382,4    7,659.4            5,440.4     10,127.9     129.3
Kaynak: IMF ve Global Policy Org. Web sayfaları  Continue reading ‘Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler ve Türkiye IV’

Aziz Nesin’in Ruhu Şad Olsun!

                    (Kayıp 5 Milyon Seçmen Aranıyordu, Bulunmuş)
Aşağıdaki haberlerden hiçbirisi gazetelerde 1 Nisan günü yayınlanmamış veya Aziz Nesin’in bir kitabından alınmamıştır. Yayınlandıkları tarihleri ve yayın organlarının isimlerini dipnotlarda bulacaksınız. Haberlerde ismi geçen şahısların adları ailelerine rahatsızlık vermemek için sadece baş harfleri ile verilecektir. Şahısların tam isimleri ve soyadları alıntı yapılan haberlerde mevcuttur.
Birinci haber; “1967 yılında 2 aylık iken hayatını kaybeden Z. Z.’nin ismi seçmen listesinde çıkınca baba İ. Z. iki şahit gösterip kızının öldüğünü ispatladı. …. Bugüne kadar yapılan 1987, 1991, 1995, 1999, 2004 ve 2007 seçimlerinde  ismi listeye girmeyen Z. Z.’nin 29 Mart 2009 da yapılacak yerel seçimlerde oy kullanacakların sıralandığı listeye isminin nasıl girdiği anlaşılamadı”(1).
İkinci haber; “1997’de yaşamını yitiren S. Ş. adlı yurttaşın da Kent Koop. Mahallesi’ndeki listede 20753 seçmen sıra noda yer alıyor. …. ”(2).
Üçüncü haber; “İzmir’de ölülerin, hatta bebeklerin bile seçmen listelerinde yer aldığını öne süren … şu örnekleri verdi. Fahrettin Altay Mahallesinde 23 nolu bina bulunmamasına rağmen üç kişi kayıtlı. Ali Reis Mahallesi’ndeki altı ölü seçmen listelerinde ama 175 kişinin ismi yok. (Listede adı olan) 47 kişi de mahallede oturmuyor. Yiğitler Mahallesi’nde 30 Temmuz 1965’te doğan ve 8 gün sonra ölen bebek ….. listede”(3).
Bu haberlere benzer daha birçok haber izleyen günlerde yayınlandı. Bunları eklemek mümkündü, ancak bu üç haber dahi geçmiş seçimlerin kütüklerinde olduğu kadar, 2009 yerel seçimlerine ilişkin seçmen kayıtlarında da ciddi bir sorun olduğunu açıkça göstermektedir.
Haberlerde yer alan tartışmaları değerlendirmeye girmeden önce, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı’nın 16 Nisan 2008 tarihli açıklaması ile YSK’nın 26 Kasım 2008 tarihli Basın Açıklaması’nda yer alan bazı bilgileri aynen okurlarla paylaşmak isterim.
YSK Başkanı’nın 17 Nisan tarihinde basına yansıyan açıklamaları şöyledir; “Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü’nde (SEÇSİS) yer alan veriler ile MERNİS’de yer alan verilerin birbirini tutmadığını ve yaklaşık 5 milyon seçmenin kaydının kendilerinde olmadığını açıkladı. … TÜİK’in verilerine göre 5 milyon seçmenin seçmen kütüklerinde yer almadığını gördük. 5 milyon seçmenin bulunması seçim sonuçlarını tabii ki etkiler. Seçmenlerin nasıl kaydolmadıklarını bilmiyoruz. Ancak, seçmenlerin kaydolmasını sağlamak amacıyla çalışmalara hemen başladık”(4).
YSK’nın 26 Kasım 2008 tarihli açıklaması ise şöyledir; “YSK, 30 Kasım 1997 gününden sonra yazım yaparak seçmen kütüğü düzenlememiştir. Bu arada SEÇSİS projeleri başlatılmış, ilk aşamada 35 ilin 26 milyon seçmeni bilgisayar ortamına geçirilmiş, 46 ilin 17 milyon seçmeni de eskiden olduğu gibi kağıt ortamında kalmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, 3 Kasım 2002 milletvekili seçiminde 41,407,027 ve 28 Mart 2004 mahalli idareler seçimlerinde 43,552,931 kişinin seçmen kütüğüne kaydı yapılmıştır. 2005 ve 2006 yıllarında yapılan SEÇSİS projesi çalışmaları sonunda da tüm seçmenler bilgisayar ortamına geçirilmiştir. Böylece, 22 Temmuz 2007 milletvekili seçiminde 42,533,041 ve 21 Ekim 2007 halkoylamasında 42,629,733 kişi ile seçmen kütüğü oluşturulmuştur. 22.3.2008 günü yürürlüğe giren 5749 sayılı Kanun ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanunda değişiklik yapılmış ve bu değişiklik uyarınca, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce tutulan Adres Kayıt Sisteminden seçmen niteliğini taşıyan ve 29 Mart 2009 günü 18 yaşını dolduran tüm vatandaşların kayıtları getirtilmiş, Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü (SEÇSİS)’ne aktarılmış ve yeni seçmen kütüğü oluşturulmuştur. Yeni oluşan seçmen kütüğüne göre seçmen sayısı 48,265,644 olmuştur”(5). Continue reading ‘Aziz Nesin’in Ruhu Şad Olsun!’