Archive for the 'Ekonomi' Category

En Önemli Doğal Kaynak İnsan Beynidir

Başlıktaki tümceyi kurarken, eğitilmiş insan beyninin “en değerli kaynak” veya “en kıt kaynak” olduğunu vurgulayan sözcükleri bilinçli olarak kullanmadım, bunların yerine, “en önemli” tanımlamasını seçtim. Çünkü, insan beyninin değerini doğumdan ölüme kadar geçen sürede aldığı öğrenimin bilimsel, lâik, sosyal ve kültürel niteliği belirlediğini düşünüyorum. O beyin, aldığı öğrenimin bilimsel ve lâik niteliğin en üst düzeyine yakınlığına ve kültürel zenginliğine göre Sokrates, Einstein, Mozart, Montaigne düzeyinde birçok insan ortaya çıkarabildiği gibi, o nitelikler yerine çok farklı ve şiddeti özendiren bilgiler yüklendiğinde de zorba, zalim, katil, sapık, terörist, Hitler zihinsel tapısına sahip insanlar üretebilir veya bu tür yaratıklara dönüştürülebilir. Yine öğrenimin niteliğine ve içeriğine bağlı olarak yoğun insan kitleleri yelpazesinin bu iki uç grubun arasında dağılan kümelere dönüştürür. Kümelerin nitelik yapılarına göre de toplumun uygarlık içindeki konumu belirlenir gözlemini yaşamım süresince edinmiş bulunuyorum.

İnsan beynini “doğal kaynak” olarak niteleme gereğini de şu nedenle duydum, enerji, maden, mineral ve verimli tarım toprakları, su kaynakları gibi doğal kaynakların coğrafyalar, ülkeler ve bölgeler arasındaki dağılımı son derece dengesizdir. Ancak insan beyninin ham halinin coğrafyalar, ülkeler ve toplumlar arasındaki dağılımının çok daha dengeli ve adaletli olduğunu söyleyebilirim. İnsan beyninin o ham haline başta aileler, eğitim-öğrenim kurumları, sonra aydınlar ve ülkeyi yönetenler bilimsel ve lâik eğitimin en nitelikli boyutlarını sürekli sunar ve sunulanın içeriğinin ve niteliğinin sürekli gelişmesine, yükselmesine de özen gösterirlerse, o beyinler ülkelerinin ekonomik ve sosyal gelişmesi için gereken diğer tüm doğal kaynakları kolayca bulur, işler ve toplumlarını ülkelerini dünyadaki en zengin ve en uygar ülkesi düzeyine taşırlar ve o konumu sürekli korumasını güven altına alırlar. Bu nitelikli beyinler kendi ülkelerine olduğu kadar insanlığa da büyük hizmetler sunabilirler. Bireylerinin bu niteliklere sahip oluş boyutu da, ülkelerin insan hakları, demokrasi, hukuk, sosyal ve ekonomik boyutlarda dünyanın örnek gösterilen ülkeleri arasında ilk sıralarında yer almasını ve o konumlarını korumasını sağlaya geldiğini gözlemleye geldim.

Dünyanın insan hakları, demokrasi, sosyal hukuk devleti, lâik toplum olma bakımından önde gelen birçok ülkesinin enerji, maden, mineral ve benzeri doğal kaynak fakiri olmalarına karşın en güçlü ekonomiler arasında yer aldığı ve teknoloji ile bilimsel gelişmelere önderlik ettiği görülmektedir.

Bu konuda bazı veriler sunarak değerlendirmelerime devam etmek istiyorum. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın yayınladığı İnsani Gelişme Raporu 2015 yer alan verilerinden seçtiğim bazıları ile yine aynı kaynaktan seçtiğim ülkelere ait bilgiler Tablo 1 A ve B yer almaktadır. Tablo 1 de yer alan verileri tek tabloda sunmak daha doğru olacaktı. Ancak, bu şekilde sunduğumda web sitesindeki görümü zor izlenebilecekti, o nedenle kolay izlenebilmesi için ikiye bölerek veriyorum.

Tablo 1 A dan da görüldüğü üzere, doğal kaynak yoksunu ülkeler, Tablo 1 B yi incelerken göreceğimiz üzere nüfuslarının çok büyük kesimine bilimsel ve lâik eğitim verme yanında yüksek düzeyde kültürel olanaklar sundukları için “İnsani Gelişme Endeksi’nin önde gelen sıralarında yer almaktadırlar.

Tablo 1 A yı inceleyen okurlar şu savı ileri sürebilirler; bu ülkeleri çoğu geçmişte sömürgecilik yapmış ve böylece biriktirdikleri haksız kazançlarla bu konuma ulaşmışlardır. Okurlar bu savlarında tümüyle haklıdırlar. Ancak bu sömürgeci ülkeler, sömürerek elde ettikleri kaynakları, “lâle devri” yaşayarak tüketmemişler, onun yerine önce sömürü düzenini sürdürebilmek için askeri güçlerine, sonra demiryolu, kara yolu, suyolu, havayolu, liman ve sanayi gibi ülkelerinin alt yapı yatırımları ile birlikte bilimsel araştırmaya ve eğitime ve kültürel zenginlikleri toplumlarına sunmaya harcamışlardır. Bu harcamaları sıra ile yapmak yerine çoğu kez eş zamanlı olarak yapmışlardır. Bu süreç içerisinde ülkelerindeki çalışma koşullarını iyileştirmeye, sosyal hakları geliştirmeye, hukuksal yapılarını iyileştirmeye ve geliştirmeye, demokratik yapıları güçlendirmeye, hukuktan eğitime oradan kültüre uzanan yelpazede lâik kurumları kurup güçlendirmeyi de sürdürmüşlerdir. Tablo 1 A ve B de yer alan ülkelerin birçoğu, petrol ve doğal gazı, maden ve mineralleri yer yüzüne çıkaracak ve işleyecek teknolojileri geliştirdikleri gibi, öğrenim yaşamımızda severek ve ilgilenerek değil de çoğunlukla geçecek not alacak düzeyde öğrenip, belki daha doğru deyimle ezberleyip geçtiğimiz “Element Tablosu”nda yer alan maddeleri kendi ülkelerinde olduğu kadar sömürdükleri ülkelerde de arayıp, bulup, nerelerde kullanabileceklerini keşfeden ülkeler olmuşlar ve insanlığın ortak bilgisine sunmuşlardır.

Tablo 1 A

Doğal Kaynak Yoksunu Gelişmiş Ülkeler ve

İnsani Gelişim Endeksleri (İ.G.E.) 2014 yılı

 

 

 

Ülkeler

 

 

 

Sıra

İçinde

Olduğu

İ.G.E.

Grubu

İnsani

Gelişme

Endeksi

(İ.G.E.)

Eşitsizlik

Düzeltmesi

Yapılmış

İ.G.E.

Norveç 1 Çok Yüksek 0.944 0.893
İsviçre 3 Çok Yüksek 0.930 0.858
Danimarka 4 Çok Yüksek 0.923 0.856
Hollanda 5 Çok Yüksek 0.922 0.861
Almanya 6 Çok Yüksek 0.916 0.853
İsveç 14 Çok Yüksek 0.907 0.846
İngiltere 14 Çok Yüksek 0.907 0.829
G. Kore 17 Çok Yüksek 0.898 0.751
İsrail 18 Çok Yüksek 0.894 0.775
Japonya 20 Çok Yüksek 0.891 0.780
Belçika 21 Çok Yüksek 0.890 0.820
Fransa 22 Çok Yüksek 0.888 0.811
İspanya 26 Çok Yüksek 0.876 0.775
İtalya 27 Çok Yüksek 0.873 0.773
Türkiye 72 Yüksek 0.761 0.641

Kaynak: Human Development Report 2015, Table 3 Inequality-adjusted Human Development Index sayfa 216-217.

Tablo 1 A da yer alan “Eşitsizlik Düzeltmesi Yapılmış İnsani Gelişme Endeksi” tanımlamasının anlamı, İGE verisinin hesaplanmasında kullanılan gelir, öğrenim ve ömür beklentisi gibi temel öğelerin her birinin dağılımındaki eşitsizlik etkisini gidermek üzere dağılım duyarlılığı yüksek bir endeksle çarpılarak düzeltilmesi sonucu bulunan değeri göstermesidir. Bu teknik açıklamanın UNDP’nin yayınında yer alan tanımı parantez içinde yer almaktadır (The Inequality-adjusted Human Development Index (IHDI) adjusts the Human Development Index (HDI) for inequality in the distribution of each dimension across the population. It is based on a distribution-sensitive class of composite indices proposed by Foster, Lopez-Calva and Szekely (2005), which draws on the Atkinson (1970) family of inequality measures. It is computed as a geometric mean of inequality-adjusted dimension indices).

Tablo 1 A da yer alan İGE ile eşitsizlik düzeltmesi yapılmış İGE arasındaki fark 0.100 den ne kadar düşük ise o ülkelerde eşitsizliğin toplumsal sıkıntı yaratması da o denli düşük olması beklenmektedir.

Tablo 1 B incelendiğinde de şu gözlemleri yapabiliriz. Aynı ülkelerin öğrenim görünümüne göz attığımızda, seçilen ülkelerin çok büyük çoğunluğunda hem kadınların hem de erkeklerin çok büyük bölümünün en az lise ve dengi düzeyde eğitim aldıklarını gözlemliyoruz. Diğer bir deyişle her iki cinsin beyinsel yeteneklerine bilimsel ve lâik ortamlarda önemli yatırım yapılmış olduğunu görüyoruz. Bu ülkelerin eğitimlerinin nitelikleri sürekli yükseltmek için sürekli arayış içinde oldukları da zaman serilerinde yer alan verilerindeki gelişimden gözlenebilmektedir.

Tablo 1 B

Doğal Kaynak Yoksunu Gelişmiş Ülkeler ve

Bazı İnsani Gelişim Endeksleri 2014 yılı

 

 

 

 

Ülkeler

 

 

Okulda Geçirilen

Ortalama yıl

Satın alma gücü paritesine göre tahmini 2011 yılı kişi başına milli gelir ABD doları Kadınların

İşgücüne

Katılımının

Erkek İşgücüne   oranı %

Parlamento

Üyesi

Kadınların

Oran (2014)

%

Kadın Erkek Kadın Erkek Kadın/Erkek Kadın/Toplam
Norveç 12.7 12.5 57,140 72,825 89.1 39.6
İsviçre 11.5 13.1 44,192 50,914 82.5 28.5
Danimarka 12.8 12.7 36,439 51,727 88.4 38.0
Hollanda 11.6 12.2 29,500 61,641 82.9 36.9
Almanya 12.9 13.8 34,886 53,290 80.7 36.9
İsveç 12.2 12.0 40,222 51,084 88.8 43.6
İngiltere 12.9 13.2 27,259 51,628 81.1 23.5
G. Kore 11.2 12.7 21,896 46,018 69.5 16.3
İsrail 12.5 12.6 22,451 39,064 83.8 22.5
Japonya 11.5 11.7 24,075 49,571 69.3 11.6
Belçika 10.6 11.1 31,879 50,845 80.1 42.4
Fransa 11.0 11.3 31,073 45,497 82.3 25.7
İspanya 9.4 9.8 24,059 40,221 79.8 38.0
İtalya 9.5 10.2 22,526 44,148 66.6 30.1
Türkiye 6.7 8.5 10,024 27,645 41.5 14.4

Kaynak: Human Development Report 2015 Table 4 ve 5 Gender Development Index sayfa 220-224.

Tablo 1 B söz konusu ülkelerde kadınların ve erkeklerin satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen milli gelirlerinin İsviçre hariç açık ara kadınlar aleyhine olmasını şaşırtıcı ve üzücü bir sürpriz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelir farkının bu ülkelerde temelde eğitim-öğrenim farlılığından kaynaklanmadığı da Tablodan anlaşılmaktadır. Geriye dört olasılık kalmaktadır. İlki yüksek ücretli işlerin ve görev kademelerinin yoğun olarak erkeklerin elinde olmasıdır. İkincisi, gelişmiş konumda olmalarına rağmen bu ülkelerde cinsel ayırımcılık etkisinin azaltılabilme sürecinin yavaş işlediği/işletildiği olasılığıdır. Üçüncüsü ise kadınların aktif politik yaşama ve işgücüne katılım oranlarının göreceli düşüklüğünün bu farkı yarattığı akla gelmektedir. Dördüncüsü ise bu ülkelerde çocuklu annelerin çalışma yaşamlarının bir bölümünde pay-zamanlı işleri seçiyor olmaları da bu sonucu yaratmada rol oynadığı akla gelmektedir. Bu dört unsurun bir arada ortak etkisi olma olasılığı da yüksektir. Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler 2015 Human Development Report’a başvurabilirler.

Tablo 1 den kadınların parlamento üyesi olma oranlarının da kadınların işgücüne katılımına paralel bir görünüm gösterdiği de görülmektedir. Kadınların parlamento üyesi olma oranlarının düşük olduğu ülkelerin (İngiltere hariç) Japonya, Güney Kore ve İsrail gibi diğer ülkelerden kültürel farklılık gösterdikleri de gözlemlenebilmektedir.

İnsani Gelişme İndeksi sıralamasında 72 inci sırada yer alan Türkiye’nin konumu Tablo 1 B de yer alan verilerin doğal yansıması olduğu da çok açıktır. Ayrıca, Türkiye’deki eğitim içeriği ve kalitesinin de Tablo 1 de yer alan diğer ülkelerden geride olduğu da ileride göreceğimiz PISA ve TIMMS verilerinden açıkça gözlemlenecektir. Continue reading ‘En Önemli Doğal Kaynak İnsan Beynidir’

Doğum Kontrolü Yapmayan Müslüman Ülkeleri ve Aileleri Ne Bekliyor?

Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, TÜRGEV’in yirminci kuruluş yıldönümü toplantısında yaptığı konuşmada “… Zürriyetimizi artıracağız diyorum. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz. Rabbim ne diyorsa, sevgili peygamberim ne diyorsa biz o yolda gideceğiz. Birinci derecede görev annededir[1]” görüşünü dile getirdiği yazılı ve görsel basında yer almıştır. Cumhurbaşkanı’nın daha önce de, Kayseri’de katıldığı bir düğünde 5 çocuk önerisinde bulunduğu basına yansımıştı[2]. Başbakanlığı döneminde ise, Bosna Hersek’i ziyaret ettiğinde Saray Bosna Üniversite’sinde yaptığı konuşmada da konuk olduğu ülkeye 5 çocuk uyarısında bulunmuştu[3]. Cumhurbaşkanı politikaya girdiğinden bu yana, topluma çok çocuk sahibi olma konusunda birçok kez uyarıda bulunmuştur. Ben, yurttaşlarımızın ve Müslüman ülke halklarının böyle bir öneriye ve uyarıya gereksinimleri olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, biraz sonra veriler eşliğinde de açıklayacağım üzere, şimdiye kadar en yüksek düzeyde nüfus artışını sağlaya geldiler. Müslüman ülkelerin, çok çocuk sahibi olmak yerine, ana-çocuk sağlığına ve nitelikli lâik eğitime ağırlık vermelerinin ulusal çıkarları, ulusal güvenlikleri, ülkelerin ve halklarının gönenci açısından daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncelerimi okurlara bazı veriler eşliğinde açıklamak amacıyla bu yazıyı hazırladım. Türkiye’nin nüfusu 1927 yılında 13,648,270 iken, 2015 yılı sonunda 78,741,053 e yükselmiştir. 87 yılda ülkede yaşayan nüfus 4.8 kat artmıştır. Buna yurt dışına göç etmiş ve orada artmaya devam eden yurttaşlarımızın sayısı dahil değildir. Türkiye bu nüfusu ile dünya ülkeleri arasında 18 inci sırada bulunmaktadır. TÜİK’in geleceğe yönelik hesaplamalarına göre, nüfus 2023 yılında 84.2 milyonu aşacak ve 2050 yılında da 93.4 milyonun üzerine çıkarak tavan yapacaktır. Görüldüğü üzere, Türkiye’nin de nüfus artışı yönünden endişe edeceği bir durum yoktur. Sanal ortamda yer alan “Nüfusa göre İslam Konferansı Örgütü üye ülkeler sıralaması” başlıklı bilgiye göre, üye 57 Müslüman ülkenin nüfusu 1,468,119,824 kişidir. Bu sayı dünya nüfusunun yüzde 21.5 na eşittir[4]. Bu 57 ülkeden nüfusu yüksek olan ve önde gelenlerinin 1978-2012 dönemindeki 34 yılda başta nüfus artışları olmak üzere bazı göstergelerde ortaya koydukları çabaları tablolar eşliğinde okurlarla paylaşmak istiyorum. Tablo 1 de anılan dönemde seçilen ülkelerin nüfus artışları ile günün ABD doları cinsinden kişi başına düşen Gayrı Safi Milli Hasılaları karşılaştırılmaktadır. Bu bilgilerin karşılaştırmaya dayalı anlamlı bir sonuç verebilmesi için de Güney Kore’ye ilişkin aynı verileri tablolara koymakta fayda görüyorum. Tablo 1 den de görüleceği üzere, Müslüman ülkelerin yavaş nüfus artışı gibi bir sorunu yaşamamışlar, nüfusu dünyada en hızla artan ülkelerin ön sıralarında yer almışlardır. Tablo 1 dikkatle incelendiğinde incelenen 34 yıllık dönemde, Güney Kore’nin nüfusu sadece yüzde 36.6 oranında artmasına karşın kişi başına milli geliri 21 kat artmıştır. Güney Kore’nin kişi başına milli gelirindeki bu düzeydeki artış (dünyadaki tüm ülkeler için ayrı ayrı hesaplama yapmadığım için bu deyimi kullanacağım) sanırım bu dönemdeki en yüksek artıştır. Bu sonuç, Güney Koreli ailelerin gönencinde çok büyük bir artış sağlamış ve ülke barış ve huzuruna da önemli katkıda bulunmuştur.

Tablo 1 İslam Konferansı’na Üye Ülkelerden bazılarının 1978-2012 döneminde nüfus artışları ve kişi başına GSYİH değerleri (cari dolar değeri üzerinden) 2015 IMF uzman tahminleridir
  Ülkeler Nüfus 1978 milyon Nüfus 2012 milyon   Artış Yüzde   1978 K.B. GSYİH $   2012 K.B. GSYİH $   Artış Yüzde 2015 K.B GSYİH $
G. Kore 36.6 50.0 36.6 1,160 24,454 2,108 27,195.2
Endonezya 136.0 248.0 82.4 360 3,700 1,028 3,362.4
Pakistan 77.3 177.4 129.5 230 1,260 448 1,450
Bangladeş 84.7 155.3 83.4 90 858 853 1,286.9
Nijerya 80.6 168.2 108.7 560 2,739 389 2,742.9
Mısır 39.9 85.7 114.8 390 3,226 727 3,740.2
Türkiye 43.1 74.1 71.9 1,200 10,646 787 9,437.4
İran 35.8 76.2 112.8 2,160 7,710 257 4,877.1
Sudan 17.4 37.7 116.7 320 1,662 419 2,175.4
Fas 18.9 33.0 74.6 670 2,031 203 3,078.6
Cezayir 17.6 37.4 112.5 1,260 5,583 343 4,318.1
Afganistan 14.6 29.7 103.4 240 690 188 600.0
Uganda 12.4 35.4 185.5 280 656 134 620.2
S. Arabistan 8.2 29.5 259.8 7,690 24,883 224 20,612.6
Irak 12.2 32.8 168.9 1,860 6,649 257 4,819.5
Malezya 13.3 29.0 118.0 1,090 10,834 894 9,556.8
Yemen (*) 7.4 24.9 236.5 495 1,289 160 1,302.9
Mozambik 9.9 25.7 159.6 140 564 303 534.9
Suriye (**) 8.1 21.4 164.2 930 2,807 202 v.y.
Fildişi Sahili 7.8 21.1 170.5 840 1,281 53 1,314.7
Tunus 6.0 10.8 80.0 950 4,187 341 3,922.7
Libya 2.7 6.3 133.3 6,910 13,035 89 6,058.7

(*) Yemen, 1978 yılında Güney ve Kuzey Yemen olarak iki ayrı devlete bölünmüş olduğu ve iki devlet daha sonra birleştiği için 1978 yılı için kişi başına GSYİH iki devletin GSYİH ve nüfusları göz önüne alınarak yazar tarafın hesaplanmıştır. (**) Suriye’nin 2012 yılı için kişi başına GSYİH verileri kaynakta yer alan belgelerde yer almadığı için IMF veri tabanında yer alan son veri olan 2010 yılı kullanılmıştır. Kaynak: World Development Report 1980, World Bank, World Development Indicators 2015, World Bank. Buna karşın, Tablo 1 de yer alan Müslüman ülkeler içinde aynı dönemde en düşük nüfus artışı yüzde 71.9 la Türkiye’de gerçekleşmiştir. Buna rağmen Türkiye’de kişi başına milli gelirini, Güney Kore’nin üçte biri kadar, 7.9 kata yakın artırabilmiştir. Bana göre, Türkiye, 2003 yılından bu yana yüksek faiz politikası ile büyük ölçekli sıcak para çektiği için TL/dolar kuru gerçekçi olmaktan uzak kalmıştır. TL dolar karşısında gerçekçi değerini koruyabilmiş olsa idi, kişi başına düşen dolar cinsinden milli gelir değeri çok daha düşük düzeyde olacaktı. Bu konuyu tartışmaya burada girmeyeceğim. Bu konuda bilgi edinmek isteyenler, bu sitede daha önce yayınlamış olduğum “Ekonomi Bu Noktaya Nasıl Getirildi?” başlıklı yazıma www.hikmetulugbay.com/?p=625 bağlantısından erişebilir. TL’nin dolar karşısında değer yitirmesinin kişi başına milli geliri nasıl etkilediği de Tablo 1 in son sütununda görülmektedir. Tablo 1 de en dikkat çekici veriler Suudi Arabistan, Yemen, Fildişi Sahili ve Libya’ya aittir. Bu dört ülkenin nüfus artışları kişi başına milli gelir artışlarından daha yüksektir. Bu durum özellikle Yemen, Fildişi Sahili ve Libya bakımından büyük farkla böyledir. Tablo 1 de yer alan ülkeleri teker teker incelemeyeceğim. Onu okurlara bırakıyorum. Ancak tabloda yer alan ülkelerden özellikle petrol ve doğal gaz üretenlerin toplam GSYİH rakamları 1978-2012 döneminde petrol fiyatlarının anılan dönemde ham petrol fiyatlarının 12.79 dolardan 109.45 dolara çıkması ile çok ciddi boyutta arttığını, bunun da kişi başına düşen GSYİH rakamlarını yükselten temel olgu olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Ham petrol fiyatlarının uzunca bir süredir 50 dolar dolayında olmasının İran, Suudi Arabistan, Cezayir, Irak ve Libya’nın kişi başına milli gelirlerini nasıl etkilediği Tablo 1 in son sütunundan görülebilir. Tablo 1 incelenirken, 34 yıllık dönemde, doların satın alma gücünün düştüğünü de hatırda tutmak gerekir. O nedenle, ülkelerin nüfus artış oranları gerçek artışı gösterirken, kişi başına düşen milli gelir artışları reel artış olmayıp, dolardaki enflasyon etkisini de içeren yapay bir artışı göstermektedir. Kısaca kişi başına milli gelir gerçek artışları Tablo 1 de yer alan oranlardan daha düşük olduğunu hatırda tutmak gerekir. Bu bilgiler de göz önünde tutulmak kaydı ile şu husus çok dikkat çekicidir. Güney Kore’nin 1978 yılındaki kişi başına milli geliri Türkiye’nin gerisinde iken 2012 yılında bu ülkenin kişi başına milli geliri Türkiye’den yüzde 130 yüksek düzeye çıkmıştır. İki ülkenin kişi başına milli gelirleri arasında farkın bu boyutta açılmasında iki neden çok önemlidir. İlki ekonomik yapı ve ekonomik büyüme farklılıkları, ikincisi ise 34 yılda Türkiye’nin nüfus artışının Güney Kore’nin 2 katı olmasıdır. Yüksek nüfus artışının kişi başına geliri ve dolayısı ile gönenci nasıl etkileyeceğini kısaca gördükten sonra, şimdi de aynı ülkelerin orta öğretim çağındaki nüfusun ortaöğretim kurumlarına kayıt oranlarının nasıl değiştiğini ve işgücüne katılım oranlarının ne boyutta kaldığına göz atalım. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir. Continue reading ‘Doğum Kontrolü Yapmayan Müslüman Ülkeleri ve Aileleri Ne Bekliyor?’

Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık

Aşağıda okuyacağınız metin, Köy Enstitülerinin 75 inci kuruluş yıldönümü için düzenlenen panelde sunulan konuşmanın kapsamlı şeklidir. Zaman kısıtı nedeniyle, bu metnin kısa bir özeti toplantıda sunulabilmiştir.  

Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı yöneticilerini, Köy Enstitülerinin 75 inci kuruluş yıldönümünde (17 Nisan 1940), “Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık” konulu bir toplantı düzenledikleri için kutluyor ve bu toplantıya panelist olarak beni de çağırdıkları için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Eğitimde, ekonomide ve enerjide bağımsızlık konusunu bazı ön saptamalar yaptıktan sonra işlemenin daha doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum. Çağımız modern ve yüksek teknolojiye dayalı ekonomilerinin sağlıklı, başarılı, kaliteli ve verimli büyümesi ve bu büyümeyi sürdürebilmesi için şu başlıklar altında toplayabileceğimiz; 1) iyi eğitilmiş kaliteli insan beyni ile birlikte 2) sunumu güvenli ve kesintisiz sağlanan kıt ve stratejik maden ve mineraller ve 3) yine aynı şekilde sunum güvenliği sağlanmış kaliteli enerji ile 4) sermaye kaynaklarına gereksinimi vardır. Ancak hemen şunu vurgulamak gerekir ki, doğa özellikle kıt ve stratejik maden ve mineraller ile enerji kaynaklarını coğrafyalar ve ülkeler arasında dengeli ve adaletli dağıtmamıştır. Doğa kaliteli insan beynini ülkeler arasında daha dengeli ve adaletli dağıtmış görünse bile, bazı ülkeler, doğanın kendilerine cömertçe verdiği bu en önemli kaynağı, eğitim sistemleri ile köreltmek için büyük çaba ve özen göstermektedir. Sermaye ise doğanın dağıttıkları ile nitelikli eğitimle donanmış insan aklının bir araya gelmesi sonucu emek ve aklın ortaklaşa yarattığı ürün olarak oluşmaktadır.

Önce, doğanın karbon kökenli enerji kaynaklarını dağıtışına kısaca göz atmak istiyorum. Doğa düşük vasıflı enerji kaynağı linyiti oldukça dengeli bir şekilde dağıtırken, daha nitelikli taş kömürünü daha dengesizce dağıtmış olduğunu görürüz. En kaliteli enerji kaynakları olan doğalgaz ve petrolün ülkeler arasındaki dağılımı ise çok daha adaletsiz bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu iki enerji kaynaklarının dünyadaki dağılımlarına ilişkin bilgiler Tablo 1 ve 2 de yer almaktadır.

Tablo 1Ülkeler itibariyle 2013 yılında doğalgaz rezervleri

(milyar metre küp)

İran 33,600
Rusya 32,900
Katar 25,630
S. Arabistan 7,167
B. A. Emirlikleri 6,071
A.B.D. 5,997
Nijerya 5,210
Venezuela 4,708
Cezayir 4,502
Irak 3,170
Kazakistan 2,832
Türkmenistan 2,832
Endonezya 2,659
Avrupa Birliği 2,476
Malezya 2,350
Çin 2,265
Norveç 1,841
Liste toplamı 146,210
Dünya Toplamı 175,400
Liste/Dünya % 83.4
Türkiye 0.218

Kaynak: IEA-2012 ce CIA-World Factbooks

Bazı kaynaklar, Tablo 1 de yer alan ülkelerden Rusya’nın doğalgaz rezerv toplamını 47,570 milyar metre küp, ABD’nin rezervlerini 6,930 milyar metre küp ve Türkmenistan’ın rezervlerini ise 7,500 milyar metre küp olarak vermektedir. Diğer ülkelerin rezerv rakamlarında da kaynaklara göre bazı küçük farklılıklar yer almaktadır. Bu hususları da akılda tutarak, Tablo 1 yer alan 16 ülke ile Avrupa Birliği dünya toplam doğalgaz rezervlerinin yüzde 83.4 den fazlasına sahip bulunmaktadır. Buna karşın üç ülke; İran, Rusya ve Katar dünya doğalgaz rezervlerinin en az yüzde 52.5 una sahip durumdadır. Rusya için verilen yüksek rezerv rakamı göz önüne alındığında bu oran yüzde 60 a yaklaşmaktadır. Tablo 1 den de görüldüğü üzere Türkiye’de halen bulunabilmiş doğal gaz rezervinin 218 milyon metre küp olduğu tahmin edilmektedir.

Tablo 1, dünya ülkelerinin çok büyük ölçüde, başta Rusya, İran ve Katar olmak üzere ve daha sonra da daha düşük ölçekte B.A.E., Nijerya, Venezuela, Cezayir, Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Endonezya, Malezya gibi ülkelere bağımlı durumda olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye ise, ülkesinde yeterli aramaları yapmadığı ve kaynak çeşitlenmesine gereken önemi vermediği için halen doğal gazda Rusya ve İran’a çok büyük boyutta bağımlı bulunmaktadır.

Türkiye’nin Doğal gazdaki bağımlılığına çözüm önerilerimi, petrol rezervlerinin dağılımını inceledikten sonra iki enerji kaynağına ilişkin olarak ele alacağım. Tablo 2 de petrol rezervlerinin ülkeler arasında dağılımı yer almaktadır.

Tablo 2Ülkeler itibariyle 2013 yılında petrol rezervlerinin durumu (milyar varil olarak)
S. Arabistan 267.02
Venezuela 211.17
Kanada 173.63
İran 151.17
Irak 143.10
Kuveyt 104.00
B.A.E. 97.80
Rusya 80.00
Libya 47.10
Nijerya 37.20
Kazakistan 30.00
ABD 26.54
Katar 25.41
Çin 20.35
Brezilya 13.99
Angola 13.50
Cezayir 12.20
80 ülke <10.00
117 ülke 00.00
Türkiye 0.27
47.00<ülkeler toplam 1,274.99
Ortadoğu 788.50
Dünya 1,490.00

Kaynak: EIA, OPEC ve Wikipedia

Tablo 2 den de görüldüğü üzere, 2013 yılı itibariyle dünyada varlığı saptanmış ve çıkarılabilir petrol varlığı 1,490 milyar varil düzeyindedir. Tablo 2 den de görüldüğü üzere rezerv varlığı 47 milyar varilin üzerinde olan dokuz ülkenin sahip olduğu toplam rezerv 1,274.99 veya dünya petrol rezervinin yüzde 85.57 sini oluşturmaktadır. Türkiye’nin bulunmuş ve çıkarılabilir petrol rezervinin ihmal edilebilir boyutta olduğu görülmektedir.

Aynen doğal gazda olduğu gibi farklı kaynaklar, ülkeler için farklı rezerv rakamları vermektedir. Bu bağlamda en dikkat çeken ülke ise Venezuela’dır. Bazı kaynaklar bu ülkenin rezerv rakamını 296.50 milyar varil olarak vermektedir.

Tablo 2 petrol kaynaklarının da aynen doğalgaz kaynakları gibi doğada son derece dengesiz dağılmış olduğunu açıkça göstermektedir.

Hemen tüm dünya ülkelerinin yoğun olarak bağımlı oldukları doğalgaz ve petrol gibi temel ve kaliteli enerji kaynaklarında göreceli de olsa bağımsızlıklarını nasıl güven altına aldıklarını, tarihin ışığında açıklamaya başlamadan önce, iki kavram üzerinde durmak isterim. İlki, bazı ülkeler, enerji kaynaklarına yönelik bağımlılıklarını, bu kaynaklara sahip veya bu kaynakların ticaretinin denetimini büyük ölçüde elinde bulunduran ülkelerin insafına bırakmıştır. Üzülerek belirtmek gerekir ki Türkiye de geniş ölçüde bu gruba dahil bulunmaktadır. Bu ülkeleri enerjide tam bağımlı ülkeler olarak tanımlamak gerekir. İkinci grup ülkeler ise, enerji kaynakları gereksinimini ve karşılanmasını çok bilinmeyenli bir denklem gibi çözen ve hangi enerji kaynağını ne ölçüde kullanacağını ve kullandığı enerji kaynaklarını sağlamada hangi ülkeye ne kadar pay vereceğini kendisi belirleyen ülkelerdir. Bu ülkeleri de, enerjide sınırlı ve sağlıklı olarak sürdürülebilir bağımlılığı olan ülkeler olarak tanımlayabiliriz. Türkiye’nin de içinde bulunduğu için üzülmemiz gereken bu ilk gruba giren ülkeler ve sorunlarına ilişkin olarak çözümleri ikinci grup ülkelerin tarihi süreç içerisinde bu konuma nasıl eriştiklerini inceleyerek değerlendirmek istiyorum. Continue reading ‘Eğitimde, Ekonomide ve Enerjide Bağımsızlık’

21. Yüzyıl İçin İnsan ve Planlama

Aşağıda okuyacağınız metin 30-31 Mayıs 2013 günleri arasında yer alan “21. Yüzyıl için Planlama” Kurultayı’nda “İnsan ve Planlama II” panel oturumunda tarafımdan sunulan görüşlerin tam metnidir. Kurultay’daki haklı süre kısıtlaması nedeni ile ancak çok özet olarak sunulabilmiştir.

“21. Yüzyıl için Planlama II” toplantısını düzenleyen Ankara Üniversitesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Araştırma ve Uygulama Merkezi’ne (KAYAUM) “İnsan ve Planlama II” oturumunda sizlere görüşlerimi açıklama olanağını verdikleri ve siz değerli katılımcılara da bizleri dinlemek üzere yaşamınızdan bir süre ayırdığınız için teşekkürlerimi ve saygımı sunuyorum.

Panel için seçilen “İnsan ve Planlama” başlığını, ben, ülkemizin insan kaynaklarını, 21. Yüzyılın şekillenmekte olan çağdaş yapısında bireysel olarak yaşam kaliteleri ile gönençlerini yükseltmek ve ülke olarak da içinde bulunulan çağın nitelikli ve önde gelen uygar bir üyesi olabilmek için nasıl bir toplumsal yapılanma oluşturmalıyız olarak algılamayı seçtiğim için görüşlerimi bu çerçevede sunmaya çalışacağım. Bu konuşmamda açıklayacağım görüşler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği ve Türkiye tarafından da 6 Nisan 1949 da kabul edilen ve 27 Mayıs 1949 tarihinde de yürürlüğe giren “İnsan Hakları Bildirgesi”nin tam olarak uygulanacağı anlayışına dayanmaktadır.

Durum Saptaması

İçinde bulunduğumuz çağda bireylerinin ve toplumlarının gönenci yüksek ülkeler ile ülkemiz arasındaki farklara ilişkin kısa bellek tazelemeleri yaparak sözlerime başlamak ve önerilerimi sunmak istiyorum. Zira ülke olarak 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olma savımız gereği ekonomik ve sosyal bakımdan dünyanın en büyük 22 ekonomisi ile yarışmak zorunda kalacağız. Bu konuda hazırladığım ilk veri serisi olarak Tablo 1 i paylaşmak istiyorum.

Tablo 1 de yer alan ülkelerin GSMG büyüklükleri göz önüne alındığında Türkiye, dünyadaki 186 ülke arasında 17 inci sırada bulunmaktadır. Ancak bu 17 inci sırada oluşun yanında kişi başına milli gelire baktığımızda kendimizi dünya sıralamasında 80 inci sırada buluyoruz. Ayrıca, salt GSMG büyüklüğünde Türkiye’den çok önde 2 inci ve 9 uncu sırada bulunan Çin ve Hindistan’ın kişi başına milli gelirleri de çok düşük düzeylerde yer almaktadır. Bu iki veri serisi de açıkça göstermektedir ki tek başına GSMG rakamı, çağdaş bir toplum yapısını yansıtmakta çok anlamlı bir gösterge olmaktan uzaktır. Dolayısı ile ülkemizin 21 inci yüzyıla yönelik planlarında GSMG büyüklüğü temelinde dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olmayı açıklamak yerine, kişi başına milli gelirimizle gelecekte olabildiğince kısa süre içinde ilk 25 veya 30 ülke arasına girmeyi hedeflemesi çok daha iddialı bir tercih olarak seçilmelidir. Ancak burada kişi başına milli gelir rakamının o düzeye çıkması sağlıklı ve adaletli bir gelir dağılımı eşliğinde sağlanması gerektiği de açıktır. Ancak böyle olursa sadece ekonomik büyüklük olarak değil aynı zamanda “sosyal gelişmişlik” bakımından da ön sıralardaki yeri hak eden bir toplum yapısına kavuşmuş olabiliriz. Tablo 1 den de görüldüğü üzere, 2010 yılı itibariyle İngiltere ve İtalya 31 ve 33 üncü sırada olup Japonya 28 inci sıradadır. Hedef bu şekilde seçilmez ise, Tablo 1 deki Hindistan, Endonezya ve Çin gibi gelir dağılımı bozuk, sosyal gelişme ve ekonomik gönencin topluma yansımadığı bir devlet görüntüsü verebiliriz. Diğer taraftan, kişi başına milli gelirde söz konusu düzeyi yakalayabilirsek GSMG büyüklüğünde de çok rahatlıkla ilk 10 içine girebiliriz.

 

Tablo   1

Atlas Yöntemine göre önde gelen   ülkelerin 2010 yılı Gayrı Safi Milli Gelirleri ve aynı metoda göre kişi   başına milli gelirleri ve sıraları

Ülkeler GSMGMilyar $ Sıra KB GSMGABD Doları Sıra
ABD

14,645.6

1

47,340

17

Çin

5,720.8

2

4,270

121

Japonya

5,334.4

3

41,850

28

Almanya

3,522.0

4

43,070

25

Fransa

2,749.8

5

42,370

26

İngiltere

2,377.2

6

38,200

31

İtalya

2,159.3

7

35,700

33

Brezilya

1,830.4

8

9,390

82

Hindistan

1,553.9

9

1,270

164

Kanada

1,475.9

10

43,250

23

İspanya

1,462.9

11

31,750

39

Rusya

1,403.9

12

9,900

79

Avustralya

1,030.3

13

46,200

20

Meksika

1,008.0

14

8,890

83

G. Kore

972.3

15

19,890

55

Hollanda

814.8

16

49,030

14

Türkiye

719.9

17

9,890

80

Endonezya

599.2

18

2,500

147

İsviçre

559.7

19

71,520

7

Belçika

499.5

20

45,840

21

Polonya

474.9

21

12,440

71

İsveç

468.8

22

50,100

13

Kaynak: Dünya Bankası, World Development Indicators 2012, Tablo 1.1

Ancak bu noktada hemen ülke olarak GSMG ile kişi başına milli gelirimiz arasındaki uçuruma neden olan ve kişi başına milli gelirimizin artışını yavaşlatan ve bazen durdurmaya yaklaştıran nedenleri de irdelemeli ve bu konularda neler yapmalıyız onu saptamalıyız. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir.

Tablo 2 yi değerlendirmeye girmeden önce bir gözlemde bulunmak istiyorum. Türkiye, seçili 22 ülke içinde kadın-erkek eşitliği sıralamasında sondan 3 üncü sıradadır. Tabloda bizden geride olan ülkeler Hindistan ve Endonezya’dır. Aynı şekilde 22 ülke arasında, kadınların en az lise ve dengi eğitim düzeyleri sıralamasında Hindistan’ın bir üstünde yer alırken, erkeklerde en az lise ve dengi eğitim alanların içinde son sırada bulunuyoruz. Tablodaki verilerden de kolayca anlaşılacağı üzere, GSMG büyüklüğünde dünyanın ilk 22 ülkesi içine giremeyen birçok ülke de kadın ve erkeklerin en az lise ve dengi eğitim oranlarında ülkemizden çok daha önde yer almaktadır. Bu konuda bilgi edinmek isteyenler Tablo 2 nin kaynak belgesine göz atabilirler. Kadın ve erkeklerin Bu Tablodaki çok ilginç bilgilerden birisi Çin’in kadın-erkek eşitliğinde ABD’den önde yer alması ve İngiltere’den bir basamak geride olmasıdır. Tablo 2 nin bizlere “21. inci Yüzyıl için Planlama” çalışmalarında kadın erkek eşitliğinde Türkiye’yi 186 ülke içinde ilk 30 içine girecek önlemler ve politikalar üzerinde durmamız gerektiğini çok açık bir şekilde göstermektedir.Elbette, en az lise ve dengi eğitimdeki görüntümüz hiç parlak değildir. Kadın ve erkek eğitiminde en az lise ve dengi öğrenim görmüşler için de “21. Yüzyıl için Planlama” çalışmaları 21. Yüzyılın ortasına varmadan 25 yaş ve üzeri kadın ve erkekler için yüzde 80 düzeyinde laik ve çağdaş eğitimi hedef almalıdır. Lise ve dengi eğitimin 25 yaş üzeri kadın ve erkekler için yüzde 80 düzeyine çıkarılması bireysel gönenç için gerekli olduğu gibi ulusal zenginliğin artması için de temel şarttır. Gelişmiş bir ekonomi olmanın en önemli kaynağı ne enerjidir ne de diğer doğal kaynaklardır. Onlar bana göre daha geri sıralardadır. Birinci sırada yer alan “nitelikli insan gücüdür.” Ülkemiz kadın ve erkekleri için 25-30 yıl içinde en az lise ve dengi laik ve çağdaş eğitim almışların oranının neden yüzde 80 ler düzeyine çıkarılması gerektiğini de bazı bilgiler eşliğinde değerlendirmek uygun olacaktır. Unutmamak gerekir ki, ancak laik ve çağı günü gününe takip eden eğitim programları ile insanların üretici ve yaratıcı nitelikleri geliştirilebilir.

Tablo   2

Kadın-erkek eşitliği endeksi sıralaması   ve 25 yaş ve üzerindekilerin en az lise ve dengi eğitim almışlık düzeyleri

Ülkeler K-E eşitliğiEndeksindekiSıra no Kadın en azlise ve dengieğitimli % Erkek en azLise ve dengiEğitimli %
ABD

42

94.7

94.3

Çin

35

54.8

70.4

Japonya

21

80.0

82.3

Almanya

6

96.2

96.9

Fransa

9

75.9

81.3

İngiltere

34

99.6

99.8

İtalya

11

68.0

78.1

Brezilya

85

50.5

48.5

Hindistan

136

26.6

50.4

Kanada

18

100.0

100.0

İspanya

15

63.3

69.7

Rusya

51

93.5

96.2

Avustralya

17

92.2

92.2

Meksika

72

51.2

57.0

G. Kore

27

79.4

91.7

Hollanda

1

87.5

90.4

Türkiye

68

26.7

42.4

Endonezya

105

36.2

46.8

İsviçre

3

95.1

96.6

Belçika

12

76.4

82.7

Polonya

24

76.9

83.5

İsveç

2

84.4

85.5

Kaynak: UNDP, Human Development Report 2013, Table 4 Gender Inequality Index. Continue reading ’21. Yüzyıl İçin İnsan ve Planlama’