Monthly Archive for Ağustos, 2008

Bu Gidişle Cahillikten Kurtulmak Mümkün mü?

Ülkelerin kitap yazımı ve bu yayınların okunma boyutları, o ülkelerin gelişmişlik düzeyini  gözler önüne seren en iyi göstergelerden biridir. Kendi insanlarınca beğeni ile okunabilecek ve diğer dillere de çevrilebilecek kitapları yazabilmek hem bireysel hem de toplumsal ciddi birikim gerektirmektedir. Bu birikimi oluşturan ve devamlı geliştiren toplumlar da ayrıcalıklı bir konumda bulunmaktadır. Genelde de böyle toplumlar kültürlerini kolayca ihraç etmekte ve diğer toplumlarla paylaşmakta son derece başarılı olmaktadırlar.
Tarih bu konuda bizlere çok net bir ışık tutmaktadır. Bugüne, tarihleri veya varlıkları ile ulaşabilen kavimlerin hemen hepsi yazılı bilgi ve belgeyi gününde en iyi şekilde kullanan ve bugüne bırakabilenler olmuştur. İşte Mısır hiyeroglifleri ile aktarılanlar, işte klasik Yunan yazınları, işte Sümer tabletleri ve daha niceleri. Dünden beri doğruluğu kanıtlanan bu gerçek günümüzde de, yarın da hangi ulusun daha güçlü ve önde olacağını belirlemeye devam edecektir.
Üretilen yazılı eserlerin kalıcı olabilmesi de beraberinde bunların ülkesinde ve dünyada okunmasını zorunlu kılar. Bu okuma sürecidir ki daha fazla yeni yazarların daha çok ve çeşitli yeni fikirleri ortaya çıkarmasına yol açar. Okuma sürecinin yetersiz olduğu durumlarda kitap yazımı ve yazarları da susuz kalan bitkiler gibi solar ve yok olur.  
Bu yazı ile ülkemizin kitap yazımı ve okuma konusundaki durumunu ana hatları ile saptamaya çalışacağım.

“Düşünmeden öğrenmek yitirilen emektir. Öğrenmeden düşünmek ise tehlikelidir.” Confiçyüs

Bu konuları dost sohbetlerinde ve belirli aralıklarla basında da ele alırız ve ilk saptamalarımızdan birisi okuma özürlü olduğumuza yöneliktir. Okuma konusundaki toplumsal zafiyetimiz değişen boyutta toplumun hemen her kesimini rahatsız eder. Ancak bu rahatsızlığı gidermek için öncelikle devletin ne yapması gerektiğine ilişkin görüş üretiriz. Ancak birey olarak “bizler ne yapabiliriz”in üzerinde çok az düşünür ve eyleme geçeriz. Her konuda olduğu gibi cahilliği yenmede kişisel sorumluluğumuzu görmezden geliriz.
Konuya yönelik düşüncelerimi, kamu ve yerel yönetimler ile bizler birey olarak yazın dünyamızı zenginleştirmek ve insanlığa sunumunda ne yapabiliriz sınıflandırması çerçevesinde paylaşmaya başlamadan önce bazı sayısal bilgileri kısaca anımsamak uygun olacaktır. 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2007 adrese dayalı nüfus sayımında 70.6 milyona yakın nüfusumuz ve 15.1 milyona yakın hanemiz olduğu görülmektedir. Ülke genelinde ortalama hane halkı sayısı 4.5 kişi iken bu sayı il ve ilçeler ortalaması olarak 4.18 e inmekte ve bucak-köy ortalaması olarak 5.19 a çıkmaktadır. Diğer bir deyişle her haneye girecek bir kitabın doğrudan ve dolaylı olarak ortalama 4.5 kişiye erişmesi söz konusudur.
Ülkemizin okuma hedef kitlesinin profili ise Tablo 1 de yer almaktadır.
                                    Tablo 1
           6 yaş ve üzeri nüfusun okur-yazarlık durumu

Eğitim Düzeyi                      Erkek                   Kadın
Okuma-yazma bilmeyen     1,857,132           5,732,525
Bir okul bitirmeyen            6,512,324           6,374,007
İlkokul                           11,145,950          11,020,877
İlköğretim                           985,471              734,008
Orta okul                         2,764,107            1,397,691
Ortaokul dengi                    102,394                43,838
Lise                                 3,592,711           2,503,951
Lise dengi                        1,288,615              628,230
Yüksek öğrenim                1,990,229           1,161,735
6 yaş ve üstü nüfus        30,245,445         29,613,798

Kaynak: TÜİK web sayfaları

İstisnalar hariç tutulursa, okuma eğilimi yüksek olması gereken kişiler en az lise eğitimi almış olanlardır denilebilir. Bu anlayışla Tablo 1 e göz atarsak, sekiz yıllık eğitimin üzerinde öğrenim verebildiğimiz 6,871,555 erkek ve 4,293,916 kadın olmak üzere toplam 11,165,471 vatandaşımız vardır. 6 yaş ve üzeri erkek ve kadın nüfus grupları içinde her iki grubun da payları sırasıyla yüzde 22.72 ve yüzde 14.50 dir. Her iki oran da tam üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinin çok gerisindedir. Türkiye sekiz yıllık zorunlu eğitimi çok ama çok gecikerek uygulamaya koymuştur. On bir veya on iki yıllık zorunlu eğitime geçmede de en az 40-50 senelik gecikme söz konusudur. Tablo 1 de özellikle kadınların eğitimine yönelik olarak yer alan bilgiler hepimizin yüzünü kızartacak durumdadır. Kadınların okur-yazarlığı konusunu öne çekmemin nedeni, anne ve eş olarak ailenin okuma özenine şekil verecek konumda olmaları nedeniyledir. Eşi okuma merakında olan bir erkek en azından ondan geride kalmamak için okumaya özen gösterecektir. Okuyan anne ve baba da çocukların okuma eğilimini yükseltecektir. Ülkemizdeki ez az lise eğitimi almış kadın yetişkinlerin diğer bazı ülkelerle karşılaştırmalı bilgileri Tablo 2 de yer almaktadır. Tablo 2 en az lise ve dengi düzeyi eğitim almış kadın nüfusumuzun,  gelişmiş ve hatta bazı gelişmekte olan ülkelerden ne kadar geride kaldığını açıkça göstermektedir. Continue reading ‘Bu Gidişle Cahillikten Kurtulmak Mümkün mü?’

Cari Açık Komisyona Havale!

Anayasa Mahkemesi kararının beklendiği günlerde basında yer alan bir haber üzerinde yeterince tartışılmadı. O günlerde basında yer alan habere göre ekonomik konulardaki koordinasyondan sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, “Türkiye’nin geleneksel üretimi devam ettirerek, cari açığı kapatma şansı yok” demiş ve cari işlemler açığının oluşum nedenleri ve finansmanına ilişkin çalışmalar yapmak özel bir komisyon kurulmasının kararlaştırıldığını açıklamıştır(1).
Aradan on beş gün geçtikten sonra da Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, “… cari açık, IMF programının bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yüksek tüketim ve yatırım harcamaları cari açığı artırmıştır” açıklamasını yapmıştır(2).
Bakanların bu açıklamalarını değerlendirmeye geçmeden önce dış ticaret açığı ile cari işlemler açığının 2003 yılından bu yana izlediği seyri kısaca anımsamak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.
                                            Tablo 1
              2003-2008 döneminde dış ticaret ve cari işlemler
                                   açıklarının izlediği seyir
                                (milyon dolar ve % olarak)
Yıllar             DT Açığı         Cİ Açığı          CIA/DTA %
2003             13,489            7,515             55.7
2004             22,736          14,431             63.5
2005             32,988          22,137             67.1
2006             40,941          31,893             77.9
2007             46,705          37,753             80.8
2008/6          28,795          27,347             95.0
Toplam        185,654         141,076            76.0
Kaynak: T.C. Merkez Bankası web sayfaları.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, Hükümet, cari işlemler açıkları bir yıldan diğerine çığ gibi artıp iktidarları döneminde toplam olarak 141.1 milyar dolara ulaştıktan sonra cari işlemler açıklarının oluşum nedenlerini araştırıp çözüm aramayı düşünme noktaya ulaşmıştır. Hükümetin bu yaklaşımı bana İngiliz’lerin güzel bir özdeyişini anımsattı, “akşam yemeğinden sonra günaydın” (good morning after supper). Ne denir, hiçbir zaman çok geç sayılmaz. Yeter ki doğru çözüm bir kriz yaşanmadan bulunsun. Tablo 1 e ilişkin değerlendirmeleri bitirmeden önce, 2008 yılı sonunda cari işlemler açığının nereye ulaşabileceğine ilişkin bir tahmin belirtmek de uygun olacaktır. Haziran ayları sonu cari işlemler açıklarının izlediği seyir göz önüne alındığında 2008 yılı sonu cari işlemler açığının 47-50 milyar dolar aralığında yer alması beklenebilir.
Tablo 1 in son kolonu cari işlemler açıklarının dış ticaret açıklarına oranlarını göstermektedir. Bu oran 2003 yılında yüzde 55.7 iken 2007 de yüzde 80.8 e ve 2008 in ilk altı ayında da yüzde 95 e çıkmıştır. Bunun anlamı hizmetler sektörü dış ticaret dengesindeki fazlanın mal ticareti açığını kapatmadaki katkısının giderek azalmaya başladığını göstermektedir. Başta turizm sektörü olmak üzere, uluslar arası taşımacılık, yurt dışı inşaat hizmetleri ve benzeri sektörlerin dış ticaret fazlası yeterince hızla büyüyememektedir. Bu konuda daha iyi fikir sahibi olmak için Tablo 2 düzenlenmiştir. Continue reading ‘Cari Açık Komisyona Havale!’

Çok Bilinmeyenli Denklem Çözmek ve Türkiye

Ulusal eğitim sistemimiz çocukları eğitirken, insanların tüm yaşamlarında karşılaşacakları sorunları çözmede çok önemli rol oynayacak iki temel kavramı yeterince öğretememektedir. Bunlar da sırasıyla “çok bilinmeyenli denklem çözebilmek” ve “bileşik kaplar kuramı”dır. Her iki konu da Matematik ve Fizik derslerinde çocuklara yeterince anlatılamamakta ve yeterince temrin yaptırılmamaktadır. Bildiğim kadarı ile matematik derslerinde iki bilinmeyenli denklemin ötesinde çözüm pek anlatılmamakta ve temrin yapılmamaktadır. Bileşik kaplar kuramı ise kısaca anlatılıp geçilmektedir. Fen kolu için çok değerli olan bu konular sosyal bilimler için de en az o kadar önem taşımaktadır. Çünkü bireysel ve toplumsal yaşam çok bilinmeyenli denklemlerle dolu olarak yaşanmaktadır.  Her iki kavram yeterince öğrenilemediği için de bireysel ve toplumsal yaşamda ikiden fazla sorunla karşılaşıldığında birey de, toplum da ve  yönetim kadrosunda bulunanlar da bocalayıp durmakta ve kolayca yapılmaması gereken hataları yapmaktadırlar.
Aslında tarihi öğretiye yeterince dikkatle bakılırsa, başarılı toplumları yaratanların çok bilinmeyenli denklem çözme yeteneğine sahip ve bileşik kaplar kuramını kavramış çok sayıda insan olduğu görülecektir. Ülkemiz tarihi de bu gözlükle okunduğunda, yükseliş ve istikrar dönemlerinde söz konusu niteliklere sahip insanlarımızın azımsanmayacak sayıda olduğu görülür.
Buna karşılık aynı tarihi öğreti, çöküntünün başladığı ve istikrarın bozulduğu dönemlerin ise, toplumlarda söz konusu yeteneklerin azalıp mumla aranır hale gelindiği dönemler olduğunu ortaya koyar.
Çok bilinmeyenli denklem çözme becerisine sahip insanların en önde gelen özelliklerinden birisi de, elindeki çok bilinmeyenli denklemi çözerken yeni bilinmeyenlerin denklemlere eklenmeyeceğini bilmeleridir. Bu çok önemli bir niteliktir.
Ülkemizin bulunduğu coğrafya tarih boyunca çok bilinmeyenli denklem üretmiş ve mevcut problemlerini çözemeden denklemlerine yeni bilinmeyenleri kendisi eklemiş veya başkaları tarafından eklenmiş bir coğrafya olagelmiştir. O nedenle de bu coğrafyanın ve bu arada özellikle de ülkemizin çok bilinmeyenli denklem çözme yeteneği yüksek insanlara gereksinimi dünyanın diğer ülkelerinden çok daha fazla olmuştur ve olmaya devam edecektir. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki, hem ülkemiz hem de bulunduğumuz coğrafya bu yetenekleri yeteri sıklıkta ve bollukta üretememektedir. Continue reading ‘Çok Bilinmeyenli Denklem Çözmek ve Türkiye’