Monthly Archive for Ekim, 2007

Petrol Fiyatlarının 90 Dolara Dayanmasından Kim Sorumlu?

Son günlerde yabancı basında yer alan haberlerde, ham petrol fiyatlarının 90 dolar düzeyine ulaşmasında, Türkiye’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapma kararının etkisi olduğu ileri sürülmekte ve bu iddialar ulusal basında da yankı bulmaktadır. Ham petrol fiyatlarındaki bu tırmanışın gerçek sorumluları kimdir sorusuna yanıt aramak bu yazının amacıdır.
Soruya yanıt aramaya başlamadan önce, dünya petrolüne ilişkin bazı son dönem temel verilerini anımsamak değerlendirmeler açısından gerekli bulunmaktadır.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) web sayfasındaki verilerine göre, 2007 yılı ham petrol talebinin bir yıl öncesine göre yüzde 1.5 artarak günde 85.9 milyon varil olması ve 2008 yılında da bu rakamın yüzde 2.4 artarak günde 88 milyon varile çıkması beklenmektedir. IEA bu rakamları saptarken, OECD’nin Kuzey Amerika ve Pasifik Bölgesi için talepte azalma öngörüsü ile Eski Sovyetler Birliği Bölgesi için talep artış beklentisini göz önünde bulundurmuştur. 2007 yılının sonuna doğru, bazı petrol üretim tesislerindeki yıllık bakım için üretim düşmeleri ile kasırga mevsimine girilmesinin yol açacağı risklerin OPEC ülkelerince üretim artışı ile dengeleneceği de IEA’nın beklentileri arasındadır. IEA Ekim ayında dünya rafinerilerindeki üretimin, özellikle OECD, Çin, Orta Doğu ve Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde rafineri bakımlarının yapılması nedeniyle, Ağustos ayına göre günde 1.9 milyon varil düşerek günde 73.0 milyon varile indiğini de belirtmektedir.
Bu tesbitleri yaptıktan sonra şimdi konuyu incelemeye başlayabiliriz. Görüldüğü üzere, rafinerileri bakımları nedeniyle, petrol ürünleri arzında Ekim ayında yüzde 2.5 düzeyinde bir azalma mevcuttur. Bunun fiyatları etkilememesi beklenemez. 2008 yılı tüketim tahminin yüzde 2.4 artması beklentisinin de fiyatları etkilemeyeceği düşünülemez. Özellikle arz cephesinde belirsizliklerin arttığı bir dönemde.
Diğer taraftan, ülkelerin stratejik petrol rezervlerinin durumu da petrol piyasasındaki fiyat gelişmelerini etkileyen bir unsurdur. Özellikle başta ABD olmak üzere, yüksek gelirli Kuzey Yarı Küre ülkelerinde yaz aylarında iç ve dış geziler çok arttığı için yaz sonuna gelindiğinde ham petrol ve petrol ürünleri stoklarında ciddi azalma olur. Dolayısı ile sonbahar dönemi bu rezervlerin takviye edildiği mevsimdir. Bu süreç petrol piyasasında talebin yükseldiği dönemdir. Bunun yanında sert kış beklentileri ile de kışa yönelik stokların oluşturulması gerekmektedir. Sonbahar aylarının bu kritik döneminde, dünya rafinerilerindeki üretimin Ekim ayında yüzde 2.5 azalmasının etkisi, bu ortamda oranın ifade ettiğinden daha şiddetli hissedilir. Ayrıca hatırda tutulması gereken husus yaz dönemi talep edilen petrol ürünü ile kış dönemi talep edilen petrol ürünlerinin kompozisyonu farklıdır. Bu değişim de rafinerilerin taleplere tepki zamanını etkileyebilmektedir. Petrol rezervlerinin takviye edilmesi fiyatların tırmandığı dönemlerden çok fiyatların düştüğü dönemde yapılır. Halen fiyatların arttığı bir süreç yaşandığı için rezerv takviye takvimleri de ertelenmekte olabilir. Böyle bir durum da piyasa beklentileri üzerinde etki yaratabilir. Continue reading ‘Petrol Fiyatlarının 90 Dolara Dayanmasından Kim Sorumlu?’

Dünyanın 11 inci ekonomisi olabilmek

10 Ekim 2007 tarihli Hürriyet gazetesinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Nazım Ekren’in şu ifadesine yer verilmiştir; “2002-2006 performansı, ekonomik ajandamız, kurguladığımız şekilde devam ederse 2015’te, 2025 ve 2050’de Türkiye’nin hem gelişmiş 11 ülke arasında yer almasına hem de AB entegrasyonunda ciddi adımlar atılmış olacak.(1)”
Bakan bu söylemi ile, Haziran 2000 de yürürlüğe konulan “Uzun Vadeli Gelişmenin (2001-2023) ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının (2001-2005) Temel Amaçları ve Stratejisi”nde öngörülen 2023 hedefini bir ülke daha geriye çekmiştir. Anılan Temel Strateji Belgesi’nin 18 inci paragrafında şu hüküm yer almakta idi; “Türkiye’nin gerekli yapısal dönüşümleri gerçekleştirmesi durumunda, 2001-2023 döneminde yıllık ortalama yüzde 7 dolayında büyüme hızı sağlaması ve büyümenin yaklaşık yüzde 30’nun toplam faktör verimliliğinden kaynaklanması, böylece 1998 yılında 3,200 dolar olan kişi başına gelirini 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri düzeyine yaklaştırması beklenmektedir. Türkiye’nin dönem sonunda ulaşacağı 1.9 trilyon dolar civarında GSMH düzeyi ile dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmesi öngörülmektedir.(2)” Bu ifadeden de görüldüğü üzere Bakan Ekren, Bülent Ecevit Hükümeti’nin Cumhuriyet’in 100 üncü yaşının kutlanacağı 2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisinden biri olma hedefini, ilk 11 olarak değiştirme niyetini ifade etmiştir. Ayrıca ifadesi basına doğru yansıdı ise, 2025 ve 2050 gibi geniş bir zaman aralığına ertelenmiştir. Niyet ifadesi deyimini kullanmamın nedeni, bu hedeflerin şahısların dilek ifade etmesi ile değil TBMM de Plan ve Stratejilerin onaylanması ile yürürlüğe gireceğini belirtmek içindir. Hükümet te bu görüşte ise uzun vadeli Gelişme Stratejisini yeniden belirlemek durumundadır. 
Niyetim 10 veya 11 inci rakamına takılıp kalmak değildir. Ülke için iddialı hedefler ortaya koyabilmek güzel bir yaklaşımdır. Bu hedefe ulaşabilmek için atılması gereken adımların neler olduğu konusu üzerinde biraz zihin egzersizi yapmaktır. Bu çalışmaya, önce Bakan Ekren’in temel varsayımlarından biri olan 2002-2006 performansı üzerinde kısaca durarak başlamak uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 1 hazırlanmıştır. Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere, ekonomik büyüme hızı, 2001 krizi sonrasında 2002 yılında yüzde 6.5 iken, 2004 yılında yüzde 9.9 ile zirve yapmış ve 2006 yılında yüzde 6 ya inmiştir. Bu dalgalı performansın sağlıklı ve istikrarlı  olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Söz konusu dalgalı büyüme hızları dahi devamlı büyüyen cari işlemler açıklarını beraberinde getirmiştir. Cari açıkların devamlı büyümesi sürdürülebilir bir durum değildir. O nedenle 2002-2006 dönemini performansını referans alarak dünyanın ilk 11 ekonomisinden birisi olma savını ileri sürmek pek de güçlü bir temele dayanmamaktadır. Aynı dönemdeki istihdam verilerine bakıldığında temel daha da zayıflayacaktır(Bu konuyla ilgileneler bu sitede yayınlanmış bulunan “İşgücü Verilerindeki Oynamalar” başlıklı yazıya bakabilirler).
                          Tablo 1
      2002-2006 dönemine ait iki veri dizisi 
Yıllar      GSMH Büyüme %           CİA milyon $
2002              6.5                         1,524
2003              5.9                         8,036
2004              9.9                       15,604
2005              7.6                       22,824
2006              6.0                       31,316
Bu saptamayı yaptıktan sonra değerlendirmelere, Türkiye’nin halen dünya ekonomileri sıralaması içindeki yerini belirleyerek devam etmek uygun olacaktır. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir. Tablo 2 nin incelenmesinden de görüleceği üzere, Türkiye 2006 yılı verilerine göre dünyanın en büyük 17 inci ekonomisi konumundadır. Tablonun 2000 yılı verilerine dikkatlice bakıldığında anılan yılda Türkiye’nin dünyanın 21 inci büyük ekonomisi konumunda olduğu görülür. Buna göre Türkiye 2000-2006 döneminde dünya ekonomik büyüklük sıralamasında dört basamak tırmanmıştır. Sadece bu Tabloya ve bu gelişmeye bakarak bir yargıya varmak gerekirse Türkiye’nin, Bakan Ekren’in ifade ettiği gibi, 2025 veya 2050 de değil 2015 de 11 inci sıraya yükselmesi hiç de zor değilmiş gibi görünür. Türkiye’nin ulusal geliri 2000-2006 döneminde yüzde 102.2 artarken Tablo’dan da görüleceği üzere Rusya yüzde 280, Çin yüzde 125, İspanya yüzde 106, Hindistan yüzde 97 ve Avustralya yüzde 92 düzeyinde artış kaydetmişlerdir. Ancak Tablo’da gözden kaçmaması gereken bir durum vardır; 2000 yılında 17 inci sırada Arjantin vardır. 2006 ya gelindiğinde Arjantin 22 inci sıraya gerilemiştir. Nedeni ileride açıklanacaktır. Diğer taraftan Japonya’nın GSYİH sı 2000 den 2006 ya yüzde 6.5 küçülmüştür. Bu iki veri Tablo’nun uyarıcı verileridir.   Continue reading ‘Dünyanın 11 inci ekonomisi olabilmek’

İktidarlar Hukuku Göz Ardı Edemez

Hatırlanacağı üzere, AKP iktidarı, 22 Temmuz seçimleri öncesinde süresi dolan 10 uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yerine Cumhurbaşkanı seçme girişiminde bulunduğunda Anayasa’nın öngördüğü kurallar konusunda uyarılmasına rağmen, kendi yaklaşımında direnmiş ve sonuçta Anayasa Mahkemesi’nin seçimde yapılan kural hatasını belirlemesi üzerine amacına ulaşamamıştır. Yapılan kural hatasına ilişkin değerlendirmelerimi bu sitede 8 Temmuz 2007 günü yayımladığım “Cumhurbaşkanlığı Seçimi Tartışılırken Gözden Kaçanlar” başlıklı yazımda ayrıntıları ile açıklamıştım. Yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilememesi üzerine, AKP iktidarı bir yandan, esasen başlamış bulunan erken seçim süreci için, seçimleri erken tarihe alma kararını almış, diğer yandan da tepki niteliğinde Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini öngören bir Anayasa değişikliğini TBMM de kabul etme yoluna gitmiştir. Kabul edilen ve 21 Ekim’de halkoylamasına sunulacak olan Anayasa değişikliğinin geçici 18 ve 19 uncu maddelerine göre, 11 inci Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi öngörülmüştür. Üstelik bu seçimin, değişikliğin halk oylaması ile kabul edilmesinin sonuçlarının Resmi Gazete’de ilanını izleyen 40 ıncı gününü izleyen Pazar günü yapılması hükmü de konulmuştur. Halk oylamasının kabul ile sonuçlanması halinde bu hükümler Anayasa hükmü haline gelecektir. Uygulanmaması da Anayasa’nın ihlali niteliğini taşıyacaktır.
22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan yeni TBMM,  halen yürürlükteki Anayasa’nın hükümlerine göre, 11 inci Cumhurbaşkanı seçimini yapmış ve AKP’nin adayı kural hatası yapılmadan seçilmiştir. Bu süreç Ağustos ayında tamamlanmıştır. 11 inci Cumhurbaşkanı’nın TBMM’de seçiminden Anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulacağı 21 Ekim tarihine kadar geçecek iki aya yakın süre vardır. Diğer bir deyişle AKP adayını Cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra artık halk oylamasına sunulacak Anayasa değişikliğinin ilgili geçici maddeleri bir bakıma gereksiz konuma düşmüştür. Bu durumda da bu geçici maddelerin halkoylamasına sunulacak metinden çıkarılmaları gerekirdi. Bu noktada çıkarılmaz ise ne olur sorusu akla gelebilir. Bu sorunun yanıtı, problemler yumağı oluşur! Continue reading ‘İktidarlar Hukuku Göz Ardı Edemez’