Monthly Archive for Eylül, 2008

Irak Petrollerinden 30.2 Milyon Varil Alacağımız Var

                                   (Türkiye Acilen Petrol Fonu Oluşturmalı)
Aşağıda okuyacağınız söyleşi, Aksiyon Dergisi Ankara Temsilcisi Muhammed Fatih Uğur ile yapılmıştır.  Dergi, bu söyleşiyi yer sınırı nedeni ile kısaltarak ve okuma kolaylığı sağlamak için ek ara sualler koyarak 22 Eylül 2008 tarihli 720 nci sayısında “Son petrol savaşında Irak’taki hakkımızı alalım” başlığı ile yayınlamıştır. Dolayısı ile aşağıda okuyacağınız metin dergide yayınlanandan daha kapsamlıdır.
 
Aksiyon : Ortadoğu ve Kafkaslarda neredeyse bir asrı aşkındır (20 yy boyunca) petro-politik hamleler yapılıyor. Bugün Gürcistan-Rusya savaşı ile başlayan ve  Rusya-ABD denklemine sıçrayan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluğbay: Petrolün (akışkan enerji) özellikle 19 uncu yüzyılın sonlarında önce ticari gemilerde daha sonra da savaş gemilerinde yakıt olarak kullanılmaya başlanması ve petrol türevi tuluolün patlayıcı üretiminde barutun yerini almaya başlaması bu maddeyi stratejik bir enerji kaynağı konumuna taşımıştır. Petrolün akışkan özelliği savaş gemilerine diğer avantajlarının yanında denizde yakıt yükleme olanağını vermesi kömürle çalışan donanmalara karşı üstünlük sağlamıştır.
Bu gelişmeler ve otomotiv sanayinin öne çıkmaya ve bu araçların ordularda kullanılmaya başlaması, sanayileşmiş fakat petrol fakiri İngiltere, Almanya ve Fransa’yı petrol olan toprakları denetimlerine alma yarışına sokmuştur. I. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin kendi topraklarındaki petrol varlığının yakında tükeneceği endişesi duymaya başlaması, bu ülkeyi de diğer ülkelerdeki petrol kaynaklarına yönelik yarışa dahil olmaya sevk etmiştir.
Böylece dünyada petrol kaynaklarının birinci paylaşım kavgası başlamış oldu.
Günümüzde ise petrol ile birlikte doğal gaz kaynaklarının ve bunları dünya pazarlarına sevk edecek güzergahın denetim mücadelesi veya diğer bir deyişle son petrol paylaşım mücadelesi yaşanmaktadır.
Son petrol paylaşım mücadelesi/kavgası deyimini kullanmamın nedeni, dünya petrol üretiminin içinde bulunduğumuz yıllarda tavan yapacağı (peak-oil) ve daha sonra da düşmeye başlayacağına ilişkin bilimsel tez ve yayınların artmış olmasıdır(1). Yine bilimsel araştırma yapanlara göre, doğal gaz üretiminin tavan yapacağı yıllara yönelik zaman aralığı tahmini de 2019-2030 dönemidir(2). İçinde bulunduğumuz yılda petrol fiyatlarının 150 dolar/varil düzeyine ulaşması da bunun habercilerinden birisidir. Şu sıralarda petrol fiyatlarındaki düşüş yanıltmamalıdır. Bu geçici gelişme dünya ekonomisinin durgunluğa gireceğine ilişkin beklentilerin ürünüdür. Petrol üretiminin tavan yapması ve petrol fiyatlarındaki artışa ilişkin analizlere burada girmek istemiyorum. Bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlarınız web sitemde konu ile ilgili yazıma bakabilir.
Rusya-Gürcistan olayı da, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra enerji kaynaklarına yönelik Avrasya’da yaşanmakta olan mücadelenin sadece bir parçasıdır. Zira Hazar Havzası 1990 larda dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip coğrafyalarından birisi olarak görülüyordu. Bu zenginliklere yönelik iki tahmine değinmek uygun olacaktır. ABD Enerji Bakanlığı’nın Haziran 2000 deki raporuna göre, “Hazar Denizi Havzası (Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile birlikte Rusya ve İran’ın bu Havzadaki topraklarında) dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin beşte biri olan 270 milyar varil bulunmaktadır. Basra Körfezi ise 675 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervine sahiptir. Enerji Bakanlığına göre, Hazar Havzası aynı zamanda, dünya doğal gaz rezervlerinin sekizde biri olan 665 trilyon kübik feet doğal gazı da ihtiva etmektedir(3).” Daha sonraki tarihlerde British Petroleum’un yaptığı hesaplamalara göre ise, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’daki toplam kanıtlanmış petrol rezervi 48 milyar varil ve doğal gaz ise 268 trilyon kübik feettir(4).
Gürcistan toprakları, ABD-İran ve Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan gerginlikleri devam ettiği sürece, Hazar Havzası enerji kaynaklarının batı pazarlarına akabilmesindeki en önemli birinci köprüdür. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı’na yönelik tartışmalar hatırlandığında Rusya’nın hem bu projeye hem de Bakü-Supsa boru hattına şiddetle karşı çıktığı da anımsanır. Rusya bu enerji kaynaklarının kendi topraklarından geçerek dünya pazarlarına sunulmasını kendi ulusal çıkarları ve enerji kaynakları akımındaki kontrol gücünü arttırmak adına istiyordu. ABD ve AB de enerji kaynaklarının dünya pazarına sunuluşunda Rusya’nın denetim gücünün artmasından kaygı duydukları için ve kendi ulusal çıkarlarını korumak adına başta BTC olmak üzere alternatif yollar arayışında olmuşlardır. 
Kafkasya dahil Avrasya’nın bütününde bu mücadelenin yaşanacağı, ülkemizde pek bilinmese bile, dünyada uzun süreden beri bilinmekteydi. ABD Başkanı Jimmy Carter’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabında şu gözlemde bulunmuştur; “Bu kaynaklara (Hazar Havzası) ulaşmak ve sundukları zenginliği paylaşmak ulusal hırsları, tüzel çıkarları harekete geçirir, tarihi iddiaların ateşini yeniden yakar, yayılmacı duyguları canlandırır ve uluslar arası rekabeti tutuşturur. … Bölgedeki ülkelerin her birinin iç sorunları vardır, her birinin komşuları üzerinde hak iddia ettiği ya da etnik karşılıkların bulunduğu sınırlar vardır. Pek azı ulusal olarak tek kimliklidir. Bazıları halihazırda toprak talebiyle ilgili olarak veya etnik ve dini çatışmalar yüzünden karışıktır(5).” Hazar Havzası dahil Avrasya’da bu sorunların yaşanacağına ilişkin bilgi sadece bu kitapta yer almamıştır. Batı yazın dünyasında yayınlanan birçok kitap ve makalede bu gelişmelere yönelik ip uçları vardır. Ayrıca, Sovyetler Birliği’nden ayrılan bağımsız cumhuriyetlerde Gürcistan dahil renkli devrimlerin peş peşe gelmesi de bu coğrafyadaki gerginliği tırmandırmaktaydı. Kafkasya’da ve Avrasya Kıtasında yer alan olayları ve Büyük Ortadoğu Projesini daha iyi anlamak isteyen okurlarınıza Brzezinski’nin kitabını okumalarını öneririm.   Continue reading ‘Irak Petrollerinden 30.2 Milyon Varil Alacağımız Var’

BDDK Başkanı’nın Uyarısı

30 Ağustos 2008 tarihli bazı gazetelerde(1), BDDK Başkanı’nın önemli bir açıklamasına yer verildi. Ancak, izleyen günler ve haftalarda, gerek 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın ve gerek Gürcistan sorununun ve bu bağlamda Rusya’ya yönelik kabadayılık söylemlerinin ve daha sonra da Deniz Feneri’ne ilişkin haberlerin yoğunluk kazanması nedeni ile, basında, BDDK Başkanı’nın uyarıları üzerinde hak ettiği boyutta durulmadı. Oysa uyarı üzerinde çok ciddi şekilde durulması gereken birkaç hususa dikkat çekilmişti. Basına yansıyan bu çok gecikmiş bir uyarıyı, Başkan’ın kendi ifadesi ile anımsamak uygun olacaktır.
BDDK’nun sekizinci kuruluş yıl dönümü etkinliği çerçevesinde düzenlenen arayış konferansında BDDK Başkanı özel sektörün dış borcunun 120 milyar dolara ulaşan boyutu ile ilgili endişelerini basına yansıyan şekli ile şöyle dile getirmiştir; “Varlıklarını ipotek edip yurt dışından borçlananların büyük zorluklarla kurdukları işletmeleri yabancıların eline geçer diye endişe ediyorum.”
Bu sitede yayınladığım birçok yazıda, cari işlemler açıklarının çığ gibi büyümesinin riskleri üzerinde durmuş hızla artan ülke dış borçlarının ödediğimiz çok yüksek reel faiz nedeni ile bize geldiğine işaret etmiştim. Eleştirilerimin arasına bu borçlanmaların özel sektörün ekonomik varlıklarını kaybedebilmesine yol açma veya devlet için sorun olma olasılığına, ciddi endişe duymama rağmen, dahil etmemeye özen göstermiştim. Muhtemelen ekonomi üzerinde değerlendirme yazısı yazan birçok yazar da aynı duyarlılıkla bu konuyu işlemekten uzak durmuşlardır. Zira böyle bir eleştiriyi özellikle bizlerin (eski bakanların ve bürokratların) dile getirmesi kolayca felaket tellallığı olarak yorumlanabilirdi.
BDDK Başkanının şu ana kadar sergilediği tutum göz önüne alınır ise, bıçak kemiğe dayanmadan böyle bir açıklamayı yapmayacak bir kişiliğe sahip olduğunu söyleyebilirim. Bu izlenimim ışığında, Başkan bu konuda Hükümet’e kapalı kapıların ardında yaptığı uyarılara gereken tepkiyi alamamış olmalı ki, uyarısını kamuoyu önünde yenilemek zorunluluğunu duymuş olmalı diye düşünüyorum. Başkan muhtemelen sorun daha da büyümeden önlem alınmasını sağlamak için kişisel olarak eleştirilmeyi de göz önüne alarak bu açıklamayı yapma yoluna gitmiş görünüyor. Continue reading ‘BDDK Başkanı’nın Uyarısı’