Archive for the 'Genel' Category

Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!

Haiti’yi sarsan Richter ölçeğinde 7 büyüklüğündeki deprem sonrasında, ABD’nin bu ülkeye derhal yardım amaçlı 10,000 dolayında asker sevkettiği haberi, Fransa ve Venezuela tarafından yardım olmaktan ziyade bir işgal olarak tanımlanmıştır(1). Bu haber üzerine, ulusal basında Prof. Dr. Celel Şengör’ün geçmişte bir televizyon programında(2), olası bir İstanbul depreminin sonrasına yönelik değerlendirmeler yaparken şu hususu da belirttiği ifade edilmiştir; “Eğer İstanbul depremi için önlem almazsak, İstanbul’da olacak bir depremden sonra Türkiye’nin rejimi ve daha ötesi bağımsızlığı tehlikeye girer. Ortaya çıkacak kargaşa sonrasında yabancı güçler gelip Türkiye’yi işgal eder. Türkiye Cumhuriyeti sona erer(3).” Benzeri tezi, yazar M.G. Kırıkkanat 2003 tarihinde basılan “Bir gün gece” isimli kitabında işlediğini de köşe yazısında belirtmiştir(4).
Prof. Dr. Şengör’ün bu açıklamalarının basında yeniden gündeme gelmesi üzerine, kendisi ve diğer bazı akademisyenler konuya ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Bu açıklanan düşünceleri şöyle özetlemek mümkündür(5); Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Siyaset Bilimci Prof. Dr. D.Ü. Arıboğan “… Haiti ve Türkiye eşdeğer durumda ülkeler değil. Türkiye’nin kendi yaralarını sarma kapasitesi çok daha yüksek ve tek bir ülkeye bağımlılığı yok. Deprem sonrası en kötü halde finansal zorluklar yaşamamız ve uluslar arası desteğe bağımlı hale gelmemiz söz konusu olabilir. …” İTÜ Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür “… Bu bölgede sanayinin deprem nedeniyle zafiyete uğraması, ülkenin ticari ve üretim gücünü de zafiyete uğratacaktır. Bunu tekrar devreye sokmak, ülkenin bazı sanayi ve ekonomik yönden güçlü ülkelere, kurum ve kuruluşlara el açması anlamına gelecektir. Ama bağımsızlığını kaybetmez.” Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı “1999 depremi de Türkiye’yi çok sarsmıştı. Gölcük depreminden sonra Türkiye belli ölçüde de olsa ders aldı. Tam olarak hazırlığını tamamlamasa da bu hazırlığını sürdürüyor. Olası büyük bir İstanbul depreminin işgale yol açabileceğini düşünmüyorum. …” İÜ Deprem Bilimci Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu “Ekonomik çöküntü olacağı kesin ve en büyük korkumuz da depremin sonucu açısından bu. Türkiye’nin sanayinin yüzde 50 sini oluşturan, verginin yarısını veren bir bölgeden bahsediyoruz. Marmara Bölgesi’ni vuracak olası böyle bir deprem, Türkiye’nin kalp krizine neden olur ve bundan nasıl kurtulacağımızı da kimse bilemez. Celal Hoca’ya bu anlamda katılıyorum. … Türkiye tarih boyunca parçalanmaya çalışılan bir ülke olmakla birlikte bir Haiti de değildir.” Yazar M.G. Kırıkkanat “… Olayın vahametini kavrayamadığımızı düşünüyorum. İşgalin de Celal Hoca’nın dediği gibi olacağına inanıyorum. Artık yardımlar askerlerle geliyor ve Türkiye’nin önüne yapılacak her yardımı, borçları koyacaklardır. Bunun ardından da ‘küresel yönetimi’ dayatacaklarına kuşku duymuyorum.” Bu görüşlerin alınması sırasında, konu İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör yeniden sorulduğunda, Prof. Dr. Şengör daha önceki görüşlerine şu açıklığı getirmiştir “… Olası büyük İstanbul depreminin ardından Türkiye’ye uygulayacağı işgal, askerle olamaz. Çünkü askerle gelse milletin def edeceğini bilir. Türkiye’ye yönelik felakete bağlı işgalde ortaya atılacak olan tarihi mekânlarınızı ayağa kaldırmak için para veririz ama biz de gelirsek biçiminde olacaktır. … Bu da ‘Duyunu Umumiye’nin kurulmasıdır. …”
Yukarıya özetle alınan görüşler olası büyük bir İstanbul depreminin ciddi bir ekonomik fatura çıkaracağı, sanayinin büyük darbe alabileceği ve bu yaraları sarabilmek için yurt dışından büyük ölçekli mali kaynak sağlama zorunluluğu doğacağı bunun da çeşitli boyutta büyük riskler içerebileceği şeklinde özetlenebilir.
Olası bir büyük İstanbul depreminin ülkemiz için ortaya koyacağı ekonomik ve politik sorunları değerlendirmeden önce, son büyük depremin yaşandığı Haiti ile Türkiye’ye ilişkin bazı temel göstergeleri kısaca anımsamakta fayda görmekteyim. Haiti’nin yüzölçümü 27,750 kilometre kare veya Sivas ilimizden (28,567 kilometre kare) biraz daha küçüktür. Buna karşılık Türkiye’nin yüzölçümü 783,562.4 kilometre karedir. Ancak, olası depremin yakından etkilemesi söz konusu İstanbul (5,315.3), Kocaeli (3,625.3) ve Yalova (850.5) nın toplam alanı 9,791.1 kilometre kare olup Haiti’nin yaklaşık üçte biri kadardır. Haiti’nin 2007 yılı nüfusu yaklaşık 9.6 milyondur. Buna karşılık depremin etkilemesi olası üç ilimizin nüfusu 2008 yılı verilerine göre 14,384,934 kişidir. Bu nüfusun halen 15 milyonu aştığını kabul etmek doğru bir varsayım olacaktır ki, bu Haiti’nin nüfusunun yaklaşık 1.6 katıdır. Haiti’nin ulusal geliri 2007 de sadece 5 milyar dolar iken, Türkiye’nin 2008 yılı milli geliri 741.8 milyar dolardır.  Ulusal gelirin yaratılmasına, TÜİK’in 2006 yılı verilerine göre İstanbul (yüzde 27.5) Kocaeli ve Yalova’nın da dahil olduğu Doğu Marmara (yüzde 12.7) olmak üzere toplamda yüzde 40.2 dir. Bu hesaba göre 2008 yılında 741,754 milyon dolarlık GSYİH’nın İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde üretilen boyutu yaklaşık 298.2 milyar dolardır. Bu rakamın ifade ettiği büyüklük, 2008 yılında Yunanistan’ın GSYİH’nın 288.1, Finlandiya’nın GSYİH’nın 234.3; Arjantin’in 239.7 ve Romanya’nın 137.7 milyar dolar olduğu düşünülürse çok daha kolay anlaşılır. Çünkü olası büyük bir deprem önce sabit sermaye yatırımlarında sonra da üretim üzerinde önemli hasar yapma riskini beraberinde getirecektir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yaptığı çalışmalara göre, üretim faktörlerinden sermayenin üretime katkı oranları 2006-2007 döneminde yüzde 30-45.3 arasında değişmektedir. Bu veriler göz önüne alındığında İstanbul ve Doğu Marmara Bölgesinde 298.2 milyar dolarlık GSYİH üretilebilmesi için yaklaşık 600-900 milyar dolarlık sabit sermaye yatırımı gerektiği varsayımını yapabiliriz.

Continue reading ‘Prof. Dr. Celal Şengör’ün Uyarısı!’

Dördüncü Yayın Yılına Girerken

Değerli okurlar, bugün sitenin yayındaki üçüncü yılı doluyor ve dördüncü yılına başlıyor. Sitenin üç yayın yılını tamamlayabilmesinde sizlerin çok önemli moral desteği oldu. Bu desteği yayınladığım yazıları okuyarak, bazen kendi sitelerinize kopyalayarak, elektronik posta ile arkadaşlarınızı bilgilendirerek ve yazılara yorum yaparak vere geldiniz. Hepinize içtenlikle teşekkürlerimi sunarım.
8 Ocak 2007 günü yayınladığım ilk yazımda şu hususları belirtmeye özen göstermiştim; “Ülkemiz ve dünya sorunlarına ilişkin görüşlerimi sizlerle zaman zaman paylaşa geldim. Bunu katıldığım televizyon programları ile gazete ve dergilere yazdığım makalelerle yapa geldim. Sizlere görüşlerimi ve değerlendirmelerimi daha düzenli sunabilmek için bu web sayfasını açtım.
“Sizlere sunacağım görüşlerimi konunun elverdiği boyutta verilere dayanarak yapmak niyetindeyim. Yeri geldiğinde de ülkemize ilişkin sunumlarımı dünya ölçeğinde önemli yeri olan ülkelerin o alanda yaptıkları ile karşılaştırmalı olarak vermeye çalışacağım. Görüşlerimden elbette beğenmedikleriniz olabilecek. Bu gayet doğal. Ancak, bu beğenmediğiniz görüşlerim size konuya bir farklı boyuttan bakış açısı olarak bir nebze ışık tutabilir ve konuya ilişkin kendi bakış açınızı sorgulamanıza yardım edebilirse amacına ulaşmış olacaktır. Sizlerle paylaştığım konulara ilişkin sizin değerlendirmeleriniz de benim için önem taşımaktadır. O görüşleriniz de benim kendi düşüncelerimi sorgulamama yardımcı olacaktır. O nedenle de yazılarımın bulunduğu sayfalara görüşlerinizi yazabileceksiniz.”
Üç yıl içerisinde sizlere sunduğum seksen beş yazının, başlangıç yazımda söz verdiğim nitelikte olmasına özen gösterdim. Umarım sizlerin okumaya ayırdığınız zamanı bir kayıp olmak yerine bir kazanca çevirebildim.
Yazılarımın yayınlanış aralıkları çaba göstermeme rağmen zaman aralığı bakımından pek düzenli olamadı. Bu durum tümüyle benim tembelliğimin ürünü olmaktan çok aynı dönemde yapacağım bir konuşma, bir dergiye yazacağım yazı, bazı yazıların hazırlık aşamasındaki incelemelerimin uzun süre alması gibi nedenlerden kaynaklanmıştır. Umarım bu düzesizliği anlayışla karşılamışsınızdır.
Yazılarımın çoğunluğunun on sayfayı aşması da, sizlere günlük gazete ve aylık dergilerde bulabileceğinizden daha kapsamlı ve karşılaştırmaya dayalı bilgiler sunabilmek içindi.
Yazılarımda bolca Tablo sunulması, konuların izlenebilmesine yardımcı olabilmek amacını taşıyordu.
Bazı konuları, konuların dinamiği nedeniyle ya yeniden yazmak veya tamamlamak gerekti. Bu durumlarda yazılara numara koyarak okuyucuları konunun bir seri halinde işlediğini göstermek istedim. Bu tür yazılarımda olabildiğince bir önceki yazıdaki bilgileri yenilemekten kaçındım, yeni ve tamamlayıcı bilgiler sunmaya özen gösterdim.
Üç yıl içinde site yetmiş binden fazla tıklama aldı. Tıklayan ziyaretçi sayısı otuz beş bin kişi dolayında oldu. Bu otuz beş bin kişi aslında siteyi farklı günlerde tekrar ziyaret edenlerin ayrı ziyaretçi olarak sayılması nedeniyle mükerrerlik içermektedir. O nedenle mükerrer sayılmalar ayıklanabilse idi, ziyaretçi sayısının on iki bin dolayında bir boyut göstereceğini bir tahmin olarak söyleyebilirim. Continue reading ‘Dördüncü Yayın Yılına Girerken’

Cumhuriyet’in “Aydınlık Meş’alesi”nin Ardından

18 Mayıs 2009 sabahı, ülkemiz ve ulusumuz, çok değerli bir “Cumhuriyet Aydınlık Meş’alesi”ni kaybetmenin acı haberi ile uyandı. Atatürk’ün manevi mirasçılarından biri olma onur ve ayrıcalığını taşıyan, onun ilke ve devrimlerini yaşatmayı yaşamının önde gelen amacı olarak benimseyen ve O’ndan aldığı aydınlık ışığını ödün vermeksizin yükselten ve bu uğurda karşılaştığı her türlü eziyet ve sıkıntıya kararlı biçimde göğüs geren kişiliği ile saygıdeğer Prof. Dr. Türkan Saylan ardında yüz binlerce yeni Cumhuriyet aydınlık meş’alesini ateşlemiş olarak aramızdan ayrılmış bulunuyor. Kendisine çalışmaları için gönülden teşekkür ediyor, Tanrı’dan rahmet diliyor, değerli aile bireylerine, yüz binlerce manevi evladına, seven ve sayanlarına ve birlikte çalıştığı dava arkadaşlarına ve tüm ulusumuza eşim Nedret’le birlikte baş sağlığı diliyoruz.
Türkan Saylan’ı, Atatürk’ün manevi mirasçıları arasında önemli bir ismi yapan, onun “Cumhuriyet aydınlık meş’alesi” kimliği üzerinde düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Saylan, önce bir Cumhuriyet kızı olarak Atatürk’ün öngördüğü kalitede öğrenim görmeye büyük özen gösterdi. Bir Cumhuriyet sevdalısı olarak sadece yüksek eğitimi hedef almadı, aynı zamanda insanlara en güç alanda sağlık hizmeti sunmayı ve bu arada tıp ilmini kendisini izleyen kuşaklara da öğretmek üzere öğretim üyeliğini kariyer olarak seçti ve çok büyük işler başardı.  Saylan, seçtiği bu yaşam yolu ile, Atatürk’ün, 27 Ekim 1922 günü öğretmenlere yaptığı konuşmasında çizdiği yönde hizmete de başlamış oldu. Atatürk o konuşmasında şunları vurgulamıştı; “Memleketi, milleti kurtarmak için bir insanın yurdunu ve ulusunu koruma çabası içinde olması, temiz yürekli olması, özveri sahibi olması gerekli niteliklerdir. … Fakat bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, toplumu çağın gereklerine göre geliştirebilmek için (sadece) bu nitelikler yetmez, bunların yanında ilim ve fen lazımdır. İlim ve fennin bulunduğu yer ise okuldur. … Okul genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve memleket sevgisi, onurlu bağımsızlığı öğretir. … Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi gereken en sağlam yolu belletir. (1)” Saylan, bir doktor olarak, çok sevdiği ülkesinin her köşesinde çok önemli sağlık sorunlarının çözümünde yaşamsal önemde görevler üstlendi, bu hastalıklara ilişkin dünya haritasından Türkiye’nin isminin silinmesine çok büyük katkıda bulundu ve bu çalışmaları ile sadece ülkemizde değil dünya ölçeğinde ün kazandı ve ülkemizin adının dünya tıp biliminde saygıyla anılmasına çok önemli katkıda bulundu. Kaç kişi bu başarıya ulaşabildi ki? Bir doktor olarak ayrıca toplumdaki cehalet hastalığını yol açmakta olduğu yaşamsal tehlikeleri de teşhis ederek onu tedavi edecek çalışmalar içine de girdi. Akademisyen kimliği ile genç beyinlere sadece bilgiye nasıl ulaşılacağını ve bilginin nasıl kullanılacağını öğretmekle yetinmedi, onlara Cumhuriyet’in erdemini öğretti ve Cumhuriyet’e nasıl sahip çıkılacağı konusunda saygın bir örnek de oldu.  
Saylan, tıp ve eğitim hizmetlerinin yoğunluğuna rağmen, Atatürk’ün çok büyük önem bir konuyu da uğraşları arasına alması gerektiğine karar verdi. Kadının toplumdaki yeri! Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık dokuz ay önce 31. Ocak 1923 günü İzmir’de yaptığı konuşmasında şu hususa büyük vurgu yapmıştı; “Bir toplum, (erkek ve kadın) cinslerinden yalnız birisinin (erkeğin) çağın gereklerine sahip olması ile yetinirse, o toplumun yarıdan fazlası zaaf içinde kalır. Bir millet gelişmek ve uygarlaşmak istiyorsa, özellikle bu noktayı göz önünde bulundurmak zorundadır. Bizim toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiği ilgisizlik ve kusurdan kaynaklanmaktadır. … Bu nedenle, bir toplumun bir uzvu işlerken diğer uzvu hareketsiz kalırsa o toplum felç olmuş demektir. … Bu sebeple bizim toplumumuz için bilim ve fen gerekli ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın öğrenmesi gerekmektedir.(2)”     
Saylan, bir Atatürk kızı olarak, üyesi olmaktan büyük onur duyduğu bu toplumun felç olmaması için gençlerin ve özellikle de kız çocuklarının eğitimine yaşamını adadı. On dört, on beş yaşındaki kız çocuklarının evlenme çağı geldi diye okuldan alınmasını savunan zihniyetin açtığı karşı kampanyalara rağmen, inandığı yoldan şaşmadı, kararlılığını sergiledi ve her yıl her yaştan on binlerce kız çocuğunun okula devam etmesini sağlamak için toplumsal önderliğini sürdürdü. Bu çabaları ile birçok genç kızımızın sahip olduğu bilimsel ve sanatsal cevherlerinin gün ışığına çıkmasına neden oldu. Continue reading ‘Cumhuriyet’in “Aydınlık Meş’alesi”nin Ardından’

Başlarken

Değerli Okurlar,
Ülkemiz ve dünya sorunlarına ilişkin görüşlerimi sizlerle zaman zaman paylaşageldim. Bunu katıldığım televizyon programları ile gazete ve dergilere yazdığım makaleler ile yapageldim.
Sizlere görüşlerimi ve değerlendirmelerimi daha düzenli olarak sunabilmek için bu web sayfasını açtım.
Sizlere sunacağım görüşlerimi konunun elverdiği boyutta verilere dayanarak yapmak niyetindeyim. Yeri geldiğinde de ülkemize ilişkin sunumlarımı dünya ölçeğinde önemli yeri olan ülkelerin o alanda yaptıkları ile karşılaştırmalı olarak vermeye çalışacağım.
Görüşlerimden elbette beğenmedikleriniz olabilecek. Bu gayet doğal. Ancak, bu beğenmediğiniz görüşlerim size konuya bir farklı boyuttan bakış açısı olarak bir nebze ışık tutabilir ve konuya ilişkin kendi bakış açınızı sorgulamanıza yardım edebilirse amacına ulaşmış olacaktır.
Sizlerle paylaştığım konulara ilişkin sizin değerlendirmeleriniz de benim için önem taşımaktadır. O görüşleriniz de benim kendi düşüncelerimi sorgulamama yardımcı olacaktır. O nedenle de yazılarımın bulunduğu sayfalara görüşlerinizi yazabileceksiniz. Yorumlarınızı, yazıların sonundaki ”yorum” kısa yolunu kullanarak ve o bölümden web sayfama kayıt olarak rahatlıkla yapabilirsiniz.
Sizlere, yazdıklarımı okumak için zaman ayırdığınız ve uygun gördüğünüz zaman ve konularda değerli gözlemlerinizi paylaşma nezaketini göstereceğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Yeni yılın ve yaşamın sizlere, ülkemize ve insanlığa barış, huzur ve güzellikler getirmesini diler, saygılar sunarım.

Hikmet Uluğbay