Monthly Archive for Ekim, 2008

Her Ailenin Kitaplığında Olması Gereken Bir Kitap

Bu sitede bir süre önce yayınladığım “Bu gidişle cahillikten kurtulmak mümkün mü?” başlıklı yazımda, diğer bilgilerin yanında dünyada ve ülkemizde yayınlanmakta olan kitaplar konusunda veriler sunduktan sonra yayınlanmış ve yayınlanmakta olan bu kitap okyanusundan kendi bilgi dağarcığımızı ve kültürümüzü geliştirecek doğru seçimleri yapabilmek için yararlanabileceğimiz kaynaklardan birisinin de kitap tanıtan yazılar olduğunu belirtmiştim.  Söz konusu yazıyı Fransız düşünürü, Louis L’Amour’dan bir alıntı yaparak bitirmiştim; “Bilgi para gibidir, değerli olabilmesi için dolaşımda olmalıdır. Dolanırken kapsamı genişleyeceği gibi muhtemelen değeri de artacaktır.”
L’Amour’un sözünü alıntı yapmakla kendimi de bir yükümlülük altına sokmuştum. Bu yükümlülük de, okuduğum kitaplardan kendi okurlarıma bilgi vererek o kitaplarla henüz tanışmadılar ise bu tanışmaya yardımcı olabilmektir.   
Bu konuda yazmayı planladığım ilk yazı için Cumhuriyet Bayramı gününü seçtim. Bugün tanıtacağım kitap da bu günün güzelliğine uygun olacaktır. Tanıtıma başlamadan önce tüm okurlarımın Cumhuriyet Bayramını kutlar ve onlara Cumhuriyetimizin demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti kimliğini koruyarak çağdaş uygarlığın önüne geçmesi yolunda yaptıkları değerli çabaları ve çalışmaları için teşekkür ederim.
Sizlere bugün tanıtacağım kitabın adı, “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”dir. Kitap, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanmıştır. Aslı üç ciltten oluşan kitap tek bir cilt halinde basılmıştır.
Bu kitap, Atatürk’ün “Nutuk”u ile birlikte evlerimizde bulunması gereken temel eserlerden birisidir. Nutuk, politik ve kültürel konuşmalarda sıkça anıldığı ve atıfta bulunulduğu için toplumumuz tarafından iyi bilinmektedir. Söylev ve Demeçler’e atıf ise göreceli olarak daha az yapılmaktadır. Oysa, bu kitap, okuyanlarca da çok iyi bilindiği üzere, Atatürk’ün çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmaları ve çeşitli konularda verdiği demeçleri toplamakta ve bu özelliği ile yaygın bir yelpazede Atatürk’ün görüş ve düşüncelerini öğrenmemize Atatürk’ü çok daha iyi anlamamıza ve yakından tanımamıza yardımcı olmaktadır. Bu özelliği ile de okunması ve kitaplıklarımızda mutlaka bulunması gereken bir temel eserdir. Cumhuriyet Bayramı’nda ve diğer bayramlarda çocuklarınıza, diğer çocuklara ve dostlarınıza bir hediye vermek istiyorsanız hediye seçenek listenizin başında yer almalıdır. Atatürk Araştırma Merkezi, “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”ni iki tür olarak bastırmıştır. Birincisi, konuşmaların yapıldığı günün Türkçesi ile, diğerini ise günümüzde kullanılan sadeleştirilmiş Türkçe ile. İkinci tür baskının, günümüz gençliğinin çok daha kolay anlamasını sağlamak için yapıldığı anlaşılmaktadır.
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri’ni henüz okuma fırsatını bulamamış olan okurlara kitapta 359 farklı konuda konuşmanın yer aldığını da belirtmek isterim.
Her bir konuşmayı okudukça Cumhuriyetin nasıl ve hangi şartlar altında ve hangi güçlüklerle mücadele edilerek kurulduğunu ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesini tüm açıklığı ile göreceksiniz. Kitabın birçok yerinde duygusal coşkunluk yaşayacaksınız. Kitapta Cumhuriyet kuşaklarında Atatürk’ün ne nitelikler aradığını ve bu niteliklerin onlara nasıl sunulması gerektiğine ilişkin çok ufuk açıcı düşüncelerini de öğreneceksiniz. Kitabı bitirdiğinizde Atatürk’ün dünya ölçeğinde çağının ötesinde bir fikir ve devlet adamı ve önder olduğunu da görecek ve ona halen duymakta olduğunuz sevgi, saygı ve hayranlık da o ölçüde artacaktır. 

Çocuklara Karşı İşlenen Suçlar

Aşağıda okuyacağınız konuşma metni 27 Ekim 2008 günü başlayan Üçüncü Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu’nda yapılmıştır.
Değerli Bilim Öğretenler, Sevgili Öğrenciler ve Değerli Konuklar,
Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri’nin birlikte düzenledikleri Üçüncü Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyum’unda konuşma yapma onur ve ayrıcalığını bana verdikleri için her iki Üniversitemizin yönetimlerine teşekkür ederim. Sempozyum’un yapılmakta olduğu Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin bu toplantı salonuna adım atmak beni tam 51 yıl öncesine, 1957 yılı Sonbahar’ına götürdü. Ankara Üniversitesi SBF de öğrenimime başladığımda bu salonda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın öğrencilere sunduğu klasik batı müziği konserlerini izlemeye de başladım. Klasik batı müziği sevgisini bana ve benim kuşağımın Ankara’da okuyan gençlerine bu salondaki o konserler aşıladı. O olanağı bizlere o günlerde sunanlara huzurunuzda teşekkürü bir borç bilirim. Ümit ederim Üniversitelerimiz benzeri güzel programları bu salonda ve yenilerinde gençlerimize sunmaya devam ediyorlardır.
Prof. Dr. Erksin Güleç’in bu konuşmaya ilişkin talebi iletmesinden sonra, üç konu aklıma geldi; ilki kadın eğitiminin ülke geleceği bakımından önemi, ikincisi dünya ekonomisindeki son gelişmeler ve üçüncüsü çocuklara ve özellikle de kız çocuklarına karşı işlenen suçlar. Bu konular arasında bir süre kararsız kaldım. O günlerde basında yer alan ve beni rahatsız eden bir haber seçim yapmamı kolaylaştırdı. Haberde, genetik bilimci Steve Jones’un insan evriminin sona erdiğini ileri sürdüğü belirtiliyordu(1).
Siz değerli bilim insanlarımız bu konudaki tartışmaları yakından izlediğiniz için Jones’un tezini ne zaman ortaya attığını ve buna yönelik tartışmaları gayet iyi biliyorsunuz. Dolayısı ile o konulara girmek benim boyumu ve haddimi aşar. Biraz önce de belirtiğim üzere, insanın evriminin sona ermiş olabileceği olasılığını okumak beni ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Rahatsızlığımın nedeni ise, hergün dünyanın dört bir tarafında birbirinin yaşamına kasdeden, yaşamının temel dayanağı olan doğayı insafsızca yok etmekte duraksamayan, kendi ciğeri olan ormanları yakmaktan çekinmeyen, kişisel çıkarı için her şeyi yapabilen ve bunlardan çok daha da kötüsü çocuklara ve özellikle kız çocuklarına karşı işlediği suçlar hergün artan insanın evrimi bu aşamada son bulamazdı ve bulmamalıydı. İnsan evriminin ulaşacağı en üst düzey belirttiğim bu yüz kızartıcı aşama olamazdı ve olmamalıydı. Değerli bilim insanları, lütfen, bana insanın evriminin bu aşamada son bulmadığını, insanın daha nitelikli konuma gelmesine yönelik evrim sürecinin devam ettiğini söyleyiniz!
Devletlerin istatistik yayınlarında suçlar konusunda bilgi verilirken yetişkinlerce işlenen suçların yanında çocuklarca işlenen suçlara da yer verilmesine karşılık, ne yazık ki çocuklara karşı işlenen suçlar konusunda pek fazla bilgi yer almamaktadır. Son zamanlarda yazılı ve görsel basında çocukların işlediği suçların yanında çocuğa karşı işlenen suçlar konusunda da bilgiler yer almaya başlamıştır. Bu gelişmenin hüzün ve utanç veren yanı ise çocuğa karşı işlenen suçların azalmayıp, giderek hem ülkemizde hem de dünyada artmakta olmasıdır.
Bu açıklamalarımdan da anlaşıldığı üzere bu konuşmada üzerinde duracağım konu çocuklara karşı işlenen suçlar olacaktır. Çocukların işlediği suçlara değinememe nedenim, eğer çocuklar suç işliyor ise bunun nedenini yetişkinlerin çocuklara yaklaşımında aramak gerektiğine inanmış olmamdır. Diğer bir deyişle, çocuğa karşı işlenen suçlar, çocuk suçluları da ortaya çıkaran temel nedendir. Suç işleyen çocuklar konusunda, ünlü düşün insanı Hermann Hesse’nin, şu sözlerine kulak vermenizi istiyorum; “Yıllar yılı, bütün bir çocukluk yaşamı boyunca üzerinde şiddet uygulanmış, dövülmüş, ürkütülmüş, satılmış, korkutulmuş …. bir çocuğun ağzından, her şeyden önce hakim ya da insanlığa yararlı bir kişi olmak istediğine, bu konuda güçlü bir arzu duyduğuna ilişkin sözler çıkmasını bekleyemezsiniz. Böyle bir çocuk belki bir evi ateşe verecek ya da başka bir takım hoş olmayan eylemlere kalkışacaktır”(2).

Continue reading ‘Çocuklara Karşı İşlenen Suçlar’

Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Ve Türkiye III

(Kırmızı Mumlu Davetiye İle Çağrılan Bir Kriz Yaşıyoruz)
Bu sitede 21 Ağustos 2007 tarihinde yayınladığım “ Dünya Ekonomisindeki Son gelişmeler ve Türkiye” başlıklı yazımda “… krize nasıl ‘kırmızı mumlu davetiye’ çıkarıldığını” o günkü veriler ışığında incelemiştim.  Doğruydu, o tarihe değin gerek dünyanın önde gelen ekonomilerinde ve gerek Türkiye’de yer alan sorunlara Merkez Bankaları’nın likidite enjekte etmeleri ve faiz indirimleri ile çare aranmaktaydı ve Hükümetler geniş ölçüde balkondaki seyirci konumundaydı. O yazımın alt başlığı ise “Duyduklarımız Godot’nun ayak sesleri miydi?” Yine bu sitede 20 Eylül 2007 tarihinde yayınladığım “Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler ve Türkiye II” başlıklı yazımda aradan geçen bir ayda yer alan yeni gelişmeler değerlendirilmiş ve yazıyı “Dünya ekonomileri ve Türkiye yıllardır biriktirdikleri sorunlara sağlıklı ve kalıcı önlemler alacaklar veya aspirin tedavisi ile sorunları büyüterek bir süre daha ertelemeyi deneyeceklerdir. Gelecek aylardaki gelişmeler hangi yolun seçildiğini gösterecektir” diyerek bitimiştim. İkinci yazıdan bu yana geçen yaklaşık bir yılı aşkın sürede, başta ABD ve İngiltere olmak üzere, birçok ülkenin ve bu arada ülkemizin sorunları büyüterek ertelemeyi seçtikleri artık bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmiştir. Ağustos 2007 de duyduklarımızın da Godot’nun ayak sesleri olduğu artık anlaşılmıştır. Sonunda Godot geldi.
Bu yazıda, olabildiğince ilk iki yazıda değindiklerimi tekrarlamadan yaşanmakta olan ve birçok uzmana göre 1929 bunalımına eşdeğer bir krizin nasıl kırmızı mumlu davetiye ile çağrıldığını biraz daha ayrıntısı ile anlatmaya ve alınması gereken önlemler için bazı önerilerde bulunmaya çalışacağım.  
Eylül 2008 ayının ikinci yarısında, dünya ekonomileri, ABD piyasalarında Mayıs 2007 den bu yana yaşanan depremler serisinin ulaştığı yeni boyut karşısında bir yandan gelişmeleri yeniden büyük bir endişe ve korku ile izlemiş, diğer yandan da ABD’nin almaya çalıştığı önlemlere çekingen bir biçimde destek olma çabaları sergilemiştir. ABD’nin ve dünya ekonomisinin içinden geçmekte olduğu kriz tüneline ilişkin değerlendirmelere başlamadan önce bu gelişmelere yönelik olarak alınmakta olan önlemlere ve batı basınında yer alan bazı haberlere kısaca göz atmak uygun olacaktır.
İlk olarak ABD’nin krizden çıkabilmek için hangi boyutta kamu kaynağını kullanma noktasına geldiğini hatırlamak uygun olacaktır. ABD yönetimi, Mart 2008 ayından başlayarak Bear Stearns Yatırım Bankası’nı (29 milyar dolar), Eylül ayı başında Fannie Mae ve Freddie Mac isimli Gayri Menkul Kredi Kurumu’nu (200 milyar dolar) ve 18 Eylül’de de AIG Sigorta Şirketi’ni (85 milyar dolar) kurtarma kararı almasına rağmen ekonomideki olumsuz gelişmelerin durmaması üzerine, son olarak Kongre’ye 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketi sunulmuştur. Bu paket ile, ticari değeri düşmüş mali kağıtlar satın alınarak piyasaların sahipsiz olmadığı sergilenerek “güven ortamı”nı yeniden tesis etmek amaçlanmıştı. Bu gelişmelerin yer aldığı dönemde FED piyasalara likidite sunmaya devam etmiştir.  ABD Başkanı Bush, Kongre’de teknisyenler ile 700 milyar dolarlık kurtarma paketinin görüşüldüğü sırada televizyonların en çok izlediği zaman kuşağında bir konuşma yaparak kurtarma paketinin önemini şu cümleler ile vurgulamıştır; “Ciddi bir mali krizin ortasında bulunuyoruz. … Tüm ekonomimiz tehlikede. …. Amerika mali bir panik içine girebilir(1).” Başkan’ın vurgulamalarına rağmen, 700 milyar dolarlık paket, 29 Eylül günü Temsilciler Meclis’inde görüşülmüş ve kabul edilmemiştir. ABD yönetimi, önerisine 150 milyar dolarlık bazı popülist önlemler ekleyerek Senato’ya sunmuştur. Senato 850 milyar dolarlık paketi büyük çoğunlukla onaylayınca, Temsilciler Meclisi de onaylama yoluna gitmiştir. ABD Yasama Organları’nın tasarının tatlandırıldıktan sonra kabul etmesindeki mantığı en iyi ifade eden siyasetçi, tasarının Temsilciler Meclisi’ndeki ilk görüşmelerinde konuşan Mali Hizmetler Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi milletvekili Barney Frank olmuştur. Frank, “Kurtarma programına gerek olup olmadığı konusunda ne düşünürseniz düşünün, bir kere Başkan, Hazine Bakanı ve FED Başkanı, bu yasayı çıkarmaz iseniz çökeceğiz demişlerse, yasayı çıkarmazsanız muhtemelen çöküş olacaktır.(2)” Başkan’ın biraz önce değinilen sözleri ABD ekonomisinin içinde bulunduğu kriz tünelinin ciddiyeti konusunda yeter açıklıktadır. 850 milyar dolarlık kurtarma paketinin boyutu, Kongre’nin aynı günlerde 2009 yılı savunma harcamaları için 612 milyar dolar tahsis ettiği hatırlanırsa daha iyi anlaşılır. ABD ekonomisinin yaşamakta olduğu bunalımlı süreç, artık başta Avrupa olmak üzere tüm dünya ekonomilerini ciddi biçimde etkilemeye başlamış ve bu ülkeler de sıra dışı önlemler almaya başlamışlardır. Alınan önlemler piyasaların ve halkın tansiyonunu düşürmeye yetmediği için parti parti ek önlemler alınmaya devam edilmektedir. Bu durum, hiçbir hükümetin kapsamlı ve senkronize işleyen bir kriz önleme paketini önceden düşünüp hazırlamadığını ortaya koymaktadır.

Continue reading ‘Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Ve Türkiye III’