Monthly Archive for Mart, 2007

Irak Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı penceresinden bakınca Türk Petrol Kanunu

Türk Petrol Kanunu neler getiriyor ve neler götürüyor başlıklı yazımı yayınladığımda Irak petrol yasası üzerinde Irak Hükümeti’nin görüşmeleri yoğun ve tartışmalı bir biçimde devam etmekte idi. O nedenle de anılan yazıda Irak ile yapılan karşılaştırmalar o günlerde batı basınında yer alan haber ve yorumlara dayandırılmıştı. Irak Hükümeti, “Irak Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı”(IPYT)’na 26 Şubat 2007 günü son şeklini vererek Irak Meclisi’ne onay için gönderdi.

Irak Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı’nın İngilizce Tercümesi Rawd Jarrar’ın web sitesinde 1 Mart 2007 tarihinde yayınlandığı için bu tasarı ile Cumhurbaşkanı tarafından bazı maddelerinin yeniden görüşülmesi için TBMM’ne iade edilen Türk Petrol Kanunu’nu daha somut bir biçimde karşılaştırma olanağı doğmuştur. Türk Petrol Kanunu neler getiriyor ve neler götürüyor başlıklı yazıda değişiklik yapmayan ancak ona ek değerlendirmeleri içerek bu yazı konunun tüm boyutları ile daha somut görülebilmesine katkıda bulunacaktır. Irak tasarısı henüz Irak Meclisi’nde görüşülerek nihai şeklini almasa bile, Hükümet tasarısı olduğu için sağlıklı bir karşılaştırma yapmak mümkündür. Esasen Irak Hükümeti’ni oluşturan koalisyonun tüm tarafları bu tasarıyı Mayıs sonuna kadar olduğu gibi geçirme kararındadırlar. Ancak, Meclis’te yoğun tartışmaların yer alması da beklenmektedir.
Bu karşılaştırmayı yapmadan önce yabancı basınında yer alan Irak Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı’nın hazırlanış öyküsüne kısaca değinmekte yarar vardır.

Continue reading ‘Irak Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı penceresinden bakınca Türk Petrol Kanunu’

Cari İşlemler Açıkları I

Ekonomiye yönelik tartışmalarda, Türk ekonomisinin artık temel sorunlarını geride bıraktığı ve yeniden büyük sorunlar yaşamayacağı ileri sürülmektedir. Ümit edelim, bu savı savunanlar haklı çıksın. Zira ekonomide yaşanan krizlerin ağır bedelini, zamanında önlemini almayan siyasetçi ve yönetim kadroları ödemez, geniş halk kitlesi öder. Siyasetçinin ödediği bedelin en yükseği olsa olsa iktidardan düşmek ve daha da ağırı yeniden seçilememektir. Ancak bu kayıp bile kısa vadelidir. Zira, toplumun kısa vadeli hafızası, yaşadığı sıkıntıları ve o sıkıntıları yaşatanları, yaşamakta olduğu yeni sıkıntılar nedeni kısa zamanda unutur ve bir süre sonra geçmiş sorunları yaşatan siyasi kadroları yeniden çözüm umudu olarak görür ve yeniden iktidara getirir. Siyasi tarihimize şöyle bir göz atmak bu tanıyı doğrular. Türkiye’de belli bazı kişilerin kaçar defa başbakan ve bakan olduklarına ilişkin verileri hatırımıza getirmek bu tanının ne kadar doğru olduğunun kanıtıdır.   
Ülkemizde dört yılı aşkın süredir TBMM de büyük çoğunluğa sahip tek parti iktidarı olmasına rağmen, ekonomik ve toplumsal barış ve istikrarı güven altına alabilecek, ekonomik ve sosyal nitelikli mayınlar tümüyle temizlenmediği gibi bunlara yenilerini de eklemiştir. Bazı sorunların çözümü, dünya likidite bolluğu konjonktüründen yararlanılarak ertelenmeye devam edilmektedir. Bu mayınların sosyo-ekonomik açıdan en tehlikelisi olan işsizlik sorunu, daha önce “işgücü verilerinde oynamalar” başlıklı yazıda genel hatları ile ele alınmıştı. Şimdi de bu mayınlardan bir diğeri olan ve 2002 yılından bu yana giderek büyüyen cari işlemler açıklarını dikkatle inceleme zamanıdır. Bu değerlendirme de veriler eşliğinde yapılacaktır.
Tablo 1 de 2002-2006 döneminde cari işlemler açığının, dış ticaret açığının, ihracat ve ithalatın gösterdiği gelişmelere ilişkin veriler yer almaktadır. Continue reading ‘Cari İşlemler Açıkları I’

Maden Kanunu ve Dünya Gerçekleri

  Türk Petrol Kanunu’nun tartışıldığı dönemde, Hükümet yetkilileri, anılan kanunu savunurken, 26 Mayıs 2004 tarihinde Maden Kanunun’da yapılan değişiklikleri gündeme getirerek savunmalarını pekiştirmek istemişlerdi. Söz konusu değişikliklerin Türk Petrol Kanunu açısından ele alınabilecek boyutu “Maden Kanunu Gözlüğüyle Türk Petrol Kanunu” başlıklı yazıda incelenmişti. Şimdi bu yazıda Maden Kanunu’nda yapılan ve sektörü özelleştirme değil yabancılaştırma girişimi olarak tanımlanabilecek düzenlemeler dünya madencilik gerçekleri çerçevesinde ele alınacaktır.
  Günlük yaşamımızda kullandığımız maddelere şöyle bir göz attığımızda, bunların içinde yakıt ve yakıt dışı maden ve minerallerin çok önemli bir yeri olduğunu gözlemleriz. Esasen ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli göstergelerden birisi de, basında çok sık olarak yer almasa da, kişi başına tüketilen enerji, maden ve mineral miktarlarıdır. Diğer bir deyişle ekonomik gelişmişlik enerji, maden ve mineral tüketimi ile birebir bağlantılıdır.
  Maden ve mineral zenginliklerinin dünyadaki dağılımı aynen petrol varlıklarının dağılımı gibi son derece adaletsizdir. Maden ve mineral zenginliklerinin dağılımından aslan payını alan coğrafyalar ve ülkeler şöylece sıralanabilir; Ekvator’un güneyinde kalan Afrika ve bu arada özellikle Güney Afrika, Rusya’nın Sibirya ve Ural Dağları Bölgeleri, Avusturalya, Kanada ve Çin’dır. Maden ve minerallere teker teker bakıldığında bu bölgelerin dışında kalan çeşitli ülkelerin bazı maden ve minerallerde büyük zenginliğe sahip olduğu da görülebilir. Örneğin ABD kömür, Brezilya demir cevheri ve manganez, Ukrayna manganez, nikel ve titanyum ve Küba nikel gibi. Continue reading ‘Maden Kanunu ve Dünya Gerçekleri’

28 Şubat üzerine söyleşi

Aşağıdaki Söyleşi, Cumhuriyet Gazetesi’nde  “10. Yılında 28 Şubat Süreci” başlıklı Sertaç Eş ve Fırat Kozok’un yazı dizisinin 4 Mart 2007 tarihli bölümünde yayımlanmıştır.
Eski Milli Eğitim Bakanı Uluğbay, milli eğitimin, parti politikalarının uygulandığı bir yer olamayacağını belirtti.
Siyaset eğitimden elini çekmeli
ULUĞBAY: 28 Şubat süreciyle birlikte 8 yıllık eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve kesintisiz olarak uygulanması, Türkiye’yi 200’e yakın devlet içerisinde son 5.- 6.’sından biri olmaktan kurtardı. Özellikle 12-15 yaş arası çocuklar okula kavuştu ve bunlardan 8 yıllık eğitime gidenlerin önemli bir bölümü de lise eğitimine başladı.
Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) özellikle eğitimle ilgili kararlarının yaşama geçirilmesinde önemli rol oynayan 55. hükümetin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay , Türkiye’nin, 1997 yılı başında dünyada ilköğretimi 5 yılla sınırlı tutan 5-6 ülkeden biri olduğunu belirterek “Dünyada 200’e yakın devlet olduğunu düşünürseniz, bunun Türkiye için ne kadar üzücü bir durum olduğu ortaya çıkar” diyor. Yine aynı dönemde Türkiye’de 12-15 yaş grubu genç kızların büyük çoğunluğunun okula gidemediğine dikkat çeken Uluğbay, erkeklerin de yüzde 40’a yakın bölümünün iş yaşamına atılmaları nedeniyle eğitim hakkından yararlanamadıklarına dikkat çekiyor.

Continue reading ’28 Şubat üzerine söyleşi’