Archive for the 'Çevre' Category

Bu Topraklar Son Durağımız!

Televizyonlarda izleye geldiğimiz ve yazılı basında okuya geldiğimiz bilgilere göre, eğer gerekli önlemleri zamanında almaz isek, ülkemiz elli yıl içinde geniş ölçüde çölleşmiş olacak! Bu saptama, geçen hafta toplanan Erozyon Konferansı’nda açıklanmıştır. Bu ilk bakışta sarsıcı ve ürkütücü bir açıklamadır, ancak bu topraklara karşı işlediğimiz suçları anımsadığımızda, tam zamanında yapılmış önemli bir uyarıdır! Elli yıl gerekli önleyici ve düzeltici önlemleri almak ve tarihimizdeki efsaneyi yeniden yaşamamak için yeterince uzun bir süredir.

Bizim kuşakların ortaokulda öğrendiği efsaneye göre, Orta Asya’dan göç etmemizin arkasındaki neden büyük kuraklık ve göllerin kurması imiş.

Eğer öğrenciler, sıradan yurttaş, çiftçi, iş adamı, bürokrat, bilim insanı ve politikacılar olarak bu ciddi bilimsel uyarıyı göz ardı eder ve bu sevgili topraklara karşı suç işlemeye devam edersek, kaçınılmaz sonuçla yine karşı karşıya kalacağız. Ancak bu kez, başka topraklara göç edebilme gibi bir seçeneğimiz yok, bu topraklar bizim son durağımızdır! Ya bu toprakları yaşanacak bir cennete çevireceğiz ya da cehenneme. Her ikisi de bizlere bağlı!

Bu aşamada, bir an durup, bu topraklara karşı bizzat kendimizin işlediği veya başkalarının işlemesine göz yumduğumuz zararlara ilişkin olarak belleklerimizdeki bilgileri anımsayıp sayalım.

  • Akarsularımızın üzerine birçok baraj yaptık, ancak, bu su havzalarını ağaçlandırarak yağışların toprak erozyonuna yol açarak barajları toprakla doldurmasını önleyemedik. Şimdi akarsularımız barajlara su yanında toprak da taşıyarak bu barajların ekonomik ömrünü kısaltmakta.
  • Sulama projeleri için önemli yatırım harcamaları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz, ancak, sulanan topraklardaki tuzlanmayı önleyecek yatırımlar için gereken yatırım harcamalarını yapmadık. Bu nedenle sulamasını yaptığımız yerlerden bazıları çölleşme adayı konumuna geldi.
  • Akarsuların yanına kamu ve özel kesim olarak sanayi tesisleri kurduk, ancak atık suları arındırmak için gereken kaynakları ayırıp arıtma tesisleri kurmadık. Bu hatalarımız nedeni ile Sakarya ve Yeşilırmak’ta kitlesel balık ölümleri gerçekleşmektedir. Haliç’ten birçok sanayi kuruluşunu kaldırmamıza rağmen yeniden canlı yaşayabilir konuma gelmesi için uzun yıllar beklemek zorunda kalacağız.
  • Hidroelektrik potansiyelimizin ancak yüzde kırkını kullanabilmemize rağmen, 1988 yılında dış finansmanının bir bölümü Japonya’dan sağlanan (bu kredinin önemli bir bölümü geri ödenmiştir) ve geri kalan kısmı da Dünya Bankası tarafından programa alınan Kayraktepe Barajı’nın yapımına başlanmasını bir tarafa bırakın, bildiğim kadarı ile, su altında kalacak arazinin kamulaştırılmasına bile başlanmamıştır. Buna karşılık, Yatağan, Gökova ve diğer yerlerde yüksek hava kirliliğine yol açacak düşük kalorili kömür yakacak termik santralleri kurduk bile.
  • Bu ülke, akarsular, deniz, rüzgâr ve güneş gibi yüksek enerji potansiyeline sahip birçok temiz kaynağa sahiptir. Bu alanlarda küçük ve orta ölçekli yatırım yapmaları için özel sektör kuruluşlarını özendirecek yerde, mevcut kurulu hidroelektrik santrallarını özelleştirip, yeni termik santrallar yapmaya çalışıyoruz.
  • Kaynak ve çabalarımızı yeniden ağaçlandırmaya harcayacağımıza, pikniklerde, anız yakmakla, arazi açmak için çıkan ve çıkarılan yangınlarla zaten az olan ormanlarınızı azaltmaya devam ediyoruz.
  • Karadeniz’e ve diğer denizlere sanayi atıklarının akmasına göz yumuyoruz.
  • Büyük kentlerin çevresindeki su toplama havzalarına kaçak yapılmasını özendirdik ve göz yumduk.
  • Kanalizasyonları akarsulara, göllere ve denize dökmeye devam ettik.
  • Kışları konutlarımızı yazlık giysilerle oturacak şekilde ısıtmak için özensizce hidrokarbon yakıtları tüketiyor ve küresel ısınmayı hızlandırıyoruz.
  • Kentlerin çevrelerinde çöp yanardağları yaratıyoruz.
  • Ozon tabakasını aşındıracak ürünleri ve teknolojileri kullanmayı sürdürüyoruz.
  • Çevreyi ek zehirli gazlarla kirletecek şekilde araçları gereksiz ve yersiz şekilde gazlamaya devam ediyoruz.                 
  • 1974 petrol krizinden önce geliştirilmiş teknolojilerle motorlu taşıt üretip kullanılmasına göz yumuyoruz.
  • En az bunlar kadar çevreyi etkileyecek şekilde karıncalar gibi üremeye devam ediyoruz.

 

Olasıdır ki, benim bilmediğim yol ve yöntemlerle doğaya zarar verecek davranışları da sürdürüyoruz. Ve bütün bunları durup bir an nereye gitmekte olduğumuzu düşünmeden tekrar tekrar yapmaya devam ediyoruz.

Yanlış anlamayın, sanayileşmeye veya gelişmeye hiç de karşı değilim. Karşı olduğum şey, vahşi kapitalizm yöntemleri ile doğaya zarar vererek sanayileşmektir. Bu yöntemlerle içimizden bazıları çok daha hızla zenginleşebilir ve hatta bu zenginliklerini harcamak için diğer ülkelere bile göç edebilir. Ancak ulus olarak bir başka toprağa göç etmemiz olası değil. Sonuçta, bu doğa cinayetlerine sesini çıkarmayan çoğunluk olarak ağır bedeli ödemek zorunda kalacağız. Sustukça, ödeyeceğimiz fatura kabarmakta!

Bir kez daha belirtmek isterim ki, bu sevgili topraklar ulusumuzun son durağıdır. Bu topraklara kendi verdiğimiz zararlardan koruyalım! Bu mücadele sorumluluğumuzu, soyumuzdan gelenlere ve geleceklere aktaramayız. Fazla zamanımız kalmadı! Sonuçta öz saygımızın gereği olarak doğaya yönelik suçlarımıza karşı sesimizi yükseltelim!

Yukarıda okuduğunuz metin, 27 Eylül 1994 günü “Turkish Daily News” gazetesinde İngilizce olarak yayınlanan yazımın Türkçesidir. Bu metni okurken aklınızdan bunların yirmi iki yıl önce yazılıp yayınlanmış olabileceği hiç geçti mi? Sanmıyorum! Çünkü aynı hatalarımızı günümüzde de hız kesmeden sürdürüyoruz. Üstelik 1994 yılında açıklanan elli yılın, yirmi iki yılını geride bırakıp, her yıl çevre felaketlerini daha yoğun olarak yaşamamıza rağmen, inat ve ısrarla aynı hataları yinelemekle kalmayıp, yeni yanlışlarla doğaya çok daha büyük zararlar vermeyi sürdürüyoruz. Yeni hatalarımıza ilişkin ek açıklama yapmadan önce yukarıdaki yazıda yer alan bazı bilgileri güncellemek istiyorum. Continue reading ‘Bu Topraklar Son Durağımız!’

Nevruz Kutlamaları ve Lastik Yakma

21 Mart günü ülkemizde Nevruz kutlamaları yapılacak. Şimdiden her yurttaşımın Nevruz’unu gönülden kutlarım. Sizlere Nevruz’un tarihçesini ve anlamını açıklamama elbette gerek yok; doğanın canlanmaya ve tüm güzelliklerini sergilemeye başladığı an. Böyle güzel bir an elbette coşkuyla, kıvançla kutlanmaya ve yaşanmaya değer. Ancak bütün bu güzel kutlamalar yaşanırken benim gönlümün bir yanında bir hüzün ve acı vardır. Çünkü, kutlamalarda belki de binlerce yıldır uygulanan bir gelenek gereği “ateş yakılmakta”, dolayısı ile küçük ölçekte de olsa küresel ısınmayı etkileme var. Özellikle bu ateş, lastik yakarak sağlanıyorsa, küresel ısınmaya etki katsayısının büyümesi yanında diğer zehirli gazların salınımı sonucunda insan sağlığı için tehlike de artmaktadır. Bu geleneğin kökeninde güneşin doğayı canlandıran sıcaklığının da olduğunu biliyorum.  Soğuk kış aylarından sonra doğanın uyanmasında ve canlanmasında elbette artan güneş sıcaklıklarının mutlak katkısı var. Ama yine de hüzünleniyorum. Çünkü güneşin doğayı ısıtırken çevreye zarar vermiyor aksine yarar sağlıyorken, insanın yaktığı ateş doğaya zarar vermektedir. Nevruz’u ateş yakarak kutlama geleneğinin başladığı dönemde insanlığın küresel ısınma gibi bir sorunu yoktu. Yakılan ateş de sanırım birkaç dal parçasından ibaretti. Oysa bugün içinde bulunduğumuz koşullar çok farklı. İnsanoğlu birçok alanda olduğu gibi enerji tüketim alanında da çılgınca hatalar yapmakta ve üzerinde yaşadığı “mavi gezegeni” yaşanmaz bir hale getirmiş durumda ve her birim enerji kullanımındaki hata ve bilinçsizlikle de geri dönülmez bir felakete doğru hızla koşulmakta.
Sanayi devrimi ile başlayan ve her on yılda ivmesi giderek artan enerji tüketiminin yol açtığı karbondioksit ve zehirli gazlar salınımının boyutu doğanın temizleyebilme gücünü çoktan aşmış durumda. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyen okurlar bu sitede daha önce yayınladığım; “Havamız Neden Kirleniyor?”, “CO2 Cahilliğinden Kurtulmak”, “CO2 Cahilliği II”, “Çevre Kirliliği I” ve “Çevre Kirliliği II” başlıklı yazılarıma göz atabilirler.
Bu yılki Nevruz kutlamalarından önce, yaktığımız çeşitli yakıtların atmosfere saldığı karbondioksit ve diğer zehirli gazlar konusunda kısa bilgiler sunmak istiyorum. Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir. Tablo 1 in incelenmesinden de görüleceği üzere bir milyon Btu enerji üretme karşılığında çıkan karbondioksit miktarları kilogram cinsinden gösterilmektedir.
                                   Tablo 1
          Çeşitli yakıtların her 1 milyon Btu enerji
            karşılığında ürettikleri CO2 miktarları
Yakıt adı                                CO2 kg.
Metan                                    52.3
Doğal Gaz                              53.1
LPG                                       63.1
Propan                                   63.2
Lastik                                    86.0
Odun                                     88.5
Linyit                                     97.8
Antracit                               103.2
Kaynak: eia.doe.gov/oiaf/1605/coefficients sitesindeki
değerler üzerinden hesaplanmıştır. Continue reading ‘Nevruz Kutlamaları ve Lastik Yakma’

Gıda Fiyatları Nereye Kadar Çıkar?

Görsel ve yazılı basın 2008 yılında hızla artan gıda fiyatları konusunu zaman zaman ön plana çıkara gelmektedir. Sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde gözlemlenen gıda fiyatlarındaki bu artışın geçici mi yoksa kalıcı nitelikte mi olduğuna yanıt aramaya çalışmak bu yazının amacıdır.
Gıda maddeleri fiyatlarında son yıllarda yer alan gelişmelere kısaca anımsayarak incelemeye başlamak uygun olacaktır. Bu bölümde verilecek fiyatlar, ABD Chicago Emtia Borsası’nda son yıllarda gerçekleşen fiyatlardır. Buğday fiyatları Haziran 2007 tarihinde yaklaşık 525 dolar iken Şubat 2008 de 1,250 dolar düzeyine kadar tırmanmış ve sonra gerilemiş ve halen Haziran 2008 de 920 dolar civarında seyretmektedir(1). Geleceğe yönelik satışlarda buğdayın Eylül 2009 teslim fiyatı 966 dolardan işlem görmektedir. Diğer bir deyişle 15 ay sonra teslim edilecek buğdaya şimdiden bu fiyat verilmektedir. Bu fiyatı değerlendirirken paranın diğer alanlardaki fırsat maliyetini unutmamak gerekir. Bu düzeyin dahi korunup korunamayacağına izleyen bilgiler ışık tutacaktır. Mısır fiyatları ise, Haziran 2006 da 320 dolar civarında iken Haziran 2007 de 420 dolar düzeyine ve nihayet Haziran 2008 de de 780 dolara kadar tırmanmıştır. Soya fasulyesi ise Haziran 2006 da 670 dolar civarında iken Haziran 2007 de 900 dolara ve nihayet Haziran 2008 de 1,540 dolara çıkmıştır.
Bu maddelerin dışında, son aylarda fiyatı en çok konuşulan diğer bir gıda maddesi de pirinçti. Pirincin fiyatı Şubat-Mart 2008 aylarına gelindiğinde bir yıl öncesine göre yüzde 100 den fazla artmıştı. Mart 2007 de pirincin “bushel” fiyatı Chicago Borsa’sında 10.08 dolar iken Mart 2008 de 20.18 e çıkmıştır(2).
Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, 2 Nisan 2008 günü yaptığı bir konuşmada, 2005 yılından bu yana temel gıda maddelerinin fiyatlarının yüzde 80 düzeyinde arttığına, Mart ayında reel olarak pirinç fiyatlarının son 19 yılın ve buğday fiyatlarının da son 28 yılın en yüksek düzeyine çıktığına dikkat çekmiştir(3). ABD borsa fiyatlarındaki artışlar ile çeşitli ülkelerdeki artışlar da farklılık gösterebilmektedir. Örneğin, pirinç üreten ülkeler ile pirinç ithal eden ülkelerdeki fiyat değişimleri farklılıklar gösterebilmektedir. Bu fiyatlarda sübvansiyonlar ile vergiler de etkisini göstermektedir.
Uluslar arası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn, dünyada yükselen gıda fiyatlarının, hükümetlerin yıkılması ve hatta savaşların çıkması gibi korkunç sonuçlar verebileceği uyarısında bulunmuştur(4). Aynı yetkili, yüksek gıda fiyatlarının Haiti, Mısır ve diğer bazı ülkelerde ayaklanmalara yol açmasının ciddi bir sorun olarak görülmesi gerektiğine de dikkat çekmiştir.
Sizlerin de bildiği ve anımsadığı fiyat gelişmelerine ilişkin bu bilgilerden sonra şimdi de bu gelişmelerin gerisinde yatan nedenleri saptamaya çalışalım.
Öncelikle üzerinde durulması gereken husus, dünyanın tarım yapılabilen arazileri yeterince artmaz iken, dünya nüfusu hızla artmakta oluşudur. Bu konuda bir fikir vermesi için Tablo 1 düzenlenmiştir.
Nüfus artışı
Tablo 1 den de görüldüğü üzere, 1927 ile 1999 arasındaki 72 yılda dünya nüfusu, 2 milyardan 6 milyara çıkarak 3 kat artmıştır. Yaklaşık 18 yılda bir 1 milyar kişilik artış. 1987-1999 arasındaki 12 yılda ise, 1 milyar kişi veya yüzde 20 oranında artmıştır. On iki yılda dünya nüfusunun 1 milyar kişi artması başlı başına bir olay ve bir çılgınlıktır. Bu çılgınlığın boyutunu daha somut olarak görebilmek için Tablo 1 den bazı gözlemler yapmak yeterli olacaktır. Nuh Tufanı’ndan 1800 yılına kadar insan sayısı ancak 1 milyara yaklaşabilmiştir. Buna karşılık yaklaşık 125 yılda dünya nüfusu bir milyar daha artabilmişken, aynı sayıda nüfus artışı 1987-1999 arasındaki 12 yılda yer almıştır. Bu çılgınlık değilse nedir?
İşin ilginci, çılgınlık orada da duracak gibi görünmüyor, 2050 yılında dünya nüfusunun 12 milyarı bulması beklenmektedir. Diğer bir deyişle 50 yılda 6 milyar veya her 8 yılda bir 1 milyar artış! Tabiî eğer beslenecek gıda bulunabilirse ve gıda savaşları ile insanlığın bir bölümü yok olmaz ise!

Continue reading ‘Gıda Fiyatları Nereye Kadar Çıkar?’

Çevre Kirliliği II

“Çevre Kirliliği I” başlığını taşıyan yazımın sonunda, izleyen yazımı, ulaştırma sektörü ve bu bağlamda taşıtların çevreyi kirletmesine ayıracağımı belirtmiştim. Bu yazıda, deniz, hava ve kara taşımacılığının çevre kirleten ve dolayısı ile küresel ısınmayı hızlandıran ve doğayı tahrip eden boyutunu ele alacağım. Ancak bu konulara geçmeden önce ulaştırma da dahil çeşitli sektörlerin ürettiği ve gelecekte üreteceği tahmin edilen karbondioksit (CO2) miktarlarını bir tablo eşliğinde görelim.  Bu amaçla Tablo 1 düzenlenmiştir.
                                       Tablo 1
              Sektörler itibariyle enerji ile ilgili CO2 üretimleri
                              (milyon ton olarak)
Sektörler          1990      2004     2010      2015      2030
Güç üretimi      6,955    10,587   12,818   14,209   17,680
Sanayi             4,474     4,742     5,679     6,213     7,255
Ulaştırma         3,885     5,289     5,900     6,543     8,246
Konut-Hizm.    3,353     3,297     3,573     3,815     4,298
Diğer               1,796    2,165     2,396      2,552     2,942
Toplam          20,463   26,079   30,367    33,333   40,420
Kaynak: Uluslar arası Enerji Ajansı,  World Energy Outlook 2006, Tablo 2.4.

Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, insanlık güç gereksiniminden konutundaki etkinliklerine ulaşan bir yelpazede yaptığı enerji tüketimi nedeniyle 2004 yılında 26,079 milyon ton CO2 üretimine neden olmuşken, bu miktarın 2030 yılında 40,420 milyon tona çıkması beklenmektedir. Bu, yirmi altı yılda, yıllık CO2 üretiminin, yüzde 55 artması anlamını taşımaktadır. Ayrıca, üretilen CO2 içinde güç üretiminin payı 2004 yılında yüzde 40.6 iken, bu oranın 2030 yılında yüzde 43.7 ye çıkacağı da tahmin edilmektedir. Üstelik bu tahminler, dünyada çevre bilincinin gelişmeye başlamasından ve Kyoto Protokolu’nun imzalanmasından yıllarca sonra yapılan tahminlerdir. Tablo 1 e kaynak belgede doğayı daha az kirletecek alternatif bir senaryo üzerinde de durulmuştur. O senaryoya göre 2030 yılı toplam CO2 üretiminin 34,080 milyon tona inmesi öngörülmüştür. Bu azalmanın yeterli düzeyde olduğunu savunmak zordur. Azalmış halde dahi yıllık CO2 üretiminde 2004 yılına göre yüzde 30.7 oranında bir artış hedeflenmektedir. İnsanlık, çocuklarının ve torunlarının yaşayacağı dünya için çok daha duyarlı olmak ve çevre kirliliğini daha ciddiye almak yükümlülüğündedir. Unutmayalım ki, bugün çevreye verdiğimiz her zararlı davranışla aslında kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşamına doğrudan kastetmekteyiz. Zira, çevre kirletmeyi önleme konusunda insanlık şimdiden radikal önlemler almaz ise, çocuklarımızı ve torunlarımızı büyük sorunlar ve felaketler beklemektedir. Bu felaketlerin neler olacağını ileride, bu seri içinde, ayrı bir yazıda ele alacağım.  
Ulaştırma sektörünü incelemeye başlamadan önce sizlerle paylaşmak istediğim diğer bir bilgi de 1990-2030 döneminde üretilen ve üretilmesi beklenen CO2 miktarlarının yakıt tiplerine göre göstereceği gelişmedir. Bu tablo da çok önemlidir. Zira “Çevre Kirliliği I” başlıklı yazıdan da anımsanacağı üzere, her bir yakıt türünün aynı enerjiyi verebilmek için ürettiği CO2 miktarı büyük farklılık göstermektedir.  Bu amaçla Tablo 2 hazırlanmıştır. Continue reading ‘Çevre Kirliliği II’