Monthly Archive for Kasım, 2008

Avrasya’nın Petropolitiği

Aşağıda okuyacağınız söyleşi PetroGas dergisi ile yapılmış ve Dergi’nin Ekim-Kasım 2008 tarihli 67 inci sayısında çeşitli görseller eşliğinde yayınlanmıştır.
Petrogas: Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesini ve sonrasında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Müdahalenin enerji boyutu var mı? Gürcistan’ın enerji geçiş ülkesi olmasının bunda etkisi nedir?
Uluğbay: Sorunuzu yanıtlamaya, 1855-1865 yılları arasında Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Başbakanlığını yapmış olan Henry Temple Palmerston’un çok önemli bir tespiti ile başlamak isterim; “Bizim sonsuza dek yanımızda olacak dostlarımız yoktur ve bizim sürekli kalıcı düşmanlarımız da olmayacaktır. Bizim sürekli ve sonsuza dek var olacak çıkarlarımız mevcuttur ve işte bu çıkarlarımızı izlemek bizim görevimizdir.” İşte 1800 lü yıllarda söylenmiş bu söz, bugün de aynen geçerliliğini korumaktadır. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesinde ve ABD’nin bu ülkeyi korumaya çalışmasında da her iki ülkenin enerji kaynaklarına yönelik “ulusal çıkarları”nın çatışması söz konusudur. Zira Gürcistan, ABD-İran ve Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan arasında süregelen gerginlikler nedeni ile, Hazar Havzası petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına çıkışında kilit bir konuma sahiptir.
Kafkasya’da ve daha geniş bir coğrafya olan Avrasya’da zaman zaman silah kullanımı ve renkli devrimler şeklinde çeşitli müdahalelerin yer alacağı çok önceden belli idi. Jeopolitik ve jeostrateji konusunda yazılan birçok kitap ve makale bu konuda uyarıcı bilgiler ile doludur. Şimdi onlardan bazılarını anımsamakta fayda var.
ABD Başkanı Jimmy Carter’in Ulusal Güvenlik Danışmanı görevinde bulunmuş olan Zbigniew Brzezinski 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabının 51 inci sayfasında şu hususu belirtmiştir; “Amerika için en önemli jeopolitik ödül Avrasya’dır. … Avrasya’da yerleşik olmayan bir güç, artık Avrasya’daki üstün güç konumundadır ve Amerika’nın küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya Kıtasındaki hakimiyetinin ne kadar ve ne denli etkili süreceğine bağlıdır.” 1997 yılında yer alan diğer bir gelişmeyi de hemen hatırlamak uygun olacaktır. 1997 yılında, ABD Başkanı Bill Clinton, 1980 de Rusya’nın Afganistan’ı işgalinden sonra Başkan Carter’in Basra Körfezi’ne yönelik bir saldırıya gerekirse silah kullanarak yanıt verileceğini ilan eden “Carter Doktrini”ni açıklaması ve bu amaçla kurulan CENTCOM, askeri komutanlığının görev alanına Hazar Havzası’nı da dahil etmiştir. Görüldüğü üzere, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını izleyen dönemde ABD, Avrasya coğrafyasında var olmak için gerekli adımlarını atmış ve ayrıca bağımsızlığını kazanmış bulunan Kırgızistan ve Özbekistan’da geçici askeri üsler kurmuş ve bağımsızlığını kazanan Avrasya ülkeleri ile önemli ticari ilişkiler geliştirmiştir. Bu konuda ABD li ünlü enerji uzmanı yazar Michale T. Klare, 2001 yılında yayınlanan kitabında şu tespiti yapmıştır; “Dış dünyanın dikkatini çekmeksizin Rusya ve ABD Hazar Havzası’ndaki askeri durumlarını güçlendirmek için sistematik çabalar sürdürmektedir. … Amerika bölgede askeri üslere sahip olmadığı için varlığı diğer vasıtalarla oluşturmaktadır.(1).” Bu vasıtalardan önde gelen uygulama bu bölgedeki renkli devrimlerdir. ABD’nin Gürcistan’da askeri varlığını son dönemlerde pekiştirdiği bir yöntem konusunda da, enerji konularındaki değerli bir yazar olan William Engdahl, şu bilgileri vermektedir; “Gürcistan Devlet Başkanı Saakashvili, 2007 yılında İsrail güvenlik firmalarından 1,000 e yakın askeri danışman davet ederek Gürcistan ordu birliklerine komando, hava, deniz, zırhlı ve topçuluk alanlarında savaş taktikleri eğitimi verdirmeye başlamıştır(2).” Aynı yazar ertesi gün sitesine koyduğu diğer bir yazıda, Gürcistan’daki İsrail askeri danışmanlarının yalnız olmadığını ve 15 Temmuz 2008 tarihli Reuters haberine göre 1,000 kişilik ABD askeri birliğinin Gürcistan’da “Doğrudan Doğruya Yanıt 2008” (Immediate Responce 2008) isimli askeri tatbikat yaptığını açıklamıştır(3). Bu bilgilerden de görüldüğü üzere, Rusya ve ABD arasında Gürcistan’a yönelik bir gerginlik kademe kademe tırmanmakta idi. Bu gerginliğin, ABD’nin Ağustos 2008 sonunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile “Füze Kalkanı” anlaşması imzalaması sonucunda doruk noktasına tırmandığı anlaşılmaktadır. Bu konuda Leyla Tavşanoğlu ile söyleşi yapan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Ivanovskiy, eski demir perde ülkelerinin NATO’ya alınması ve buralarda üsler kurulması ile ilgili olarak söyledikleri hatırlanmaya değer, “Doğru söylediniz. Kuşatıyorlar. 1988, 1989 yıllarında NATO, ‘Biz Sovyetler Birliği’nin sınırlarına karşı hiçbir harekette bulunmayacağız’ sözü veriyordu. Ondan sonra Sovyetler Birliği Vietnam ve Küba’dan askeri üslerini kaldırdı. Ama buna karşılık NATO Romanya ve Bulgaristan’da askeri üsler kurdu. Bu bizim için sevinilecek bir durum tabii ki değildir. … ‘Kuzey Vietnam füzelerinden korunmak için Polonya’da üs kuracağız’ diyorlar. Bütün dünyayı aptal mı sanıyorlar? Biz ayın öbür tarafında yaşamıyoruz ve olup biteni görüyoruz(4).” Sovyetler sonrası Rusya’da kuşatılmışlık duygusunun oluşmaya başlaması 1990 lı yılların sonuna doğru başlar. Bu konuda Mayıs 2000 de Rus Dışişleri Bakanı Andrei Y. Urnov’un şu açıklamasını hatırlamak yeterlidir; “Hazar Havzası’ndaki durumumuzu dış çıkar güçlerinin zayıflatmaya çalıştıkları dikkatimizden kaçmamıştır. Kimsenin şüphesi olmasın ki, Rusya çıkarlarına gizlice saldırılma girişimlerine direnme kararındadır(5).” Gürcistan bağımsızlığını kazandığı 1990 lı yıllardan sonra da bir seri iç karışıklıklar yaşamış ve bu süreçte Rusya çıkarlarını korumak için gerektiğinde askeri güç kullanmaktan uzak durmamıştır. Continue reading ‘Avrasya’nın Petropolitiği’

Sahip Olmak ya da Olmak

Yunanistan’daki Delphi Tapınağı’nın girişinde “Kendini Tanı” ibaresi yer almaktadır. Bu ifade insanın bireysel gelişimine olduğu kadar toplumsal gelişime de rehberlik edecek önemli bir anlayışı vurgulamaktadır. İnsan kendisini tanımaya çalıştığı ve tanıdığı ölçüde öz eleştirisini sağlıklı yapabilir ve böylece kişisel gelişmesinin ve olgunluğunun da yolunu açar. Gelişmiş ve olgunlaşmış insanlardan oluşacak bir toplum ise barışın, huzurun, demokrasinin, insan haklarının ve hukukun hükümran olduğu bir düzeye çıkar ve onu koruyup geliştirebilir.
Kendimizi tanımanın yollarından birisi de bu konudaki çabalarımıza yön verecek kitaplardır. Dünya ölçeğinde birçok yazar bu konuda insanlara değerli bilgi ve analizler suna gelmektedir. Bugün sizlere tanıtacağım kitabın yazarı bana göre bu niteliklere sahip bir kişidir. 
Bugün sizlere kitaplarını büyük bir ilgi ve beğeni ile okuyup yararlandığım bir yazar olan Erch Fromm’un, aslı 1976 yılında, Türkçe çevirisi ise, Arıtan Yayınevi tarafından 1997 yılında yayınlanmış olan “Sahip Olmak ya da Olmak” isimli kitabını tanıtmak istiyorum. Yazarın diğer bazı kitaplarını da daha sonraki yazılarımda tanıtmayı düşünüyorum.
Yazar bu kitabında, insandaki “Sahip Olmak” tutkusunun, tarih boyunca insanı ve insanlığı nasıl sıkıntılı bir sürecin içine soktuğunu ve yaşamı ve dünyayı nasıl çekilmez bir konuma taşıdığını birçok örnek eşliğinde açıklamaktadır. Kitap aynı zaman insanın “Olmak” tercihini yaptığında ulaşacağı düzey ile hem iç hem de dış huzurunu nasıl sağlayacağını ve doğanın dengesine nasıl yardım edeceğini de ortaya koymaktadır.
Fromm, kitabında “Sahip Olmak” ya da “Olmak” kavramlarını felsefi açıdan işlediği gibi, dinler açısından da ele almakta, çok değerli ve yararlı analizler yapmaktadır.
Tanıtmak için kitaptan seçtiğim bazı ifadelerden yararlanacağım. Seçtiğim bu ifadeler üzerinde şöyle bir düşündüğümüzde bu saptamaların kendi yaşamımızda ve çevremizin yaşamında sıkça gördüğümüz ve rahatsızlık duyduğumuz hususlar olduğunu da gözlemleyeceğiz.
Kitabın 30 uncu sayfasında Fromm şu saptamayı yapıyor; “Bencillik, insanın her şeyi yalnızca kendisi için istemesi durumudur. Bölüşme yerine, sahip olmak kişiye haz verir. Sahip olmak tek hedef olunca, insan giderek daha aç gözlü ve muhteris olur. …. insanın, …. tüm yaşamı, kendinden çok şeye sahip olanları kıskanmak ve kendinden az varlığı olanlardan da korkmakla geçecektir.” Hiç de az rastlanan bir durum değil.
33 üncü sayfada, “Doğayı fethetmek arzusu ve doğa düşmanlığı gözümüzü öylesine köreltmiş ki, doğal kaynakların da bir sonu olduğunu ve bir gün tükenebileceklerini, ayrıca doğanın insandaki bu sömürücü tutuma karşı kendini savunabileceği gerçeklerini bir türlü göremiyoruz.” Yazar, bu kitabı ile daha 1976 yılında insanın doğayı tahrip etme boyutunun ulaştığı tehlikeli boyutu görüyor ve insanlığı, “doğa intikam alabilir” diyerek çok ciddi bir şekilde uyarıyor. Fromm ve bazı bilim insanlarının çevreci uyarıları çok erken tarihlerde başlamış olmasına rağmen insanlardaki “sahip olma” tutkusu o denli bir gözbağı oluşturmuş ki, “doğanın kendini savunma” süreci başlamış olmasına rağmen bilinçsiz tüketim ve doğayı yok etme hız kesmeden devam etmektedir. Kyoto Protokolu ve benzeri bazı adımlar atılmaya çalışıldı ise de insanın tahripkarlığı fren tutmamaya devam ediyor.    
Fromm, çevre konusundaki uyarılarına 36 ıncı sayfada şu cümleyi de eklemiş, “İnsanlık tarihinde ilk kez, insanlığın, fiziksel olarak varlığını sürdürebilmesi, kendi kalbindeki köklü değişikliklere bağlıdır.” İnsan ve insanlık kendi özeleştirisini en samimi şekilde en kısa zamanda yapmaz ise fiziksel varlığı da ciddi tehdit altında kalacaktır. Bu süreç esasen başlamış durumdadır. Bu konuda daha fazla bir şey eklemek istemiyorum. Bu sitedeki çevre kategorisinde yer alan yazılarımda bazı bilgiler mevcuttur. Continue reading ‘Sahip Olmak ya da Olmak’

Doğalgaz zammı ve düşündürdükleri

BOTAŞ’ın 1 Kasım 2008 günü doğalgaz fiyatlarına konutlarda yüzde 22.5 ve sanayide yüzde 22 oranlarında zam yapması, o günden bu yana, toplumun tüm kesimlerinden çok yoğun tepkilere ve eleştirilere hedef olmuştur. 
Bu tepkiler, son zammın yüksek oranına yönelik olduğu kadar, son bir yıl içinde yapılan zamların birikimli değerinin gazetelere göre yüzde 73’e ve TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın 1 Kasım 2008 tarihli basın açıklamasına göre yüzde 82.15’e çıkmasına da yöneliktir. Üstelik bu yüksek oranlı zam, dünya ekonomisinde yaşanmakta olan ciddi bir krizin petrol fiyatlarını Temmuz 2008 den bu yana sürekli ve hızlı bir biçimde düşürdüğü bir ortamda yer almıştır. Doğalgaz fiyatlarının petrol fiyatlarına belli bir formülle bağlı olduğu hatırlanırsa, doğalgaz fiyatlarının da petrol fiyatlarına paralel olarak bir zaman gecikmesi ile değişmesini doğal karşılamak gerekir. Ancak bu doğal karşılamanın da belirli bir sınırı vardır. Bu yazıda doğalgaz zammının doğal karşılanabilecek sınırını aşan hususlar üzerinde durulacaktır.
Yapacağım analizlerde, TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın açıklamasında yer alan fiyat serisini esas alacağım. Zira anılan açıklamada doğalgazın KDV’li ve KDV’siz fiyatları yan yana verilmektedir. Bu bilgiler de, okura 2008 zamları ile birlikte, devletin aldığı KDV’nin ne kadar artacağını gösterecektir.
Konu üzerinde değerlendirmelerime geçmeden önce TMMOB’nin Makine Mühendisleri Odası Başkanı’nın açıklamasında yer alan bilgileri Tablo 1’de sunmak istiyorum.
                                      Tablo 1
Son bir yıl içinde doğalgaza yapılan zamlarla oluşan fiyatlar
                                     (YTL/m3)
                  ÖTV dahil       ÖTV ve                        Birikimli zam
Tarihler        KDV hariç      KDV dahil      KDV YTL    oranı %
12.2007      0.458862       0.541457      0.0826          –
01.2008      0.498090       0.587746      0.0897        8.55
07.2008      0.540848       0.638201      0.0974      17.87
08.2008      0.644418       0.760413      0.1160      40.44
10.2008      0.674867       0.796343      0.1215      47.07
11.2008      0.835814       0.986261      0.1504      82.15
Kaynak: TMMOB Makine Mühendisleri Odası Basın Bülteni 01.11.2008

Tablo 1’in incelenmesinden de görüleceği üzere, Aralık 2007-Kasım 2008 döneminde doğalgaza yapılan yaklaşık yüzde 82 oranındaki zam metreküp başına (0.1504-0.0826=) 0.0678 YTL ek KDV artışı sağlamıştır. Diğer bir ifade ile bu zamlar yapılırken 6.78 kuruşluk KDV artışı zamlı fiyatlara yansıtılmasa idi, bu zamlara rağmen doğalgaz fiyatı (0.986261-0.0678=) 0.91846 düzeyinde kalacaktı. Daha açık bir ifade ile zam oranı yüzde 82.15 ten (0.91846/0.541457=) yüzde69.63 e inecekti. Özetle zam (82.15-69.63=)yüzde 12.52 oranında daha az yapılmış olacaktı. Continue reading ‘Doğalgaz zammı ve düşündürdükleri’